Senai Demirci: Varlığa şiirimle katılmaktır derdim
Ocak 2, 2011
Senai Demirci’nin kelimelerle ve gönlüyle olan yolculuğuna şahit olduk..

Senai Demirci deyince aklımıza; merhametli bir doktor, kalemi kuvvetli bir yazar, iyi bir radyocu, sesi güzel bir sunucu, fedakar bir baba, duyarlı bir eş, hayırlı bir evlat, samimi mü’min geliyor. Pekiyi Senai Bey’e sorsak kimdir Senai Demirci ?
Aman sorma, çünkü tanımam Senai Demirci’yi. Senai Demirci, Senai Demirci kimdir, bilmez. Aklınıza gelen Senai Demirci olmak için çabalayan biridir sadece. Kardeşlerimin hakkımdaki şahitliğini kendim için bir dua olarak biliyorum. Sessiz ve sürekli, sözsüz ve içten bir duadır bu. Saydığınız sıfatların bende olmadığı ortaya çıktığında, ben mahcup olacağım siz de mahzun olacaksınız. Beni “iyi” sanan kullarını mahzun etmemek için, Rabb-i Rahîm’den ümidim o ki beni mahcup etmeyecek bir hâle getirsin. Her işini hikmetli yapan, her kuluna merhamet eden Rabbimizin, beni mahcup edecek sizi de mahzun edecek bir seçeneği dilemeyeceğini ümit ediyorum. Rahmetinden ümit kesmiyorum: “Rabbim beni sizin bildiğiniz gibi eylesin. Sizi de beni bildiğinizce eylesin.”
Üslubunuz yediden yetmişe herkesi etkiliyor. Sizi hiçbir cemaat, etnik köken ayırmaksızın seviyor ve takip ediyor. Senai Demirci’nin başarısındaki sır nedir? Sizce neden Senai Demirci bu kadar seviliyor?
Benim yazarlığım Risale çizgisinde yürüdü. Bediüzzaman Said Nursî’nin vahyi okurken ve seslendirirken yürüdüğü üslubu bulmaya çabaladım. İslam’ı insan olmaktan başlayarak anlamakla başlıyor bu üslup. Hazır kalıpları ve şablonlar üzerinden değil, her defasında yeni yağan bir yağmur gibi, sıfır noktasından hareketle inşa edilen yazılar yazmaya çalışıyorum. Somutlaştırırsak: Risale-i Nur’da “bizim dinimize göre” diye başlayan ve süren bir cümle yoktur. Bir defa din “bizim”leştirilemez, herkese ait bir rahmettir. İkincisi, “dinimize göre” tabiri, örtük olarak başka türlü “…göre”leri de varsayar. Oysa “tevhid” Allah’ı bir bilmekten fazlasıdır, hükmü ve hakikati de “bir”leştirmektir. Diyoruz ki “bir” olanın “şeriki/ortağı” yoktur; amenna. Öyleyse varlığın tüm kodları, insan olmanın dokusu bütünüyle Allah’a aittir, başkalarına “göre”ler olamaz. Bu durumda, eğer hak ise, her türlü “..göre” zaten “Allah’a göre”dir. Din hayatın içinde “bizim” diyebileceğimiz özel bir “kompartman” değil, hayatı ihya eden, Said Nursi’nin “hayatın hayatı” diye bildiği kuşatıcı bir gerçekliktir. Tıpkı gökyüzü gibi nereye gidersen git hep oradadır. Yeryüzü gibi nereye varırsan var hep oraya varırsın.
Cemaatimi, gördüğün gibi saklamıyorum. İnsan yetiştiren tek kurum cemaatlerdir. En beğenmediğin cemaat bile adam yetiştirir. Cemaatli olunmalıdır; başka türlü yetişmek mümkün görünmüyor. Ancak cemaatçi olunmamalıdır. Bu konuda hiçbirimizin mazereti yok; çünkü cemaatli olmak fiziki bir eylemdir; cemaatçi olmak kalbi bir eylemdir. Sizi kimse cemaatçi olmaya zorlayamaz. Kalbini zorlayamaz çünkü. Ben olabildiğince “sivil” kalmaya çalışıyorum; cemaatimin emeğiyle kazandıklarımın ümmetin bütününün hakkı olduğunu düşünüyorum. Söylediklerimin karşılığında taraftarlık gibi bir ücret beklemiyorum. Risale-i Nur’u tavsiye ettiğimde –ki bana göre vahiyle bizi en doğrudan buluşturan diri bir metindir-bile kalbime bakıyorum. Tavsiyemin onu “bir şeyci” olmaya değil, birilerinin taraftarı olmaya değil, mümin olmaya yönlendirdiğinden eminim.
