<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Düşün ve Başar &#187; Şiir, Hikaye ve Yorum</title>
	<atom:link href="http://www.dusunvebasar.com/kategori/siir-hikaye-yorum-deneme/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dusunvebasar.com</link>
	<description>Kişisel, Manevi Gelişim ve Karşılıksız Bilgi Paylaşım Sitemize Hoşgeldiniz</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Dec 2011 22:54:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Hep Ağladık&#8230;</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/hep-agladik/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/hep-agladik/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2010 19:45:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir, Hikaye ve Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[ağla]]></category>
		<category><![CDATA[ağlamak]]></category>
		<category><![CDATA[ağlayan bebek]]></category>
		<category><![CDATA[dert]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntı]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntı başyazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=575</guid>
		<description><![CDATA[Hep Ağladık Ağlamak kaderimiz oldu. Yıllar yılı ağlamadan başka birşey bilmedik. Ölen insanımıza, yıkılan ümranımıza, tarumar olan harmanımıza ve kaidesiz kalan ümidimize ve cesaretimize. Hayat fanusumuzu elinde gördüğümüz batılı, bizden çok evvel uzanmıştı musalla taşına&#8230; Onun ölümü Nietzsche’nin hayalindeki tanrıya ölüm biçip de «tanrı öldü» diye ilan ettiği güne dayanır. Aslında ölen batılı idi ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: bold;">Hep Ağladık</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;"> </span><a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="aligncenter size-full wp-image-576" title="aglayan-bebek" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2010/04/aglayan-bebek.jpg" alt="aglayan-bebek" width="480" height="292" /></a></p>
<p>Ağlamak  kaderimiz oldu. Yıllar yılı ağlamadan başka birşey bilmedik. Ölen  insanımıza, yıkılan ümranımıza, tarumar olan harmanımıza ve kaidesiz  kalan ümidimize ve cesaretimize. Hayat fanusumuzu elinde gördüğümüz  batılı, bizden çok evvel uzanmıştı musalla taşına&#8230; Onun ölümü  Nietzsche’nin hayalindeki tanrıya ölüm biçip de «tanrı öldü» diye ilan  ettiği güne dayanır. Aslında ölen batılı idi ve zavallı insanımızdı.  Mahbesten çıkıyorum derken bataklığa gömülen insanımız&#8230; Her şey’i  reddeden, herşeyi inkâr eden ser azad insanımız.. Hangi mahbesten  kurtulmuş ve neyi bulmuştu? Hiçbir şeyi.. Ne kurtulduğu ne de bulduğu  birşey yoktu. Sadece hayat ritmi değişmiş ve farklı bir çizgide duyulan  bir cümbüş meydana gelmişti. Helenee cadısı yeni bir kalbe keman  çekmişti. Kalbin kime ait olması ne ifade eder. Zafer şeytan’ın olduktan  sonra.. Christopher Marlowe da mağdur Doktor Faust, Goethe’de sadece  Faust. Her iki toy âşık’ın maşukası da Hellenizm Melikesi değil mi!  Şeytan aynı şeytan ama anlayan kim. Evvelki gün Truva önünde tahta ot,  dün batıyı yutan bir dev, bugün bütün bir medeniyet enkazı üzerine  oturmuş ejderha. Ümitlerimizle beraber duyarlılığımızı dahi askıya alıp  donduran bir ejderha&#8230;</p>
<p>Batıdaki kaynaşmadan, yıkılıştan bize ne;  «ab-ı pak’a ne zarar vakvaka-i kurbağadan?» diyecekler olur, İş hiç de  öyle olmadı. Oradaki sarsıntı bizi de yerle bir etti. Setler yıkıldı,  köprüler çöktü, sular perişan oldu. Cami de gitti, mihrabı da.. Bu kızıl  kıyametin dışında kalamadık.. Keşke kalabilseydik. Asırlar boyu  geliştirdiğimiz, olgunlaştırdığımız topyekûn kıymetlerimizle bu büyük  vakuma mukavemet edemedik ve yutulduk. Yutulduk ama kesen, biçen,  çiğneyen kendi dişlerimiz oldu.</p>
<p>Sonra yıllarca ağlayıp nalân  ettik, «sirişk-i çeşmimiz (1) çağlayanlardan farksız akıp akıp gitti..»  Eski halimize yitirdiğimiz ikbalimize, anadan babadan yetimler gibi  ağladık. Dost vefa’ya yanaşmıyor, düşman cefadan doymuyor; talih zebun,  bizler bitik, inledik durduk. Üstümüz eninden bir bulut, çevremiz  feryattan bir lücce.(2)</p>
<p>«Git vatan! Kâbe’de siyaha bürün!</p>
<p>Bir  kolun Ravza-i Nebi’ye uzat!</p>
<p>Birini Kerbela’da Meşhede at!</p>
<p>Kâinat’a  o heyetinle görün!»</p>
<p>(Namık Kemal)</p>
<p>deyip leyale dert döküp  inledik, feryattan şekvalarla bir yüce dergaha arz-ı hal eyledik.  Herşeyin sahibine bel bağlayıp, bacak kadar halimizle minare kadar  hülyalar görmeye başladık. Şir-i jiyan’ın(3) etrafa «savulun» diyeceği  günün hülyalarını.. İnanıyorduk ümidimize fer verene, dizimize derman  getirene; milletimize insanımıza.. Kalbimize indirdiğimiz her mızrapta  iyimserliğin nağmelerini duyuyor, gözümüzün önünde, dirilişimizi  kutlayan ışıkların yanıp söndüğünü hissediyorduk.</p>
<p>«Abisten-i  sefa-u kederdir leyal hep</p>
<p>Gün doğmadan meşime-i şebden neler  doğar. »(4)</p>
<p>Nihayet binbir girdapla pençeleşe pençeleşe,  neslimize gülen şalaklar ülkesine geldik. Ama yine ağlıyoruz; dün bir  harabe-zare, bugün de lale-zare(5)… Ağlıyoruz kasvetli bulutların  çözülüşüne, gözü kurumuş semamızdan sağanak sağanak yağmur dökülüşüne,  zeminin burcu burcu bahar kokuşuna ve her şey’in yeniden dirilişine..  Şurada emekleyen civcivlere, bende formasını takmış tomurcuklara, ötede  bin iniltiye bin sancıya..</p>
<p>Elimizde bahardan bir demet gül,  gözümüz güle şebnem yetiştirmekte.. Asır’ın garipleri olarak kışta  gelmiş’in kapısında büyük beşareti mırıldanıyoruz. Sümbüller’in kemer  kuşandığını, tohumların başak saldığını, gülün gamze yaktığını,  bülbül’ün nağme attığını ve bir nevbahar olduğunu.</p>
<p>Attığın diri  tohumların elimizle soldurduğumuz çiçekleri ile huzuruna geldikse bizi  kınama, «Sultan’a sultanlık nitekim geda’ya gedalık yaraşır.» Biz kötü  devrin rüzgâr vurmuş garipleri, ruh ve gönül hayatına eremedik ve  durulamadık.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">«Nazardan durı kuma  bendegânı gözle Sultan’ım».</span><br />
________________</p>
<p>(1)  Gözyaşı</p>
<p>(2) Çay</p>
<p>(3) Yaralı aslan</p>
<p>(4) Geceler hep  sam ve kedere gebedir / Gün doğmadan yarının dölyatağından neler doğar.</p>
<p>(5)  Lalelik</p>
