Paylaş

Başarıyı Yakalayabilmek

Nisan 24, 2012

Thomas Edison. 84 yaşında hayata gözlerini yumduğunda patentleri alınmış 1093 buluşun sahibiydi. Bu sebeple kendisine “Menlo 

Parkı’nın Sihirbazı” diyorlardı. Bu yakıştırmaya zaman zaman kızan, bazen de gülüp geçen Edison, kendinde sihirli bir güç arayanlara, başarısının formülü olarak “yüzde 1 kabiliyet (deha), yüzde 99 ter” cevabını veriyordu.

Evet, başarı nedir ve nasıl kazanılır? Öncelikle başarı bir şans işi değil, onun da yolu birtakım kaide ve prensiplerden geçmekte. Fırsatlar ülkesi olarak bilinen Amerika’da başarılı olmuş yüzün üzerinde insanın hayatı incelenip yirmi yıl süren araştırma ve analizler sonucu, değişik sahalarda “en başarılı” olmuş bu kişilerin on beş ortak özelliği olduğu tespit edilmiş.

İncelenen kişiler arasında batı dünyasından Henry Ford, Thomas Edison, John Rockefeller, Theodore Rooseeuelt. Alexander Graham Bell ve Andrew Carnegie gibi isimler yer almaktadır.

Evet, bu araştırma neticesine göre başarıya ulaşmanın bedeli olan bu kaide ve prensipler satır başlarıyla şöyle:

1.Belirlenmiş bir hedefin olması

2.Kendine güvenip başarabileceğine inanma

3.Her şeyden tasarruf alışkanlığı

4.İnisiyatif gösterebilme ve yönlendirebilme

5.Hayal gücü ve yeni şeyler üretebilme

6.Coşku ve gayeye dört elle sarılabilme

7.Otokontrol ve sezgi ile mantığı yerinde kullanabilme

8.Kendinden beklenenden daha fazlasını verme alışkanlığı

9.Cana yakın kişilik

10.Çabuk ve mantıklı karar verebilme

11.Konsantrasyon kabiliyeti

12.Başkalarıyla uyum ve işbirliği

13.Hatalardan ders alma

14. Hoşgörü

15.Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak

Tarih, bir tekerrürler zincirinden ibarettir. Bir imtihan meydanı olan yaşadığımız dünya sadece bir defaya mahsustur. “Dün”ler daha nice kereler “bugün”ler olmuş, aynı hâdiseler defalarca meydana gelmiştir. O halde her hâdiseyi ve gelişmeyi dikkatle takip etmek, eski fakat tesirli bir eğitim metodu olan “kıssadan hisse çıkarmayı” iyi bilip kendimizi otokontrole, muhasebeye tâbi tutarak yıllardır başarıya susamış günümüz neslinin önüne bir menfez açabilmek gayesiyle bu maddeleri biraz genişleterek daha anlaşılır hale getirmeye çalışalım.

BELİRLENMİŞ BİR HEDEFİN OLMASI 

Ömrü koşuşturmacalar içinde geçen günümüz insanlarının çoğu hayattan ne istediklerini bilmemektedirler. Oysa insan Allah’ın kendisine verdiği istidatlar çerçevesinde, ne olmak istediğini belirleyip, bunu en iyi şekilde nasıl gerçekleştirebileceğinin plânlarını yapmazsa, nice günlük düşünüp, günlük yaşayanlar gibi akıntıya kapılmış saman çöpü misali ömrü ziyan olup gider.

Hedeflerini belirleyen ve bunu bir plân halinde çerçeve içine alabilen bir kişi, onları gerçekleştirmek konusunda epey yol almış sayılır. İnsanın bir plânının olması, o insan için oldukça önemli bir teşvik unsurudur. Oysa hayattan ne beklediğini bilmeyen bir kişi, hayatını hep başkalarının hedeflerini gerçekleştirmek ve onların arzularını yerine getirmek zorunda kalarak sürdürmek durumundadır. Ve nereye doğru çekilirse veya kim onu daha çok etkilerse o tarafa yelken açar.

Fert, başarıya ulaşmak için işteki, okuldaki daha doğrusu hayattaki hedeflerini tespit etmeli ve sonra da bu hedefleri basite icra edip daha belirgin hale getirmelidir. Romalı devlet adamı Cato’nun hedefini belirlemesinde üç kelime yeterli olmuştu: “Delenda est Carthago (Kartaca yıkılmalı)”. Ve Cato, kendini tamamen bu hedefi gerçekleştirmeye vererek sonunda Kartaca’yı ortadan kaldırmayı başarmıştır.

KENDİNE GÜVEN 

Kendine güven, insanın Allah vergisi istidat ve kabiliyetlerini keşfederek O’na tevekkülle yılmadan gayret göstermesi ve “düzeni elli defa yıkılsa da” yine yolunda devam etmesidir.

Bencil insan, kendine güveni olmayan, aslında korku dolu insandır. Sahip olduğu şeyleri kaybetme korkusu ile her ne pahasına olursa olsun, sadece kendi çıkarını düşünen, böylece güvende olacağını sanan insandır. Böyle insanlar kısa süreli geçici başarılar kazansalar bile hiçbir zaman kalıcı başarılar elde edememişlerdir.

İNİSİYATİF GÖSTEREBİLME ve YÖNLENDİREBİLME 

İnisiyatif, bir şeyi başkalarından önce yapma, bir kimsenin gerekli kararları kendiliğinden alabilme ve başkalarına bağımlı olmadan karar verme olarak tarif ediliyor. “Başlamak, bitirmenin yarısı” sözü, inisiyatifin bir cephesini güzel vurguluyor.

COŞKU ve GAYEYE DÖRT ELLE SARILABİLME 

Günümüz iş dünyası uzmanları, başarılı ideal iş adamını: “Elinde hedefe giden yolu gösteren bir harita, ağzında coşkulu bir marş, beraberindekilerle heyecanlı bir yolculuğa çıkmış lider” diye tarif etmektedirler.

Evet, coşku ve azimle hedefine koşan bir insanın başaramayacağı birşey yoktur. Büyük âlim İbni Hacer’in hayatı buna en güzel misallerden biridir:

Öğrencilik yıllarında dersleri kafasının almayışı yüzünden başarısız olmaya mahkûm olduğunu zanneden İbni Hacer, üzüntü içinde vatanına geri dönerken mola verdiği bir mağaranın tavanından düşen su damlalarının zemindeki mermer gibi sert taşta derin bir çukur açtığını görür ve düşünmeye başlar:

- Benim kafam bu taştan daha kalın ve sert değildir. Damlalar taşa iz bırakır da çalıştığım derslerim benim zihnimde neden iz bırakmaz. Öyle ise bu su damlaları gibi yılmadan, azimle devamlı bir şekilde çalışarak öğrenmeye devam etmeliyim!..

Ve İbni Hacer derhal geri döner, gayesine ulaşmak için azimle çalışmaya başlar. Sonunda büyük bir âlim olarak ilim tarihindeki saygın yerini alır. Yazdığı eserlere de imzasını “İbni Hacer: taş oğlu” diye atarak azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını hafızalar nakşeder.

Cemil Meriç de, gözlerini kaybettiği zaman yılmamış, çalışmalarını büyük bir azimle sürdürmüş ve en büyük eserlerini de hayatının en çok acı çektiği bu devresinde vermiştir.

OTO KONTROL ve SEZGİ İLE MANTIĞI YERİNDE KULLANABİLME 

Bütün başarılı kişiler, sadece mantıklarıyla değil, sezgilerinin doğrultusunda karar verdiklerini de itiraf etmektedirler. Mantık, sol beyin küresine, sezgi ise sağ beyin küresine alt yeteneklerdir. Marifet, beynin bu iki yansının ikazlarını ve kararlarını eşit ve dengeli değerlendirebilmektir.

Batı dünyası yüzyıllardır analizi ve tümden gelimi, yani mutlak aklın gücünü, insan melekelerinin diğer veçhelerinin üstünde tutuyordu. Ama günümüzde “sezgi”, felsefede olduğu kadar iş hayatının başarısında da analitik düşünceye meydan okumaya devam ediyor. Londra’daki bir psikoloji kuruluşu olan Psycham’un başkanı Paul Thorne, sezgiye dayanan tecrübenin Batı iş hayatındaki önemi hakkında şunları söylüyor: “İş hayatı ve bilim literatüründe sezgi her yerde karşımıza çıkıyor. Ray Kroc bütün kendi meslekî tavsiyelerinin dışına çıkarak sezgileriyle ufacık Mc Donalds işletmesini satın almıştı. Ve şimdi dünyanın en büyük fast food zincirinin sahibi.”

Ayrıca, idarecinin kıdemi yükseldikçe sezginin önemi de artmaktadır. Çünkü, gitgide elden geçirilecek veriler çoğalmakta ve bunu bilgiye dönüştürecek zaman azalmaktadır. Dolayısıyla, az zamanda karar vermede sezginin gücü kat kat artmaktadır. TASARRUF ALIŞKANLIĞI

Tasarruf alışkanlığı, para ve zaman dahil her türlü enerjiyi yerinde kullanma anlamına gelmektedir. Mesela bazı başarılı kişiler, odadan çıktıklarında elektriği hemen kapattıkları için cimrilikle suçlanırlar. Hâlbuki onlar elektriği kullanıyorlar, gereksiz yere harcamamaya özen gösteriyorlar. Harcamak, adı üzerinde yok etmek demektir. Kullanmak ise meyve verdirmek ve üretmektir.

İnsanın kıymeti, zamana verdiği kıymetle orantılıdır” demiş eskiler. En büyük tasarruf, zamandan yapılandır. Vakti gereği gibi kullansa, neler başarmaz insan! Günde iki sayfa yazılsa, ömür süresince ciltlerle kitap olur. Her gün beş kelimelik bir cümle ezberlesek, kısa sürede birkaç lisan öğrenebileceğimiz gerçeği, akıldan çıkarılmamalıdır.

Zaman şuurunun idrakinde olan büyük âlim Fahruddin er-Râzî sofraya oturduğunda dahi bir yandan yemeğini yiyip, bir yandan kitap okuduğu bilinmektedir. Evinden mescide giderken dahi zamanını boş geçirmemek İçin binek sırtında üçyüz öğrencisine ders verdiği anlatılır.

KENDİNDEN BEKLENENDEN DAHA FAZLASINI VERME ALIŞKANLIĞI 

Yanınızda eşit kabiliyette iki insan çalışsa, biri sadece kendisine verilen vazifeyi yapmakla yetinse, diğeri ise daha fazla birşeyler yapma gayreti içinde olsa, hangisini tercih edersiniz? Beklenilenden fazlasını verme alışkanlığında olan kişiler, bu davranışlarının “akılsızlık” olmadığının şuurunda olan kişilerdir. İnsan sa’yinin semeresini alacağını hiç akıldan çıkarmamalıdır. Ama kısa vadede, ama uzun vadede…

HAYAL GÜCÜ VE YENİ ŞEYLER ÜRETEBİLME 

Hayal gücü ile hayallerle yaşamak birbirine karıştırılmamalı. Gerçekleştirilen her proje, önce onu hayalde canlandırmakla başlar. Hayal gücü, düşünme istidadının ve ufuk genişliğinin göstergesidir.

Büyük dâhi, Sultan Mehmed, hayallerini dolduran İstanbul’un fethini gerçekleştirebilmek için Boğazkesen (Rumeli) Hisarı’nın yapılması sırasında, inşaatın durdurulması için görüşmeye gelen Bizans elçilerine: “Bizim kudretimizin yettiği yere imparatorunuzun hayalleri bile yetişemez” derken yıllardır hayalindeki projeyi uygulama azmini ortaya koyuyordu.

CANA YAKIN KİŞİLİK 

Cana yakın kişilik başarıyı yakalamada önemli noktalardan biridir. İnsanlar kendilerini ulaşılması ve yaklaşılması zor ve korkulan bir tip imajı çizerlerse diyaloglar sağlıklı yürümeyecektir. 50 yıldır Amerikan ayakkabı sektörünün lider şirketlerinden biri olan Stride Rite’ın yöneticisi Arnold Hratt’a başarısının sırrı sorulduğunda, verdiği cevaplardan biri de: ‘‘Odamın dışına çıkıp, kendimi ulaşılabilir bir kişi olarak prezante ederek” olmuştur.

ÇABUK ve MANTIKLI KARAR VEREBİLME 

Başarı için mantıklı olan kararı zaman geçirmeden alabilmek çok önemli bir faktördür. Çünkü hızla değişen dünyamızdaki yeni oluşumların beklemeye tahammülü yoktur. Hele bir savaş anında emrinde binlerce asker bulunan bir ordu komutanı düşünün, düşman hamle yapmadan hızlı ve mantıklı karar verebilmesi ne kadar hayatî bir faktördür!

Büyük kumandan Tarık bin Ziyad, İspanya’yı fethetmek için askerleriyle Afrika’dan gemileriyle geçip, İspanya topraklarına ayak bastığında vereceği kararla tarihî bir dönüm noktasını işaretleyecekti. Ya düşmanı yenip Endülüs fatihi olacak veya mağlup olup gemilerine binerek yüzgeri olacaktı. İşte bu noktada liderlik vasfı kendini gösterdi ve Tarık, Afrika’yı geçtiği gemileri yaktırarak askerinin geri dönüş ümitlerini ortadan kaldırdı ve azimle düşmana saldırarak tarihî bir zafere daha imzasını attı.

HATALARDAN DERS ALMA 

Edison, 999 başarısız deneyinden sonra, hayalini 1000. defada gerçekleştirebilmiştir. Çünkü hatalarından ciddi dersler almıştır. Her insan hata yapar. Önemli olan, aynı hatayı tekrarlamamak ve hatayı başarısızlık olarak algılayıp yıkılmamaktır.

Başarılı insanlar, hatalarını açığa vurmaktan hiçbir zaman çekinmemişler ve yaptıkları hataları olduğu gibi anlatmışlardır. Hatta, yanında çalışanları da böyle yapmaya teşvik etmişlerdir. Unutmayın, bebekler düşe kalka yürümeyi öğrenirler. Her düştüğünde sizden bir tokat yiyen bebeğin yürümek istemeyeceği aşikârdır.

ABD’nin başarılı şirketlerinden Stride Rite’ın yöneticisi Arnold Hratt, yılların verdiği tecrübe birikimiyle hatalar hususunda şunları söylüyor: “Şirkette yanlış bir iş yapan birini gördüğümde bilirim ki, bu yanlış, çünkü aynı yanlışı çok zaman önce bende yapıyordum. Başkasının hatasını görüp de sinirlendiğimde hatalarımı bizzat görerek düzelttiğimi hatırlatırım. Yaptığım bütün hatalar çok uzun zamandır benim en iyi öğretmenim olmuştur.”

HOŞGÖRÜ 

İnsanların en hayırlısı, en münsif olanıdır” buyurmuş Hz. Ali Efendimiz. Evet kalp ancak kalple satın alınabilir, fırtınaya karşı herkes penceresini kapatır. Gerek insanî ilişkilerde, gerek yönetim zinciri içinde amir-memur, işçi-işveren ilişkilerinde hoşgörüyü rehber edinenler kazandıkları bu Rabbanî vasıfla daima başarılı olmuşlardır.

Uhud Savaşında Rasûlullah Efendimiz (sav) ciddi yaralar almıştı. Ashab efendilerimiz, buna sebep olan müşriklere beddua etmesini Peygamberimizden istediklerinde Rasulullah (sav); “Ben lanet okuyucu olarak değil, insanları hak dine davet edici ve rahmet olarak gönderildim” buyurarak bizlere eşsiz bir hoşgörü dersi vermektedir.