Yazarken, kendimi bulaşık yıkayıcısı gibi görüyorum. Bulaşık yıkamak daha yalnız ve duru bir eylemdir. Yemek masasını herkesle paylaşırsın ama bulaşıkta yalnızsındır. Bir sonraki yemek masasına hazırlıktır bulaşık yıkamak. Yemeklerin en önemli detayıdır aslında. Görülmez, bilinmez, takdir edilmez. Yemek herkesin gündemidir ama bulaşık öyle değil. Bu yüzden, bilinen gündemi değil yüzyıllar sonra da gündem olacak gündemi izliyorum. Bilinen gündeme dair yazsam da o bilinmeyen gündeme yoruyorum.
Yıllar önce muhterem Ahmet Taşgetiren’den duyduğum bir ifade vardı: “mürekkebi kalbine bandırarak yazmak” Ahmet ağabeyin bunu söylemekle kalmadığını yaşadığını da biliyorum. Kalbime değmeyen cümleler kurmamaya çalışıyorum.
Yazmak için insanın bir derdinin olmasının gerektiğini söylüyor büyüklerimiz. Senai Demirci’yi yazmaya iten dert neydi?
Varlığa şiirimle katılmaktır derdim. Dikkat: “Varlığa şiir katmak” demedim. Varlık zaten şiir. Bunu da tıp tahsilimde öğrendim. Söylenmemiş her güzel ifadeyi insanlığın kayıp hazinesi olarak bildim. Onların elinden tutmaya, ayağa kaldırmaya çalıştım.
Gariptir tıbbı öğrenmek beni yazar olmaya teşvik etti. Belki de otuz yıl olmuştur. Kadıköy’deyim. Tıp fakültesi öğrencisiyim. Biraz burs param var elimde. Ya doktor dinleme aleti (stetoskop) alacağım-en iyi marka Littman ya da daktilo-en iyi markalardan biri Brother-alacağım. Seksenli yılların Kadıköy’ünde bir kırtasiye vitrininde gördüm o daktiloyu… Stetoskoptan vazgeçtim, Brother daktiloyu kaptım, evime döndüm. Sanıyorum o gün yazarlığı tercih ettim. Ama yine de doktor oldum. Baktım ki, kelimelere daha da düşkünüm, doktorluk tahsilini kesmeden yazmayı sürdürdüm. Hatta bir iki defa stajdan çaktım; hasta vizitlerinde hocanın anlattığına değil kullandığı kelime dağarcığına dikkat kesilirdim. Sonuçta “yazan Senai Demirci”nin “Dr. Senai Demirci”den daha çok derde deva olacağına inandım.
İlk yazınızın dergide yayınlanışında ve ilk kitabınızın kitapçı raflarında sergilendiğinde neler hissettiniz?
Çok ciddi bir onaylanmışlık hissi. “Aferin!”sesini duyuyorsun her hecede. Dergide yayınlanıyorsa, “olmuş” diyor birileri senin yazdığına çünkü. Kitapları görmek ise bambaşka… Ben dünyadan gitsem de ardım sıra konuşabileceğime inanıyorum. Kitabın kapağını, her halde, bir sarrafın değerli elmaslara dokunuşundaki keşif zevkiyle tutarım. Kâğıt kokusu ise bir sıla-yı rahim duygusu yaşatıyor.
Size yazmanız hususunda, teşvik eden birileri var mıydı? Varsa kimlerdi?
