Ruhunuz Girişimci mi?
Eylül 10, 2009
Ruhunuz Girişimci mi? Değil mi?
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
2- Başkalarının benim için bir şeyler yapmasını istiyorum
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
3- İşimi doğrudan ilgilendirenler dışında çok sayıda konuya ilgi duyuyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
4- Sosyal eğitici ya da dinsel bir topluluğun başkanı, önderi veya faal bir üyesi olmaktan zevk duyarım.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
5- Fırsat buldukça geleceğe yönelik uzun vadeli planlar yapıyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
6- Yapılması gereken işler görüyorum ve onları söylenmeden, şikayet etmeden yapıyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
7- Bir tartışma olduğunda sorunu çözen ilk kişi olmaya ve “sıkıntılı havayı dağıtmaya” çalışıyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
8- Giyinme, yaşadığım çevre, finansal istikrar gibi konularla ilgili olarak hayatımı sürekli geliştirmeye çalışıyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
9- Hayat ya da iş koşullarım konusunda sıkıcı şeyler bulduğumda, meseleleri iyileştirmeye çalışırım.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
10- Hayatım temel olarak “Umurumda değil” tavrı tarafından yönetilir.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
11- Genel anlamda, kendimi utangaç ve/veya çekingen biri olarak nitelendiririm.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla
1. A – 10, B – 5, C – 0
2. A – 10, B – 5, C – 0
3. A – 0, B – 5, C – 10
4. A – 0, B – 5, C – 10
5. A – 0, B – 5, C – 10
6. A – 0, B – 5, C – 10
7. A – 0, B – 5, C – 10
8. A – 0, B – 5, C – 10
9. A – 0, B – 5, C – 10
10. A – 10, B- 5, C – 0
11. A – 10, B – 5, C – 0
50-85: Girişimci adaylarının bulunduğu puan aralığıdır. Bu, ortalama bir puandır ve bu puanı alan kişiler, girişimciliği canları isterse, şartlar gerektirirse üstlenirler. Bu aralıktaki birçok kişi daha yüksek puan alanlardan daha mutlu gözükürler; çünkü başkaları tarafından alınan kararları uygulamaya ve girişimciliği üstlenmeden sorumluluğu devretmeye gönüllüdürler.
0-45: Bu, başkalarının kendileri adına düşünmelerine izin vermeye gönüllü olanlar tarafından alınan zayıf bir puandır. Bir kısmı yılmış ve girişimci güçlerini kaybetmiştir. Diğerleri sadece fiziksel ya da zihinsel olarak tembeldirler. Bu bölümde bulunan insanların çoğu mutsuz bir hayat düzenine sahiptir.
Nedir Bu Motivasyon?
Eylül 10, 2009

Özge Bayram
Motivasyon bu kadar önemli mi?
EVET! Çünkü:
Motivasyon, performansı doğrudan etkiler.
Davranışların başlatılmasını başlatılmasını, yönlendirilmesini ve sürdürülmesini sağlar.
Bir nevi bizim itici gücümüzdür.
Bütün kaynaklarımızı amacımız doğrultusunda kullanmamıza olanak tanır. ,
Bizim millet olarak ortak bir özelliğimiz var. Çabuk gaza gelen bir yapımız var. Bakın motivasyon demiyorum, bariz şekilde gaza geliyoruz. İşlerimize Türk gibi başlayıp, Türk gibi bitiriyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki başka nasıl olacaktı?
Bir işe girişirken “Allah, Alah!…” diye başlıyoruz. Engelle karşılaşma ihtimalimiz belirince “İnşallah, biter” diyoruz. En sonda da “Kısmet değilmiş” diyerek ilk zor engelde su koyuyoruz. Engeller bir bir belirince heyecan gider, kafalar karışır ve projeler bir başka bahara kalır.