Çelik sektörünün en başarılı yöneticilerinden biri olan Charles Schwab da, yakaladığı başarı çizgisinin püf noktasını şöyle vurguluyor: “İnsanlarda zevk ve heyecan uyandırabilme yeteneğimi en büyük özelliğim sayarım. Bir insanın en üstün yönünü ortaya çıkarabilmek; takdir etmek ve cesaret aşılamak yolu ile olur.

İnsanların çalışma zevkini hiçbir şey üstlerinden hor görme ve hoşgörüsüz davranış kadar söndüremez. Ben hiç kimseyi eleştirmem. Çalışmayı övmenin ve şevk vermenin değerine inananlardanım. Bu yüzden övmeye hazır, lakin eleştirmek hususunda çekingenim. Bir şeyi beğenince, bunu candan değerlendirir ve övmekte cömert davranırım.”

Hâlbuki orta kırat adamlar ise tam tersini yaparlar, oldukça hoşgörüsüzdürler. Bir işi beğenmeyince azarlar ve kıyameti koparırlar. Yapılan bir işi beğenince de seslerini hiç çıkarmazlar.

Evet, bazı satır başlarıyla okuyucularımıza başarıya giden yolda menfezler açmaya çalıştık. Toplumu yeniden inşa etmeye namzet günümüzün yeryüzü mirasçılarının, bu satır başlarından hisseler çıkartıp aksiyona dönüştürerek yıllardır boynu bükük yaşamış bu milleti, elde edecekleri büyük başarılarla güldürmeleri niyazı ile.

İbrahim REFİK

Kaynak: Sızıntı

10 Soruda Sen Kimsin?

Nisan 16, 2012

Başlığı okur okumaz yazıya göz attığınıza kalıbımı basarım. Çünkü kendini tanıma isteği, bütün insanların merak ettiği ve her insanda görülen bir olgu. İnsandaki bu merak kendisiyle ilgili bilmediklerini öğrenme dürtüsünden ileri gelir. Bu heyecanlı bir süreçtir aslında. Korkuyla karışık bir merak duygusudur.

Etrafınızda kendini tanımak isteyip bunalıma giren pek çok kişi vardır eminim. Kendisini Kadir İnanır gibi mangal yürekli zannederken, Kemal Sunal gibi komik bir adam olduğu sonucuna erişenler acaba kendilerini nasıl hissediyorlardır? Lost dizisinin hangi karakterisiniz diye ankete katılan mümin adam, ayyaş, kadın düşkünü doktor Jack olduğunu öğrenince “Ben de bir yamuk taraf var zaten biliyordum” deyip yaşam biçimini değiştiriyor mudur? İnsanlar internet üzerinden, gazete köşelerinden buldukları kişilik testlerini çözmekten kim olduğunu unutmak üzere. Kendini tanımak isteyen insanlar çoğu zaman bu amaçla hazırlanmış olan anket ve ölçeklere başvurmakta. Bu tür anket ve ölçekle yararlı bilgiler verebilecek olmalarına karşın tek başlarına belirleyici olmazlar.   Özellikle gazetelerin pazar eklerinde ki Sevgiliniz “sizi ne kadar seviyor?”, “Annenize ne kadar bağlısınız?”, “Babanızdan ne kadar uzaksınız?”, “Eşiniz sizi aldatıyor mu?” gibi anketleri çözerek annenize, babanıza küsmeniz, eşinizi boşamanız gerekmez.

Eğer siz bir şehir olsaydınız neresi olurdunuz? Hiç düşündünüz mü? Ben baktım, soruları cevapladım. İstanbul çıktı. Ben şehir olsaymışım İstanbul olurmuşum. Daha neler var neler. Mesela “Bakalım hangi tahtanız eksik?”, “Siz futboldan ne anlarsınız?”, “Hangi aşk romanı yazarısınız?” gibi daha onlarca sizi size anlatan 10 sorudan oluşan sorularla kendinizi tanıyorsunuz. Tabii bütün bunlar kim olduğunuzla ilgili küçük ipuçları verebilir. Ama, testlerin birbiriyle olan tutarsızlığı kendinizi kaybetmenize neden olabilir.

Günlük burçları takip ettiğinizde kendiniz hakkında öğrendiklerinizle bu testler sonucunda elde ettiğiniz bilgiler aynı düzeyde bilimsel olmayan verilerdir. Bunun en büyük ispatı gazete ve dergiler için testler hazırlayan Dr. Nilgün Gedikoğlu’nun söyledikleri. Nilgün Gedikoğlu diyor ki; “10 yıldan fazla süredir hazırladığım testlerde, aldığım psikiyatri eğitiminden yararlanıyorum. Sonucun doğruya en yakın çıkması için bir formül geliştirdim.  “Bir test çözdüm ve artık kendimi tanıyorum”, olsa olsa bir şaka cümlesi olabilir. Test çözdüğü için hayatı değişen kimseye pek rastlanmamıştır. Ama eğer test, psikiyatri bilgisi olmayanlarca hazırlanmışsa sonuç yanlış yönlendirici olabilir.”

Kendini tanıma aslında sanıldığından zordur. İnsanın kendi davranışlarını objektif bir şekilde gözlemlemesini, yorumlamasını ve yorumlarının doğruluğunu hayattaki deneyimleriyle sınamasını, karşılaşacakları ile cesurca yüzleşebilmesini ve yaşadığı duygulara katlanabilmesini gerektirir. İnsan kendini tanıma sürecinde zaman zaman  başkalarının değerlendirmelerini almalı ve bunları objektif bir şekilde değerlendirmelidir. Ayrıca diğer insanlar üzerinde bıraktığı etkileri de takip etmesi kendisi hakkında bilgiler verir. Ben kimim ufkunun bayrak direğini bulmak oldukça zor. Bu zor yolculuk için cesaret gösterenler ve emek harcayanların ödülü daha nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurmaktır. Nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurabilmesi, insanın kendisini ve diğer insanları tanıması ile mümkün olabilir.

O kadar laf ettik, siz de okudunuz. Bari bir “10 soruda sen kimsin?” testi yapmadan sizi göndermeyeyim. Yalnız sonuçlar hakkında “bu kadar olur kardeşim, işte ben buyum” deseniz bile bu sadece bir ipucu, unutmayın. Soruları çözerken ne kadar ilginç oldukları da gözünüzden kaçmayacaktır eminim.

***

1. Kendinizi ne zaman en iyi hissedersiniz?

(a) Sabahları
(b) Öğlenden sonra ve akşama doğru
(c) Gecenin ilerleyen saatlerinde

2. Nasıl yürürsünüz?

(a) Hızlı ve uzun adımlarla
(b) Hızlı ve kısa adımlarla
(c) Normalden yavaş ve etrafa bakınarak
(d) Yavaş ve başı eğik
(e) Çok yavaş

3. İnsanlarla konuşurken…

(a) Kollarımı göğsümde katlamış olarak dururum
(b) Ellerimi sıkarım
(c) Bir veya iki elimi belime koyarım
(d) Konuştuğum insanlara dokunur veya ittiririm
(e) Kulağımla oynar, çeneme dokunur veya saçımı  düzeltirim

4. Dinlenirken nasıl oturursunuz?

(a) Dizler katlanmış ve bacaklar birbirine bitişik olarak
(b) Bacaklar çaprazlanmış olarak
(c) Bacaklarımı uzatarak
(d) Bir bacağımı altıma katlayarak

5. Çok hoşunuza giden bir şey olduğunda ne yaparsınız?

(a) Büyük bir kahkaha atarım
(b) Gülerim ama fazla sesli değil
(c) Bir kerelik gülerim
(d) Sessizce gülümserim

6. Bir sosyal etkinliğe katıldığınızda…

(a) Herkes sizi fark edecek şekilde gürültülü bir giriş mi yaparsınız?
(b) Sessiz bir giriş yapıp etrafınızda tanıdığınız birilerine mi bakınırsınız?
(c) Çok sessizce girip kimsenin sizi fark etmemesine mi gayret edersiniz?

7. Çok zor bir işe dikkatinizi vermişken rahatsız ediliyorsunuz. Ne yaparsınız?

(a) Bölünmeyi memnuniyetle karşılarım
(b) Aşırı derecede rahatsız olurum
(c) Belli olmaz. Bu iki uç arasında değişken davranışlar gösteririm

8. En çok hangi rengi seversiniz?

(a) Kırmızı veya portakal rengi
(b) Siyah
(c) Sarı veya mavi
(d) Yeşil
(e) Koyu mavi veya mor
(f) Beyaz
(g) Kahverengi veya gri

9. Yatakta uyumadan önceki birkaç dakikada…

(a) Sırt üstü yatıp uzanırsınız
(b) Karnınızın üstüne yatıp uzanırsınız
(c) Hafif kıvrılmış olarak yan tarafınıza yatarsınız
(d) Başınızı bir kolunuzun üzerine koyarsınız
(e) Başınızı yorganın altına kapatırsınız

10. Rüyanızda genellikle…

(a) Düşersiniz
(b) Kavga eder veya tartışırsınız
(c) Birilerini veya bir şeyler ararsınız
(d) Uçar veya yüzersiniz
(e) Genelde rüya görmezsiniz
(f) Rüyalarınız daima hoştur

 

İŞTE SONUÇLAR CEVABINIZIN KARŞISINA GELEN PUANLARI TOPLAYIN

A     B    C    D    E    F    G

31 – 40 PUAN:
İnsanlar sizi mantıklı, ihtiyatlı, dikkatli ve pratik birisi olarak görürler. Sizi zeki, yetenekli ve hünerli ama alçak gönüllü olarak tanırlar. Çok hızlı arkadaşlık kurmayan, ama arkadaşlarına karşı çok sadık olan ve onlardan da aynı şeyi bekleyen birisiniz.

41 – 50 PUAN:
İnsanlar sizi taze, canlı, çekici, eğlendirici, pratik ve daima ilginç birisi olarak görürler; her zaman ilgi odağı olan ama çok aşırıya kaçmayacak kadar da dengeli birisi.. İnsanlar sizi ayrıca iyiliksever, düşünceli, anlayışlı ve kendilerini neşelendiren ve rahatlatan birisi olarak tanırlar.

51 – 60 PUAN:
İnsanlar sizi heyecan verici, havai, düşüncesiz yapıda, doğal liderlik özellikleri olan, her zaman doğru olmasa da hızlı karar veren birisi olarak tanırlar. Seni cesur, maceraperest birisi olarak tanırlar; her şeyi bir kez denemek isteyen, macera yaşamak için fırsatları kaçırmayan birisi.. Yaydığınız heyecandan dolayı insanlar sizinle aynı iş yerinde yaşamaktan zevk alırlar.

60 PUAN VE ÜZERİ: 
İnsanlar sana kırılgan bir eşya muamelesi yapıyorlar. Kibirli, bencil ve aşırı baskın birisi olarak görülüyorsun. İnsanlar size hayranlık duyup sizin gibi olmak isteyebilirler ama size her zaman güvenmezler ve sizinle çok yakın ilişkide olmaktan kaçınırlar.

TOPLAM: ……………. ? :)

Ahmet Şahin Akbulut

Kaynak: Genç Dergi


Başarının Zirvesindekiler ve Yalnızlık!

Nisan 15, 2012

Hayatta başarılı olmak ister misiniz?” sorusuna herkes istisnasız “Kim istemez!” cevabını verir. Doktor, avukat, futbolcu, sanatçı veya zengin bir işadamı olmak için birçok kişi hiç durmadan çalışır. Okulda en iyi notları almak, iyi bir diplomayla mezun olmak, imtihanlarda dereceye girmek, iki üç yabancı dili iyi seviyede öğrenmek, bir daireye müdür veya yıldız bir futbolcu olmak, birkurum veya üniversitede kariyer yapmak, kişinin başarı hanesine yazılabilecek misâllerden sadece birkaçıdır.

Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!

(Bu yazıyı sesli dinleyebilirsiniz. Yukarıda ki player (başlat) tuşuna tıklamanız yeterli. )


Mutlu bir hayat sürmek için sadece meslekî başarı yeterli midir? Veya hayatta başarılı olmaktan maksat nedir? Hemen belirtelim ki, mesleğinde başarılı olmakla, hayatı (bütün yönleriyle) başarmak aynı şeyler değildir. Aslında burada çok farklı olmalarına rağmen, birbirine karıştırılan iki perspektif sözkonusudur. Zîrâ iş hayatında başarılı olan birçok insanın hayatın diğer sahalarında başarılı olamadığı görülür. Etrafımıza veya medyaya göz attığımızda bunun birçok misâline şahit oluruz: zengin ama mutsuz.. maddî her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânlara sahip ama cinnet geçiren.. okuldaki bütün dersleri pekiyi ama, bencil ve büyüklerine karşı saygısız.. başarılı politikacı ama eşini aldatan.. mesleğinde ve kariyerinde çok başarılı ama, mutlu bir yuva kurma veya devam ettirme konusunda başarısız.. profesör ama çocuklarıyla kavgalı…

Günümüz toplumlarında yaldızlı dış görünüşe, zenginliğe, lükse, her şeyin yolunda gittiğini lanse eden haberlere aldanılmamalıdır. Pozitivizmi ve maddeciliği esas alan Batı medeniyetinin insanlara ve toplumlara mutlu ve huzurlu bir hayat sunmada başarılı olduğu söylenemez. Eğer başarılı olsaydı, Batılı modern toplumlarda boşanmalar, kötü alışkanlıklar, uyuşturucu bağımlılığı, davranış bozuklukları ve daha nice sosyal problem bu kadar çok görülmezdi. Dünyaca ünlü genç bir İngiliz pop şarkıcısının evinde ölü bulunması münasebetiyle, birçok starın hayatını araştıran bir Alman dergisinin, başarının zirvesindekilerle alâkalı kapağına taşıdığı şu üç tespit önemlidir: Yalnızlık, depresyon ve alkol.

Başarılarıyla ün salan ama hayatı başaramayan insanları her sahada görebiliriz. Günümüzde bütün toplumlar, mesleğinin zirvesine çıkan fakat hayatı başaramayan, mutsuz insanların trajik hikâyeleriyle doludur. Kendini sadece işine veren bu insanlar, yeterince sosyal bir çevre edinememekte; hayatı yalnız, yapayalnız yaşamak mecburiyetinde kalmaktadır. Beşerî ve kültürel açılardan oldukça güdük bir hayat süren bu kişiler, ileride telâfisi imkânsız problemler yaşarlar.

Acaba bu insanlar, hayatı bütün yönleriyle başarmaktan neden acizdir? Çünkü meslekî başarının ve hayatı başarmanın kriterleri birbirinden çok farklıdır. Hayatta başarılı olmanın olmazsa olmaz şartlarından biri, değerler ekseninde kendisiyle, çevresiyle ve Yaratıcı’sıyla barışık yaşamaktır. Bu değerlerden bazıları şunlardır: şahsiyetli, karakterli, güvenilir, sabırlı ve kanaatkâr olmak; anne-babaya ve yaşlılara hürmet etmek; hayâ, iffet, inanç, azim sahibi ve vefalı olmak; sözünde durmak, insanları arkasından çekiştirmemek, varlığı Yaradan’dan ötürü sevmek, öldükten sonra hesap verme duygusuyla yaşamak… Bazı insanların bu değerlere sahip olmadan sadece mesleğinde, kariyerinde başarılı olmakla, her şeyi hâllettiklerini sandıklarına ve dolayısıyla yanıldıklarına şahit oluruz. Eşlerden biri avukat, diğeri sosyal bilimci olmasına rağmen, sözkonusu kişiler evliliklerinin üzerinden bir yıl geçmeden boşanıverirler. Bir ânlık nefsanî duygunun tesiriyle âşık olduğunu zannettiği birine kaçan mesleğinde başarılı bir genç kız, üç ay geçmeden annesinin evine geri dönüverir. Sadece nefsanî duygularla hareket edildiğinde, yakınların bu konudaki düşüncelerine değer verilmediğinde, karşılıklı saygı ve sevgi içinde adım atılmadığında, daha doğrusu hayatı başaracak temel ahlâkî donanıma sahip olunmadığında böylesi düş kırıklıkları kaçınılmaz olur.