Olmaz mı? Bence hiç kimsenin yazı hayatı teşviksiz başlamaz. Benimle yaşıt oldukları halde Metin Karabaşoğlu yazı konusunda pirim kabul ederim. Murat Çiftkaya ile kader birliği ettik. Daha sonra Dr. Ali Mermer girdi devreye (şu anda Amerika’da). Yusuf Özkan Özburun da şairliğiyle bana yeni bir kanal açtı.
Kelimelerle yolculuğa başladığınızda ve noktayla sonlandırışınıza denk nasıl bir ruh haline bürünürsünüz?
Her defasında yazıya ürkerek başlarım. Ya olmazsa korkusu yaşarım. Sayfadan ve kalemden red cevabı almaktan korkarım. Ama bir başlayınca her zamanki yolu yürürmüş gibi hissederim. Kelimelerin içinde sürprizler vardır; onların suskunluğundan bir biçim ortaya çıkar. bir heykeltıraşın taşı yontmasında olduğu gibi bildik ama beklenmedik gelişmeler olur. Yazı çoğu kez planladığım gibi akmaz. Yazarken uğradığım bir detayda yeni bir yazı çıkar. Bazen konu çatallanır; bir türlü kalem oynatmaya cesaret edemediğim bir alanda akmaya başlar. O damarı da izlerim; gönlünü ederim. Gerekirse, o kısmı bir başka yazı olarak saklarım. Yazarken kelimeler şiirsel bağlarını kendileri kurarlar; ben sadece izlerim, akışına bırakırım. Bitirince ise o muhteşem doyum hali.. Bir hakikati daha kelimelere dökmüş olma mutluluğu. Elinde bir çoklarının arayıp bulamadığı, hatta aramasını bile bilmediği bir sır… Değerli bir hazine gibi. Bir an önce muhtaçlara gönderme telaşı.
Sürekli seyir halindesiniz. Kimi zaman imza günlerinde, kimi zamanda seminer nedeniyle sıklıkla yolculuk ediyorsunuz. Pekiyi Senai Demirci’nin içine doğru yolculuğu nasıl gidiyor?
Doğrudur; sürekli seyirdeyim. Ki şu anda bu cevapları da seyir halindeki bir arabada veriyorum. Yazma hızım şu anda 140 km/saat! Seyahat ve yazmak en çok sevdiğim iki şey. İçime yolculuğumu Kur’ân okuma saatlerinde, uçuşlarda yapmaya çalışırım. Sık sık bugünümün son gün olduğunu düşünerek yaşamaya çabalarım-ki bu da doğrudur bugün son bugünümdür. İçimde hüzünler, acılar, pişmanlıklar, günahlar var; herkes gibi. Ümitsizliğe düştüğüm an’lar da oluyor, sanki cennetin ortasındaymışım gibi ölsem ne gam dediğim zamanlar da oluyor. Gece namazına kalkabildiğim zamanlarda derin bir yalınlık ve yalnızlık yaşıyorum ki, kendi içimin kıpırtılarını hiç bitmez bir hazine gibi buluyorum. Kendimi gerçekleştirmemiş olarak dünyadan ayrılmaktan endişe duyuyorum ki öyle olacak…
Yürütmüş olduğunuz bir çok proje var. Şimdilerde de vahyin sesine okuyucularınızla beraber kulak veriyorsunuz. Bu projeden okuyucularımıza bahseder misiniz?