Verilemeyen üç beş kilolar, kazanılamayan okullar, biriktirilemeyen harçlıklar, başlanılamayan işler…
Güzel bir söz vardır: “Bir işe Türk gibi başlayıp, Alman gibi bitirmek.” Bizler bir işe girişirken, inanılmaz heyecanla, şevkle dolarız. Planlar, proğramlar, vizyon, misyon hepsi kafamızdadır. “Haydi, Bismillah…” deyip başlarız. Almanlar da (Batılılar da diyebiliriz genel olarak)durum vaziyet ne olursa olsun istikrarlı bir şekilde sonuca varana kadar devam ederler. Böylece başladıkları işi sonuçlandırırlar.
Peki, gaza gelmek yerine kendimizi nasıl motive edebiliriz?
Motivasyon ve BEKLENTİLER!
Antrenmanların her dakikasından nefret ediyordum. Fakat kendi kendime “vazgeçme” dedim. Şimdi sıkıntı çek ve hayatının geri kalanını bir şampiyon olarak yaşa.
Muhammed Ali
Bizi harekete geçiren en temel güç, beklentilerimizdir. Verdiğimiz çabanın sonunda elimize geçecek olanlardır. İstediğimiz, beklentimiz olan şey ne kadar güçlüyse o kadar fazla çaba gösteririz.
Motivasyon üzerine yazılan kuramlardan biri olan Vroom’un “Bekleyiş kuramı”nda, kişilerin belirli yönde motive olabilmeleri için harekete geçmelerini sağlayacak dürtü, kişinin o ‘şey’i elde eymek için gösterdiği istek ve o ‘şey’in gerçekleşme konusundaki beklentisine bağlıdır.
Yani:
İsteme Derecesi x Beklentiler: Motivasyon Düzeyi
Kişiden kişiye beklentiler değişir. Beklentilere göre de isteklerin derecesi farklılık gösterir. Dolayısıyla kişiden kişiye motivasyon unsurları değişir.
Mesela motivasyonla ilgili araştırmalarıma devam ederken bir yandan da insanlara sordum: Sizi Ne Motive Eder?
Gelen cevaplar gerçekten birbirinden farklıydı. Aynı zamanda iki başlık altında toplamak mümkündü bunları:
1- Sonunda başarıyı elde etmeyi bekleyenler (%40′ın altında)
2- Sonunda cezadan kurtulmayı bekleyenler (Eh burası da %60′ı geçiyor)
Havuç mu, Sopa mı?
İnsalar hem ödüle kavuşmak için hem de acıdan/cezadan kaçmak için bir işi yapmayı tercih ederler. Öncelikle belirtmek gerekir ki, iki türlü de motive oluruz. Aynı zamanda bir tanesi ağırlıklı olarak işleri yapmamıza neden olur. Ya ödüle kavuşma arzusu ya da acıdan/cezadan kurtulma isteği. (İnsan sevdiği konuda çalışırken ödüle, sevmediği konuda çalışırken cezaya odaklanır)
Biraz Havuca Ne Dersiniz?
Hayatta çok az insan hazza yönelir. İnsanların muazzam bir kısmı acıdan kaçmak için kendilerini motive ederler.
Kimileri kendilerini daha çok para kazanmayı düşünerek, kimileri iyi bir statü elde etmeyi hedefleyerek, kimileri güç elde etmeyi isteyerek, kimileriyse hedeflerine ulaşarak kendilerini daha mutlu daha huzurlu hissetmeyi düşünerek motive ederler. Bunların hepsi hazza yöneliktir.
Sonunda istenilen, beklenilen, ulaşmak için çaba gösterilen bir şey vardır. İtiraf. com’dan alınan bir itirafı sizinle paylaşmak istiyorum:
Cinsiyet: Kadın; Yaş: 32; İl: İstanbul
Okumayı öğrenmek için hiç çaba harcamayan birinci sınıf öğrencisi oğlum aşık olduğu üçüncü sınıf öğrencisi kıza mektup yazabilmek için harıl harıl okumayı öğrenmeye çalışıyor.