Son otuz yılda başarılı olma üzerine sayısız yayın yapılmıştır; ancak başarılı gençleri bekleyen tehlikeler, her nedense hep gözardı edilmiştir. Öyle ki, meslekî başarıyı her şeyin üzerinde tutan, hattâ putlaştıran bir toplumda yaşar hâle geldik. Başarı âdeta küçük yaşlardan itibaren ulaşılması gereken bir ‘kızıl elma’ gibi algılanmaktadır. Talebeler sanki ikiye bölünmüş durumdadır; başarılı-başarısız; kazanan-kaybeden. Ailelerin ise enerjilerinin büyük bir bölümünü, okul başarısını önceleyerek harcadıkları ve çocuklarını hayata hazırlama noktasında zayıf kaldıkları görülmektedir. Gerçekten okul başarısı her şey midir? Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri Dokuzuncu Mektup’ta bize şu mealde bir bakış açısı sunar: Şu dünya hayatında en mutlu insan odur ki, dünyayı bir misafirhâne olarak görüp ona göre hareket etsin. (…) Dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Ahirete yönelik işler ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir. İnsanın yaratılışındaki şiddetli merak, güçlü muhabbet, dehşetli hırs, inatlı talep ve bunun gibi şiddetli duygular, ahiret hayatını kazanmak için verilmiştir. O hisleri şiddetli bir surette, geçici, dünyevî işler için kullanmak, o uğurda tüketmek, fânî ve kırılacak şişelere, ebedî elmas fiyatlarını vermek demektir.

Dünya ve ahiret hayatına yönelik hedeflere ulaşmak için çok mühim bir binek olan başarı, dinin de emridir; zîrâ “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Sûresi, 39). Ancak başarı bazılarına göre sadece kariyer ve para; bazılarına göre ise, daha onurlu bir hayat yaşamak, dünya ve ahiret saadetine giden yoldaki engelleri aşmaktır. Yanlış olan; büyüklerine, çevresine saygıyı kaybettirecek ve kendi benliğini putlaştıracak, bencilliğini pekiştirecek kadar meslekî başarıyı kutsal görmektir. Neticede meslekî başarı, kırılmaya mahkûm bir şişe iken, onu elmas hâline getirmek (uhrevîliğe dönüştürmek), bizim elimizdedir. Bunun anahtarı da, ‘Niçin başarılı olmam gerekir ve başarıyı hangi gaye için kullanacağım?’ sorularında saklıdır. Eğer kişi sadece kendi için, çok para kazanma hedefiyle başarı arkasında koşuyorsa, bu başarı kısıtlı ve geçici olduğundan insanı mutlu etmeye yetmez. Böyle bir insan, okul derslerinde veya mesleğinde başarılı, ama her fırsatta bencilliğini vurgulayan, belki farkında bile olmadan egosunu şişiren, kibrinden yanına yaklaşılmayan ve insanlar tarafından sevilmeyen birine dönüşür. Zîrâ insan, kendisine verilen kabiliyetleri, eğer nefis ve dünya hesabına kullanırsa ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilâne davranırsa kazancı; kötü ahlâk, israf ve faydasız işler olur. Fakat başarı, potansiyel insandan kâmil insan olmaya geçişte bir atlama taşı olarak kullanılıyorsa, daha derin bir mânâ ifade eder. Bu yüzden başarı, “cüz’î iradeyle, küllî iradenin birbiriyle birleşmesi, denk düşmesi” diye tarif edilmiştir.

Şüphesiz en akıllıca yol, hayatı başararak, mesleğinde ve kariyerinde başarılı olmaktır. Hayatı başarmanın yolu ise, ancak aile içi eğitimle ve çağın problemleriyle yüzleşerek ortaya konan eğitim sistemiyle inşa edilebilir. İstikamet üzere yaşamanın en kestirme yolu, başarıyı uhrevî bir amele dönüştürmektir. Aksi hâlde genç insanların, başarılı olmaya teşvik edildikleri kadar, insan-ı kâmil olmaya da teşvik edilmedikçe, içine düştükleri hedonizm (hazcılık, hayatın tadını ve lezzetini çıkarmayı bir hayat felsefesi hâline getirme) ve narsizm (ben sevicilik, kendisini aşırı derecede sevme, yüceltme ve diğer bütün insanları aşağılama, küçük görme) bataklığından kurtulmaları zordur. Bu tür insanlarda başarının narsizmi, narsizmin de olumsuz davranışları tetiklediği bir kısır döngü oluşur. Bu yüzden başarı ve kariyer müptelâsı hâline gelen insanlar, sosyal hayatta ve insanlar arası münasebetlerde de sanıldığının aksine pek başarılı olamaz. Hâlbuki okul başarısı ve meslekî başarı, daha yüce ideallere ulaşma için kullanıldığında, İlâhî lütuflar artar, dünya ve ahiret saadetine vesile olur. Bu perspektiften bakıldığında Müslüman, çalışkan ve başarılı olmak mecburiyetindedir.

Fethullah Gülen Hocaefendi’ye göre; “İnsan Cenâb-ı Hakk’a güvenir, sa’ye sarılır, hikmete râm olur, kendi vazifesini eda ederse ve elde ettiği başarıları bir şükür vesilesi olarak değerlendirirse, kendine güvenenlerin çok ötesinde bir performans gösterir; çok büyük başarılara ulaşabilir. Fakat her başarı, onu bir kere daha yeni bir şükür koridoruna sürükler; enaniyet ve bencillik bataklığına düşmekten muhafaza eder.” Bu düşünce ufkuna ulaşmak, madde ve bedenin hayat seviyesinden sıyrılıp, kalb ve ruhun hayat seviyesine yükselmeyle mümkündür.

Özetleyecek olursak; gençleri başarılı olmaya motive ederken, onların yüzünü hayırlı şeylere çevirmek, eğer yanlış zeminde bulunuyorlarsa mecrâlarını değiştirmek son derece mühimdir. Çünkü sadece kariyer ve maddî birtakım beklentiler uğruna verilen onca mücadele neticesinde insanın kazancı kocaman bir “hiç” olabilir. Zîrâ geriye dönülüp bakıldığında, sadece Allah’ın rızasına dönük başarıların elmas kıymetinde, diğerlerinin ise bir hiç hükmünde olduğu görülür.

Muhammet MERTEK
mmertek@sizinti.com.tr

Kaynak: Sızıntı Dergisi

Yusuf Özkan Özburun – “İlet-İşim-Siz-Siniz”

Nisan 13, 2012

Kişiler arası iletişimde, zaman zaman yanlış anlaşılmalardan doğan güçlükler yaşanabilir. Doğru iletişim yöntemlerini bilmek, kendimizi doğru ifade etmede önemli bir kriterdir.
“Dinlemek” ve “söylemek”, iletişimin en temel iki öğesidir. Bunları uygun zamanlamayla kullanmak hem konuştuğumuz kişiyi anlamamız, hem de kendimizi anlatmamızda çok önemlidir.
Gelin, birlikte iletişimin temel kavramlarına göz atalım, kendimizin ve çevremizdeki insanların iletişim tarzlarına bakışımızı geliştirelim.
Bu bölümde, öncelikle iletişimi engelleyen faktörler üzerinde duracağız. Ardından başarılı bir iletişimin temel koşullarını ve bunlar arasında önemli bir yeri olan dinleme becerilerini örneklerle açıklayacağız. Son olarak, “sen dili” ve “ben dili” arasındaki farkları örneklendireceğiz ve seçimi size bırakacağız.

İletişimi Engelleyen Faktörler

Acaba hangimizin gören bir bakışa, duyan bir kulağa gereksinimi yok ki?
D. Pire’nin “İnsanların çoğu duvar, çok azı da aralarında köprü kurarlar” sözü, günümüzün yoğun temposuna kendini kaptıran insanların (yani bizlerin), arka plana ittiği çok önemli bir gereksinimi vurguluyor; yakınlaşma ve ilişki gereksinimi!
Çevremizi düşünelim… Kendimizi… Bir sorunumuz olduğunda aklımıza ilk kim geliyor? Kiminle konuşmaya, dertleşmeye istek duyuyoruz? Neden o, başkası değil? Bu kişiyi iyi bir dinleyici yapan hangi özellikleri? Ya da tam tersini düşünelim… Sorunumuz olduğunda kesinlikle anlatmayı aklımızdan bile geçirmediğimiz kişileri… Neden anlamazlar? Bizi anlamadıklarını nasıl anlıyoruz?
Çevremizdeki bazı insanlarla konuşmak kolay ve zevk vericiyken, bazılarıyla kurduğumuz iletişim çok yüzeysel olabiliyor. Benzer kişilik özellikleri, ortak ilgi ve hobiler, birbirine yakın değer ve dünya görüşü, yakın ahlak anlayışı ve eğitim düzeyi gibi pek çok faktör, insanlar arası ilişkilerde temel öneme sahiptir. Tüm bunlara, hem karşı cinsle hem de hemcinslerimizle kurduğumuz yüz yüze iletişimde, fiziksel çekicilik de katkıda bulunabilir. Ama kişiler arası ilişkilerde, kalitenin asıl belirleyicisi dinleme becerileridir. Ortak birçok noktamız olsa bile bazı insanlarla yakın ilişkiye girmekten kaçınırız. Bu noktada, yaşamınızda böyle biri varsa, onun sizi dinlerken nasıl davrandığını bir düşünmenizi öneririm!
Dinleme becerilerine ve iletişimdeki kaliteyi arttıran tutum ve davranışlara geçmeden önce, karşılıklı konuşmaları yüzeysel kılan ve gerçek dinlemeyi engelleyen tavırlara bir göz atalım;

1. ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM GETİRMEK, YÖNLENDİRMEK:

Gerek çocuğumuzla, gerekse arkadaşlarımızla konuşurken iletişimi kesen bazı mesajlar vardır;
“Şöyle yap, böyle yapma…”
“Bu şekilde hareket etmemelisin…”
“Buna üzüleceğine, oturup dersini çalışsan daha iyi olur…”
“Yoruluyorum diye yakınacağına geceleri erken yat…”
“Kavga edeceğinize güzel güzel oynayın, arkadaşlar kavga etmez…”
“Paylaşmayı bilmezsen, yalnız kalırsın tabi…”
“Bu kadar düzensiz çalışırsan, işlerini tabi yetiştiremezsin…”
gibi cümleler, konuşan kişide direnç, isyan yaratabilir, konuşan kişiyi savunmaya itebilir. Genellikle öğüt, ahlak dersi vermek, direk önerilerde bulunmak, size sorununu açan kişide baskı veya suçluluk duyguları uyandırarak, iletişimin kesilmesine veya yön değiştirmesine neden olabilir.

2. YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, AD TAKMAK:

“Sen zaten hep kolaya kaçarsın…”
“Bebek gibi davranıyorsun…”
“Geri zekâlı ne olacak…”
“Şikâyetten başka bir şey bilmezsin zaten…”
“Sulugöz… Bir arkadaşınla oynamasını bile bilmiyorsun…”
“Hiçbir fedakârlığa katlanmak istemiyorsun…”
Genellikle yargılama ve eleştirme tepkileri ile karşılaşan kişiler, kendilerini anlaşılmamış, itilmiş, haksızlığa uğramış, daha çaresiz hissederler. Bunun sonucunda iletişimi keser ya da öfkeyle karşılık verebilirler. Özellikle çocuğunuzla iletişiminizde bu yöntemi sık kullanıyorsanız, “o” sizin yargı ve eleştirilerinizi ve sık kullandığınız isimlendirmeleri (yaşına göre) gerçek olarak algılayabilir. Bu, kendilik algısı üzerinde olumsuz etkiler bırakır, kendine güveni sarsıldığı gibi, başarısı üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilir.

3. SORU SORMAK, ARAŞTIRMAK, İNCELEMEK:

“Neden? Sen ona ne yaptın? O sana ne dedi?”
“Çocuk neden hastalandı? İyi giydirmedin mi?”
“Neden uyuyamadın? Ağır mı yedin? Kahve de içtin mi?”
“Neden doğru düzgün oynamayı beceremiyorsun?”
Genellikle soru, inceleme, nedenini arama gibi yaklaşımların içinde önyargı, eleştiri veya zorunlu çözüm bulunur, ayrıca konuşma sorulara cevap vermeye takılarak, yön değiştirip asıl konudan uzaklaşabilir. Sorularla yürüyen iletişimde, genellikle soru soranın nereye varmak istediği konuşan kişi tarafından anlaşılamadığından, konuşan endişeye kapılabilir veya savunmaya geçebilir.

4. TEŞHİS, TANI KOYMAK, TAHLİL ETMEK:

“Aslında sen öyle demek istemiyorsun…”
“Ben senin aslında neden öyle yaptığını biliyorum…”
“Aslında senin derdin başka…”
“Anlaşılan bir süre sana yardımcı olmamı isteyeceksin…”
“Bunları beni üzmek için anlatıyorsun anlaşılan…”
Bu tür yaklaşımlarda, dinleyen kişi sanki konuşanın niyetini, söylemek istediklerini çok iyi biliyormuş, onun kafasının içindekileri okuyormuş gibi bir tavır içine girdiğinden, konuşanı savunmaya ittiği gibi, sinirlenmesine, sabırsızlanmasına veya öfkeli cevaplar vermesine neden olabilir. Konuşan kişi kendini kıstırılmış, yanlış anlaşılmış, yanlış yorumlanmış gibi hissedebileceği için büyük olasılıkla iletişimi keser. Psikoloji hobiniz olabilir ama terapatik yöntemler arasında kullanılabilen bu tür iletişimin kurallarını tam bilmeden, günlük ilişkilerinize aktarmaya kalkmanız, sizinle konuşmayı güçleştirebilir. Aklınızda bulunsun…:)

5. TESELLİ ETMEK, KONUYU DEĞİŞTİRMEK:

“Aldırma, boşver…”
“Düzelir canım, bunu dert etme…”
“Üzülme…”
“Başka şeyden konuşalım…”
“Olur böyle şeyler, geçer…”
“Bir kahve iç düzelirsin…”
“Boşver canım arkadaşlar arasında olur böyle şeyler…”
“Aman sen de her şeyi ciddiye alıyorsun, yak bir sigara…”
Aslında teselli etmek çok güzel ve yararlıdır, ancak önemli olan teselliyi kişiyi duyduğumuzu belirttikten sonra verebilmektir. Söyledikleri duyulmadan, teselli ediliyormuş hissini yaşayan kişi, kendini anlaşılmamış, dinlenilmemiş, söyledikleri saçma sapan gibi algılanmış hissedebilir. Önemsenmemiş veya tam olarak dinlenilmemiş olmaktan dolayı kızgınlık duyabilir. Genellikle, dinlemeden verilen teselli mesajları, konuşan kişide sorununun küçümsendiği duygusunu yaratabilir.
Bunların ardından, gelin kendimizi gözden geçirelim…Çocuğumuz, arkadaşımız veya eşimizle yaptığımız günlük konuşmalarda tarzımız ve yaklaşımımız genelde nasıl?…İletişimimiz yukarda sözü edilen dinleme engellerine takılıyor mu?…Tam yanıtı bulamıyorsanız, kendinizi 1-2 gün izlemenizi öneririm. Çünkü iyi bir dinleyici olmanın, yani karşıdakini dinleme ve anlamanın bence birinci şartı; kişinin öncelikle kendini dinlemeyi ve anlamayı başarabilmesidir….:)
Bir sonraki yazımız; ‘Başarılı İletişimin Temel Koşulları’
Yusuf Özkan Özburun / Sosyolog
ozkanozburun@hotmail.com
Kaynak: Network Kariyer

Liderlerin başarı öyküleri

Şubat 2, 2011

Şimdi, hepsini ülkelerinin başkanlık koltuğunda veya partilerinin başında genel başkan olarak görüyoruz. Fakat, dünya siyasetinde veya ülke siyasetinde önemli kararlara imza atan bu isimlerin hiçbiri lider olarak doğmadı.

