Nedir Bu Motivasyon?

Eylül 10, 2009

Özge Bayram

Özge Bayram

Motivasyon üzerine oldukça motive edici bir yazı…
Motivasyon kelimesi Latince “movere” , yani “hareket ettirme, hareketlendirme” kelimesinden gelmektedir. ,Bu tanımdan yola çıkarsak motivasyonu, bireyin harekete geçmesi ve belli bir hedefe ulaşabilmesi için gerekli olan arzu ve isteğe sahip olmasıdır diye tanımlayabiliriz.

Motivasyon bu kadar önemli mi?

EVET! Çünkü:

Motivasyon, performansı doğrudan etkiler.
Davranışların başlatılmasını başlatılmasını, yönlendirilmesini ve sürdürülmesini sağlar.
Bir nevi bizim itici gücümüzdür.
Bütün kaynaklarımızı amacımız doğrultusunda kullanmamıza olanak tanır. ,

Bizim millet olarak ortak bir özelliğimiz var. Çabuk gaza gelen bir yapımız var. Bakın motivasyon demiyorum, bariz şekilde gaza geliyoruz. İşlerimize Türk gibi başlayıp, Türk gibi bitiriyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki başka nasıl olacaktı?

Bir işe girişirken “Allah, Alah!…” diye başlıyoruz. Engelle karşılaşma ihtimalimiz belirince “İnşallah, biter” diyoruz. En sonda da “Kısmet değilmiş” diyerek ilk zor engelde su koyuyoruz. Engeller bir bir belirince heyecan gider, kafalar karışır ve projeler bir başka bahara kalır.

Verilemeyen üç beş kilolar, kazanılamayan okullar, biriktirilemeyen harçlıklar, başlanılamayan işler…

Güzel bir söz vardır: “Bir işe Türk gibi başlayıp, Alman gibi bitirmek.” Bizler bir işe girişirken, inanılmaz heyecanla, şevkle dolarız. Planlar, proğramlar, vizyon, misyon hepsi kafamızdadır. “Haydi, Bismillah…” deyip başlarız. Almanlar da (Batılılar da diyebiliriz genel olarak)durum vaziyet ne olursa olsun istikrarlı bir şekilde sonuca varana kadar devam ederler. Böylece başladıkları işi sonuçlandırırlar.

Peki, gaza gelmek yerine kendimizi nasıl motive edebiliriz?

Motivasyon ve BEKLENTİLER!

Antrenmanların her dakikasından nefret ediyordum. Fakat kendi kendime “vazgeçme” dedim. Şimdi sıkıntı çek ve hayatının geri kalanını bir şampiyon olarak yaşa.
Muhammed Ali

Bizi harekete geçiren en temel güç, beklentilerimizdir. Verdiğimiz çabanın sonunda elimize geçecek olanlardır. İstediğimiz, beklentimiz olan şey ne kadar güçlüyse o kadar fazla çaba gösteririz.

Motivasyon üzerine yazılan kuramlardan biri olan Vroom’un “Bekleyiş kuramı”nda, kişilerin belirli yönde motive olabilmeleri için harekete geçmelerini sağlayacak dürtü, kişinin o ‘şey’i elde eymek için gösterdiği istek ve o ‘şey’in gerçekleşme konusundaki beklentisine bağlıdır.

Yani:

İsteme Derecesi x Beklentiler: Motivasyon Düzeyi

Kişiden kişiye beklentiler değişir. Beklentilere göre de isteklerin derecesi farklılık gösterir. Dolayısıyla kişiden kişiye motivasyon unsurları değişir.

Mesela motivasyonla ilgili araştırmalarıma devam ederken bir yandan da insanlara sordum: Sizi Ne Motive Eder?

Gelen cevaplar gerçekten birbirinden farklıydı. Aynı zamanda iki başlık altında toplamak mümkündü bunları:

1- Sonunda başarıyı elde etmeyi bekleyenler (%40′ın altında)
2- Sonunda cezadan kurtulmayı bekleyenler (Eh burası da %60′ı geçiyor)

Havuç mu, Sopa mı?