Kur’ân’la baş başa geçirdiğim vakitlerde elime avucuma gelenleri tefsir veya meal iddiası olmaksızın paylaşmak istedim. Vahyin Bin Bir Sesi böylece ilk ürününü verdi. Kur’ân dilinin bir “ana şefkatiyle” konuşması beni çok etkiledi. Rabb-i Rahimimiz bizi hiçbir şekilde gözden çıkarmıyor; bunu çok iyi anladım. İnsanların mealin vahyin anlamına kaçınılmaz uzaklığı ile tefsirlerin göz korkutan detayları arasında bocalaması rahatsız etti beni. Vahyi bir nehir gibi düşünüyorum; o nehir hep akıyor, her yere uğruyor; her mevsimde farklı sesler çıkarıyor. Kıyısında duran herkese ayrı sırlar veriyor. Nehrin akıntıları derinliğine göre değişiyor; aşağı yukarı sağa sola gidip geliyor. Sadece yüzeydeki akıntıdan ibaret değil. Ve bu nehir yaşıyor ve içinde yaşayanlar var, uğradığı yerde de hayatı başlatıyor. Mealin kuruluğu ile tefsirin teknik tafsilatı arasında bir yerde mealin de hakkını veren ama tefsir iddiası da taşımayan bir tabir buldum: ayetin “anlam yatağı” Vahyin Binbir Sesi, vahyi incitmeden ve kuşatmaya kalkmadan, vahiyden vahye doğru bir salınışı temsil ediyor. Kısmetse, bir ömür bu seriyi sürdüreceğim inşaallah. Benim için bir yazının kalite kriteri, ben yazarken heyecanlanıp heyecanlanmadığımdır. Beni heyecanlandırmayan, bana sürpriz yapmayan bir yazının okuyucuyu da heyecanlandırmayacağı kanaatindeyim. Her kitapta heyecanlandım ama Vahyin Binbir Sesi’nde bir başka heyecanlandım.
Genç yazar adaylarına yazarlık hususunda tavsiyeleriniz nelerdir?
Klasik olacak ama çok yazsınlar ve daha da çok okusunlar. Yazı ancak yazarak yazılır. Okumak da, bizden önceki deneyimleri toptan yaşamaya denk gelir. Daha önceki yazarların yazdıkları bizim için eşsiz bir hazinedir. Kısa cümleler kursunlar. Duru bir dili tercih etsinler. Ara sıra lügat de okusunlar. Okuyucuları ile aralarındaki ilişki merhamet eksenli olsun. Meydan okumasınlar okuyucuya, kalbinin elinden tutsunlar, ayağa kaldırsınlar. Bir de şu: yazı, yazı yazmak için yazılmaz. Edebiyat, edebiyat için değildir. Edebiyat hak içindir. Yazı gerçeğin hatırına vardır. Hakikatsiz edebiyat denizsiz köpük gibidir. Köpük denizle güzeldir ancak. Deniz de köpükle güzeldir. Ne denizi köpüksüz bırakın, ne köpüğü denizsiz tutmaya çalışın. Hakikatsiz bir yazı kulluk sorumluluğuna aykırıdır. O yazıya harcadığın vaktin ve o yazıyla harcattığın vakitlerin hesabını veremezsin. Hepsinden önemlisi; hep yeni şeyler söylesinler. Şablonla düşünmesinler. Vahye muhatap olan “hep yeni şeyler söyler cancağızım.”
Hangi tür kitapları okumayı tercih ediyorsunuz? Kitap seçiminde dikkat ettiğiniz hususlar nelerdir?
Siyasal kitaplarla başım hoş değil. O alanda zaten çokça yazan var. Şiir kitaplarını kaçırmam. İçine doğru yazan, iç’ten yazan yazarları okumayı tercih ediyorum.
Sizi en çok etkileyen yazar kimdir? Hangi eseridir?
Allah ve en son(unda) çıkan kitabı Kur’ân
Unutamadığınız bir seminer ya da imza günü anınız var mı? Bizimle paylaşır mısınız?
Hepsi birbirinden güzel ve semereli hamdolsun. En son geçen hafta özel bir dinleyici grubuna,Yusuf Kıssası’nı anlatıyordum. Elimde Kur’ân vardı. Yusuf Sûresi’nin bir sayfasındayız. Anlatacağım şeyleri az buçuk biliyorum, ne kadar anlatacağımı da planlamıştım. Ama o sayfadaki iki ayetin daha önce hiç duymadığım özel fısıltılarını duydum. Bıraktım kendimi. Konuşmaya başladım. Sayfaya bakarak konuşuyorum ama tamamen plansız konuşuyorum. Konuşulanlar benim de önceden duymadığım, hiç dillendirmediğim şeyler. Bir taraftan konuşuyorum diğer taraftan yeni yorumumun önceki ve sonraki ayetlerle onaylanıp onaylanmadığını kontrol ediyorum. Öyle tatlı bir akışa kaptırmışım ki kendimi sayfanın sonuna kadar o yorum her bir ayetle yeniden onaylandı, yeniden seslendirildi. Birkaç defa sesim titredi. Ağlayacağım diye korktum. Konuşma bittiğinde hepimiz gözyaşları içindeydik. Haza min fazl-ı Rabbî
Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Son olarak okuyucularımıza paylaşmak istediğiniz bir şeyler var mı?