<p><strong>Sızıntı </strong><span style="font-weight: bold;">Mayıs 1979 Yıl :1 Sayı :4</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/hep-agladik/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ana ( Anne )</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/ana-anne/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/ana-anne/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2010 19:37:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir, Hikaye ve Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[ana]]></category>
		<category><![CDATA[anam]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[cennet annelerin ayaklarının altında]]></category>
		<category><![CDATA[evlat]]></category>
		<category><![CDATA[yavru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=570</guid>
		<description><![CDATA[Ana ( Anne ) FANİLER arasında en muazzez varlık ana. O yerde, gökteki bir baş ve cennet ayaklarının altında. Pabucunun tozu göze sürme kadar aziz ve. o ayaklara sürünen yüzler arş eşiğindeki başlar kadar yüce&#8230; Ana inleyen varlık, bütün bir hayat boyu inleyen ve sulayan&#8230; O’nun analığı evlatla kaim; «anam» deyen biriyle&#8230; Evlat olmayınca ana, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ana ( Anne )</strong></p>
<p><a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="aligncenter size-full wp-image-571" title="anne" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2010/04/anne.jpg" alt="anne" width="450" height="326" /></a><br />
FANİLER  arasında en muazzez varlık ana. O yerde, gökteki bir baş ve cennet  ayaklarının altında. Pabucunun tozu göze sürme kadar aziz ve. o ayaklara  sürünen yüzler arş eşiğindeki başlar kadar yüce&#8230; Ana inleyen varlık,  bütün bir hayat boyu inleyen ve sulayan&#8230; O’nun analığı evlatla kaim;  «anam» deyen biriyle&#8230; Evlat olmayınca ana, ana değil; ya «anam»  demeyince&#8230; Ananın emeli bir evlat, bazen da başka birşey&#8230; Mana gibi,  ruh gibi, ideal gibi birşey&#8230;</p>
<p>Ana var, dünyaya getireceği  yavruyu hak yoluna adar. Ana var, bir yavru ister, ister de elde etmeden  inkisar içinde gider. Ana var, izah edemeyeceği yavru’nun hesabiyle iki  büklüm olur ve «keşke daha önce ölüp de unutulup gitseydim» der. Ana  var, evladıyla abideleşir, başı semaya ulaşır. Ana var, evladıyla  derbeder ve bed-nam olur. Ana var, firavun otağında bir millet’in  gözdesi. Ana var, Nebi hücresinde şeytan bendesi. Ana var sessizdir,  belirsizdir, meçhuldür; fakat güller, çemenler yetiştirir. Ana var,  destanlara sığmaz; a zihinlerde, sinelerde göklerdedir, Ana var,  kâğıttadır, kalemdedir, romandadır.</p>
<p>Toprak, tohuma ana; kaynak,  çağlayana; Havva insanoğluna; Meryem bir Ruh’a; Âmine bütün bir  hakikat’e, varlığının sırrına, surların özüne&#8230;</p>
<p>İyisi de var,  kötüsü de ana’nın; iyisine canlar feda; ya kötüsüne, talihsizine ne  demeli&#8230; Evladından yana gülmemişe gün yüzü görmemişe&#8230;</p>
<p>Ana-evlat  iki vücut bir ruh; o. vücudundan bir parça, kucaklarda dilruba  emekleyen yumurcak ve nihayet birbirini takip eden ayrılışlarla, ana  için sineyi yakan bir kor, kalbe saplanan bir mızrak.</p>
<p>Gelişme  dönemi, tahsil hayatı, askerlik çağı, bunların her biri ananın yüreğini  ağzına getiren bir ızdırap dönemeci. Ana her zikzakta bir sürü göz-yaşı  döker&#8230; Okuma ayrılığına, izdivaç ayrılığına ve askerliğe&#8230; Ana daima  ağlar, daima buhurdan gibi tüter. Teselli bulup durduğu olduğu gibi, sel  sel olan gözlerinin yaşında boğulduğu da olur. O mukaddeslerine,  vatanına, namusuna kurban verdiği yavrusunu armağan sayar ve teselli  olur. Ya bir hiç uğruna ölene&#8230; İşte burada ananın dili tutulur. Evet, o  küffara karşı şehit olan evladına koşmalar dizer, ninni söyler, onlarla  avunur. (Burası Yemen’dir, gülü çemendir, giden gelmiyor acep nedendir,  acep nedendir.) Gözlerde şehit silueti kulakta Cennet ırmakları gibi  Onun sesi; «Küffar Kırım’ı aldı anam, Düşman yurduma daldı anam, ırzım  paymal oldu anam, Ben oraya giderim.» Kırım’da küffara iltihak eden de  var; Plevne’yi unutup Tuna’da tenezzühe çıkan da var, işte ananın belini  büken de bunlardır. Eski kurbanın düşmanı, yeni kurbanın dostu; ne  desin ana. bu girift bilmeceye&#8230;</p>
<p>Vay benim talihsiz anam! Kalbi  rahatsız anam; kaddi bükülmüş göz- teri dolmuş anam; dizine vurup saçını  yolan anam; kim etti bunları sana, kim kıydı kalbinin semeresine,  gözünün nuruna. Kıralım o elleri, su serpelim ateşine… Artık ağlama  anam; gözyaşlarında meydana gelen bulutlar, ta arşa kadar yükseldi. Bak  şimdi orada şimşekler, burada rüşeymler; dağınık kâkülünü düzeltmek için  sana koşuyorlar… Biz hepimiz senin feryadına koşuyoruz. Dudağımızda  kurtuluş nağmesi, elimizde Yusuf’un gömleği, Çin-t cebinine, yaşaran  gözlerine sevinç müjdesi ile geliyoruz. Sessiz infiallerin dinsin diye,  kanayan yaraların onulsun diye, bütün bir mücrimler topluluğu adına afv  dileyip eşiğine baş koyduk anam.</p>
<p><strong>Sızıntı &#8211; </strong><span style="font-weight: bold;"><strong>Nisan 1979 Yıl :1 Sayı :3</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/ana-anne/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taş kalpli olabilsem&#8230;</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/tas-kalpli-olabilsem/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/tas-kalpli-olabilsem/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 12:28:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir, Hikaye ve Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlı sözler]]></category>
		<category><![CDATA[güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[güzel yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taş kalpli]]></category>
		<category><![CDATA[taş kalpli olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=564</guid>
		<description><![CDATA[Merhametsiz, acımasız insanların kalbini tarif ederken kullanırız bu deyimi. Taş&#8230; Bu kadar sert katı göründüğü için mi bu deyimin içindedir? Gerçekten ruhsuz, cansız bir varlık mıdır Taş?&#8230; Duyguları yok mudur? Korkmaz mı kimseden, ses vermez mi sese? Bu deyimle anlatılan insanlar keşke Taş kalpli olabilseydi&#8230; Onlar ki; hissetmezler Nebi (s.a.v.) varlığını. Taş,  hisseder bilir eline [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_565" class="wp-caption aligncenter" style="width: 410px"><a href="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2010/04/kalp.jpg"><img class="size-full wp-image-565" title="kalp" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2010/04/kalp.jpg" alt="Taş Kalpli Bir İnsan Olabilir mi?" width="400" height="349" /></a><p class="wp-caption-text">Taş Kalpli Bir İnsan Olabilir mi?</p></div>