Şimdiki güçlü, sert-kavgacı görüntülerinin altında, geçmişe ait bir hikâye saklı. Bir kısmı, ciddi bir güçlük yaşamadan politikaya atılırken bir kısmı, sokakta satıcılık, tamirci çıraklığı ve benzeri işleri yaptı.

DONDURMACI CUMHURBAŞKANI NICOLAS SARKOZY Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, göçmen bir ailenin çocuğu. Babası Macaristan’dan, annesi ise Selanik’ten gelerek Fransa’ya yerleşmiş. Küçük yaşta annesini terk eden babası yüzünden, çocukluğunu rahat bir şekilde geçiremedi, yoksulluk çekti. Eğitimi için babasından para istediğinde ‘benim size bir borcum yok’ cevabını almak onun için bir dönüm noktası oldu. Bundan sonra dondurma ve çilek satarak harçlığını çıkarmaya çalıştı. Daha sonra, hukuk diploması alan Sarkozy, 1977’de politikaya atıldı.

SİMİTÇİ TAYYİP ERDOğAN
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rize’den göç eden bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi… Babası Ahmet Bey, Şirket-i Hayriye’de kıyı kaptanı olarak görev yapıyordu. İş hayatına ilkokul çağlarında atıldı, kâğıtlı şeker, su ve simit sattı. Ekmek fırınından 5 kuruşa bayat simit alarak, evde annesinin ısıttığı simitleri 10 kuruşa satması, sokakla ve ticaretle tanışmasını sağladı. Yine aynı dönemde top sahalarında su satması, onu futbolla tanıştırdı. Uzun bir dönem futbol oynadı. 1978’de Beyoğlu Gençlik Kolları Başkanlığı ile siyasete girdi.

TAMİRCİ, SİMİTÇİ, AMBAR GÖREVLİSİ DENİZ BAYKAL Kafkasya göçmeni Hüseyin Hilmi Bey ile Mısır göçmeni Feride Hanım’ın oğlu olan Deniz Baykal, çocukluğunda birkaç işte birden çalışmış. Tamirci çıraklığı ve simitçilik yaparak harçlığını çıkaran Baykal, doğup büyüdüğü Antalya’da okurken Toprak Mahsulleri Ofisi’nde ambar puantörlüğü ve tekneyle karpuz nakliyeciliği yapmış. Heybeliada Deniz Lisesi’ne girmek istemiş; ama sağlık raporu alamadığı için giriş sınavını geçememiş. Hukuk eğitimi alan Baykal, ilk kez 1973 yılından milletvekili seçilerek politikaya atıldı.

ÇIRAK GERHARD SCHRÖDER
Doğduktan kısa bir süre sonra babasını kaybeden Gerhard Schröder’in, annesinin ikinci evliliğinden olan kardeşlerinin de bakımını üstlendi. Komşu kentlerdeki okullara gidip eğitimini sürdürürken, 14 yaşında itibaren çeşitli dükkanlarda satıcı olarak çalışmaya başladı. Genç yaşlarda amatör futbol liglerinde de iyi bir orta saha oyuncusu olarak top koşturdu. 1963’te Almanya Sosyal Demokrat Partisi’ne girmesi ile başbakanlığa giden yolu açmış oldu.

KİMSESİZLER YURDU BAŞKAN YAPTI VLADIMIR PUTIN Leningrad’da fabrika işçisi bir anne ve donanmada görevli bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Hukuk fakültesini bitirip KGB’ye girmesinden önce resmî kayıtlarda hiçbir bilgiye rastlanmayan Putin’in, annesinin hayatta olduğu anlaşıldı. KGB ajanlarının ‘konuşma’ uyarısına rağmen bilgi veren annesi Vera Putina, küçük yaşlarda çocuğundan ayrı kaldığını söyledi. Oğlunun büyükanne ve büyükbabasının hastalığı üzerine kimsesizler yurduna verildiğini aktardı.

YOKSULLUK, SOSYALİZMİ GETİRDİ FIDEL CASTRO
İspanya göçmeni Angel Castro Argiz’in, aşçısı Lina Ruz’dan doğan beş çocuğundan ikincisi olan Fidel Castro’nun çocukluğu, yoksul bir yöre olan Mayari’de geçti. Oriente ilinin merkezi Santiago’daki Katolik okullarında ve Havana’daki Cizvit Lisesi Belen İlahiyat Okulu’nda eğitim gören Castro, hukuk eğitiminden sonra siyasî kariyerine ilk adımını attı. Yoksul bir çocukluk geçirmesi onu ülkesinde sosyalist bir düzen kurmaya götürdü.

FAKİRLİKTEN OKUDU HUGO CHAVEZ
28 Temmuz 1954’te ailenin altı erkek çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Yerli ırkla siyah ırkın karışımı, ‘Zambo’ diye adlandırılan bir ırka mensup olan Chavez’in anne ve babası öğretmendi. Orta halli bir ailenin çocuğu olarak okumak dışında bir seçeneği olmadığı için askerî okula kaydını yaptırdı. Askerî öğrenci olarak gittiği Peru’da ise siyasetle tanıştı. Siyasette sol blokta yer alan Chavez, devlet başkanlığı görevinde dünya solunun ümidi haline geldi.

GRUBUNU BIRAKIP BAŞKAN OLDU BILL CLINTON
19 Ağustos 1946’da Arkansas’ın Hope şehrinde dünyaya gelen Bill Clinton, doğumundan 3 ay sonra babasını kaybetti. 4 yaşındayken annesi, üvey babası Roger Clinton ile evlendi. Lise döneminde, üvey babasının soyadını alan eski ABD Başkanı, birçok defa okulunu profesyonel bir müzisyen olmak için bırakmayı düşündü. Ancak ‘Boys Nation’ isimli grubu kurmuşken, Beyaz Saray’da John F. Kennedy ile tanıştı. Bu tanışma siyasete ilk adımı da beraberinde getirdi.

EŞEKTEN DÜŞTÜ, PİLOT OLAMADI TURGUT ÖZAL
Banka memuru bir baba ve ilkokul öğretmeni bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Turgut Özal, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği eğitimi aldı. Devlet Planlama Teşkilatı’ndaki görevi ile bürokrasiye, Adalet Partisi ile de siyasete atılan Özal, siyasi kariyerini görevdeyken vefat ettiği cumhurbaşkanlığı görevi ile noktaladı. çocukluğunda bir dönemde ise pilot olma hayali kurdu. Eşekten düşerek kolunu sakatlayınca bir kolu biraz kısa kalan Özal’ın pilotluk hevesi kısa sürede sona erdi.

TÜCCAR OLAMADI, SİYASETE ATILDI ABDULLAH GÜL
1950 yılında Kayseri’de doğan Abdullah Gül, İstanbul Üniversitesi’nde iktisat eğitimi aldı. İstanbul Üniversitesi ve Sakarya Üniversitesi’nde hoca olarak çalıştıktan sonra İslam Kalkınma Bankası’nda bulunan Gül, 1991’de Kayseri milletvekili seçildi. Gençliğinde dedesinin, limonata sattırmak istediği Gül, yüksek sesle bağırıp müşteri toplayamadığı için limonataları satamadı. Böylece, ticareti mi eğitim hayatını mı seçeceği belli oldu. Gençlik yıllarında başlayan siyasi hayatı onu cumhurbaşkanlığı adaylığına kadar getirdi.

ÇANKAYA KÖŞKÜ’NDE DOĞDU MEHMET AĞAR
1951 yılında Ankara’da babasının görev yaptığı Çankaya Köşkü’nde doğdu. Aslen Ardahan’dan Elazığ’a göç etmiş bir ailenin çocuğu olan Mehmet Ağar, emniyet müdürü olan babasının memuriyeti dolayısıyla pek çok il gezdi. Çankaya’da dünyaya gözlerini açan ve taşrada çocukluk ve gençliğini geçiren Ağar, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Emniyet’teki görevin başladı. Çeşitli görevlerde bulunduktan sonra Emniyet Genel Müdürü oldu. Politikaya atılan Ağar, genel başkanlığa kadar yükseldi.

Kaynak: Zaman

Liderlikte 4 Altın Kural

Nisan 14, 2010

Pozisyonunuz ne olursa olsun, liderlik özellikleriniz kariyerinizde büyük önem taşır. Akıllı şirketler ve çalışanlar, iş hayatında başarılı kalabilmek için liderlik özelliklerini geliştirmenin ne kadar önemli olduğunun farkındalar.

Geleceğiniz için hazırlanın:

Kariyer yolculuğunuz esnasında, birçok liderlik yeteneği öğreneceksiniz, aşağıdaki tavsiyeler de kariyerine hızlı bir başlangıç yapmanızı sağlayacak.

• İstekli olduğunuzu gösterin: Kişisel enerji bulaşıcı bir şeydir. Yapılan iş ne olursa olsun, o işe karşı istekli olduğunuzu gösterin. Diğer insanlar bunu gördüğünde onlar da işlerinde istekli olmaya başlayacaklar.

• İyimserlik yaratın: İşyerinde negatiflik, yıkıcı etkiler yaratabilir. Mesela patronunuz, bir projedeki yanlışlığı değil, sizden gelecek çözüm önerisini duymak ister.

• Yeniliklere açık olun: Yeniliklere karşı koyarsanız, iş hayatınızda başarılı olamazsınız. Mesela yeni bir projeye gönüllü olun ve değişim için diğer çalışma arkadaşlarınıza öncü olun.

• Takım Çalışmasına Yatkın olun: Günümüzde şirketler az kaynakla çok iş yapmak zorunda kaldıkları için takım çalışmalarına çok önem vermeye başladılar. Tek başınıza çalışmakta ısrar edip, başkalarını kontrol ederseniz, kariyer yolculuğunuzda zorluk çekersiniz.

Bir Liderin Görevleri Nelerdir?
Bir projede liderlik yapmanız gerektiğinde, kendinize yeni özellikler eklemelisiniz…

• Mümkün olduğunca çalışanlarınıza yetkiler verin. Projelerinizi, doğru kişilere verdiğinizden emin olun.

• Kendinizi işinize adamak, liderlik görevinizin en önemli kısmıdır. 8 saat çalışmak, bir işe kendinizi adadığınızı göstermez. İşinize ve kendinizi geliştirmeye bir gün içerisinde minimum 12 saat ayırın.

• Sizin özelliklerinizi tamamlayan çalışanları işe alın. Size benzeyen elemanlar aldığınızda, başarılarınızı kısıtlamış olursunuz. Becerilerinizden farklı becerilere sahip olan elemanları işe alırsanız, hedefinize daha kolay ulaşırsınız.

• Bu işi yapan arkadaşlarınızdan öneri alın. Bir projede ilk defa liderlik yaptığınızda, her şeyi bilemezsin. Bu işte en başarılı olan arkadaşlarınıza, bu işte nasıl başarılı olduklarını sorun.

• Çalışanlarınız yanında olun. Onlara ne kadar güvendiğinizi gösterin.

Yazan : Cheri Swales

Kaynak : www.monster.com.tr

Nasıl iyi LİDER olunur?

Ocak 30, 2010

İyi lider nasıl olmalıdır ve iyi lider nasıl olunur? İşte bu sorulara cevap bulabilceğiniz güzel bir makale…
Hic dusundunuz mu ? Yasamımız içinde kaç kere yöneten ya da kac kere yonetilen oldugumuzu. Acaba en son ne zaman bir şeylerin yonetiminde bulundunuz ? Bir organizasyon, bir kişi veya kurum. Hangisinde daha basarılıydınız? Hayatın akısı içinde yöneten ve yonetilen olmak size gore tesadüfi bir şeymi ? Neden bazıları yönetirken, bazıları yönetiliyor ? Acaba yöneten ile yönetilen arasında ne gibi farklar var ki bir taraf yöneten olurken diger taraf yönetilen oluyor ? Bütün bu soruları uzatmak gayet mümkün. Şimdi sizlere liderlik konusundan bahsetmek istiyorum.

Liderlik, bir topluluga belli bir sinerji kazandirarak o toplulugu veya grubu bulundugu yerden daha ileri noktalara goturmektir. Bunu yaparken de bir onceki yasamin uzerine surekli olarak olumlu ve yeni seyler katmaktir. Aslinda liderlik bu kisacik tanima sigamayacak oranda kapsamli bir konudur. Liderligin ne oldugunu anlayabilmemiz icin once liderin ne gibi ozellikleri oldugunu inceleyelim.

* Iyi bir liderin en karakteristik ozelligi basinda bulundugu topluluga olumlu ve pozitif bir sinerji katmaktir. Yani o toplulugun birbiriyle refah, baris ve huzur icinde kaynasmasini saglayarak onlara onculuk etmektir. Yine liderin bir baska ozelligi de cesarettir.
* Lider bir karar alirken bulundugu toplumun butun dinamiklerini hesaplar. Eger verecegi karar o toplulugun refahini ve huzurunu daha cok artiracaksa lider bu kararinin arkasinda cesurca durur. Karar vermeden once mutlaka cesitli kisi ve topluluklarla verecegi kararla ilgili gorusmelerde bulunur ve en mantikli ve gercekci olan karari vermeye calisir. Soyledikleri arasinda celiski olmaz. Savundugu degerlerin arkasinda durmasini bilir. Ancak elbette ki lider de hata yaptigi zaman hata yaptigini kabul etmelidir ve bunu liderlik ettigi toplulukla samimi bir sekilde paylasmalidir.
* Yine iyi bir liderin sevilme orani elbette ki sevilmeme oranindan cok daha fazla olmalidir.
* Iyi bir lider liderlik ettigi toplulugun butun problemlerini objektif ve dogru bir sekilde analiz eder. Onlarla ic ice yasar. Onlardan asla kopuk olamaz, olmamalidir.
* Iyi bir lider firsatlari gorur ve bunun bulundugu gruba fayda veya zararlarini hemen analiz eder.
* Iyi bir lider uzlasmacidir. Hayati boyunca saldirgan tutum sergileyen, yapici olmayip ta yikici olan, surekli olarak yapilanlari olumsuz sekilde elestiren kisinin iyi bir lider oldugu soylenemez. Dolayisiyla iyi bir liderin uzlasmaci tutumu cevresine guven vermesi acisindan cok onemlidir. Yani iyi bir lider bardagin hep bos tarafini gormez. Dolu tarafini dusunmek ve o bardagin geri kalan bos tarafini nasil dolduracagini dusunmek iyi bir liderin karakteristik ozelliklerindendir.

Bir kere daha iyi anlasilmasi bakimindan sunu soylemem gerekirse iyi bir lider sert ve uzlasmaci olmayan bir tutum takinmaz. Aksine akilli, sakin, uzlasmaci ve kendinden emin bir karizmaya sahiptir . Oyleyse iyi bir liderin durusu da cevresini veya liderlik ettigi toplulugu etkilemelidir. Bir baska liderlik ozelligi de insiyatif kullanmadir. Iyi bir lider bazen kararlari tek basina almak zorunda kalabilir ve bu durumda insiyatif kullanmak zorunda kalabilir. Oyle ki lider insiyatif kullanirken karsisina cikabilecek butun riskleri goze alabilir.