İnsalar hem ödüle kavuşmak için hem de acıdan/cezadan kaçmak için bir işi yapmayı tercih ederler. Öncelikle belirtmek gerekir ki, iki türlü de motive oluruz. Aynı zamanda bir tanesi ağırlıklı olarak işleri yapmamıza neden olur. Ya ödüle kavuşma arzusu ya da acıdan/cezadan kurtulma isteği. (İnsan sevdiği konuda çalışırken ödüle, sevmediği konuda çalışırken cezaya odaklanır)

Biraz Havuca Ne Dersiniz?

Hayatta çok az insan hazza yönelir. İnsanların muazzam bir kısmı acıdan kaçmak için kendilerini motive ederler.

Kimileri kendilerini daha çok para kazanmayı düşünerek, kimileri iyi bir statü elde etmeyi hedefleyerek, kimileri güç elde etmeyi isteyerek, kimileriyse hedeflerine ulaşarak kendilerini daha mutlu daha huzurlu hissetmeyi düşünerek motive ederler. Bunların hepsi hazza yöneliktir.

Sonunda istenilen, beklenilen, ulaşmak için çaba gösterilen bir şey vardır. İtiraf. com’dan alınan bir itirafı sizinle paylaşmak istiyorum:

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 32; İl: İstanbul
Okumayı öğrenmek için hiç çaba harcamayan birinci sınıf öğrencisi oğlum aşık olduğu üçüncü sınıf öğrencisi kıza mektup yazabilmek için harıl harıl okumayı öğrenmeye çalışıyor.

İşte okuduğunuz itiraf, tipik bir hazza yönelik motive olma örneğidir. İlkokula giden bir çocuğun okumayı öğrenmesindeki en büyük motivatör (motive edici sebep) hoşlandığı kızın dikkatini çekebilmektir.

Eh Bir de Sopadan Kaçanlar Var…

Bizim evde yıllardır değişmeyen, artık gelenek haline gelmiş, dönem ödevleri şenliği vardır. Öğretmenin verdiği ve neredeyse 3–4 ay sonra istenen bir ödevin yumurta kapımıza dayandığı bir zamanda alelacele ve düzgün bir şekilde yapılması her yıl tanık olduğumuz bir durumdur.

Bu şenliklerin eğlence boyutu, bu yıl bir gün öncesinden kardeşimin sabahlayarak yaptığı dönem ödeviyle doruk noktasına ulaştı.

Annemin her defasında “Neden vaktinde rahat rahat yapmazsınız, anlamıyorum” sloganıyla katkıda bulunduğu bu şenliklerin çıkış nedeni kardeşimin acıdan uzaklaşmak istemesidir.

Sanki o, bilmiyor mu zamanında yapınca hem rahat edeceğini hem de daha iyi anlayacağını? Elbette ki biliyor. İyi de bu onu motive etmiyor ki! Onu motive eden şey öğretmenden düşük not almaması, sınıfta kalmaması, azar işitmemesi…

Bir diğer örnek ise Edison’dur. Edison’un aslında karanlıktan korktuğu için elektriği icat ettiğini neredeyse bilmeyenimiz yok.

Motive olmak için illa da bu iki gruptan birine ait olmak zorunda değilsiniz. Bazen hazza ulaşmak için bazen de acı çekmemek için fazla gayret sarf ederiz.

Motivasyon İçin Ne Gerek?

“Şimdi sen, iyi güzel söyledin de ben kendimi nasıl motive edebilirim?”

Kendinizi iki şekilde motive edebilirsiniz.

1- İç motivasyon
2- Dış motivasyon

İç motivasyon

İç motivasyon, sizin ihtiyaçlarınız, beklentileriniz, inançlarınız, ‘o’ nu yapma nedeniniz, zevkleriniz, hedeflerinizdir…

İç motivasyon, sizin motivasyonunuzdur, sizin değerlerinizi, sizin hedeflerinizi, sizin isteklerinizi içerir. Sizi asıl harekete geçirecek olan da budur.

Yaptığınız şeyin “SİZ” istediğiniz için yapıldığını ve bunun için öncelikle siniz kendinizi motive etmeniz gerektiğini bilirsiniz.