<p>Merhametsiz, acımasız insanların kalbini tarif ederken kullanırız bu  deyimi. Taş&#8230;</p>
<p>Bu kadar sert katı göründüğü için mi bu deyimin  içindedir? Gerçekten ruhsuz, cansız bir varlık mıdır Taş?&#8230;</p>
<p>Duyguları yok  mudur? Korkmaz mı kimseden, ses vermez mi sese? Bu deyimle anlatılan  insanlar keşke Taş kalpli olabilseydi&#8230;</p>
<p>Onlar ki; hissetmezler Nebi  (s.a.v.) varlığını. Taş,  hisseder bilir eline alınca Resul (s.a.v.)  tesbih eder Rabbini. Onlar ki kapalıdır gönül perdeleri içeri sızmaz  ilahi buyruk,Taş, Peygamber duasıyla çatlar susuzluğu giderir.</p>
<p>Onlar ki;  korku duymazlar Rablerinden, çekinmezler gazabından,Taş, Allah  korkusuyla dağlardan yuvarlanır, Başını eğer, çatlar parçalanır.</p>
<p>Onlar  ki, işledikleri günahlar yüzünden yüzleri kızarmazken,Taş, Hacer&#8217;ül  Esved olup rengini değiştirir bizlerin günahından.</p>
<p>Onlar ki; kendilerine  apaçık delillerle gelen Peygamberlere şüphe ile yaklaşırken,Taş,  Peygambere delil, mucize olacak dişi deveye gebedir.</p>
<p>Onlarca değerli  maden varken, Taşa nasip oldu Mevla&#8217;mızın evinin yapısını  oluşturmak.Şimdi yoklayalım yüreğimizi taşlaşmış mı?</p>
<p>Taşın yürekliliğini  öğrendikten sonra kolayca taş kalpli diyebileceğiz mi merhametten  nasibi olmayan insanlara?</p>
<p>Taş kalpli olabilseydim eğer, Rabbimin adını  duyduğumda titrerdi yüreğim, Korkusundan çatlayacak gibi olurdu.  Haşyetinden yuvarlanırdım.</p>
<p>O emretti diye, yolunda unufak olur,  topraklaşırdım.<strong>Keşke diyorum şimdi keşke&#8230;Taş kalpli olabilsem&#8230;</strong></p>
<p><strong>( İnternet Alıntı )</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/tas-kalpli-olabilsem/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bu Vatan Sahipsiz Değildir&#8221;</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/bu-vatan-sahipsiz-degildir/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/bu-vatan-sahipsiz-degildir/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 01:16:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdulkadir_Biber</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir, Hikaye ve Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[abdulkadir biber]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale geçilmez]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale şehitleri]]></category>
		<category><![CDATA[düşün ve başar]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=403</guid>
		<description><![CDATA[Bu Vatan Sahipsiz Değildir Bir baktım karşımda ne göreyim; boynu bükük, elinde bastonlu bir yaşlı adam, sordum: — Be amcam sen ne yaparsın bu mekânlarda, senin ne işin var buralarda, sen nasıl geldin bu halinle bu mekânlara, Yorgun düşmüşsün buyur gel kulübümde misafir edeyim, belli ki dinlenmeye ihtiyacın var senin. Benim ilk önce adımı sordu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong> Bu Vatan Sahipsiz Değildir</strong></p>
<p>Bir baktım karşımda ne göreyim; boynu bükük, elinde bastonlu bir yaşlı adam, sordum:<br />
— Be amcam sen ne yaparsın bu mekânlarda, senin ne işin var buralarda, sen nasıl geldin bu halinle bu mekânlara,<br />
Yorgun düşmüşsün buyur gel kulübümde misafir edeyim, belli ki dinlenmeye ihtiyacın var senin.<br />
Benim ilk önce adımı sordu. Adım Mehmet dedim. Daha sonra şöyle bir durdu ve başını birazcık yukarı doğru kaldırarak şunları fısıldadı;<br />
“Savaş biteli bunca sene olmasına rağmen bu topraklar halen buram buram şehit arkadaşlarımın kanı kokmaktadır.”<br />
Yaşlı amca öğle deyince benim tüylerim diken diken oldu ve bir ürperti doldu içime, sanki çok dertli vatansever bir yapısı vardı. O günlerde ben de kişisel gelişim kitapları çok okuduğum için az çok insanları duruşuyla da tanıyabiliyordum. Yaşlı amcaya;<br />
“Peki, amca senin adın nedir? Sen ne yaparsın buralarda demiştim ama soruma cevap vermedin?”<br />
“Buralarda bir küçük kulübe olacak beni oraya götürebilir misin yavrum?” dedi.<br />
“Hayırdır amca ne kulübesi bu?” deyince,<br />
“Kazakistanlı Şehit Muhammed’in buralarda yaptırmış olduğu bir baraka vardı, yavrum o kulübe…”<br />
Ve yaşlı amca sözlerine devam edemedi düşecek gibi oldu hemen koştum koluna girdim kaldırdım ve küçük barakama doğru yola koyulduk, içimden de aynen şunları geçiriyordum.<br />
“Bu bahsettiği kişi sakın benim dedem olmasın! Be güzel insan! Seni buraya getirecek olan sevda neydi acaba, bu yaşlı halinle buraya kadar nasıl geldin sen!”<br />
Tam kulübenin önüne geldik ki amca kulübeyi gördü ve yığılıp kaldı, baya heybetli bir yapısı olduğu için kaldırmakta güçlük çektim. Yaşlı amca uyandığında küçük kulübemde yatağın üzerinde buldu kendini.<br />
Önce bir besmele çekti sonra anlatmaya başladı;<br />
“Bak yavrum Mehmet, burası birlikte şehit olduğum Kazakistanlı Muhammed’in kulübesidir ve burası halen onun temiz kanı kokmaktadır.”<br />
Beynimden vurulmuşa döndüm, sersemledim ve donakaldım… Hey Allah’ım karşımda duran insan bir şehitti ve benimle bizzat konuşuyordu kendimi toparlamakta çok zorlandım bir salatu selam getirdim ve gözyaşlarımla barakamı çağlayana çevirdim. Yaşlı amca,<br />
“Mehmedim buraya nasıl yerleştin?” dedi. Ben de hem ağladım hem anlattım,<br />
“Dedem Kazakistan’dan ta buraya gelmiş şehit olmuş onu ziyarete geldim ve onun hakkında bilgi toplamak için araştırmalar yaptım. Aldığım bilgilere göre dedem savaştan önce burada bir kulübe yapmış ve bu civarlarda yaşıyormuş” deyince, yaşlı amca;<br />
“Yoksa sen Abdullah’ın oğlu musun?”<br />
Bu sefer de ikinci bir şoku yaşadım ve kendimi kaybettim tamamen…<br />
Aradan biraz zaman geçtikten sonra gözlerimi açtım ve vücudum halen titremekteydi,<br />
“Amca sen kimsin nesin ne yapıyorsun, beni nereden tanıyorsun?” diyerek bağırmaya başladım, amca;<br />
“Sakin ol yavrum sakin ol” dese de bana hiç fayda etmiyordu,<br />
“Evet anlat seni dinliyorum bildiğin her şeyi anlat bana” diyerek haykırmaya başladım amcaya.<br />