* Iyi bir lider liderlik ettigi grubun cikarlarini her zaman kendi cikarlarindan ustun tutar. Esitlikci ve grubun uyeleri arasinda ayirim yapmaz. Bir baskasi icin uygulanan kural ne ise toplulugun diger fertleri icin de o kurallari tereddut etmeden kullanir. Bunu yaparken de dost, hisim, akraba, yakin arkadas ayrimi yapmaz. Bu iyi bir liderin topluluk karsisindaki tutarliligini artirir.

* Iyi bir lider bulundugu toplulukta cikan yikici sesleri iyi analiz eder ve bu kotu niyetli, toplulugun huzurunu bilerek veya bilmeyerek bozmaya calışan insanlari ne sekilde alt edecegini bilir. Bunu yaparken illegal ve guce dayali davranmaz. Aksine akilci ve sabirlidir.

* Iyi bir liderin en onemli ozelliligi sabirli ve planli olmasidir. Iyi bir lider sir tutma ve agzina her geleni soylememe konusunda da dirayetlidir. Ne zaman nerede ne konusacagini bilir. Agzindan cikan her seyi tartarak ve hesap ederek konusur.
* Iyi bir lider objektiftir. Verdigi kararlari tarafsiz ve dogru bir sekilde almasini bilir. Iyi bir lidere dostu da dusmani da saygi duyar ve onu ciddiye alir.
* Iyi bir liderle ilgili genellikle alayci ifadelere pek rastlanmaz. Cunku dostu, dusmani iyi bir liderin sergilemis oldugu karakteristige saygi duyar. Oyleyse iyi bir liderin karizmatik yani etkileyici bir durusu vardir diyebiliriz. Bu bazen fiziksek bir gorunus ile kendisini gosterse de ( etkileyici veya heybetli bir fiziksel yapi vb.) bazen de bir bakis veya konusma veya durus olarak kendisini gosterir.


* Iyi bir lider liderlik ettigi toplulugun basindan gitmesi gerektiginde bir koltuk sevdalisi gibi davranmaz. Yerini en az kendisi kadar dogru, durust ve topluluk tarafindan kabul goren bir baska lider kisiye devretmesini bilir. Cunku iyi bir lider icin toplulugun gorusleri ve istekleri her zaman onemlidir. Butun bunlarla birlikte iyi bir lider dunyadaki gelismeleri (kendisiyle ilgili veya ilgisiz) yakindan takip eder.
* Iyi bir lider reformisttir. Oyle reformlar yapar ki hem bulundugu toplulugun tepkisini cekmez hem de kulturu ve inancini korumasina ve muhafaza etmesine yardimci olur. Insanlari sisteme bagli yapmaz. Sistemi insanlar icin yeniden sekillendirir. Cunku iyi bir lider bilir ki sistem pek tabi ki insan icin kurulmustur. Insan icin vardir. Bunun tam tersi olan insanin sistemi ayakta tutmak adina heba edilmesi dusunulemez (Dini Inanisi ayakta tutmak ve vatani dis guclere karsi korumak haric). Hele de sistem insanin yasama hurriyetine zarar veriyorsa. Dolayisiyla iyi bir lider bu konuda da reformisttir. Alisilmis veya aliskanlik haline gelmis yanlis inanislari ve uygulamalari dile getirmekten ve onlarin gerektiginde kendi insanlari veya liderlik ettigi toplulugun daha da refaha kavusmasi icin degistirilmesinden lider en basta sorumludur. Lider bunu gerceklestirmek icin cesaretle davranir.

* Iyi bir liderin oyle yardimcilari vardir ki onlar da tipki iyi bir liderin davranislarini gostermelidir. Kendi bulunduklari ve yonettikleri tum topluluklarda adaleti ve hakkaniyeti on plana cikarirlar. Oyleyse iyi bir lider icin hak, hukuk, adalet kavramlari en onemli kavramlarin basinda gelir.

* Iyi bir lider savurgan degildir. Elindeki imkanlardan dolayi sIkayet etmez ve elindeki imkanlarla yapabileceginin en iyisini yapmaya calisir. Az once belirttigim gibi iyi bir lider sIkayet etmek yerine cozum uretir.
* Iyi bir liderin soyledikleri ile yaptiklari dogru orantili olmalidir.
* Iyi bir lider sozu davranisa donusturme konusunda aceleci degil, aksine planli ve programlidir.
* Iyi bir lider yapacagini soyledigi seyleri yapar. Bir kisinin iyi bir lider olup olmadigini sadece soylemleriyle degil, yaptiklariyla da gorursunuz. Cunku genellikle lider olan kisi icraatlarini tam veya ona en yakin duzeyde gerceklestirir.
* Iyi bir lider cok konusmaz. Aksine bir soyler, iki dusunur. Iyi bir lider ayni zamanda zeki ve etkileyici bir hitabet yetenegine sahip olmalidir. Bunu yaparken dogru bir vucut dili kullanmasini bilir.
* Iyi bir lider zevk ve safa duskunu degildir. Gerektiginde ac ve gerektiginde tok olmanin ne oldugunu bilir. Cok iyi bir empati yetenegi olmalidir. Insanlari sinifsal olarak ayirmaz.

Butun bu saydigim ozelliklere daha bircok ozellik eklemek mumkun. Ancak burada size en onemlilerinden bahsetmeye calistim. Ancak lutfen iyi bir lider ile iyi bir yoneticiyi karistirmayin . Her yonetici bir lider olmadigi gibi, her lider de iyi bir yonetme kabiliyetine sahip olmayabilir. Zaten yonetici bulundugu yere atanma ile gelirken iyi bir lider bulundugu toplulukta adeta sivirilerek ortaya cikar.Iyi bir lider bulundugu yere kolaylikla gelmez. Zaten bulundugu toplulukta kolaylikla fark edildigi icin o topluluk onu adeta lider olmasi icin iter ve kendi basina getirir. Oysa gunumuzdeki gerek ozel sirketlerde, gerekse ulke yonetimindeki bircok lider oldugunu soyleyen kisi adeta binbir oyunla, baskalarina zarar vererek bulunduklari makama gelmektedir. Zira bugun liderim diye ortaya cikan bir cok kisi bulunduklari yere adaletsiz bir sekilde geldikleri ve asil amaclari liderlik degil de koltuk sevdasi oldugu icin bulunduklari yeri hic birakmak istemezler. Cunku boylesi kisilerde amac topluluga liderlik edip o toplulugu iyi bir yerlere getirmek degil de kendi pozisyonunu daha da guclendirmektir. Bu kisiler karsilarina rakip olarak cikan herkesi legal veya illegal bir sekilde uzaklastirmasini bilirler. Ozellikle sirketlerde veya ulkemizdeki liderlik anlayisi maalesef bu halde gelismistir. Burada ozellikle sorumluluk hisseden herkese cok is dusmektedir. Calistigi yerdeki yoneticisinden memnun degilse bunu kendisiyle yapilacak anket calismalarinda cesurca belirtmeli, ulkeye lider secerken de gercekten “ben” degil de “biz” diyen ve ulkesini gercekten seven iyi bir lider secmeyi basarmalidir. Gerek calistigimiz isletmenin ve gerekse de ulkemizin simdiki oldugundan daha ileriye gitmesi buna baglidir. Unutmayin ; Herkes iyi bir yonetici olabilir. Ama herkes iyi bir lider olamaz. Cunku liderlik insanin ancak ruhunda olan bir seydir. Hic kimseyi zorla lider yapamazsiniz. Ama nasil olacagini bilen herkes yonetici olabilir. Eger sizde de liderlik ozelligi varsa size tavsiyem sabirla kendinizi gelistirmenizdir. Zaten gunu geldiginde bulundugunuz topluluk sizi fark edecek ve sizi kendi lideri yapacaktir. Ister bir sirkette..isterse de ulkede.. Ozellikle sunu unutmayin. Bu hayata bir kez geldik ve hepimizin sorumlulugu da buyuk. Dolayisiyla gerek kendiniz icin, gerek cevreniz icin adaleti, iyiligi, guzelligi, hakkaniyeti asla ama asla birakmayin. Cunku herkesin bu ozelliklere sahip lidere ihtiyaci var. Allah herkese hayirlisini versin.

Selçuk Arıcı
Insan Kaynaklari Uzmanı

Türkiye´nin girişimci haritası

Ocak 30, 2010

İçlerinde 80 milyon dolar ciro yapan da var, birkaç yüz milyar lira ciro yapan da. 20 milyon dolar ihracat yapan da var, ´ihracata hazırlanıyoruz´ diyen de.