İşte okuduğunuz itiraf, tipik bir hazza yönelik motive olma örneğidir. İlkokula giden bir çocuğun okumayı öğrenmesindeki en büyük motivatör (motive edici sebep) hoşlandığı kızın dikkatini çekebilmektir.
Eh Bir de Sopadan Kaçanlar Var…
Bizim evde yıllardır değişmeyen, artık gelenek haline gelmiş, dönem ödevleri şenliği vardır. Öğretmenin verdiği ve neredeyse 3–4 ay sonra istenen bir ödevin yumurta kapımıza dayandığı bir zamanda alelacele ve düzgün bir şekilde yapılması her yıl tanık olduğumuz bir durumdur.
Bu şenliklerin eğlence boyutu, bu yıl bir gün öncesinden kardeşimin sabahlayarak yaptığı dönem ödeviyle doruk noktasına ulaştı.
Annemin her defasında “Neden vaktinde rahat rahat yapmazsınız, anlamıyorum” sloganıyla katkıda bulunduğu bu şenliklerin çıkış nedeni kardeşimin acıdan uzaklaşmak istemesidir.
Sanki o, bilmiyor mu zamanında yapınca hem rahat edeceğini hem de daha iyi anlayacağını? Elbette ki biliyor. İyi de bu onu motive etmiyor ki! Onu motive eden şey öğretmenden düşük not almaması, sınıfta kalmaması, azar işitmemesi…
Bir diğer örnek ise Edison’dur. Edison’un aslında karanlıktan korktuğu için elektriği icat ettiğini neredeyse bilmeyenimiz yok.
Motive olmak için illa da bu iki gruptan birine ait olmak zorunda değilsiniz. Bazen hazza ulaşmak için bazen de acı çekmemek için fazla gayret sarf ederiz.
Motivasyon İçin Ne Gerek?
“Şimdi sen, iyi güzel söyledin de ben kendimi nasıl motive edebilirim?”
Kendinizi iki şekilde motive edebilirsiniz.
1- İç motivasyon
2- Dış motivasyon
İç motivasyon
İç motivasyon, sizin ihtiyaçlarınız, beklentileriniz, inançlarınız, ‘o’ nu yapma nedeniniz, zevkleriniz, hedeflerinizdir…
İç motivasyon, sizin motivasyonunuzdur, sizin değerlerinizi, sizin hedeflerinizi, sizin isteklerinizi içerir. Sizi asıl harekete geçirecek olan da budur.
Yaptığınız şeyin “SİZ” istediğiniz için yapıldığını ve bunun için öncelikle siniz kendinizi motive etmeniz gerektiğini bilirsiniz.
Bir şeyi kendiniz istediğiniz için öğrenirseniz ya da yaparsanız,
Daha çok çalışır,
Daha tutarlı olur,
Daha iyi öğrenir
Başarmak için farklı yollar denersiniz.
Öncelikle mutlaka içsel motivatörleriniz olmalıdır. Hedefinize ulaşmanızı sağlayacak inancınız, harekete geçmeniz için cesaretiniz… Çünkü: İçten motive olan kişi düşünceyi eyleme dönüştürür: Hedeflerini belirler ve onlara ulaşmak için harekete geçer.
İçten motivasyonda en önemli unsurlardan birisi İNANÇ’tır.
“Bu hedefe ulaşabileceğime inanıyor muyum?”
Şimdiye kadar ÖSS’ye hazırlanan aynı zamanda aşırı stres yaşayıp, derslerden uzaklaşan öğrencilerin kendilerine sormasını istediğimi bir sorudur bu. Evet, ne kadar inanıyorsunuz? “
Kendinize inanmanızı sağlayabilecek tek kişi sizsiniz, başkaları yardım edebilir ama ancak siz gerçekleştirebilirsiniz. Kim olduğunuzdan, eğitiminizden, konumunuzdan bağımsız olarak; eğer kendinize inanırsanız kendiniz hakkındaki tutumunuz olumlu olur ve bu da hedeflerine ulaşmanızdaki gerekli gücü kendinizde bulmanızı sağlar.