“Yavrum, a kuzum, Mehmedim, birlikte şehit olduğum Muhammed’in torunu olmalısın” dedi ve yamalı pantolonunun cebinden eski püskü bir fotoğraf çıkarttı ve bana uzattı. Fotoğrafı aldım bir de ne göreyim Allah’ım! Bu benim küçükken babamla birlikte çektirdiğim fotoğraf…<br />
Benim artık damarlarımdaki kan dolaşmaz olmuştu ben buz gibi olmuştum ve gözlerimdeki yaş da artık akmaz olmuştu… Titrek bir sesle<br />
“Bunu size kim verdi?” dedim.<br />
“Bunu deden vurulduğunda cebinde bulmuştum, son anlarını yaşıyordu ve bana son sözü şu olmuştu:<br />
‘Bu vatan için bir değil binlerce can şehit olsa azdır,<br />
Torunum Mehmet bir gün beni burada arayacaktır,<br />
Ey Hasan kardeşim! O fotoğraf sana son emanettir,<br />
Ben ölürsem fotoğrafı sen Mehmedim’e yetiştir’<br />
Şimdi dedenin bana vermiş olduğu emaneti getirdim sana yavrum, bu emanet üzerimde iken Cennet mekânda fazla huzurlu olamıyordum…” deyince ellerimi mevlama açtım;<br />
“Allah’ım yaşadıklarım bir rüyamı gerçek mi farkında değilim, ama sen her şeyi bilensin bana yardımcı ol” diye dua ettim. Amcanın ismini dedemin söylemiş olduğu vasiyetten anlamıştım ve Hasan amca gitmek için,<br />
“Artık bana müsaade” dedi, ama ben razı değildim her şeyi daha detaylı öğrenmek istiyordum bunun için ikna etmeye çalıştım. Şehit Hasan amca yataktan kalktı, benim sözlerim kalması için yeterli değildi, karar vermiş gidecekti. Hasan amca yataktan kalktığında yattığı yerin kan olduğunu gördüm, tekrar tekrar beynimden vuruldum, yığılıp kaldım… Ve bu sefer uyandığımda yanımda Hasan amca yoktu, o çoktan Cennet mekânına uçmuştu…<br />
Aklımda binlerce soru işareti bıraktı ve gitti Şehit Hasan amca,<br />
Ne olmuş ne bitmişti sanki rüya gibiydi bana,<br />
Anam adımı neden Mehmet koymuştu anladım bir anda,<br />
Sen merak etme dedeciğim;<br />
Ezan, Kur’an ve bu cennet Vatan sahipsiz kalmayacak asla,<br />
Aklımda cevabını veremediğim daha binlerce soru var,<br />
Kim demiş bu vatanda ayrılığın belirtisi var,<br />
Daha yaşı yirmi olmamış binlerce yiğit var,<br />
Memleketi neresi olursa olsun,<br />
Müslüman’ın göğsünde sönmeyen imanı var,<br />
Daha ne Mehmetler doğurur bu aziz Analar,<br />
Salât ve Selam olsun Sana En Sevgili Yar (sallallahu aleyhi ve sellem)…</p>
<p><strong> (Görmüş olduğum bir rüyaya binaen yazdım bu yazıyı, yaşanmış gerçek bir olay olmasa da gördüğüm rüya gerçekten farksız değildi ya…) </strong></p>
<p><strong> Abdulkadir Biber / Çanakkale</strong>
</div>
<div>
<div><a href="http://www.dusunvebasar.com"><img style="width: 460px;" src="http://photos-g.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs095.snc3/16237_190719349302_612374302_2801654_1223728_n.jpg" alt="" /></a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/bu-vatan-sahipsiz-degildir/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8221; Patron ve Sanatkar&#8230; &#8220;</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/patron-ve-sanatkar/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/patron-ve-sanatkar/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 12:38:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir, Hikaye ve Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[işte hayat böyledir]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Sevinçgül]]></category>
		<category><![CDATA[patron ve sanatkar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=352</guid>
		<description><![CDATA[PATRON VE SANATKAR Patron olamaz sanatkarlar, beceremezler bu işi. Zeki mi değiller, paraları mı yok, beceriksizler de ondan mı? Hayır! Bunlar da birer sebep, ama asıl mesele çok başka&#8230; Hassastırlar da ondan! İnsanların göz rengine bakarlar da ondan. Emrinde çalışanlara sıradan işçi gözüyle bakamazlar ki, o bir insandır sadece. Emredemezler, kırar mıyım acaba, diye düşünürler. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>PATRON VE SANATKAR</strong></p>
<p>Patron olamaz sanatkarlar, beceremezler bu işi. Zeki mi değiller, paraları mı yok, beceriksizler de ondan mı? Hayır! Bunlar da birer sebep, ama asıl mesele çok başka&#8230; Hassastırlar da ondan! İnsanların göz rengine bakarlar da ondan. Emrinde çalışanlara sıradan işçi gözüyle bakamazlar ki, o bir insandır sadece.</p>
<p>Emredemezler, kırar mıyım acaba, diye düşünürler. Kızmak gerekir bazen, ama kızamazlar, dillerini bir kırbaç gibi kullanamazlar. Gerçi bilirler en yaralayıcı kelime mermilerinin hangileri olduğunu, ama kullanamazlar.</p>
<p>Bir işçiyi işten çıkarmak gerekir bazan, hak etmiştir belki de, fakat ne mümkün! Hemen bir roman tasarlarlar kafalarında. Üzülecektir adam, evine asık bir çehreyle gidecektir. Basma entarili karısı yolunu gözlemektedir adamının. Kapıdan &#8220;merhaba&#8221; demeden girecektir adam ve kadın hemen farkedecektir bunu. Gözlerinde bir kaygı, bir korku belirecektir.</p>
<p>&#8220;Ne oldu bey?&#8221;</p>
<p>Cevap veremeyecektir adam, veremez, gururludur. &#8220;Beni işten çıkardılar. Bir işim yok artık&#8221; demek kolay mı? Ayın sonunu düşünmektedir, ödenecek ev kirasını, çamaşır makinasının taksitlerini, üniversiteye hazırlık kursuna giden kızının geleceğini düşünmektedir adam, yeni bir işi nasıl bulabileceğini. Bir köşeye çekilip, yalnız kalıp, iyice düşünmesi, sigara üstüne sigara içmesi, derinden derine ah çekmesi gerekecektir.</p>
<p>Kadın üstelemez, anlamıştır erinin halini. Hiç böyle yapmazdı, mesele büyük olmalı. Bekler, onun kendiliğinden konuşmasını bekler. Bilir, duramaz daha fazla. Susar, düşünür, iç çeker, ama sonunda konuşur. Kızgındır konuşması.</p>
<p>İşte bunları düşünür sanatkar patron. Düşünür durur, bir türlü &#8220;Seni işten çıkarıyorum&#8221; diyemez. Başka birine mi yaptırsa bu işi? Hayır, zor olan karar vermektir, araç kullanmakla neyi halletmiş olacak ki?</p>
<p>Olur a, öfkesine kapılıp yaptıysa bu işi, günlerce, aylarca unutamaz bunu. İşsiz kalan adamın durumunu dert edinir kendine. Belki de o adam bile bu kadar düşünmemiştir kendisi hakkında. Hayır, sanatkar bir facia tablosu çizer o doludizgin koşan hayaliyle.</p>