EYLEM TÜRK   — Milliyet 19 eylül 2004

Biz çizdik; işte Türkiye’nin yeni girişimci haritası
Faaliyet alanları farklı, büyüklükleri farklı. Türkiye’nin farklı illerine dağılmışlar. Ancak hepsinin ortak bir heyecanı var: Öncelikle hepsi genç şirketler. Son on yıl içinde kurulmuşlar veya son 10 yıl içinde krizlere rağmen büyük atak yapmışlar. Önemli bir kısmı beş yaşından da genç. Hepsi marka olmak, daha büyük ihracatlar yapmak istiyorlar.
Akla hayale gelmedik işler yapıyorlar. Birisi, Almanya’da viyolonsel, keman yapmayı öğreniyor, koşa koşa dönüp memlekette üretime başlıyor. Birisi, derisi iyi para eden ve kürk yapımında kullanılan çinçilya, bir başkası bio tavşan yetiştiriyor. Bir diğeri çini çamurundan el işi karo ve vazo, çerezli bal, keçe battaniyesi, metalize iplik, tavşan eti, etnik mutfak yemekleri, paulownia ağacı veya ançüez üretiyor. Tam anlamıyla bir ‘Allah ne verdiyse’ durumu söz konusu.
İşe küçük bir atölyede, bir bodrum katında, bir iki ilkel makine ile başlayıp, küçük birikimlerle ama büyük hedeflerle yola çıkmışlar. Şimdi milyonlarca dolarlık ciro ve ihracat yapıyorlar. Krizlere yenilmeden istikrarla büyümüşler. Piyasaları, boşlukları görmüşler, doğru öngörülerde bulunarak, gerçek birer ‘girişimci’ gibi hareket etmişler.
İşe hobi olarak başlayıp 1 milimlik taşlardan Hz. İsa ve Meryem Ana’nın yüz portresini üretip satan, hobileri olan balıkçılığı işe dönüştürüp, Avrupa’ya ihracat yapanlar var. Böylece hem sevdikleri işi yapmış, hem de para kazanmış, istihdam sağlamışlar.
‘Emekliliğim geldi, benden bu kadar’ demek yerine tecrübelerini değerlendirerek iş kuranlar var. Pilotmuş, ayrılmış, kendi şirketini kurmuş, şimdi beş uçağı, 12 helikopteri var.
Birçok alanda hizmet veriyor. Tekstil işçisiymiş, yıllarca çalışmış, öğrenmiş, emekli olmuş, kendi şirketini kurmuş, daha yeni olmasına karşın 200 milyar ciro yapıyor. Öğretmenmiş, kazancı yetmemiş, öğrencilik yıllarında öğrendiği işten para kazanmak istemiş, meslektaşlarını ikna etmiş, 80 ortak bulmuş, şimdi Almanya’ya tuzlu balık, havyar gibi su ürünleri işleyerek ihraç ediyor.
‘Türkiye’nin yeni girişimci haritası’ üzerinde isimlerini ve kısaca birkaç rakamını gördükleriniz, aslında bu şirketlerin tamamı değil. Bunlar, bizim araştırmamızda ulaştıklarımız. Gerçekte daha fazlalar. Her birinin hikâyesi birbirinden ilginç.
EDİRNE
ÖDENAY (1991)
Girişimci: Mustafa Öden
Ciro: 10 trilyon lira
Çalışan sayısı: 40 kişi
Çiftçilikten gelen aile, ayçiçek ve mısır yağı üreterek Trakya bölgesinde önemli bir marka haline geldi
ÇATAL – ÇEKİÇ SÜPÜRGE (1994)
Girişimci: Feridun Çatalçekiç
Ciro: 500 milyar lira
Çalışan sayısı: 5 – 10 kişi
Süpürge üretimi yapan firma 100 bin dolarlık ihracatının tamamını Yunanistan’a yapıyor.
ÇANAKKALE
SAROZ GIDA (1994)
Girişimci: Ahmet Or, Cengiz Batılı
Çalışan sayısı: 17
Ciro: 2 milyon euro
Canlı balık üretiyor. Tamamını ihrac ediyor. Yunanistan’a yaptığı ihracat 600 ton.
AKBALIK (1992)
Girişimci: Mehmet Ali – Hüseyin Ak
Ciro: 200 milyar lira
1992 yılında devralınan şirkette ançuez ve konserve üretimi yapılıyor.
İDA GIDA (1997)
Girişimci: Irmak Yayın, Erdem Ökte
Ciro: 2 milyon euro
Çalışan sayısı: 28
Firma kalkan balığı, çipura ve levrek üretimi yapıyor.
KIRKLARELİ
MEGA KONFEKSİYON (1996)
Girişimci: Münir Bedelli, Tahsin Kesim
Çalışan sayısı: 20 – 30
Ciro: 5 trilyon lira
Jean üreten ve 1 milyon dolarlık ihracatı olan firma 1996 yılından bu yana Marks & Spencer, Levi’s ve Lee’ye mont dikimi yapıyor.
TEKİRDAĞ
LAFER TÜRK TEKSTİL (1995)
Girişimci: Ahmet – Tamer Hasbay
Üretim: Makine
Çalışan sayısı: 125
Ciro: 7.5 milyon euro
İtalyan ortaklı şirketin ihracatı 1.8 milyon euro
MARSU (2002)
Girişimci: Eyüp Yiğiter – Harun Öner – Mustafa Sözen
Üretim: Deniz ürünleri
Çalışan sayısı: 100 – 200
Hobilerini işe çeviren iki ortak Avrupa’ya 4 milyon euro ihracat yapıyor.
YALOVA
GÜRLER MAKİNE (1998)
Girişimci:Hüseyin Toy
Çalışan sayısı: 14
Ciro: 200 milyar lira
Daha önce işçi olarak çalışan Toy, emekli olunca kendi şirketini kurmuş. Tekstil makineleri üretiyor.
GÖLLÜ SÜS BİTKİLERİ (1997)
Girişimci: Hakan Göllü
Çalışan sayısı: 4
Dış mekan canlı süs bitkileri üretiyor.
BALIKESİR
BEKKİ METAL (1997)
Girişimci: Hüseyin Beki
Çalışan sayısı: 43
Ciro: 7 trilyon lira
Çivi ve tel üretiyor. Yunanistan, Litvanya ve İsrail’e 300 bin dolar ihracatı var.
MANİSA
NEKY CHINCHILLA FARM (2003)
Girişimci: Neky Kurtulmuş
Ciro: Yıllık 50 bin euro
Çalışan sayısı:Üretme çiftliğine bağlı Türkiye çapında 95 aile var.
Dünyanın en değerli kürk hayvanı olarak değerlendirilen ve Türkiye’nin ithalatçı konumunda olduğu Çinçilya’ları üretiyor.
İZMİR
SUSÜTAŞ SU ÜRÜNLERİ (1982)
Girişimci: Cihangir Hür
Çalışan sayısı: 100
Ciro: 3 milyon dolar
Firma havyar ve kapari üretimi yapıyor.
AYDIN
KALTUN MADENCİLİK (1986)
Girişimci: Mehmet Tuncer
Çalışan Sayısı: 350
Ciro: 41 trilyon
Seramik ve cam hammaddesi üretiyor ve yüzde 80′ini ihraç ediyor. Kapasitesini son 10 yılda 10 katına çıkarmış. İki gemi ile nakliyeye de girmiş.
POLAT MAKİNE (1993)
Girişimci:İbrahim Polat
Ciro: 8.4 trilyon lira
Çalışan Sayısı: 250
Şirket zeytinyağı yerine zeytin sıkma makinesi üretmeyi tercih etmiş. 3 milyon dolar ihracatı var.
İZMİT
MARİNTEK TEKNE
Girişimci: Cengiz Arsay
Çalışan sayısı: 100
Ciro: 2.2 trilyon lira
Spor malzemeleri, deniz ve yat malzemeleri, tekne aksamı, dalış malzemeleri üretiyor.
SAKARYA
PAUL OWNİA FİDANCILIK (1999)
Girişimci:Erdem Yıldırım
Ciro: 100 bin dolar
Çalışan sayısı: 4Ciro: 100 bin dolar
Çalışan sayısı: 4
Anavatanı Çin olan Paul Ownia ağaçların üretim ve satışını yapıyor.
BİLECİK
DEKOMER ( 1997)
Girişimci: Haldun Aynur
Çalışan: 70 Kişi
Ciro: 1.5 milyon dolar
Taştan, dekoratif ürün üretiyor. Sahibi işe hobi olarak başlamış. 1 milimlik taşlardan Hz.İsa ve Meryem Ana’nın yüz portresini de üretiyor.
BURSA
ONURAL (1997)
Girişimci: Selahattin Topoğlu,
İbrahim Yaşar Ürey, Hayrettin Bıçakçı
Üretim: Oturma Grupları
Çalışan sayısı: 35
Ciro: 3 trilyon lira
KÜTAHYA
SARAÇOĞLU TEKSTİL (1996)
Girişimci: Mehmet Saraç
Ciro: Yaklaşık 10 trilyon lira.
Çalışan sayısı: 35
Firma, nevresim ve gömlek üretiyor.
ALTIN ÇİNİ (1995)
Girişimci: Mustafa Kıratlı
Ciro: 4 trilyon 628 milyar lira
Çalışan sayısı: 200
Çini çamurundan el işi karo, vazo, tabak, duvar seramiği, bordür ve çini karo üretiyor.
UŞAK
PAYTEKS DERİ (1998)
Girişimci: Ayhan Kınden
Çalışan sayısı: 16
Ciro: 1 milyon 200 bin euro
2000 yılında ihracata başlayan firma keçe battaniyesi ve vatka üretiyor.
AFYON
ÖZERLER HOLDİNG (1995)
Girişimci: Mustafa Özer
Ciro: 80 milyon dolar
Çalışan Sayısı: 1.000
Lastik ayakkabı, çizme, branda üretiyor. 20 milyon dolar ihracatı var. 1995′te özelleştirilen dört tesisi alarak atağa geçmiş.
DENİZLİ
FUNİBO (1995)
Girişimci: Celal Erkaya
Ciro: 12 milyon dolar
Çalışan sayısı: 250 kişi
Kumaş boyama ve apre üzerine çalışan firma kendilerine ait Funitex şirketlerinin kumaşlarını boyamak amaçlı kuruldu.
FABER MERMER (1993)
Girişimci: Yasin Cinkaya
Ciro: 10 trilyon lira
Çalışan sayısı: 500 kişi
Küçük bir atölyede işe başlayan şirket, Amerika, Avrupa ve Japonya’ya traverten ihraç ediyor.
MUĞLA
MANAVLAR GIDA (1994)
Girişimci: Mehmet, Cengiz Manav
Ciro: 2.5 milyon dolar
Çalışan sayısı: 45
Bal, helva, polen, arı sütü, çerezli bal üreten iki kardeş, baba mesleğinde marka yaratmış. Buram Bal markasıyla 18 ülkeye ihracat yapıyorlar.
BURDUR
AYTAŞ AKIN (1996)
Girişimci: Ercan Akın
Çalışan sayısı: 80
Ciro: 2 trilyon lira
Çorap üretimi yapan firma 1998 yılında ihracata başladı. Şirket bu yıl mermer üretimine de başlayacak.
KÜÇÜKKAYA (1992)
Girişimci: Hakan – Erkan Küçükkaya
Çalışan sayısı: 12
Ciro: 300 bin euro
Yaylı çalgılar üretiyor. Almanya’da eğitim gören firma sahibi, üretimin tamamını Almanya’ya ihraç ediyor.
ANTALYA
AGT Furniture Components (1999)
Girişimci: Ahmet – Mehmet – Mustafa Söylemez)
Ciro: 43 trilyon lira
Çalışanı: 160 kişi
Orman ürünleri malzemeleri üreten firmanın 5 milyon dolar ihracatı var. 1984 yılında kurulan aile şirketi, 1999′da kurulan fabrika ile atağa geçmiş.
RAL TEKSTİL (1995)
Girişimci: Ramazan Atılgan
Çalışan sayısı: 100 kişi
Cirosu: 1.5 milyon dolar
Yılda 100 bin parça ihracat yapan firma pijama üretimi konusunda çalışıyor.
ZONGULDAK
EMKO FENNİ MALZEME (1994)
Girişimci: Hüseyin Aydın
Çalışan sayısı: 100
Ciro: 5 trilyon lira
200 bin euro ihracat yapan firma panel radyatör imalatı yapıyor.
YURTBAY SERAMİK (1995)
Girişimci: Ali Yılmaz
Çalışan sayısı: 600
Ciro: 55.2 trilyon lira
Yer ve duvar karoları üretiyor ve yüzde 40′ını ihraç ediyor.
DÜZCE
YAVUZLAR FINDIK (1994)
Girişimci: İsmail Ergin Yavuz
Ciro: 57 trilyon lira
Çalışan Sayısı: 300 Kişi
1994′te fındık tüccarı ortaklar tarafından kurulan firma yılda 22 milyon dolarlık fındık ihraç ediyor.
BOLU
ERPİLİÇ (1997)
Girişimci: Ali Ericek
Çalışan sayısı: 900
Ciro: 158 trilyon lira
Civciv, yem ve piliç üretiyor. Er Civciv ve Er Yem’in birleşmesiyle kurulmuş.
ESKİŞEHİR
SERVO ELEKTRONİK (1995)
Girişimci: Serkan – Hayri – Volkan Durukan
Ciro: 1 trilyon 210 milyar lira
Çalışan sayısı: 38 kişi
Firma sinema ses sistemleri üretimini yapıyor.
KEMAL KÜKRER (1998)
Girişimci: Cavit Gülel
Ciro: 7 trilyon lira
Çalışan sayısı: 65 kişi
Sirke, şalgam ve sos üretimi yapan firmanın 100 bin dolarlık ihracatı var.
ANKARA
ANKARA MADENİ YAĞ (2002)
Girişimci: Murat Gür
Çalışan sayısı: 17
Ciro: 10 trilyon lira
Madeni yağ üreten firma, İngiltere, Ürdün, Suriye, İran ve Azerbaycan’a Esko markasıyla ihracat yapıyor.
OSKO ALÜMİNYUM (1996)
Girişimci: Mehmet – Murat Konyalı
Çalışan sayısı: 50
Ciro: 6 trilyon lira
Alüminyum profil imalatı konusunda çalışıyor.
KONYA
SAFA TARIM (1995)
Girişimci: Mustafa Büyükeğen
Ciro: 5 milyon dolar
Çalışan sayısı: 120
Kendi markasıyla tarım ilacı üretiyor. 170 çeşit ürünü var. Avrupa, Afrika ve Ortadoğu’ya ihracat yapıyor.
KARAMAN
ŞİMŞEK BÜSKÜVİ (1996)
Girişimci: Ramazan – Erol Şimşek
Çalışan sayısı: 500
Ciro: 30 trilyon lira
Bisküvi, çikolata, kek ve gofret üretimi yapan ve kurulduğu yıl 2 milyon dolar ihracat yapan firmanın 2003 yılı ihracatı 10 milyon dolar.
ANI BİSKÜVİ (1994)
Girişimci: Kemay, Rıfkı, Nazım, Vefik Boynukalın
Çalışan sayısı: 327
Ciro: 19 trilyon lira
Ticaretle uğraşan ama 1994′te üretime karar verip fabrika kuran Boynukalın kardeşler, 68 ülkeye, 9 milyon dolarlık bisküvi ihraç ediyorlar.
ISPARTA
ER-AH HAVACILIK
Girişimci: Erdoğan Cabıoğlu
Çalışan sayısı: 20
Ciro: 3.5 trilyon lira
Pilot olan Cabıoğlu’nun beş tane zirai mücadele uçağı, 12 yangın söndürme helikopteri ve hava taksi uçağı bulunuyor.
BARTIN
SELKO ATEŞ TUĞLA (1993)
Girişimci: Selahattin Kalaycı
Çalışan sayısı: 45
Ciro: 3 trilyon lira
Tuğla üreten şirket altı ortaklı bir aile şirketi olarak kurulmuş.
SİNOP
ÖRSAN TEKSTİL (1999)
Girişimci:Osman Ör
Ciro: 30 milyon euro
Çalışan sayısı: Bin 300
Pantolon üretiyor.
BETATEKS (1993)
Girişimci:Nejat Önen
Ciro: 10 milyon euro
Çalışan sayısı: 180
Metalize iplik üretiyor. İhracatı 9 milyon euro.
KASTAMONU
DORTEK KAPI (2004)
Girişimci: Ahmet Ceritoğlu
Çalışan sayısı: 200
Monoblok kapı üreten firma yeni kurulduğu için cirosu belli değil. Ancak hedeflerini yüksek tutuyor.
ÇORUM
YAĞMAKSAN (1994)
Girişimci: Mustafa Yağmaksan
Ciro: 2 milyon dolar
Çalışan sayısı: 35 kişi
Makine yedek parçası üretimi yapan ve iki ortakla 1994 yılında kurulan şirket üretiminin yüzde 90′ını Almanya’ya ihraç ediyor.
ÇANKIRI
ÇANKIRI YEM (1993)
Girişimci: Sadullah Erdem
Ciro: 4 trilyon lira
Çalışan sayısı: 25 Kişi
1975 yılında kurulan tesis 1993 yılında satın alınarak tekrar faaliyete geçirildi. Firma yem üretimi yapıyor.
EREN UN (1997)
Girişimci: Şeref Çınaroğlu
Ciro: 12.5 trilyon lira
Çalışan sayısı: 60 Kişi
1997 yılında yatırım amaçlı kurulan ve 2001 yılında faaliyete geçen firma un ve yem üretiyor. Firma yakın dönemde makarna ve bisküvi üretimi yapacak.
KIRŞEHİR
KAYALAR EV TEKSTİL (1998)
Girişimci: Mevlüt – Hakan Kaya
Çalışan Sayısı: 8
Ciro: 250 – 300 milyar lira
Kayalar Ev Tekstil, perde üretimi yapıyor.
NEVŞEHİR
BİMSBLOK HAFİF YAPI (2002)
Girişimci:Adem Civelek
Ciro: 3 trilyon lira
Çalışan sayısı: 50
Bims mamülü ve duvar blokları üretiyor.
NEVKARSAN (1995)
Girişimci: Gürbüz Pınarbaşı
Ciro: 2 trilyon lira
Çalışan sayısı: 33
Kasa, dorse, silobas ve römork üreten firmanın 450 – 500 bin dolar ihracatı var.