“İyi de durduk yere nasıl inanabilirim ki?”
Kesinlikle haklısınız. Kendinize inanmanız için önce kendinize güvenmeniz gerekir.
Özgüveni olan insanlar güçlüklerle mücadele ederler, problemlere çözüm üretirler. Kendilerine inanırlar. Ne olursa olsun, işin peşini asla bırakmayacak cesareti kendilerinde bulabilirler.
Ayrıca şunu eklemekte de fayda var, güven eksikliği aslında yararlı hiçbir şey üretmeyen olumsuz düşüncenin ürünüdür. Zihin uğraşacak bir şey bulamayınca kendisiyle uğraşmaya başlar ve genelde bunu olumsuz şekilde yapar. Kendi enerjimizi farkında olmadan kendimizin düşürmesine neden olur.
Ve Size Yön Gösteren Hedefleriniz…
Çoğu insan ‘istatistik insanıdır.’ Doğar, kayıtlara adı geçer, yaşar ve ölür. Sadece istatistiklerde adına rastlarsınız. Cümledeki yaşar kelimesi de sadece ve sadece nefes alıp vermektir. Hayatta belli bir amacı yoktur. Bundan dolayı da ne yaparlarsa yapsınlar kendilerini asla motive etmezler, edemezler. Zaten ihtiyaçları yoktur.
Onlar sadece nefes alış verişlerini engelleyecek durumlarda harekete geçerler. Yani acıdan kaçmak için harekete geçerler.
Oysa ki bir hedefiniz varsa, sabah yataktan kalkışınız bile değişir. “Bugün hedefime bir adım daha ulaşabilmek için ne yapabilirim?” sorusu zihninizde ve hatta damarlarınızda dolaşır.
Daha enerjik ve daha pozitif olursunuz. Çünkü artık geminizi ulaştırmanız gereken bir limanınız vardır.
Dış motivasyon
Adı üzerinde dıştan gelen motivasyondur. Bir işi ödül için ya da cezadan kaçmak için yapmanız gibi… Ya da sizi etkileyen insanların hedeflerini ve isteklerini yerine getirerek onların mutlu olmasını sağlamak gibi…
Görüldüğü gibi, dış motivasyon kişinin dışından kaynaklanır, çevreden gelen bir pekiştirme ya da ödüllendirme ile bir şey yapmasını sağlar. Etkisi geçicidir. Yapılan davranışın kalıcılığı ve yoğunluğu düşüktür.
Lisede dersaneye giderken bir sınıf arkadaşım bana o yıl mutlaka üniversiteyi kazanmak zorunda olduğunu söylemişti. Çok çalışıyordu ve hırslıydı. Hangi üniversiteye, hangi bölüme gideceği kafasında kesin ve netti. Yalnız küçük bir ayrıntıyı eklemek istiyorum. Daha sonradan söylediğine bakınca hedefin ona değil babasına ait olduğu ortaya çıktı. Kendisi için değil babasını mutlu etmek belki de ailesinin gözünde daha fazla değer kazanmak için bu kadar fazla çalışıyordu. Hem de kendisine ait olmayan bir hedef için…
Peki ne oldu dersiniz?
O, Hedefini asla benimseyemedi. Çabaları ve planları yetersiz kaldı. Bu taşıma suyla değirmeni döndürmeye çalışmak gibi aynen. Eğer ki kendi istediği bölüm için çalışsaydı, o zaman içten motivasyonunu da sağlayacaktı ve gözünü hedefinden ayırmayacaktı.
Şimdi bile bir çok aile çocukları için “Aman doktor olacak benim kızım, teyzesi” “Avukat ol da sülalemizde bizi savunacak birileri bulunsun” gibi şeyler söylüyorlar. Çocuklar da sırf mutlu etmek amacıyla ya da önemsenmek, takdir edilmek umuduyla kendi hedeflerini askıya alıp (aslında içlerine atmak desem daha doğru olacak) çevrenin isteği yönünde hareket ediyorlar.