<p>Okula giderken para isteyecektir adamın ilkokuldaki çocuğu. Yok diyemez baba, içi ezilir. İstemese der içinden, keşke istemese! Sonra eskiyen, altı delinen ayakkabılar, adamın gencecik kızı nasıl rahat eder bu ayakkabılarla. Ama ne yapsın, yeni ayakkabı alacak parası mı var babasının. Baba bile değildir o, işsiz babadır artık. Kapı kapı dolaşacak, iş arayacaktır kendine. Eskisi gibi de olamaz ki, gücü kuvveti azalmıştır. Bütün kapılar kapanır yüzüne ve sanatkar-patron acı çeker her defasında.</p>
<p>Hayır, patron olamaz bir sanatkar, dayanamaz bu acıya. Nasıl dayansın evde erini bekleyen kadının iki yaşındaki yavrusunu yanına katıp da el evlerine hizmetçilik için gitmesine. Kaçınılmaz bir durumdur bu oysa. İşte kocası çalışamamaktadır ve kadın ne iş bulursa yapacaktır.</p>
<p>Ve üniversiteye hazırlanan kız ne yapar o zaman! Arkadaşları simit yemek çay içmek için kantine giderken, o her defasında bir bahane bulup sınıfta oturacaktır. Her zaman da bahane bulunmaz ki. Gitgide arkadaşları da azalacaktır. Topluma düşman kesilecektir kız. Markalı giyinen, canı isteyince kafelere gidebilen, otomobillere binebilen arkadaşlarını gördükçe yaralar açılacaktır gencecik kalbinde. Gerçi babası çalışırken de bunların bir kısmını yapamamaktadır, ama olsun, bu durum başka. İnsan böyle zamanlarda her şeyi mesele yapar. Hani, zengin olduğu bilinen biri arkadaşlarından rahatlıkla borç isteyebilir, ama parasız kalmış olan ve bu durumu bilinen biri isteyemez ya, işte böyledir kızın durumu da. Öğretmen, yanındaki arkadaşa gülümseyerek baksa kızın içi cız eder, kendisinin fakirken arkadaşının hali vakti yerinde biri olmasına verir bu durumu. Oysa hiç de böyle olmayabilir, ama o ruh haline girmiştir bir kere.</p>
<p>İşte bunları da hayal eder sanatkar, kızın bütün acılarını yüreğinde taşır. Daha da ileri gider bazan. Böyle bir genci şiddete dönük düşüncelerin kölesi yapmak o kadar kolaydır ki. &#8220;Onlarda var da sende niye yok?&#8221; diye sorması yeter birilerinin, zaten hazırdır kız, kinle dolmuştur, yoksulluğun acıları yakıp kavurmuştur içini. Kin ve öfke doludur ruhunda, akacak menfez aramaktadır.</p>
<p>Böyle olmayabilir tabi, ama başka türlüsü de var bu işin. Güzel arabalara binmek ister kız, güzel elbiseler giyinmek ister, ama işsiz bir adamın kızıdır o. Bir yolu olmalı, mutlaka olmalı bir yolu. &#8220;Evet var&#8221; der biri. &#8220;Sen güzel kızsın, neyin eksik öbürlerinden.&#8221; Kız utanır, alışık değildir böyle şeylere. İffetini koruyamayanlardan sözederken yüzü kızaran annesini düşünür. Ama damarlarında akan tutku galip gelir sonunda. &#8220;Birlikte bir çay içsek&#8221; derler. Gider, sakınca görmez bunda, alt tarafı bir çaydır. Sonra loş restoranlar&#8230; Kurt, kuzuyu azar azar bağlar kendine, alıştırır. Cicibicilerle süsler onu. Babasından korkar kız, çevresinden utanır, gizli gizli yapar bu işleri. Ama ne zamana kadar? Bu dünyada hiçbir şey gizli kalmıyor ki. İşte böyle başlar bu yollar.</p>
<p>Sanatkar düşünür bunları, kurgulamadan yapamaz, olabileceklerin hayali bile gözlerini yaşartır onun. Romanlar, hikayeler, trajediler, dramlar yazar her fırsatta. Oysa işçi çıkartılması gerekmektedir işyerinden, fazlalık vardır, ya da rakibin ezilmesi, yutulması, yok edilmesi gerekmektedir. İş bu, böyle yürür&#8230; Hayır, yapamaz sanatkar. Atmaktansa batmayı yeğler. Rakibini, yani bir insanı yok etmeye içi elvermez, acır ona, ailesini, işçisini, daha bilmem nelerini düşünür.</p>
<p>Patron olmak&#8230; Zor zanaat. Rakibinin göz rengini hatırlayanlara göre değil bu iş. Kendinden önce karşısındakini düşünen, her an onun insan olduğunu hatırlayan birine göre değil bu işler. Unutamaz mı bunları? Her işin kuralı vardır, uyulması gerekir. Madem patron olmaya karar verdi, gereklerini de yapsın öyleyse.</p>
<p>Evet, haklı bir muhakeme&#8230; Bunu bilmez mi sanatkar! Hem de nasıl&#8230; Ama yapamaz. Yapamaz, çünkü böyle olunca artık kalbindeki hassasiyeti yitirmekten korkar. Şiir yüklü, duygu yüklü ruhunda kurumalar hisseder. Yok olmaktan farksızdır bu, bir insanın kendini kaybetmesiyle eştir, şahsiyetinin üstüne bir çarpı işareti koymaktır.</p>
<p>Ya patron, ya sanatçı. Ya para, ya sanat. Ya kurallar, ya merhamet. Ya gerçek, ya his&#8230; Böyle düşünür sanatkar, üçüncü ihtimal yoktur onun için.</p>
<p>Bu iki şıktan birini seçmek zorunda kaldımı hep ikinciyi seçecektir elbet. Bir bakıma kendini seçmektir bu.</p>
<p>Ömer Sevinçgül’ün “işte hayat böyledir” adlı kitabından alıntıdır.</p>
<p><strong><a href="../">www.dusunvebasar.com</a> sitesi kaynak gösterilerek paylaşım yapılabilir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/patron-ve-sanatkar/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8221; Sevgi&#8230; &#8220;</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/sevgi/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/sevgi/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 12:35:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir, Hikaye ve Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[işte hayat böyledir]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Sevinçgül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=349</guid>
		<description><![CDATA[SEVGİ Henüz beş yaşındaydı. Son günlerde onu hep elindeki para cüzdanıyla görüyordum. Yatarken yastığının altına koyuyordu onu. &#8220;Para biriktiriyorum,&#8221; diyordu. &#8220;Bir balık alacağım. Küçük, kırmızı bir balık.&#8221; &#8220;Niçin küçük?&#8221; dedim. &#8220;Ben de küçüğüm de ondan.&#8221; &#8220;Neden kırmızı?&#8221; &#8220;Kırmızıyı severim.&#8221; Bir gün eve geldiğimde, onu neşe içinde buldum. Işıl ışıldı gözleri. Dediği gibi küçük, kırmızı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SEVGİ </strong></p>
<p>Henüz beş yaşındaydı. Son günlerde onu hep elindeki para cüzdanıyla görüyordum. Yatarken yastığının altına koyuyordu onu. &#8220;Para biriktiriyorum,&#8221; diyordu. &#8220;Bir balık alacağım. Küçük, kırmızı bir balık.&#8221;</p>
<p>&#8220;Niçin küçük?&#8221; dedim.</p>
<p>&#8220;Ben de küçüğüm de ondan.&#8221;</p>
<p>&#8220;Neden kırmızı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Kırmızıyı severim.&#8221;</p>
<p>Bir gün eve geldiğimde, onu neşe içinde buldum. Işıl ışıldı gözleri. Dediği gibi küçük, kırmızı bir balık almıştı ablasıyla birlikte. Elinde bir cam kavanoz vardı. İçini su ile doldurduk. Balığı suya bıraktık. Balık, daracık havuzunda yüzdükçe, onun yüzünde güller açıyordu.</p>