AKSARAY
ÇİFT KARTAL (1998)
Girişimci: Sefa Saatçioğlu
Çalışan sayısı: 200
Ciro: 10 milyon dolar
Değirmen makineleri üretimi ve çelik tahıl depolama siloları üreten şirket üretiminin yüzde 70′ini ihraç ediyor
ADANA
ÖZGÜMÜŞ DÖKÜM (2002)
Girişimci: Fırat Karalı
Ciro: 7.5 milyon dolar
Çalışan: 160
İş makinesi parçaları üretiyor. Üç arkadaş kiralık bir atölyede işe başlamışlar. Şimdi kendi fabrikaları var.
ABDİOĞULLARI PLASTİK (1993)
Girişimci: Abdi Sütçü
Ciro:13 trilyon lira
Çalışan sayısı: 400
Çuval ve ambalaj konusunda çalışıyorlar. İhracatları 1.3 milyon dolar. Babaları Abdi Sütçü’nün vefatı üzerine dört kardeş tarafından kurulmuş.
MERSİN
YUMMY MEYVE SULARI (1994)
Girişimci: Selahattin Öder
Ciro: 7.5 trilyon lira
Çalışan sayısı: 60
Meyve suyu üreten firmaya daha önce ticaretle uğraşan ortaklar kurmuş. Fabrika, günlük 350 ton üretim kapasitesine sahip.
AKDENİZ ÇİVİ (1994)
Girişimci: Serhat Dövenci
Ciro:18 trilyon lira
Çalışan sayısı: 107
Çivi ve dikiş teli üreten firmanın 1 milyon dolar ihracatı var.
SAMSUN
VEZİR AĞAÇ (1996)
Girişimci: Hasan – Nihat – Fuat Turan
Ciro: 17 trilyon lira
Çalışan sayısı: 157
Ağaç sanayi, sunta, suntalam, kereste ve kontraplak üretiyor.
AS ÇELİK (1995)
Girişimci:Turgut Tüfenk
Ciro: Yaklaşık 8 milyon euro.
Çalışan sayısı: 150
Çelik döküm üreten firma, üretiminin yüzde 90′ını ihraç ediyor
AMASYA
MERBAK (1999)
Girişimci: Ahmet Okudan
Ciro: 4.5 trilyon
Çalışan sayısı: 20
Nohut, yeşil mercimek üretiyor. ‘Bölgesel ihtiyaç’tan kurulmuş,
ÖZ YILDIZ (1998)
Girişimci: Arif – Ahmet Gürsoy
Ciro: 1 trilyon lira
Çalışan Sayısı: 200
Turizm sektörüne yönelik temizlik, ilaçlama, hemşirelik, konularında çalışıyor.
TOKAT
SANTAFE TEKSTİL (1997)
Girişimci: Mehmet Sena Arvaz
Ciro: 600 milyar lira
Çalışan sayısı: 52 kişi
Firma iplik üretiyor.
ERBA HAZIR BETON (2003)
Girişimci: Talha Yüce
Ciro: 700 – 800 milyar
Çalışan sayısı: 17 kişi
Firma İnşaata hazır beton üretiyor.
KIRIKKALE
PRİZMA MOBİLYA (1999)
Girişimci: Oğuzhan – Şeref Eryılmaz
Çalışan sayısı: 100
Ciro: 8 milyon dolar
Modüler mobilya üretiyor. 1.5 milyon dolar ihracatı var.
AKS MOBİLYA (1995)
Girişimci: Sami – Yusuf Özdemir
Çalışan sayısı: 25
Ciro: 300 milyar lira
Koltuk ve mobilya üretiyor. Yedi ülkeye ihracat yapıyor.
YOZGAT
ROSA MOBİLYA (1999)
Girişimci: Şenol Taşhan
Çalışan sayısı: 150
Ciro: 3 milyon dolar
Firma mobilya, oturma grubu, yatak odası ve ev tekstil ürünleri üretiyor.
SENTEKSTİL (1999)
Girişimci: Ruhi Daştan
Çalışan sayısı: 300
Ciro: 2 milyon dolar
Kadın giyim üretiyor. İngiltere’ye 1.5 milyon dolarlık ihracatı var.
KAYSERİ
PARTEKS TEKSTİL (1996)
Girişimci: Ahmet Çapar
Çalışan sayısı: 120
Ciro: 5 trilyon lira
Firma geri dönüşümlü kağıt ve oluklu mukavva üretiyor.
ULUTAŞ (1995)
Yetkili kişi: Mehmet Ulutaş
Çalışan sayısı: 600
Ciro: 60 trilyon lira
İplik ve dokuma üretimi yapan firmanın 5 trilyon liralık ihracatı var.
NİĞDE
NİĞDE MAKİNA (1996)
Girişimci:Serkan – Mustafa Karadal
Üretim: Tarım makineleri
Ciro:400 milyar lira
Çalışan sayısı: 10
KAHRAMAN MARAŞ
TEMSAN MAKİNE (1995)
Girişimci: Yusuf – Cem – Metin – Bekir Sıtkı Kesim.
Çalışan sayısı: 90
Ciro: 6 trilyon lira
Tekstil klima sistemleri, santralleri ve filtre sistemleri üretiyor.
ŞİRİTÇİOĞLU MENSUCAT (1994)
Girişimci: Atıf – Arif Şiritçioğlu
Çalışan: 160
Ciro: 15 trilyon lira
Denim kumaşı üretiyor. Kardeşler altı makineyle işe başlamış. şimdi ihracat da yapıyorlar.
OSMANİYE
AYŞEM MODA (1994)
Girişimci: Feride Yılmaz
Ciro: 240 milyar lira
Çalışan sayısı: 100
Giyim alanında üretim yapan firmanın ihracatı 200 bin euro.
OSMANİYE YEM (1998)
Girişimci: Ahmet Özkan
Ciro: 2 trilyon 164 milyar TL
Çalışan sayısı: 15
Yem üretiyor.
HATAY
ÖZBUĞDAY TOHUMCULUK (1995)
Girişimci: Aykut Özbuğday
Çalışan sayısı: 40
Ciro: 5 trilyon lira
Özbuğday Tohumculuk pamuk, mısır ve buğday tohumu üretimi yapıyor.
KİLİS
HACI YUSUFOĞULLARI TEKSTİL (2003)
Girişimci: İsmail – Hüseyin Niziplioğlu
Çalışan sayısı: 150
Ciro: 6 milyon dolar
Seccade ve divan örtüsü üretiyor.
ORDU
DUT TEKSTİL (1996)
Girişimci: Sertan Abalı
Ciro: 5 trilyon lira
Çalışan sayısı: 70
Çuval üretiyor. 1992 yılında kurulan ve 1996 yılında üretime geçen firma Yunanistan ve Fransa’ya ihracat yapıyor.
GRUP GOFRET (1996)
Girişimci: Aydın Şen
Ciro: 200 milyar lira
Çalışan sayısı: 8
Gofret, pudra şekeri ve nişasta üretiyor. Firma, bölgenin ihtiyacını karşılamak için üç ortak tarafından kurulmuş.
GİRESUN
FREŞA (1997)
Girişimci: Ahmet Çakırmelikoğlu
Çalışan sayısı: 100
Ciro: 24 trilyon lira
Giresun’da İnişdibi Madensuyu kaynağının alınmasıyla kurulan, saatte 30 bin şişe üretim kapasitesine fabrikada meyveli soda üretiliyor.
TRABZON
ÖZGÜR LASTİK (1994)
Girişimci: Ramazan Ünal
Ciro: 463 milyar 563 milyon
Çalışan sayısı: 4 kişi
1994 yılında kurulan firma kauçuk soğuk kaplama işi yapıyor.
GÜNDOĞDU MOBİLYA (1994)
Girişimci: Aydın Gündoğdu
Ciro: 5 trilyon 760 milyar lira
Çalışan sayısı: 187 kişi
Modüler mobilya, oturma grupları ve yaylı yatak üretimi yapıyor
SÜMELA MOBİLYA (1999)
Girişimci: Aydın Gündoğdu
Ciro: 415 milyar lira
Çalışan sayısı: 25 kişi
Devlet teşviğiyle kurulan firma sünger ve mobilya üretiyor.
GÜMÜŞHANE
GÜMÜŞYAPI SANAYİ (1996)
Girişimci: Lokman Eren
Çalışan sayısı: 8
Ciro: 1 trilyon lira
Gümüş Yapı Sanayi inşaat malzemesi üretimi konusunda faaliyet gösteriyor.
SİVAS
TUĞRA MOBİLYA (1996)
Girişimci: Ünal Karaca
Ciro: 2 trilyon lira
Çalışan sayısı: 120 kişi
Oturma grubu, yatak, kanepe, masaj koltuğu üretimi yapan firma ürünlerinin yüzde 80′ini ihraç ediyor.
IŞIN GRUP (1997)
Girişimci: Tamer Işın
Ciro: 1.5 – 2 milyon dolar.
Çalışan sayısı: 13 kişi
Firma medikal ürün pazarlamasının yanı sıra tarım ve hayvancılık ile uğraşıyor.
TUNCELİ
ÖZCİHAN GIDA (2002)
Girişimci: Bülent Açıkgöz
Ciro: 3 trilyon lira.
Çalışan sayısı: 13 kişi
Firma un üretimi yapıyor.
MALATYA
ILSAN TEKSTİL (1996)
Girişimci: Sadullah Ilıcak
Ciro: 10 trilyon lira
Çalışan sayısı: 200
İplik üretiyor.
ELAZIĞ
AKDAĞ SENTETİK (1990)
Girişimci: Sait Akdağ
Ciro: 2 trilyon lira
Çalışan sayısı: 30
Çuval üretimi yapan firma bu yıl içinde mermer üretimine başlayacak. Firma 5 milyon dolar ciro hedefliyor.
ADIYAMAN
YÜCEL İPLİK (2002)
Girişimci: Mustafa Yücel
Ciro: 10 trilyon lira
Çalışan sayısı: 116
İplik üretiyor. GAP projesi kapsamında bölgede oluşan potansiyeli değerlendirmek için kurulmuş.
GAP AYAKKABI (2004)
Girişimci: Zafer Ersoy, Mehmet Aşıcıoğlu, Mehmet Çetin
Ciro: 700 bin dolar (hedef)
Çalışan sayısı: 70
Ayakkabı üretiyor. Ortadoğu’ya ihracat yapacak.
GAZİANTEP
TAD PİLİÇ (1997)
Girişimci:Abdülkadir Boyhüyük
Ciro: 12 trilyon lira
Çalışan sayısı: 150 kişi
Firma tavuk yemi üretiyor.
ŞANLIURFA
POLTEKS İPLİK (1999)
Girişimci:Barış Gendal Polat
Ciro: 20 trilyon lira
Çalışan sayısı: 180
İplik üretmek amacıyla kurulan firma Irak’a yıllık 5 milyon dolar ihracat yapıyor.
IŞIKLAR GIDA (1992)
Girişimci: Abuzer Işık
Ciro: 1.5 trilyon lira
Çalışan sayısı: 10
Üretim: Bulgur, mercimek.
DİYARBAKIR
DİMER (2003)
Girişimci: Raif – Mehmet Latif Türk, Nihat Yıldırım
Ciro: 6.6 trilyon lira
Çalışan Sayısı: 210
Üretim Konusu: Mermer
BATMAN
BATMAN UN (2002)
Girişimci: İbrahim İzmir
Çalışan sayısı: 35
Ciro: 25 trilyon lira
Un üreten üç ortaklı firma yakında ihracata başlıyor.
BAYTAR VETERİNER (1994)
Girişimci: Fikret Gündüz
Ciro: 300 milyar lira
Hayvancılık üzerine ilaç üreten firmayı, oğulları veteriner olan Fikret Gündüz kunmuş.
MARDİN
ERDOBA EVLERİ (2001)
Girişimci: Bülent Sümer, Emin Gözü
Ciro: 90 milyar lira
Çalışan sayısı: 30
Firmanın sahip olduğu Erdoba Evleri’nin yatak kapasitesi 65.
CERCİS MURAT KONAĞI (2001)
Girişimci: Ebru Baybara
Ciro: 86 milyar lira
Çalışan sayısı: 32
Etnik mutfak yemekleri üretiyor.
RİZE
GÜRSOY ÇAY (2000)
Girişimci: Muhammed Gürsoy
Ciro: 1.5 trilyon lira
Çalışan sayısı: 80
Kuru çay imalatı ve pazarlaması alanında faaliyet gösteriyor.
ARTVİN
MACAHEL GIDA (1997)
Girişimci: Metin – Zekeriya Özaydın, Nurettin Sav
Çalışan sayısı: 4
Ciro: 183 milyar lira.
Bal ve ana arı üreten şirket, Borçka’daki Macahel yöresinin balını Türkiye genelinde pazarlıyor.
BAYBURT
ARGÜR DEMİR (1998)
Girişimci: Nurettin Gürbüzer
Çalışan sayısı: 10
Ciro: 162 milyar lira
İnşaat çivisi ve bağlama teli üreten firma müzik piyasasına çalışıyor.
ÇORUH PLASTİK (1998)
Girişimci: İbrahim Erdemli
Çalışan sayısı:24
Ciro: 900 milyar lira
250 bin dolar ihracatı olan firma, plastik üzerine çalışıyor. Bayburt yöresinin ilk ihracatını yapmış.
ERZİNCAN
BALACAN SÜT (1998)
Girişimci: Mürsel Atış
Ciro: 977 milyar lira
Çalışan sayısı: 17 kişi
Firma süt ve süt ürünleri üretiyor.
IŞIKPINAR (1997)
Girişimci: Dinçer Parmaksız
Ciro: 700 – 800 milyar lira
Çalışan sayısı: 20 kişi
Firma yoğurt ve ayran üretiyor.
BİNGÖL
BETONSAN (1999)
Mehmet Ali Uzunyayla
Üretim: Hazır beton
Çalışan sayısı: 30
Ciro: 5 trilyon lira
BİNGENÇTUĞ TUĞLA (1997)
Girişimci: Mehmet Ali Uzunyayla
Çalışan sayısı: 150
Ciro: 1 trilyon lira
Tuğla üretiyor. İl Özel İdaresi’nden satın alınmış.
ERZURUM
BİRLİK UN (1993)
Girişimci: Yavuz Akpınar
Ciro:4 trilyon lira
Çalışan sayısı: 31
Un üretimi yapan firma Orta Asya’ya ihracat yapıyor.
MUŞ
SÜLEYMANOĞLU NAKLİYAT (1995)
Girişimci: Yadigar – Murat Korkmaz
Ciro: 1 trilyon lira
Çalışan sayısı: 10
Nakliye ve toplu taşıma alanında faaliyet gösteriyor. Askeri birliklere kömür taşımacılığı ve şeker pancarı nakliyesi yapıyor.
SİİRT
LAY MER (1999)
Girişimci: Bedri – Refik – Mehmet – Ömer – Uğur Kızılay
Ciro: 3 trilyon 900 milyar lira
Çalışan sayısı: 46
1994′te yem üretimiyle işe başlayan Kızılay kardeşler, 1999′da mermer ve doğal taş işine girmişler. Uzakdoğu ülkeleriyle ihracat görüşmeleri yapıyorlar.
ARDAHAN
DEM – SAN YEM (1995)
Girişimci: Şefik Demirci
Çalışan Sayısı: 30 kişi
Sahibi Şefik Demirci 17 yıl yurtdışında kazandığı parayla kurmuş. Saatte 200 torba yem üretiyor. Önümüzdeki ay ihracata başlıyor.
DEMİR AŞ (1994)
Girişimci: Osman Demir
Çalışan Sayısı: 6
Ciro: 3 milyon dolar
Süt ve kesimhanelere hayvan yetiştiren firma, bir ‘Anadolu markası’ yaratmak istiyor.
KARS
ÇAMLI OTEL (1998)
Girişimci: Çamlı Kardeşler
Çalışan sayısı: 30 – 50
Ciro: 500 milyar lira
Çamlı Otel, bölgedeki kayak turizminin değerlendirilmesi amacıyla yedi kardeş tarafından kurulmuş.
AĞRI
NUHUN TEKSTİL (2004)
Girişimci: Ahmet Fuat Türkmen
Çalışan sayısı: 130
Ciro: 500 bin paund
Kadın dış giyim üreten firma tamamen ihracata çalışıyor. ‘Memlekete yatırım’ yapan firma, elemanlarını da ‘sıfırdan’ yetiştirerek iş sahibi yapmış.
IĞDIR
SÜRKİT BİSKÜVİ (2000)
Girişimci: Mehmet – Murat Sürkit
Çalışan sayısı: 350
Ciro: 5 milyon dolar
Bisküvi, kek ve çikolata üretimi yapan firmanın ihracatı ise 3 milyon dolar.
KAFKAS SÜT (1996)
Girişimci: Doğukan Bayat
Ciro: 250 milyar lira
Kafkas Süt, yoğurt, ayran ve yöresel peynir üretimi yapıyor.
BİTLİS
BİO TAVŞAN (2002)
Girişimci: Fırat Kıyagan
Çalışan sayııs: 3
Ciro: 40 milyar lira
Tavşan eti üreten firmanın 250 metrekarelik çiftliğinde ayda 400 tavşan üretiliyor.
VAN
CEVHER BAL (1994)
Girişimci: Halil Elasan
Çalışan sayısı: 3
Ciro: 360 milyar lira
Alınan bal siparişleri Türkiye geneline ücretsiz olarak gönderiliyor.
ŞIRNAK
BARINÇ MADENCİLİK (1997)
Girişimci: Vahit Haspolat
Kuruluş tarihi: 1997
Üretim alanı: Pres kömür eleme tesisi
Çalışan sayısı: 20 – 30
Ciro: 1 trilyon 650 milyar lira
HAKKARİ
BASKIN KARDEŞLER (1996)
Girişimci: Necip, Mehmet, Rıfat, Hamza Baskın
Çalışan sayısı: 25
Ciro: 200 – 300 milyar lira
Özelleştirilen SEK Süt fabrikasını alan Baskın kardeşler, Baskınova süt markasıyla süt ve süt ürünleri üretimine başlamış.
Viyolonsel üretip, Almanya’ya satıyor
Erkan Küçükkaya, viyolonsel, keman ve kontrbas gibi müzik aletleri üretmeyi Almanya’da küçük bir aile işletmesinde çalışırken öğrenmiş. Türkiye’ye dönerek ağabeyini ikna ederek kendi atölyesini kurmuş. Yılda 800 viyolonsel, 150 – 200 kontrbas, 150 viyola ve 150 keman üretip tamamını ihraç ediyor. Hammaddelerinin de Almanya’dan geldiğini söyleyen Küçükkaya, “Artık ağaçları kendimiz kesip hammaddemizi kendimiz üreteceğiz. Böylece kendi markamızla dünyaya açılmak istiyoruz” diyor
Erkan Küçükkaya, viyolonsel çalmayı bilmiyor. Keman da, kontrbas da çalamıyor. Çalmayı bilmiyor ama iyisini üretebiliyor. Bu müzik aletlerine ilgisi ‘sanatsal’ bir meraktan değil, ‘zanaatkâr’ bir meraktan kaynaklanıyor.