Bu, ne kadar sürebilir ki? İşte bundan dolayı iç motivasyon hedeflerinize ulaşmada daha önemlidir.
İç motivasyonunuzun yüksek olduğu bir gün geçirmeniz dileğiyle… (-:
Özge BAYRAM
NLP Master Prac.
Hafiza Gelistirme…
Eylül 10, 2009
Bilimadamlari, gunluk hayatta sac tararken, dis fircalarken, kahve karistirirken ya da diger basit isleri yaparken bile hafizanin guclendirilebileceg i aciklamasinda bulundu.
İste hafizanizi gelistirmek icin basit teknikler ;
2. Polisiye Alıştırması : “Dun aksam su saatte ne yaptim, neredeydim, iki saat once ne yaptim?” gibi, genellikle polisiye romanlarinda sorulan sorulari kendinize yoneltin. Ve tabii cevaplayin. Bu alistirma sonucunda yaptiklariniza karsi dikkatinizi gelistirebilirsiniz .
3. Ressam Alıştırması : Burnunuzun ucunda bir firca oldugunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiginiz renkte yatay bir sekiz cizin. Bu cizim hareketleri, yorgun zihninizi hemen canlandirir. Ayni zamanda beyni bloke Eden stresi etkili bicimde yok eder.
4. Cocuk Oyunu Alıştırması : Ise veya alisverise giderken, tipki bir cocuk gibi merak icinde butun duyularinizi harekete gecirin. Bakin, dokunun, dinleyin, koklayin. Bu sekilde cok ender yaptiginiz baglantilari canlandirir, beyninizin kapasitesini artirirsiniz. Duyu organlarinizin ne kadar fazlasini kullanirsaniz, hafizaniz her zaman canli kalir.
5. Harf Alıştırması : Elinize bir gazete ve bir fosforlu kalem alin. Sirasiyla paragraflari okuyun ve cift yazilmis harflerin uzerini cizin. Mesela, cift ‘t’ ve ‘m’lerin uzerini isaretleyin. Boylelikle konsantrasyonunuzun ne kadar uyarildigini hemen hissedeceksiniz. Bu, zihnin canlanmasini artirir.
6. Yuruyus Alıştırması : Asker yuruyusu gibi oldugunuz yerde hareket edin. Sol bacaginizi her kaldirdiginizda, once sag elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Boyle caprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafini kullanmis olursunuz.
7. Ajan Alıştırması : Bu alistirmayi daha cok sokakta yapacaksiniz. Cevrenizde bulunan arabalarin plakalarina bakin ve plakadaki harflerden kelimeler, hatta cumleler turetmeye calisin. Boylece hem kelime hazinenizi gelistirir hem de beyninizi canlandirirsiniz.
8. Resim Alıştırması : Bu alistirmayla alisveris listelerini cok kolay ezberleyebilir, hafizanizi guclendirebilirsini z. Bunun icin kalem kagit alin ve kagidin uzerine mum, kaktus, yonca gibi semboller cizin. Her resim bir sayiyi sembolize ediyor. Ardindan sembolleri sayilara gore ezberleyin. Bu alistirmayla, zihninizde listeler olusturmayi kolay basarirsiniz.
9. Otobiyografi Alıştırması : Dusunun ki, hayat hikayenizi tekrar yazmaniz gerekiyor. Burada, ise, gittiginiz ilkokuldan baslayabilirsiniz. Bunun icin en yakin arkadasinizi, tipini, sinifinizin duzenini hatirlamaniz gerekiyor. Bu alistirmayla, kisilerle ilgili hafizanizi harekete gecirirsiniz.
10. Hipnoz Alıştırması : Ozellikle stresli anlarinizda olumlu kelimelerden destek almaya bakin. Bunlarla olumsuz dusuncelerinizi yok edersiniz. Mesela, “Benim icin gerekli olan her seyi biliyorum ve cok sakinim” cumlesini tekrarlayabilirsiniz.
Hafızanızı TEST edin !