Bir şeyi kendiniz istediğiniz için öğrenirseniz ya da yaparsanız,

Daha çok çalışır,
Daha tutarlı olur,
Daha iyi öğrenir
Başarmak için farklı yollar denersiniz.

Öncelikle mutlaka içsel motivatörleriniz olmalıdır. Hedefinize ulaşmanızı sağlayacak inancınız, harekete geçmeniz için cesaretiniz… Çünkü: İçten motive olan kişi düşünceyi eyleme dönüştürür: Hedeflerini belirler ve onlara ulaşmak için harekete geçer.

İçten motivasyonda en önemli unsurlardan birisi İNANÇ’tır.

“Bu hedefe ulaşabileceğime inanıyor muyum?”

Şimdiye kadar ÖSS’ye hazırlanan aynı zamanda aşırı stres yaşayıp, derslerden uzaklaşan öğrencilerin kendilerine sormasını istediğimi bir sorudur bu. Evet, ne kadar inanıyorsunuz? “

Kendinize inanmanızı sağlayabilecek tek kişi sizsiniz, başkaları yardım edebilir ama ancak siz gerçekleştirebilirsiniz. Kim olduğunuzdan, eğitiminizden, konumunuzdan bağımsız olarak; eğer kendinize inanırsanız kendiniz hakkındaki tutumunuz olumlu olur ve bu da hedeflerine ulaşmanızdaki gerekli gücü kendinizde bulmanızı sağlar.

“İyi de durduk yere nasıl inanabilirim ki?”

Kesinlikle haklısınız. Kendinize inanmanız için önce kendinize güvenmeniz gerekir.

Özgüveni olan insanlar güçlüklerle mücadele ederler, problemlere çözüm üretirler. Kendilerine inanırlar. Ne olursa olsun, işin peşini asla bırakmayacak cesareti kendilerinde bulabilirler.

Ayrıca şunu eklemekte de fayda var, güven eksikliği aslında yararlı hiçbir şey üretmeyen olumsuz düşüncenin ürünüdür. Zihin uğraşacak bir şey bulamayınca kendisiyle uğraşmaya başlar ve genelde bunu olumsuz şekilde yapar. Kendi enerjimizi farkında olmadan kendimizin düşürmesine neden olur.

Ve Size Yön Gösteren Hedefleriniz…

Çoğu insan ‘istatistik insanıdır.’ Doğar, kayıtlara adı geçer, yaşar ve ölür. Sadece istatistiklerde adına rastlarsınız. Cümledeki yaşar kelimesi de sadece ve sadece nefes alıp vermektir. Hayatta belli bir amacı yoktur. Bundan dolayı da ne yaparlarsa yapsınlar kendilerini asla motive etmezler, edemezler. Zaten ihtiyaçları yoktur.

Onlar sadece nefes alış verişlerini engelleyecek durumlarda harekete geçerler. Yani acıdan kaçmak için harekete geçerler.

Oysa ki bir hedefiniz varsa, sabah yataktan kalkışınız bile değişir. “Bugün hedefime bir adım daha ulaşabilmek için ne yapabilirim?” sorusu zihninizde ve hatta damarlarınızda dolaşır.

Daha enerjik ve daha pozitif olursunuz. Çünkü artık geminizi ulaştırmanız gereken bir limanınız vardır.

Dış motivasyon

Adı üzerinde dıştan gelen motivasyondur. Bir işi ödül için ya da cezadan kaçmak için yapmanız gibi… Ya da sizi etkileyen insanların hedeflerini ve isteklerini yerine getirerek onların mutlu olmasını sağlamak gibi…

Görüldüğü gibi, dış motivasyon kişinin dışından kaynaklanır, çevreden gelen bir pekiştirme ya da ödüllendirme ile bir şey yapmasını sağlar. Etkisi geçicidir. Yapılan davranışın kalıcılığı ve yoğunluğu düşüktür.