<p>Her fırsatta balığıyla ilgileniyor, yem veriyor, ablasının yardımıyla suyunu değiştiriyordu. Ablası evde yokken onunla konuşuyordu. Varlığımı hissettirmeden dinliyordum konuşmalarını. Bir anne gibi diller döküyordu &#8220;yavru&#8221;suna. Adını Sevgi koymuştu.</p>
<p>&#8220;Niye Sevgi adını verdin?&#8221; diye sordum.</p>
<p>&#8220;Çünkü onu seviyorum,&#8221; dedi.</p>
<p>Cinsiyetini bilmiyordu, ama olsun, ne önemi vardı bunun. O, anneydi, Sevgi de onun kızıydı.</p>
<p>&#8220;Merhaba Sevgi,&#8221; diye başlıyordu sözlerine. &#8220;Bugün misafirler gelecek. Uslu ol emi&#8230; Biliyorum, sen zaten uslusundur. Tatlı kızım benim&#8230;&#8221;</p>
<p>Sıcacık ses tonuyla diller döküyor, o da konuşuyormuş gibi diyaloglar kuruyordu. Bildiklerini anlatıyor, derdini söylüyor, sevincini paylaşıyordu.</p>
<p>Sevgi, ailemizin bir ferdiydi artık. Gelen misafirler, kızıma onu da soruyorlardı. Başlıca sohbet konularımızdan biri olmuştu. Bir &#8220;denizaltı gemisi&#8221;ydi o. Rabbimizin yarattığı güzel bir &#8220;sanat eseri&#8221;ydi. Onun da rızkını Allah veriyordu. Bir balık yumurtası balık yapmayı nerden bilsindi. Bütün bilim adamları bir araya gelseler böyle bir balık yapamazlardı&#8230;</p>
<p>Ben bunları anlatırken, kızım dikkatle dinliyor, &#8220;ondan&#8221; söz ettiğimiz için seviniyordu. Sualler soruyor, bilgisini artırmaya çalışıyordu.</p>
<p>Sevgi ile başbaşa kaldımı, anlattıklarımı tekrar ediyordu ona. &#8220;Bak Sevgi,&#8221; diyordu, &#8220;babam söyledi, seni Allah yaratmış. Hayatını Allah vermiş. Yemini ben veriyorum, ama aslında Allah veriyor. Bu nasıl mı oluyor? Tam anlatamıyorum işte, sen anla. Babam olsa güzel güzel anlatırdı&#8230;&#8221;</p>
<p>Konuşmalarını gizlice dinliyordum. Bu ana-kız ilişkisine hayrandım. Kızıma karşı yaptığım bazı hataları da yine bu konuşmalar yoluyla öğreniyordum.</p>
<p>Sevgi, aylarca yaşadı. Kızım, beş yaşını bitirip altısına girdi. Aralarındaki duygu bağı daha da güçlenmişti.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Bir gün eve geldiğimde onu üzgün buldum. Ağlamaktan gözleri kızarmıştı. Hemen boynuma sarıldı:</p>
<p>&#8220;Baba,&#8221; dedi, &#8220;Sevgi öldü!&#8221;</p>
<p>Bana cam kavanozu gösterdi. Balık, yan yatmış, suyun üstünde hareketsiz duruyordu. Evet, Sevgi ölmüştü. Benim de içime bir acı mıhlandı. Evin bir ferdi eksilmişti. Bir hayat uçmuştu. Ölüm hemen yanıbaşımızdaydı. Nefesini duyar gibiydik. Çocuğumun küçücük kalbini saran ciddi acı bizi de etkilemişti.</p>
<p>Annesi, kızımı teselli etmeye çalışıyordu. &#8220;Üzülme,&#8221; diyordu, &#8220;yenisini alırız.&#8221;</p>
<p>Kızım kanmıyordu bu teselliye: &#8220;Yeni alacağın balık, Sevgi olmayacak,&#8221; diyordu. &#8220;O öldü.&#8221;</p>
<p>Cenazemizi böyle ortada bırakamazdık. &#8220;Gömülmesi gerek,&#8221; dedim. &#8220;Ona bir mezar kazmalısınız.&#8221;</p>
<p>Küçüğüm bu fikri benimsedi. Ablasıyla birlikte bahçeye indiler, bir çukur kazdılar ve  kızım göz yaşlarıyla &#8220;yavrucuğunu&#8221; gömdü.</p>
<p>Sevgi, minnacık bir toprak yığınıydı artık!</p>
<p>Kızım, o akşam kimselerle konuşmak istemedi. Erkenden yattı, yorganını başına çekti. Hepimiz hissediyorduk, uyumuyordu, belki de ağlıyordu. Kendi hâline bırakmayı daha uygun bulduk.</p>
<p>Sabahleyin geç uyandı. Sessizce yanıma geldi. Yüzü biraz sararmıştı. Onu kucağıma aldım.</p>
<p>&#8220;Baba,&#8221; dedi, &#8220;ölüm nedir?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ruhun bedenden ayrılması.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ruh ne?&#8221;</p>
<p>Altı yaşında bir çocuğa ruhu nasıl anlatabilirdim.</p>
<p>&#8220;Senin içindeki sen,&#8221; dedim. &#8220;O görünmez, ama bilinir. Hisseden, düşünen odur. Ruh, bedenden çıktımı, beden hareket edemez. Ruh gider, ceset kalır.&#8221;</p>
<p>Söylediklerimi anlamaya çalıştı. Ne kadar anladı, bilmiyorum. Sormaya devam etti:</p>
<p>&#8220;Ruh nereye gider?&#8221;</p>
<p>&#8220;Başka bir âleme&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Sonra..?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ya cennete, ya cehenneme&#8230;&#8221;</p>
<p>Cennet ve cehennemin ne olduğunu daha önce anlatmıştım. Cenneti her güzel yiyeceğin ve oyuncağın bulunduğu bir bahçeli ev olarak biliyordu.</p>
<p>&#8220;Peki, Sevgi nereye gitti?&#8221;</p>
<p>&#8220;Öbür âleme&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Ama biz onu toprağa koyduk&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Toprağa bedenini koydunuz, ruhunu değil.&#8221;</p>
<p>&#8220;Sevgi de cennete gidecek mi?&#8221;</p>
<p>Bu büyük soru karşısında düşündüm. Nur Risaleleri imdadıma yetişti. Bediüzzaman Hazretleri, &#8220;Hayvanların ruhları bakî kalacak. Bazı özel hayvanlar hem ruhu, hem cesediyle cennette bulunacak. Her hayvan türünün, arasıra kullanmak üzere bir tane cesedi olacak,&#8221; diyordu. Bu hakikatı hatırlayınca:</p>
<p>&#8220;Evet,&#8221; dedim, &#8220;Sevgi de cennete gidecek.&#8221;</p>
<p>Gözleri parlamıştı, yüzünde bir tebessüm belirdi.</p>
<p>&#8220;Biz de cennete gideceğiz, değil mi?&#8221;</p>
<p>&#8220;İnşallah&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;O zaman ben, onu yine görebilir miyim?&#8221;</p>
<p>&#8220;İstersen gösterirler.&#8221;</p>
<p>Rahat bir nefes aldı, canlandı, kucağımdan indi.</p>
<p>&#8220;Baba,&#8221; dedi, &#8220;bir balık daha alalım mı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Alalım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Almalıyız,&#8221; dedi. &#8220;Sevgi kardeşsiz kalmamalı!&#8221;</p>
<p>Aldık. Adını Yunus koydu. Şimdi onu da seviyor, onunla da konuşuyor. &#8220;Yunuscuğum,&#8221; diyor, &#8220;senin bir ablan vardı. Öyle güzel, öyle şirindi ki&#8230; Tanımalıydın onu&#8230; Biliyor musun, cennete gitti o&#8230;&#8221;</p>
<p>Ömer Sevinçgül’ün “işte hayat böyledir” adlı kitabından alıntıdır.</p>
<p><strong><a href="../">www.dusunvebasar.com</a> sitesi kaynak gösterilerek paylaşım yapılabilir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/sevgi/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8221; Gong &#8230; &#8220;</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/gong/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/gong/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 12:33:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir, Hikaye ve Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[işte hayat böyledir]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Sevinçgül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=347</guid>