Bu söyleşiyi okumaya vakit ayıranlara ben teşekkür ediyorum. Günahımıza rağmen bizden ümit kesmeyen Allah’tan rahmetine rağmen ümit kesersek ayıp etmiş oluruz. Zümer 53’deki zarif vurgu çok önemli: Ey kendilerini israf eden kullarım benim; Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz…” Burada demek isteniyor ki, “Ben günahınıza ümit kesmiyor ve size hâlâ ‘kullarım benim’ diyorum. Siz rahmetime rağmen Benden ümit keserseniz, yazık edersiniz kendinize…”
Mehmet Beydemir
Kaynak: HaberKültür.Net
Yakup Tutum Kimdir?
Kasım 6, 2009
Kendi anlatımından Yakup Tutum…
Ağustos’un 22’sine rastlayan bir günde dünyaya gelmişim. Sıcak bir kişiliğe sahip olmamda bu sıcak ayda doğmamın etkisi var mı bilemiyorum…

Yakup Tutum
Hayata, Manisa Turgutlu’da ‘merhaba’ demişim. Daha küçük yaşlarda İzmir’e taşınmışız. Hayatımın kısa bir zaman öncesine kadar olan bölümünü bu batı şehrinde geçirdim. Hayatımda bir çok farklı alanlarda kendimi geliştirmeye çalışan bir insanım. Bir çok kişisel gelişim kursuna gittim. Gelişim yolculuğumda bana faydası olacak çok farklı kesimlerden ve meslek gruplarından insanlarla dostluklar kurdum. Yaklaşık 5 yıl önce Dr. Muhammed Bozdağ ile tanışmam benim için bir dönüm noktasıydı. O’nun yönlendirmelerini hala üzerimde görüyor olmam, beni mutlu ediyor.
Radyoculuk yaptım 5 yıla yakın süre. Ege Bölgesi’ne yayın yapan, İzmir’in en büyük radyolarından Yıldız FM ve Başak FM’de çalışma imkanı buldum. Radyoculuk yaşamımda bir çok farklı alanlarda yaptığım programlarla hem kendime hem de dinleyicilere faydalı olmaya çalıştım. Aldığım sayısız mektup, mail ve telefon bu yolda güzel adımlar attığıma işaret ediyor. Radyoculuk yaşamımda üzerimde çok emekleri olan Vedia Taştekin’i minnetle anıyorum.
Yazmaya çok küçük yaşlarda başladım. Çeşitli dergilerde yazılarım yayınlanmaya devam ediyor. Yakında uzun bir süredir üzerinde çalıştığım kitabımı yayına sunacağım. Amacım, bilgilenme sürecimdeki bana kalan bilgi kırıntılarını insanlara sunmak.
İstanbul’da yaşıyorum. Radyoculuk hayatım devam ediyor. Şuan Samanyolu TV bünyesindeki dünyanın en büyük radyolarından Burç FM’de arka planda çalışmaya devam ediyorum.
Ayrıca Ege Bölgesi’nde yayın yapmakta olan Yıldız Fm’de yağmur adıyla dini içerikli bir programım Pazar akşamları yayınlanmaya devam ediyor. Son olarak da ulusal radyolardan Marmara Fm’de programlar yapıyorum.
Abdülkadir AKGÜNDÜZ
Eylül 21, 2009

Abdülkadir AKGÜNDÜZ
Abdülkadir AKGÜNDÜZ’ün özgeçmişi
1968’de Diyarbakır’ın Çermik ilçesine bağlı Hamambaşı’nda doğdu.
İlkokulu Çermik’te bitirdi.
Ortaokulu Diyarbakır’da tamamlayıp 1986’da Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi’nden mezun oldu.
1992’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.