Lisede dersaneye giderken bir sınıf arkadaşım bana o yıl mutlaka üniversiteyi kazanmak zorunda olduğunu söylemişti. Çok çalışıyordu ve hırslıydı. Hangi üniversiteye, hangi bölüme gideceği kafasında kesin ve netti. Yalnız küçük bir ayrıntıyı eklemek istiyorum. Daha sonradan söylediğine bakınca hedefin ona değil babasına ait olduğu ortaya çıktı. Kendisi için değil babasını mutlu etmek belki de ailesinin gözünde daha fazla değer kazanmak için bu kadar fazla çalışıyordu. Hem de kendisine ait olmayan bir hedef için…

Peki ne oldu dersiniz?

O, Hedefini asla benimseyemedi. Çabaları ve planları yetersiz kaldı. Bu taşıma suyla değirmeni döndürmeye çalışmak gibi aynen. Eğer ki kendi istediği bölüm için çalışsaydı, o zaman içten motivasyonunu da sağlayacaktı ve gözünü hedefinden ayırmayacaktı.

Şimdi bile bir çok aile çocukları için “Aman doktor olacak benim kızım, teyzesi” “Avukat ol da sülalemizde bizi savunacak birileri bulunsun” gibi şeyler söylüyorlar. Çocuklar da sırf mutlu etmek amacıyla ya da önemsenmek, takdir edilmek umuduyla kendi hedeflerini askıya alıp (aslında içlerine atmak desem daha doğru olacak) çevrenin isteği yönünde hareket ediyorlar.

Bu, ne kadar sürebilir ki? İşte bundan dolayı iç motivasyon hedeflerinize ulaşmada daha önemlidir.

İç motivasyonunuzun yüksek olduğu bir gün geçirmeniz dileğiyle…  (-:

Özge BAYRAM
NLP Master Prac.

Başarıyı açıklayan ayet!