		<description><![CDATA[GONG Bir dostumu ziyaret etmek için iş yerine gitmiştim. Çay içip sohbet ediyorduk. Konuşmanın en revnaklı yerinde bir adam çıkageldi. Selam verip oturdu. Bir yandan bizi dinler görünüyor, bir yandan da tesbihini çekerek dudaklarını kıpırdatıyordu. Bir şeyler okuyor olmalıydı. Sohbet koyulaşmaya başlayınca, dayanamadı, o da katıldı bir ucundan. Olacak ya, tam da o bir şeyler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GONG </strong></p>
<p>Bir dostumu ziyaret etmek için iş yerine gitmiştim. Çay içip sohbet ediyorduk. Konuşmanın en revnaklı yerinde bir adam çıkageldi. Selam verip oturdu. Bir yandan bizi dinler görünüyor, bir yandan da tesbihini çekerek dudaklarını kıpırdatıyordu. Bir şeyler okuyor olmalıydı. Sohbet koyulaşmaya başlayınca, dayanamadı, o da katıldı bir ucundan. Olacak ya, tam da o bir şeyler söylerken, duvar saatinin gongu vurmaya başladı.</p>
<p>Yeni gelen arkadaş, biraz da sözünün yarıda kalmasının öfkesiyle,</p>
<p>&#8220;Ne bu yav!&#8221; dedi. &#8220;Kilise mi burası?&#8221;</p>
<p>İş yeri sahibi dostum, ne söyleyeceğini bilemeyen, ya da ne söylenmesi gerektiğini iyi bilip de, söylememesi gerektiğini bilenlerin sancılı tavrıyla başını eğdi, hiçbir şey söylemedi. Ev sahibinin bu kibar mahcubiyetini yanlış anlayan adam, bu tür saatların sakıncaları hakkında uzun bir nutka başlayınca, &#8220;Efendi!&#8221; dedim, &#8220;Ben, uzun zamandır buraya gelir giderim. Bu saatin sesini daha önce de işittim, ama kilise benim aklıma bile gelmemişti.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ne geldi peki?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bakın o ses bana neleri düşündürdü: Siz de bilirsiniz ki, alemdeki her varlık Allahı zikreder. Kimi kal diliyle, kimi de hal diliyle Allahı anarlar. Rüzgar eser, kuzu meler, kuş öter, kedi miyavlar, köpek havlar, inek böğürür, böcek cırlar&#8230; Bunların hepsi birer zikirdir, ibadettir. Gerçi onlar bilmezler ne yaptıklarını, ama biz biliriz. Zaten yapmak onların, bilmek bizim görevimiz. Zikir onlardan, fikir bizden. İşte, saat da zikrediyor Rabbini. Zamanı göstererek, ses vererek kulluk ediyor o. Hem daha başka şeyler de söylüyor bu saat.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ne gibi&#8230;?&#8221;</p>
<p>&#8220;Her saat başında ikaz ediyor bizi. Zamanın su gibi akıp gittiğini, giden zamanların geri gelmediğini, ömür binasının yıkıldığını, geçen her saatin hayatı tükettiğini hatırlatıyor. Sesini işitenleri gaflet uykusundan uyandırmaya çalışıyor. Ben görevimi yapıyorum, ya siz ne duruyorsunuz, kulluk etsenize! diyor&#8230;&#8221;</p>
<p>Kızgın arkadaş söylediklerimi tam olarak dinledi mi, dinlediyse anladı mı, bilmiyorum. Çünkü, ne olumlu, ne de olumsuz hiçbir tepki göstermedi. Ben de sustum ve &#8220;İnşallah sözlerimle onu incitmemişimdir,&#8221; diye düşündüm.</p>
<p>Ömer Sevinçgül&#8217;ün &#8220;işte hayat böyledir&#8221; adlı kitabından alıntıdır.</p>
<p><strong><a href="../">www.dusunvebasar.com</a> sitesi kaynak gösterilerek paylaşım yapılabilir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/gong/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SEVGİ&#8217;yi yükleyen program</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/sevgiyi-yukleyen-program/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/sevgiyi-yukleyen-program/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 17:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdulkadir_Biber</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir, Hikaye ve Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi ve barış hikayesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=308</guid>
		<description><![CDATA[SEVGİ"yi yükleyen program Müşteri: Çok fazla teknik bilgim yok. SEVGİ yüklemek için ne yapmam gerekiyor? Yetkili: İlk olarak KALBİM dosyasını açmanız lazım. Açtınız mı? Müşteri: Evet, açıldı. Ancak su anda GEÇMİŞACILAR.EXE, DÜŞÜKGÜVEN.EXE, HASET.EXE, ve GÜCENME.EXE isimli programlar da çalışıyor. Onlar çalışırken SEVGİ yükleyebilir miyim? Yetkili: Sorun değil. Yüklediğiniz anda SEVGİ otomatik olarak GEÇMİŞACILAR.EXE’ yi silecektir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><tt>SEVGİ"yi yükleyen program </tt></strong></p>
<p><tt>Müşteri: Çok fazla teknik bilgim yok. SEVGİ yüklemek için ne yapmam gerekiyor? </tt></p>
<p><tt>Yetkili: İlk olarak KALBİM dosyasını açmanız lazım. Açtınız mı? </tt></p>
<p><tt>Müşteri: Evet, açıldı. Ancak su anda GEÇMİŞACILAR.EXE, DÜŞÜKGÜVEN.EXE, HASET.EXE, ve GÜCENME.EXE isimli programlar da çalışıyor. Onlar çalışırken SEVGİ yükleyebilir miyim? </tt></p>
<p><tt>Yetkili: Sorun değil. Yüklediğiniz anda SEVGİ otomatik olarak GEÇMİŞACILAR.EXE’ yi silecektir. Gerçi bir süre geçici hafızada kalabilir ama artık diğer programları etkilemez. SEVGİ, er veya geç DÜŞÜKGÜVEN.EXE’ yi silerek YÜKSEKGÜVEN.EXE isimli bir modül yükleyecektir. Ancak siz, HASET.EXE ve GÜCENME.EXE’ yi mutlaka kendiniz kapatmalısınız. Bu programlar SEVGİ'nin yüklenmesine engel olurlar. Onları kapatabilir misiniz lütfen? </tt></p>
<p><tt>Müşteri: Tamam kapattım, SEVGİ otomatik olarak yüklenmeye başladı. Bu normal mi? </tt></p>
<p><tt>Yetkili: Evet ama unutmayın ki bu sadece temel program . Üst sürümlerinin yüklenmesi için başka KALP'lerle bağlantı kurmanız gerekiyor. </tt></p>
<p><tt>Müşteri: Haydaaa.... Daha şimdiden hata mesajı verdi. Ne yapmam gerekiyor? </tt></p>
<p><tt>Yetkili: Mesaj ne diyor? </tt></p>
<p><tt>Müşteri: HATA-412! PROGRAM İÇ SİSTEMDE ÇALIŞMIYOR! Bu ne demek? </tt></p>
<p><tt>Yetkili: Endişelenmeyin, bu çok rastlanan bir sorun, çözümü de var. Hata mesajı, SEVGİ programının başka kalplerde çalışmaya hazır olduğunu ancak sizin kalbinizde çalışmadığını söylüyor. Biraz karmaşık bir programcılık dili oldu galiba... Sade bir dille şöyle diyor: Programın başkalarını sevebilmesi için önce sizin kendi sisteminizi sevmeniz gerektiğini söylüyor. </tt></p>
<p><tt>Müşteri: Peki ne yapmam gerekiyor? </tt></p>