1994’te Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde Yüksek Lisans (Master) yaptı; 1997’de Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Doktora’ya kaydoldu. Akademik çalışmalarını sürdürmektedir.
Üniversite tahsili için İstanbul’a geldiği yıl Bâbıâlî’ye (Cağaloğlu) girdi. Uzun yıllar çeşitli dergilerde yazı işleri müdürlüğü, şirketlerde genel müdürlük, eğitim ve yönetim danışmanlığı görevlerinde bulundu. Türkiye’nin önde gelen firmalarına eğitim ve yönetim danışmanlığı yapmaktadır. 10 yıla yakın bir süre Sâdâbâd isimli radyo programını hazırlayıp sundu.
Başbakanlık Sarı Basın Kartı sahibi olan Akgündüz edebiyat, şiir, İstanbul gibi kültür-sanat konularıyla zekâ, dehâ, başarı, yönetim, liderlik, kalite, verimlilik, satış, müşteri memnuniyeti, motivasyon, performans gibi kişisel gelişim konularında zengin bir kütüphâneye sahiptir. Akgündüz’ün 10 civarında şiiri bestelendi.
1995’te yayınlanan “Pratik ve Huzurlu Yaşamanın Yolları” isimli geniş araştırma ve telif eseri, çeşitli kollejlerde “Yardımcı Ders Kitabı” kabul edildi.
NLP, işletmecilik, liderlik, yöneticilik, satış, perakendecilik, hipnoz, hitabet ve diksiyon gibi kişisel gelişim ve yönetim alanlarında dünya çapında eğitmenlerden sertifikalı eğitimler aldı.
Kişisel gelişim ve yönetim alanlarında yazı, kitap, dergi, konferans, seminer, radyo programları, eğitim ve yönetim danışmanlığı gibi faaliyetlerini sürdüren Akgündüz; Haziran 2001’de Genç Beyin Yayınları’nı kurdu ve kişisel gelişim, değişim, işletmecilik, liderlik, yönetim, zekâ gibi alanlarda 8 kitapla piyasaya girdi. Nisan 2002’de “Türkiye’nin en çok satan ve okunan” ilk kişisel gelişim dergisi Genç Beyin’i yayınlamaya başladı. Genç Beyin dergisi 3 bin satışla başlayan başarı ve mutluluk yolculuğunu “72 milyon Turkiye’de 7.2 milyon Genç Beyin”e doğru yol alarak sürdürmektedir. Genç Beyin halen bayilerde ve kitapçılarda en çok satılan dergi durumundadır.
İngilizce, Arapça, Farsça bilen Akgündüz evli ve ikisi erkek, biri kız üç çocuk babasıdır.
Abdülkadir AKGÜNDÜZ’ün Genç Beyin Yayınları arasında çıkan ve büyük ilgi gören kitapları şunlardır:
- Pratik ve huzurlu yaşamanın yolları
- Eş seçiminde püf noktalar
- Mutlaka başarılı olma sanatı
- Dâhînin el kitabı
- Meşhur işadamlarının 100 ortak prensibi
- Lider yöneticinin el kitabı
- Profesyonel patronların başarı sırları
- Ezberlenecek vecizeler
Bilgi için: Genç Beyin, İskenderpaşa Mah. Değnekçi Sk. No: 13 34080 Fatih/İSTANBUL
Tel: 0 212 533 97 00 – 533 50 55
Kaynak: www.gencbeyin.org
Dr. Muhammed Bozdağ
Eylül 21, 2009

Dr. Muhammed Bozdağ
ÖZGEÇMİŞ:
Genel Bilgiler:
- 1967, Trabzon-Akçaabat Arpacılı Köyü doğumlu,
- Evli ve üç çocuk babası,
- Kamu yöneticiliği, yazarlık, radyo ve televizyon sunuculuğu, iletişimcilik,
- Akademik doktor, eğitimcilik, iyi derece İngilizce, bilgisayar yazılımları kullanımı…
Eğitim Kariyeri:
- İlk/orta:Arpacılı Köyü İlk ve ortaokulu (1973-1981)
- Lise: Kastamonu İnebolu Devlet Parasız Yatılı Lisesi (1982-1985)
- Üniversite: ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümü (1985-1990)
- Mastır: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler: “TBMM’nin Verimliliği” (1991-1995)
- Doktora: Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler: “AİHM Kararları Çerçevesinde Türkiye’de Siyasi Partilerin Kapatılması” (2000-2003)
Mesleki Kariyeri:
- TBMM Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğü, Yasama Uzman Yardımcısı (1992-1994)
- TBMM Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğü, Yasama Uzmanı (1994-2003): Sivas Olaylarını, Güneydoğu Olaylarını, Siyasi Partilerin Malvarlıklarını Araştırma; Otoyol ihaleleri, ambulans alımlarını soruşturma ve KİT Komisyonlarında raportörlük.