Eylül 10, 2009

Hafıza
Bellek kaybının ne zaman Alzheimer hastalığının ya da başka türden bunamanın erken belirtisi olduğunu nasıl anlarsınız? İlerleyen bellek kaybı bunamanın işaretidir, ama son araştırmalar tek başına unutkanlığın Alzheimer hastalığının tek ölçüsü olmadığını gösteriyor. Harvard Tıp Okulu araştırmacıları sekiz farklı soruya verilen cevapların, kişilerdeki bellek zayıflığının aynı mı kalacağını, düşüş mü yoksa gelişme mi göstereceğini yüksek derecede doğrulukla tahmin ettiğini belirtiyorlar. İşte o sekiz soru…
1. Problemleri ele almada gitgide artan şekilde güçlük çekiyor musunuz (örneğin problem çözmek veya plan yapmak için gitgide artan şekilde başkalarından mı medet umuyorsunuz)?
2. Araba kullanmanızda görme problemlerinin sonucu olmayan bir değişiklik var mı (örneğin daha fazla uyarı cezası, karar vermede zorlanma, vb.)?
3. Yargılarınız her zamankinden daha mı az isabetli?
4. Finansal konuları yönetmede artan şekilde güçlük çekiyor musunuz (örneğin çek defteri tutma, faturaları ödeme, karmaşık finansal kararlar alma)?
5. Acil durumlara müdahale ederken eskiye göre daha çok güçlük çekiyor musunuz? Tehlikeli kararlar aldığınız oldu mu?
6. Yemek pişirmek veya yeni aletlerin kullanılmasını öğrenmek gibi ev işlerinde eskiye göre daha çok güçlük çekiyor musunuz?
7. Hobilerinizle meşgul olma yeteneğinizde bir değişiklik oldu mu? Örneğin, zor hobilere ayırdığınız zaman azaldı mı? Oyunların kurallarına uymakta zorluk çekiyor musunuz? Daha mı az okuyorsunuz ya da okuduğunuzu anlamak için çoğu kez bir kere daha okumak zorunda kalıyor musunuz?
8. Tıraş olmak ya da duş yapmak için hatırlatıcıya ihtiyaç duyuyor musunuz?
Puanlama: Bu soruların hepsine evet yanıtı veren kişilerde üç yıl içinde Alzheimer hastalığı gelişme olasılığı en yüksek bulunmuş.
Bu testin amacı, sizde daha ileri değerlendirme gerektiren bazı belirtilerin olup olmadığını belirlemeye çalışmaktır, bir bellek bozukluğu tanısı koymak değildir.
Uzmanlar bu sorulardan dördüne veya daha çoğuna evet yanıtı verdiyseniz doktorunuzla görüşmenizin yararlı olacağını düşünüyorlar.
Belleğiniz özellikle yetmişli, seksenli yaşlardan sonra size çok ama çok lazım olacak.
Kişisel ihtiyaçlarınızı görebilmenizi, kendi kendinize yetebilmeyi, bilgi ve birikimlerinizi çocuklarınız ve torunlarınıza aktarabilmenizi, elinizdeki üç-beş kuruşu yönetebilmenizi sağlayacak. Benim önerim bellek sorunlarınızı ciddiye almanız ama endişeye, korkuya kapılmamanızdır.
Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU – HÜRRİYET
Beyin sabahları çok çalışır.
Temmuz 2, 2009
1- Toplantı ve önemli işlerinizi sabah yapın. Beyin, saat 10.00′a kadar çok daha verimli çalışıyor
2- Öğlen yemekten sonra konsantrasyon düşer. 10 dakikalık öğlen uykusu, beynin tekrar çalışmasını sağlar
3- Beyin akşam saatlerinde tekrar çalışmaya başlar. Sakin bir müzikle, beynin stresini alabilirsiniz
Beyin Cerrahı Doç. Dr. Cahide Topsakal, beyni daha zinde ve verimli kılmak için neler yapılması gerektiğine dair sorularımızı yanıtladı:
* İnsanın zekasını, beyni mi belirliyor?