<p><tt>Yetkili: "KENDİMİ KABULLENME" isimli dosyanın içinde bulacağınız KENDİNİAFFETME.DOC, KENDİNEGÜVENME.TXT, DEĞERBİLME.TXT ve İYİLİK.DOC isimli dosyaların üzerine tıklayıp hepsini KALBİM dosyasına kopyalayın. </tt></p>
<p><tt>Müşteri: Tamam. Başka bir şey var mı? </tt></p>
<p><tt>Yetkili: Şimdi çalışacaktır gerçi ama biz ilerisi için de tedbir alalım. SÜREKLİKENDİNİELEŞTİRHAYATINIZEHİRET.EXE diye çok uzun isimli bir dosya vardır. Onu bütün sistemde tarayın ve gördüğünüz her dosyadan silin, sonra çöp kutunuzdan da atarak tamamen kaybolduğundan emin olun! </tt></p>
<p><tt>Müşteri: Yaptım. Hey harika... Neler oluyor.... KALP temiz dosyalarla doluyor. GÜLÜMSEME.MPG monitöre geldi. SICAKLIK.COM, BARIŞ.EXE ve MEMNUNİYET.COM hepsi KALP'e yerleşiyor. </tt></p>
<p><tt>Yetkili: Güzel, demek ki SEVGİ yüklendi ve çalışıyor. Şu andan itibaren her şeyle basa çıkabilmeniz gerekiyor. Yalnız telefonu kapatmadan önce son bir noktaya dikkat çekmek istiyorum... </tt></p>
<p><tt>Müşteri: Nedir? </tt></p>
<p><tt>Yetkili: SEVGİ programı ücretsizdir. Onu ve onun tüm modüllerini tanıştığınız herkese verin. Karşılığında onlar da başkalarıyla paylaşacak ve sonunda size tertemiz modüller olarak dönecektir..</tt></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/sevgiyi-yukleyen-program/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEZGÂHTAR ÇOCUK&#8230;</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/tezgahtar-cocuk/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/tezgahtar-cocuk/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 16:29:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdulkadir_Biber</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir, Hikaye ve Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Başarı Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[başarılı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[başarıya giden yol]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim hikayeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=303</guid>
		<description><![CDATA[Ateşli bir köy çocuğu kentin en büyük marketinde işe başvurdu. Dünyanın bu en büyük çarşı-marketinde her şey ama her şey satılmaktaydı. Patron sordu: “Daha önce hiç satıcılık yaptın mı? ” “Evet, köyümde bu işi yaptım.” Patronun gözü çocuğu tuttu. “İyi, yarın başlıyorsun” dedi. “Akşam ilk günü değerlendiririz.” Ertesi akşam patron, çocuğu karşısına aldı. “Evet, bugün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ateşli bir köy çocuğu kentin en büyük marketinde işe başvurdu. Dünyanın bu en büyük çarşı-marketinde her şey ama her şey satılmaktaydı. Patron sordu:</p>
<p>“Daha önce hiç satıcılık yaptın mı? ”</p>
<p>“Evet, köyümde bu işi yaptım.”</p>
<p>Patronun gözü çocuğu tuttu. “İyi, yarın başlıyorsun” dedi. “Akşam ilk günü değerlendiririz.”</p>
<p>Ertesi akşam patron, çocuğu karşısına aldı.</p>
<p>“Evet, bugün kaç satış yaptın? ” diye sordu.</p>
<p>“Bir.”</p>
<p>“Ne bir mi? Öteki arkadaşların otuzdan fazla satış yaptılar. Sen nasıl yalnızca bir satış yapabilirsin?</p>
<p>Kaç dolar tuttu peki?”</p>
<p>“320 bin dolar”</p>
<p>Patron şaşırdı ve bunu nasıl becerebildiğini sordu.</p>
<p>“Adama önce küçük boy bir olta, sonra orta boy bir olta ve daha sonra da büyük bir olta sattım.” Dedi genç satıcı. “Adama nerede balık tutacağını sordum , “Kıyıda” deyince bir tekneye gereksinimin olduğunu söyledim. Tekne bölümüne indik ve çift motorlu yelkenli lüks bir yat sattım. Vosvosuyla bunu çekemeyeceğini belirtince de son model bir 4&#215;4 cip sattım.</p>
<p>Patron kendinden geçti:</p>
<p>“Ne diyorsun, tüm bunları bir küçük olta almaya gelen adama mı sattın?”</p>
<p>Çocuk yanıtladı:</p>
<p>“Yoo, aslında eşinin migreni tutmuş, buraya aspirin almaya gelmişti ” dedi. “Hafta sonunun mahvolduğunu görünce adama bunu açık açık söyledim ve balığa gitmesini önerdim.”</p>
<p align="right"><strong>&#8220;ZAFER ÖZSOY-BÜTÜN DÜNYA-BİZBİZE ’DEN&#8221;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/tezgahtar-cocuk/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Torba Çivi Hikayesi&#8230;</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/bir-torba-civi-hikayesi/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/bir-torba-civi-hikayesi/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 16:23:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdulkadir_Biber</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir, Hikaye ve Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[başrı hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[düşün ve başar]]></category>
		<category><![CDATA[kalp kırmak ve düzeltmek]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim hikayeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=298</guid>
		<description><![CDATA[Arkadaşlarıyla sürekli geçimsiz, uyumsuz olan bir kıza Anne bir torba çivi verir ve ona arkadaşlarını her kırdığında odasının kapı arkasına bir çivi çakmasını söyler. Haftalar ilerledikçe kapının arkası çivilerle dolmaya başlar. Kapı tamamıyla çivilerle dolunca kız; anneciğim kapımın arkası çivilerle doldu şimdi ne olacak?  Diye sorar. Anne bu kez kızına kendini kontrol ettiği arkadaşlarını kırmamayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Arkadaşlarıyla sürekli geçimsiz, uyumsuz olan bir kıza Anne bir torba çivi verir ve ona arkadaşlarını her kırdığında odasının kapı arkasına bir çivi çakmasını söyler. Haftalar ilerledikçe kapının arkası çivilerle dolmaya başlar. Kapı tamamıyla çivilerle dolunca kız; anneciğim kapımın arkası çivilerle doldu şimdi ne olacak?  Diye sorar.</p>
<p>Anne bu kez kızına kendini kontrol ettiği arkadaşlarını kırmamayı başardığı her günün sonunda kapısının arkasından bir çivi sökmesini ister.</p>
<p>Günler geçer ve en son çiviyi söktüğünde kız bu kez annesine koşarak sevinçli haberi verir.</p>
<p>Annesi kızının elinden tutar ve kapının yanına götürür ve ona: &#8220;Bak kızım çok çalıştın ve arkadaşlarını kırmamayı öğrendin… Fakat kapının üzerindeki delikler hala duruyor ve kapı hiç bir zaman eskisi gibi olmayacak.</p>
<h2>&#8220;İnsanların kalplerine çivi yarası açmamaya dikkat et&#8230;&#8221;</h2>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/bir-torba-civi-hikayesi/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