- TBMM, Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğü, Müdür Yardımcısı (2003-2005)
- TBMM, Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, Müdür Yardımcısı (2005-Devam ediyor)
Yayınlanan Eserleri (2008 itibariyle):
- Düşün ve Başar (Nesil Yayınları, ilk basım 1999, 146. Baskıda)
- Ruhsal Zeka (Nesil Yayınları, ilk basım 2000, 195. baskı)
- İstemenin Esrarı (Nesil Yayınları, İlk basım 2002, 110. baskı)
- Sonsuzluk Yolculuğu (Nesil, ilk basım 2005, 110 bin)
- Sevgi Zekası (Yakamoz Y., ilk basım 2007, 45. Baskı)
- Türkiye’de Siyasi Parti Kapatma: Laiklik Bölücülük Sorunu (Doktora Tezi, 1 Basım, Nobel)
Sosyal Eğitsel Etkinlikler:
- Hızlı ve Etkili Öğrenme Eğitmenliği (2000 öğrenci mezuniyeti)
- Kültürlararası Araştırma ve Dostluk Vakfı Kurucu ve Başkanlığı (1999-2002)
- Yurt İçinde ve dışında çok sayıda başarı ve motivasyon konulu seminerler
- Muhtelif gazete ve dergilerde makaleler ve çok sayıda radyo konuşması
- TRT Int Kanalında Sonsuzluk Yolcusu isimli haftalık program (2004-2005)
- STV Kanalında Hayat Dersi adında günlük program (2008—)
İletişim Bilgileri
- Adres: PK 44 Kavaklıdere Ankara
- Web: Yetenek.Com, Muhammedbozdag.com
- Doğrudan E-posta: mbozdag@yetenek.com
Prof. Dr. Ahmet MARANKİ
Eylül 17, 2009

Ahmet Maranki
Ahmet Maranki 1956 yılında İnebolu’da doğdu. Liseyi İstanbul’da bitiren yazar ilk önce Tütün Eksperleri Yüksek Okulu’nu bitirip 1976 yılında stajını tamamlayarak devlet görevine başladı. Sırasıyla 1981 yılında İstanbul Üniversitesi T. Endüstri Mühendisliği’ni, 1986 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Siyaset Bölümünde ‘master’ını, 1990 yılında aynı bölümün Sosyal Siyaset Çalışma Ekonomisi Endüstri İlişkileri alanında doktorasını tamamladı. 1991 yılında ABD’de mesleki alanda mahalli idareler, sosyal güvenlik sistemleri ve tarım alanında doktora üstü bilimsel çalışma ve araştırmalarda bulundu.
1993 yılında SSCB’nin yıkılmasıyla Azerbaycan devletinin talebi üzerine, T.C. adına görev yaptığı ilgili birimin baş uzmanı olarak araştırmalar yapmak ve üniversitelerde ders vermek üzere görevlendirildi. T.C. adına Azerbaycan Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BMT) U.N.D.P, UNV birimlerinin kalkınma programları çerçevesinde devlet ve özel üniversitelerinin planlı ekonomiden pazar ekonomisine geçişleriyle ilgili “Principles Marketing”, International Economic Organization”, “International Marketing”, “Islam Economy Relation” ders programlarının hazırlanıp uygulanmasında “University Lecturer” unvanıyla “Specialist” olarak diplomatik statüde görev yapan yazar, Azerbaycan Millî Meclisi’nde danışmanlık yapmış olup, bu çalışmalarını “Türkiye Azerbaycan Haricî İktisâdî Alakaları” , “Agent Mukaveleleri” adlı kitaplarıyla yayınlamıştır.