Temmuz 5, 2009

Başarının sırrını açıklayan ayet!
Dr. Muhammed Bozdağ
Toz gibi yumurtadan çıkan minik bir yavrunun hayatına dikkatinizi çekeceğim. Altıgen bir kutunun içerisinde dünyanın en özel sütüyle sürekli beslenir. On binlerce kardeşiyle birlikte kendisine dadılık yapan işçiler yetişinceye kadar on bin kez doyurulur. Bu hızla altı günde ilk ağırlığının 1500 katına ulaşır.
Kutusundan çıkar çıkmaz, kimseden ders almadan ve boş beklemeden yuvasındaki atık maddeleri dışarıya taşır ve yuvayı yeni kardeşleri için temizler. Önce vücudunun salgıladığı mikrop öldürücü sıvıyı yuvaya sürer. Ardından da yeni doğan binlerce kardeşleriyle uyum içinde kanatlarını vantilatör gibi çırparak içerdeki kirli havayı dışarıdaki temiz havayla değiştirir.başarı
Hayatı yeni başlamıştır ve son nefese değin durmayacak, yavaşlamayacaktır. Kovan içinde veya dışında, ilahi plan kendisine hangi görevi vermişse onu gerçekleştirmek üzere sürekli çalışır. İnsanlara bir kilo bal bırakabilmek için 40 bin kardeşiyle birlikte 6 milyon çiçeği dolaşır. Bir kilo bal uğrunda yüz bin km kanat çırpmayı, ya da dünyanın etrafında 7 defa dönmeyi göze alır.
Bal arısı çalışkanlığı sayesinde adını tarihe yazdırmış, insanların hayatında yer ve rol edinmiştir. İnsan da benzer biçimde İnşirah suresinin sonundaki ilahi emre tam uysa adı tarihe altın harflerle yazılır. Dertlerden kurtulur, huzur bulur. Başarının efendisi olur.
Başarımızı arttırmak ve hayatımızdaki değerleri yükseltmek istiyoruz. Bu yolda bize yol ve yordam sunacak eserler arıyoruz. Ancak son zamanlarda televizyonun ve internetin getirdiği eylemsiz, girişimsiz hayalcilikten sıyrılamıyoruz. Hele de anne babalarımız bizi koruyup besledikçe de cam fanus içerisinde hayatın çilelerinden mahrum büyüyoruz. Derken ergenlik çağı geçiyor ve ansızın yaşadığımızı, omuzlarımızda büyük bir sorumluluk bulunduğunu fark ediyoruz.
Önce kolay ve bedavadan yollar arıyoruz. Alın terinin değerini keşfedemeyenler piyangoyla, at yarışıyla hayata tutunabileceklerini sanıyorlar. Derken akıllı gibi görünerek başta türlü hayalciliklere kapılıyoruz. “Başarıyı hayal etmeyi başarının yeter şartı sayan” kitapların büyüsüyle bodruma çekilip hayal kurmakla hedeflerimize ulaşacağımızı sa nıyoruz. Sihir gibi, hokus pokus yoluyla… Sonra da insanı yaratıcı yerine koyan sırlı, çekimli, kuantumlu formüllere inanıyor, yıllar içinde bir arpa boyu yol alamıyoruz. Biz böyle hayallerle oyalanırken hayat ayaklarımızın altından akıp gidiyor.
Küresel aktörlerin istediği budur. Kendi elitleri dışındaki toplulukları sürü yerine koyuyorlar. Sürüler düşünmemeli, sadece onlara hizmet için çalışmalı, dönen dolapları anlamamalı, boş hayallerle oyalanmalı. Sürüler sadece taklit etmeli, çılgınca tüketmeli, borç içerisinde kavranmalı, özgün bir sanata, ciddi bir beceriye sahip olanlarsa mutlaka kendi küresel değerlerine boyun eğenler arasından çıkmalı.
Küresel güçlerin pazarladığı her şey o güçlerin saflarını güçlendirmeye hizmet ediyor. Biz de başardığımızı kazandığımızı sanarak oyalanıyoruz ve yıllar sonra perdeler çekilince soyulduğumuzu anlıyoruz.
Bir sır arayana benim verebileceğim sır iki kanattır: Hikmetine uygun şekilde üretmek için çalış ve gerektiği gibi dua et. İste ve hakkıyla çırpın. Dua ve çalışma başarı güvercininin iki kanadıdır.
Hayatta yeterince başarılı olabilecek misiniz? İnsanların dünyasına muhteşem katkılar sunabilecek misiniz? İyi şeyler üretmek istemiyorsanız, yeşeren çekirdek olmak istemiyorsunuz demektir. Öyleyse ya ekildiğiniz toprakta, ya da sizi yiyen bir kuşun midesinde çürüyüp yok olursunuz. Değerinizi beslemek istiyorsanız yapacağınız bellidir:
muhammed bozdağ-Hayatınızdaki tüm gereksiz meşguliyetleri çıkarıp atın.
-Başarının sadece alın terinden geçtiğini onaylayın. Alın terinizi katmadığınız başarının onurunu üstlenemeyeceğini kabul edin.
-Erken kalkın ki dünya erken kalkanların malıdır.
-Asla boş oturmayın. Ne televizyonun, ne bilgisayarın karşısında ne parkta, ne otobüste, ne kuyrukta… Hiçbir yerde bir dakika bile boş durmayın. Boş durmak, faydasız bir iş yapmaktır.
-Boş dakikalarınızda yapabileceğiniz faydalı işler, hobiler listesi oluşturun.
-Yapacak hiçbir iş bulamıyorsanız yürümek, gülümsemek, derin solumak, hatta salonu dağıtıp düzeltmek de bir iştir. Yapacak iş bulamamak imkânsızdır. Çevrede milyonlarca iş varken boş duran kimseyi suçlamasın.
-İlle de işi başkası vermek zorunda değil. Kendinize iş yapın. Siz de bir gün kendi işinize ücret ödeyebilir hale gelirsiniz.
-İşleriniz arasında saat başı 5-10 dakika kaslarınızı gevşetmek ve zihninizi boşaltmak için durun. Ancak en iyi dinlenmenin yolunun da farklı biçimde çalışmak olduğunu unutmamalısınız.
İnsanı çok çalışmak bir yorarsa, boş oturmak on yorar.
Çalışarak ilerleyeceksiniz ve attığınız her adım sizi yeni bir kapının önüne getirecek. Siz ilerledikçe yeni yollar açılacak. Çalışmaya alışmanızın sonunda,
-Akşamınıza gönül huzuru içerisinde uyumaya hazır ulaşacaksınız.
-O günkü iş ve üretim hâsılanız kalbinizi coşturacak.
-Yaşamanın, kendini gerçekleştirmenin evrende varlık, etki ve iz oluşturmanın değerini kavrayacaksınız.
-Sevilen meşguliyetlerle en ciddi hastalıkların bile iyileşebildiğini fark edeceksiniz.
-Vücudunuzdan toksinleri, zihninizden düşünce virüslerini atmış olacaksınız.
-Basit kafalarla ve dedikodularla kıvranan doyumsuz ve tatminsiz insanlarla aranızda uçurumlar oluşacak.
-Üretiminiz ve birikiminiz hızla artacak, başarınız geometrik katlanacak.
-Varlığınız insanlığa rahmet olacak ve vesilenizle çok sayıda insanın ıstırabı dinecek.
Edison’a başarısının sırrını sormuşlar da yüzde birini zekâyla, yüzde doksan dokuzunu çalışmayla ilişkilendirmiş. Çalışmaya köle olan başarıya sultan olur. İşte başarının sırrını açıklayan o ayet: “Bir işten boş kaldın mı hemen diğer işe giriş.” (Kur’an: İnşirah, 7-8)
Çalışmanın coşkusunu keşfetmek muhteşem bir ilahi lütuftur. Şükürsüz gönüller çalışmaktaki lezzetleri tadamıyorlar. Herkesin çalışmanın coşkusunu keşfetmesini dilerim.
Kaynak: www.yetenek.com