İnsan zekasını yüzde 50 genetik özellikler, yüzde 50 çevresel faktörler belirler. Çevresel faktörler genetikten daha önemlidir. Çok zeki doğup, zekası ileride de aynı seviyede kalan çok insan var. Ama sıradan bir ailenin çocuğu olarak doğup, birer dehaya dönüşen örnekler de var. Bu; eğitimle alakalı. Beynin gelişim ve eğitiminin yüzde 90′ı, altı yaşa kadarki süreçte tamamlanır. Beynin anatomik gelişimi ise 20′li yaşlara kadar sürer. Öğrenme kapasitesi ilk altı yılda çok daha ön plandadır. Çocuğa ne verilecekse, bu dönemde verilmelidir. Anaokulu eğitimi önemlidir.
ÇOK OKUYAN GEÇ BUNAR
* Beyni geliştirmek için neler yapılabilir?
Yapbozlar, çocukların beyin gelişimi için yararlıdır. İleri yaşlarda da bulmaca çözmek, bol rakamlı şifreleri ve sayıları akılda tutmak ya da ezberlemek faydalıdır. Telefon numarası ezberlemekte de fayda vardır. Basit matematik hesaplarını kafadan çözmek de önemlidir. Bunları yapamayanların, bol bol kitap okumaları gerekir. Okuyan beyin, geç bunar. Bu egzersizler, beyinde kısa yollar oluşturur. Kısa yollar yaratmak, pratik yaşam için önemlidir. Mesela öğrenciler bir sorunun yanıtını kolay hatırlamak için cevap maddelerinin satır başlıklarına harf koyar ve ondan kelime üretir. Böyle kelimeler türetmek de, yapılması gereken bir egzersizdir. Diyelim ki; aracımı otoparkta yeşil alanda bulunan C6′ya koydum. ‘Yeşil Bursa’nın Ceyhan 6′sı’ diye bir kelime türetirsem, orayı unutmam zorlaşır.
07.00-10.00 ARASI ÇALIŞIN
* Beyin hangi saatte ne şekilde çalışmaktadır?
Depresyondaki beyin, gece yarısından sonra sağlıksız düşünür. İyi uyumuş ve yeterli beslenmiş bir bedenin beyni ise gerekli beyin egzersizlerini de yapmışsa; en iyi sabah saatlerinde çalışır. 07.00-10.00 arası, öğrenmeye en yatkın saatlerdir. Yemekten sora konsantrasyon düşer ve uyku bastırır. Siesta döneminde beyin az çalışır ve hiç randıman alınmaz. Şekerlemeler, beyne iyi gelir. 10 dakikalık bir şekerleme bazen altı saatlik uykuya bedeldir. Beyin, akşam saatlerinde tekrar açılır. Ancak midenin aç olmaması gerekir. Beyin sadece şekerle beslenir. Kan şekeri düşerse, beyin çalışmaz. Sık ama az yemek, kan şekerini sabit tutmak için önemlidir.
GÜNDE ALTI ÖĞÜN YİYİN!
* Bu yüzden mi, sınavlardan önce şeker yemek önerilir?
Evet. Kan şekerini sabit ve yüksek tutmak, beynin tam kapasiteli çalışmasını sağlar. Beyin, hızlı şokları sevmez. Günde altı kez beslenmek ise en sevdiği şeydir. Zihin akşam saatlerinde açılır. Bunda çay ve kahvenin de rolü var. Gün içinde beden yorgun düştüğü için beyin de bir süre çalışmayı reddeder. Trafik stresi, gürültü ve aile problemleri beyni yorar. Bu yorgunluktan kurtulmak için kendi ilacınızı kendiniz bulun, sakin bir müzik ve biraz Polyannacılık gerekebilir. Uykudan az önce verim artar. Beyin gece verim alıyorsa, bu saatler değerlendirilmelidir.
Günaydın
Kaynak: Yetenek.Com