Ahmet Maranki yaptığı bu ve burada kaydedilmeyen çalışmalarıyla 1998 yılında Azerbaycan’da “Yılın En Başarılı Yabancı Bilim Adamı” seçilmiştir.
BMT’nin Unesco ve Avrupa Birliği nezdinde kurularak faaliyet gösteren IPA-International Personel Academy’de görev yapan yazar; yaptığı bu ilmî çalışmalar, hazırlanan ders programları ve bunların uygulanması, yayınlanan kitaplar ile ilmi şura kararıyla “Univesity Lecturer” göreviyle “Economy” alanında profesör unvanı alarak ‘Ateste’ edilen tek T.C. vatandaşıdır.
Kafkasya ve Azerbaycan’da kaldığı bu sürede yazar, SSCB’nin çağdaş dünyaca bilinmeyen yönleriyle ilgili stratejik ve kozmik araştırma merkezlerinde eğitimde bulunarak ekstrasens ve bioenerjist unvanını almıştır.
Yazar eserlerinde de görüleceği gibi T.C.’deki devlet görevi sırasında meslekî çalışmaları yanında, 1987′de Ortadoğu’daki İran-Irak Savaşı sırasında Musul-Kerkük bölgesinde Türkmenlerle ve Suudi Arabistan’da İslam konferansıyla ilgili, 1990 yılında Balkanlarda ve Bulgaristan’daki Türklere uygulanan asimilasyon ve tehcirle ilgili, 1991 yılında ABD’de Müslüman-Kızılderililerle ilgili, 1993′ten günümüze kadar da Kafkaslardaki Türkler ve bilhassa Azerbaycan’la ilgili çeşitli kuruluşlarla işbirliği içinde görev yapmıştır. Bu çalışmalarını ulusal ve uluslararası yazılı ve görsel medyada 55 adet tebliğ, 10 adet ders ve sosyal muhtevalı kitap ve “strateji” adıyla yayınlanan makaleleriyle kamuyla paylaşmıştır.
Pek çok bilimsel araştırmanın öncülüğünü yapan ve Rusya-Avusturya-Azerbaycan -Türkiye’nin bilim adamlarından oluşarak 1990 yılında kurulan “Bilim ve Buluş Adamları Derneği’nin genel sekreterliğini de yürüten yazar, halen Türkiye’nin AB’ye girme sürecinde AB stratejilerinin hazırlanmasıyla ilgili olarak Hollanda Amsterdam’da “Türkiye Hollanda Vakfı”nı ve bu kitabın konuların bilimsel olarak araştırmalarının yapıldığı “The Institute for Cross Cultural Health” adlı enstitünün başkanlığını yürütmektedir.
BMT Asya-Pasifik ve Avrupa Başkanı Setsuka Yamazaki tarafından başka projelerde uzman olarak çalışmak üzere davet edilen yazar, Türkiye’de kalarak bu necip millete hizmeti ön planda tutmuştur.
1969 yılından beri sporla yakından ilgilenen yazar, kara kemer, judo, tekvando, şhiatsu hocası olarak halen Güreş İhtisas Kulübü’nde Türk sporuna hizmet vermektedir.
Dünyada ve Türkiye’de sosyal ve stratejik pek çok vakıf, dernek, düşünce kulüpleri vs. gibi NGO’larda (Sivil Toplum Kuruluşu) faaliyet gösteren yazar evli ve 3 çocuk babası olup İngilizce, Arapça, Rusça, Azerice, Osmanlıca bilmektedir.
Prof. Dr. Ahmet Maranki’nin 5 ayrı sahada 54 adet yayınlanmış eseri bulunmakta olup, yazarımızın son eseri “Kozmik Bilim ve Bilinçle Yaşam Enerjisi” kitabı bugüne kadar 2 yılda 73 baskı yapmıştır.
Kaynak: www.maranki.com