Kalp ve Dil

Temmuz 2, 2009

Kalp ve Dil

Kalp ve Dil

Ya iyilik, güzellik fidanlığı; ya kötülük, bozgunculuk bataklığı.
İnsan nasıl işletirse dil madenini, öyle süsler, donatır ömür ağacını.
Ve nasıl besleyip donatırsa öyle ürünlerle donatır kalp toprağını.
Dil ve kalp, ya kötülükler yuvası, kumkuması, ya iyilikler-güzellikler ovası.
Hani, Lokman Hekim, bir çırağıyla ava çıkmıştı, uzun yoldan evine döneceği sırada bir kabile reisi bu meşhur hekimi misafir etmek istedi.
Lokman Hekim, nasıl beden dilinden anlıyorsa öyle de gönül ve ruh dilinden anlıyordu. Kırmadı kabile reisini. O gece misafir kaldılar. En semiz koyunlardan biri kesildi. Yemek için harekete geçildi.O sırada Lokman Hekim, çırağını imtihan etmek istedi:
- Getir bakayım bana koyunun en temiz iki organını.
Çırak gitti koyunun kalbini ve dilini getirdi.
Lokman: “Aferin!” dedi, tam isabet. Bir canlının en temiz iki organı kalbi ve dilidir.”
Yediler, içtiler, şükrettiler. Sabah olduğunda da her misafirin yaptığı gibi, yola revan oldular.
Ne var ki yol kısa değil, Lokman aslında ava çıkmış gibi görünüyor; ama bu av sıradan bir yiyecek bulma avı değil. Hekimlik yolunda yeni bitkiler, ilaçlar bulma yolculuğu…
Akşama yakın bir saatte bir başka kabile reisi de Lokman Hekim’e misafir olması için ısrar etti. İmkân varsa, davete icabet etmeli.     Lokman Hekim de öyle yaptı. Yine akşam ve daha semiz bir koyun kesildi. Bu seferki imtihan daha zorluydu.
Lokman, çırağına: “Haydi şimdi de koyunun en pis iki organını getir bana.” dedi.
Çırak gitti, bir süre sonra yine kalp ve dille dönüp geldi.
Uzattı kalp ve dili Lokman Hekim’e. İşte efendim, dedi, bir canlının en pis iki organı.
Lokman: “Aferin dedi, sen sadece görünen, duyulan bilgilerle değil; aynı zamanda marifetle de donatmışsın kendini.
Gerçekten de kalp ve dil, bir canlının hem en temiz, hem de en pis organlarıdır. Dil ve kalp dedikodu, fitne kaynağı haline gelmişse hem sahibini yer bitirir, hem de çevresinde tahribatlara yol açar.
Kısacası, şer için işlese, kötülükler, tahribatlar kaynağı olur.   Ama aynı organlar hayır için işlese, güzellikler, iyilikler merkezi olur.
Dilini bir binek bil.
Seni gül bahçelerine de götürebilir.
Balçık deryalarına da sürükleyebilir.
Kalbini kirli, paslı ya da parlak bir ayna bil.
Bütün güzelliklere karşı kör de kalabilir
Güneşle parlayan, güneşi yansıtan bir talihe sahip de olabilir..
Kaynak: Yetenek.Com

Ems Başarı Hikayem

Haziran 26, 2009

Erol Marketing Sistem‘e Hoşgeldiniz.

5 yıllık network marketing tecrübesi ile bu alanda çalışan birisi olarak Erol marketing sistem ‘in ilklerindenim. Kasım 2007 itibari ile aktif bir üyeyim. Üniversitede Yüksek Lisans öğrencisi olmam dolayısıyla bu işi part time olarak yapıyorum yani öğrenciliğimden arta kalan zamanı maddi özgürlüğüm için kullanıyorum. Başlangıç yaptığımız dönemde Erol marketing sistem sadece çorap üzerine kurulu bir sistemdi ama şuan ürün yelpazesine baktığımız zaman yüzlerce çeşit ürün görebiliyoruz. Takip edenler çok iyi bilir, Her zaman gelişen, gelişmeye, büyümeğe devam eden Erol marketing sistem ; bu zamana kadar dağıtmış olduğu primler, sunmuş olduğu güven, anlayış ve kalitesi ile mükemmel başarılara imza atmıştır. Erol Marketing Sistem‘de Bu mükemmel başarıya bizlerde ekip olarak imzamızı attık.

Erol Marketing Sistemde kurmuş olduğum ekibimizde 43.000 ( kırk üç bin ) üye sayımızla Türkiye’nin En Büyük ekibi biz olduk. Ekibimizin adını “Türkiye Liderler Ekibi” olarak belirledik.

Yüksek Lisans yapan ve bu işi ekipçe başarabilen bir üniversite öğrencisi olarak ; Öğrencileri, ev hanımlarını, emeklileri, memurları, maddi özgürlük isteyenleri kısacası 16 yaş üstü herkesi; birlikte çok kolay başarabileceğimiz Erol Marketing Sistem‘e davet ediyorum.

Her üyenin sadece kendi ihtiyaçlarını almasıyla bile çok ciddi bir gelire kavuşabileceği bu sistemin sektördeki öncüsü bir türk şirketi ve %100 yerli sermayeden oluşmaktadır.

Kendinizde İşi Başarabileceğinize dair özgüven varsa, Azimliyseniz, Başarının sırlarını biliyorsanız veya öğrenmeye açıksanız, Denemekten korkmuyorsanız BENDE VARIM diyorsanız MUTLAKA EMS gibi % 100 GÜVENİLİR BİR ŞİRKETDE İLK ADIMI ATINIZ.

Sizde “Türkiye Liderler Ekibinde” olmak ister misiniz? Cevabınız “EVET” ise aşağıdaki iletişim bilgilerinden bizimle irtibat kurabilir veya  “Erol Marketing Sistem” sayfamızdan sitemizi inceleyebilirsiniz.

A.Kadir Biber

msn & mail; dusunvebasar@hotmail.com

Gsm: 0544 252 95 37

Bu site bireysel websitemdir.
( Not: Bu websitesinde yazı içerikleri izinsiz kopyalanamaz )

« Önceki Sayfa

Abdulkadir Biber ?

İletişim bilgilerinden bizi daha yakından tanıyabilirsiniz :)
maskotİletişim »

Köşe Yazılarım

kampanya
Köşe Yazılarım »

MLM Seçenekleri

% 100 güvenilir ve kazanç sistemi kanıtlanmış Network marketing sistem firmaları...
Yazının Detayı »

Reklam Alanı -1

kampanya
Reklam Detayı »

Reklam Alanı -2

Buraya Reklam Verebilirsiniz.
Reklam Detayı »

İnternet Hizmetleri