1965′te Burdur’da doğan Erkan Küçükkaya, gençlik yıllarını Almanya’da geçirmiş. Gönül verdiği viyolonsel yapımına da 1980 yılında Almanya’da küçük bir aile işletmesinde başlamış. 1992 yılına kadar aynı işletmede çıraklıktan ustalığa yükselen Küçükkaya, geleceğini bu işte kurmaya karar vermiş.
Viyolonsel üretimine yatırım kararı alan Küçükkaya, Türkiye’ye dönerek, memleketi Burdur’da ağabeyi Hakan Küçükkaya’nın kapısını çalmış: “Gel, birlikte viyolonsel üretelim. Bu işte para var.”
Ağabeyi Küçükkaya, biraz tereddüt etmiş ama sonunda ikna olmuş. Birlikte yaylı çalgı üretimine başlamışlar.
Hepsini ihraç ediyor
O günleri şöyle anlatıyor:
“12 yaşından sonra Almanya’ya gittim. Bu mesleği orada öğrendim. Çıraklık ve ustalığı orada geçirdikten sonra Türkiye’de üretmeye karar verdim. Bu süre içinde onlarca usta yetiştirdik. Bugün Burdur Organize Sanayi Bölgesi’nde 500 metrekarelik bir atölyede üretim yapıyoruz. Şu anda 12 çalışanımız var.”
Üretimlerinin yüzde 100′ünü ihraç ettiklerini söyleyen Küçükkaya, “Tüm ürünlerimizi Almanya’daki köklü atölyelere satıyoruz. Oradan da ABD, İtalya, Japonya’ya ihraç ediliyor” diyor.
Yılda 800 viyolonsel, 150 – 200 kontrbas, 150 viyola ve 150 keman ürettiklerini kaydeden Küçükkaya, yılda yaklaşık 300 bin euro ciroları olduğunu belirtiyor.
Hammaddelerinin Almanya’dan geldiğini söyleyen Küçükkaya, “Artık ağaçları kendimiz kesip hammaddemizi kendimiz üreteceğiz. Böylece kendi markamızla dünyaya açılmak istiyoruz” diyor.
Altın gibi kıymetli çinçilya üretiyor
Neky Chinchilla firmasının sahibi Neky Kurtulmuş, Türkiye’de henüz yaygınlaşmamış, derisi kürk üretiminde kullanılan çinçilya üretimine 2003 yılında başlamış. Dünyanın en değerli kürk hayvanlarından biri olarak bilinen çinçilya, İnka dilinde ‘tavşan’ anlamına geliyor. Bu konuya askerden geldikten sonra merak saran Kurtulmuş, “Ne iş yapabilirim diye düşünürken, yurtdışından çinçilya getiren insanlarla tanıştım ve araştırdım. Değerinin çok üstünde satıldığı ortaya çıkınca bu insanlar ortadan yok oldu ve iş bana kaldı” diyor.
Neky Kurtulmuş, 1997 yılında Almanya’da bu işi yapan bir Alman’dan işin tüm inceliklerini ve çinçilyaların 60 – 70 marka satıldığını öğrenmiş.
“Uzakdoğu’nun Viagrası”
Türkiye’de 5 bin çinçilyanın olduğunu söyleyen Neky Kurtulmuş; Marmaris, Karacabey, Bandırma, Konya, Denizli, Buca ve Dalaman’dan yatırımcılara damızlık veriyor. Diyarbakır, İstanbul, Antalya, Afyon, İzmir ve Balıkesir’den çinçilyaya yatırım yapmak isteyen aileler sırada bekliyor. Avrupa’da çinçilyanın
endüstri haline geldiğine değinen Kurtulmuş, Danimarka, Kanada ve Finlandiya gibi ülkelerin, çinçilya etiyle ilgilendiğini, Singapur, Tayland ve
Hong Kong gibi ülkelerde de ‘Viagra’ niyetine tüketildiğini anlatıyor.
Yeni doğan bir çinçilyanın para getirmesi için 10 ay gerekiyor. ‘Kürk olarak’ değeri dünyada 30 – 50 dolar. Damızlık
fiyatı ise 100 – 150 dolar arasında değişiyor. Bir çinçilya mantonun fiyatı ise 8 – 10 bin dolar. “Türkiye için çinçilya kürkünden bir manto lükstür” diyen Kurtulmuş, standart ve mutasyon renkte 500 civarında çinçilyayı üretim ortamında görmek isteyenleri Turgutlu’ya davet ediyor.
Pilotları kaçınca dümene kendi geçti
Obir pilot işadamı. Hem uçuyor hem para kazanıyor. Türk Hava Kurumu’ndan ayrıldıktan sonra kendi şirketini kuran Erdoğan Cabıoğlu, 1975 yılından bu yana havacılık sektörüyle uğraşıyor. Hem hobisi, hem de
işi olan pilotluğunu kurduğu şirket ile kazanca çeviren Cabıoğlu’nun, 1993 yılında Isparta’da kurduğu Er – Ah Havacılık, zirai ilaçlama, yangın söndürme, taksicilik gibi pek çok alanda faaliyet gösteriyor.
Cabıoğlu’nun şirketinde şu anda beş uçak var. Yurtdışından helikopter de kiraladıklarını anlatan Cabıoğlu, ihtiyaç olduğunda kendisinin de pilot olarak çalıştığını söylüyor. Yıllık 3.5 trilyon ciro yaptığını kaydeden Cabıoğlu, “Uçaklarımda kadrolu beş, helikopterlerde de 12 pilotumuz var. İhtiyaç olduğunda ben de çalışıyorum. Mesela bu yıl ben de uçtum. Pilotlarımın bir kısmı havayollarına kaçtı. Ben de uçmak zorunda kaldım” diye gülerek anlatıyor.
Havadan broşür de atıyor
‘Hem hobim, hem işim’ dediği havacılık faaliyetleri için Orman Bakanlığı’ndan ihale aldıklarını söyleyen Cabıoğlu, çiftçilere tarımsal ürün ilaçlaması konusunda bireysel hizmet de verdiklerini söylüyor.
Dört kişilik uçaklarıyla hava taksi işi de yaptıklarını söyleyen Cabıoğlu, “Bu yolla turist de taşıyoruz. Şirketimiz reklam panosu çekiminin yanı sıra havadan broşür ve el ilanı atımı gerçekleştiriyor. Ayrıca özel ve gösteri amaçlı paraşüt atlayışı da yaptırıyoruz. Teleferik montajı da faaliyetlerimiz arasında” diyor.
Fabrikasında sadece kadınlar çalışıyor
Turizmci Ebru Baybara, 2001 yılında Alman turistleri gezdirmek amacıyla Mardin’e gelmiş. Turistler ‘Mardin’e özgü yemek’ istemişler. Ancak böyle yöresel yemek sunan bir yer yokmuş. Ebru Baybara’nın kafasında işte o zaman bir ışık çakmış: ‘Bu işi yapabilirim.’
Aslen Mardinli olan Baybara bunun üzerine turistleri kendi evinde ağırlamış. Yemek için de mahallesindeki kadınlardan yardım istemiş. Şöyle anlatıyor: “Yapılan yemekleri misafirlerim çok beğendi. Bunun üzerine ben de Mardin’de bu kadınlarla beraber bir restoran açmayı düşündüm ve bu düşüncemi hep beraber gerçekleştirdik. Turizm amaçlı geldiğim Mardin’de Cercis Murat Konağı Restoranı’nın yanı sıra şimdi de bir yemek fabrikası kurdum.”
Baybara bu yıl faaliyete geçirdiği yemek fabrikasında sadece kadın işçilerle çalışıyor. Yemekler hiç makine kullanılmadan odun ateşinde pişiriliyor. “Kadınlarımız evde nasıl yemek pişiriyorsa biz de öyle pişiriyoruz. Aynı yöntemlerle üretim yapıyoruz. Pekmez, konserve, reçel, kuru bakliyat, baharat, tahin ve şimdi de şarap üretimi yapıyoruz. Ürünlerimizi koyduğumuz bez torbalardan ağızlarını kapattığımız bezlere kadar hepsini kendimiz dikiyoruz.” diyor.
Kitabını yazmış
Baybara, dört yıllık araştırma sonrasında içinde eski Mardin yemekleri tarifleri olan “Gelenekler İçinde Doğu’nun Mistik Tatları” adlı bir kitap da hazırlamış. Mardin’e gelen turistlere ilginç bir de hizmet veriyor. Şöyle anlatıyor:
“Tur kapsamında belli saatlerde restorana gelen turistler seçtikleri yemekleri çalışanların yardımıyla kendileri yapıyor. Daha sonra kendi yaptıkları yemekleri yeme şansına sahip oluyorlar.”
32 kişinin çalıştığı firmanın amaçlarından birisinin de Mardinli kadınları ekonomiye kazandırmak olduğunu anlatan Baybara, “Ev kadınları artık bir marka oluşturdu. Şimdi hedeflerimiz arasında İstanbul’da bir şube açmak yer alıyor. Restoranımızın cirosu 86 milyar lira” diyor. Baybara, bu yıl kurulduğu için fabrikanın cirosunu veremiyor.
Hz. İsa’nın mozaik portresini üretti
Haldun Aynur, İtalya seyahatinde bir mozaik sanatçısıyla tanıştı, çok etkilendi. Dönüşünde mozaik konusunu inceledi. Zamanla, en büyük hobisi haline gelen mozaik alanında fabrika kurdu. İki milimetrekarelik taş kesimleri yaparak Hz. İsa’nın portresini bile üretti. 25 ülkeye ihracat yapıyor
Dekomer’in öyküsü İtalya sokaklarında başlıyor. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Haldun Aynur, İtalya seyahatinde, sokaklarda gezerken bir mozaik sanatçısıyla tanışır. Sanatçının yaptığı mozaiği incelerken yaptığı sohbet sayesinde kendisini mozaiğin etkileyici dünyasında bulur. Döner dönmez ilk işi mozaikleri incelemek olur.
Tarihin Anadolu’ya büyük bir armağanı olan mozaiklere sevdası günden güne artar. Bu araştırmalar süresince mozaiklerin sonraki nesillere aktarılması gerektiğini düşünür ve mozaik fabrikası açmaya karar verir. Hobisi olan mozaiği fabrikasında üretmeye başlar.
Anadolu mozaikleri hakkındaki bilgilerini de kullanarak Ayasofya’da bulunan ‘diesis’ mozaiği ve buna benzer birçok ikona çalışmaları yapar.
Büyük fabrika kuruyor
Bilecik’te faaliyet gösteren Dekomer’in eskitilmiş mermer ve mozaik üretimiyle dekoratif ürünler yelpazesine estetik kalitesi yüksek ürünler kattığını söyleyen Aynur, “Bu fabrikada 2 mm X 2 mm ebatlarında taş kesimi yapıyoruz. Hatta Hz. İsa ve Meryem Ana’nın 1 milimetrelik taşlardan yüz portresini de çalıştık” diyor.
Aynur, Bilecik’te 2. Organize Sanayi Bölgesi’nde, Ekim 2004′te inşaatı tamamlanacak olan, 40 bin metrekare alan üzerine kurulu 3 bin metrekare kapalı alanı olan yeni fabrikasında 300 kişiyi istihdam etmeyi hedefliyor. Mevcut fabrikasında 150 çalışanıyla yaptığı aylık 35 bin metrekare mozaik fon, 70 bin metrekare antik fon, 7 bin 500 metrekare mozaik halı üretiminin tamamını üç kıtada , 25 ülkeye ihraç ediyor.
Dubai Emiri’nin evini süslüyor
Avrupa pazarındaki payını artırmak için Bulgaristan’da da bir fabrika açmayı planlayan Aynur, malzemesi ‘doğal taş’ olan mozaik üretiminde asıl hedeflerinin malzemenin doğallığını bozmadan ona günümüzde endüstriyel ve estetik anlamda varlık kazandırmak olduğunu söylüyor.
Aynur, “Dünyada Dekomer’in imzasını taşıyan birçok proje var. Bunlar Dubai Emiri’nin evindeki mozaikler, Avrupa’daki birçok kilise mozaikleri, Amerika’da Claudia Schiffer, Shaquel O’Neal gibi ünlü isimlerin evlerindeki projeler, Japonya’daki birçok oteldeki mozaikler” diyor.
Bodrumdan çıkan gıda markası: KK
Bundan 90 yıl önce Eskişehir Odunpazarı’ndaki bir evin bodrum katında başlamış Kemal Kükrer markasının hikâyesi. Meşe fıçılar içinde ağırlıklı el emeğiyle üretilmiş o dönemin koşullarında. Kükrer ailesinin çabalarıyla üretimi artırılan marka asıl dönüm noktasını 1998 yılında yaşamış. 84 yıl markayı yaşatmayı başaran Kükrer ailesi, yüksek teknolojiyle çalışan Gülel ailesine devretmiş firmayı.
Bugün Kütahya yolu üzerinde 23 bin metrekarelik bir alanda üretimi yapılan marka, 90 yıldır Ege ve Güneydoğu Anadolu’nun aromatik üzümlerinden Kemal Kükrer (KK) markasıyla sirke üretiyor.
Cirosu 7 trilyon
Şirketin başında Cavit Gülel var. Devraldığı asırlık mirası korumak ve markalaştırmak istediğini söylüyor. Yıllık cirosu 7 trilyona ulaşan şirket 2002′de yeni ürünler çıkarmış. Gülel, “Alkol sirkesi üretimine girdik. Kemal Kükrer markamız, alkol sirkesinde Türkiye’nin ilk koşer belgesine sahip firma oldu. 2002′de ürün çeşidimize sirke, limon, nar, ve soya sosu, nar ekşisi, meyve konsantresi gibi birçok yeni ürün kattık” diyor.
Öğretmenler havyar fabrikası kurdular
Susitaş, öğretmenlerin sadece başarılı öğrenci değil, şirketler de yetiştireceğinin, geliştireceğinin bir kanıtı gibi. Susitaş, 1982 yılında çoğunluğu öğretmen olan 49 ortak tarafından 11 milyon lira sermaye ile kurulmuş. Bugün 80 ortağı ve 3 milyon dolar cirosu olan bir şirket.
Üretimine tuzlu balık, havyar gibi su ürünleri işleyerek başlayan Susitaş’ın kurucularından Cihangir Hür’ün bu sektörle tanışması Edebiyat Fakültesi’nde öğrenciyken başlıyor. Hür, o günleri şöyle anlatıyor:
“Öğrencilikte çalışmak zorundaydım. Ayvansaray’da Yorgo Parlos Usta’dan tuzlu balık ve havyar işlemeyi öğrenmiştim. Öğretmenlik maaşı ile geçinemeyince, bu bilgilerimi piyasaya girerek değerlendirmek istedim. Öğretmen arkadaşlarımı da teşvik ettim, şirketi kurduk. Bugün 80 ortağız, çalışanlarımızı da şirkete ortak ettik.”
Şirketin kapariyi ihraç ürünü olarak ekonomiye kazandıran ilk firma olduğunu söyleyen Hür, şöyle devam ediyor:
“Kapari işleme ve satışı olarak dünyada ilk altı firma içindeyiz. 1988 yılında Alman firmaların isteği ile küçük salatalık ve değişik biber işeyen firmamız kuru domatesten közlenmiş bibere, meyve kompostolarından sebze konservelerine kadar birçok ürünü işleyerek ihraç ediyor.”
Susitaş yeni bir yatırıma gidiyor. 2005′te üretime başlayacak yeni fabrikada da tuzlu balık ve havyar işlenecek.
Nadide taş üretecek
10 trilyon lira ciroya sahip şirket, dünyaca ünlü isimlere de hizmet veriyor. Şirket Jeniffer Lopez’in bahçesindeki havuzunu, ünlü futbolcu David Beckham’ın bahçe ve dış cephesini, Jan Claude Van Damme’ın da mutfak, banyo ve havuzunun döşemesini gerçekleştirmiş.
Cinkaya, bunların yanı sıra işlenmesi meşakkatli olan nadide taşları işlemek ve dünya piyasalarına sunmak için girişimlere başlamış. Bunun için özel bir uzman ekip oluşturan firmanın ocakları kısa zamanda faaliyete geçecek.
Çinli paulownia ağacını Sakarya’da üretiyor
Erdem Yıldırım, 1999 yılında kurduğu Paulownia Fidancılık şirketiyle anavatanı Çin olan paulownia ağaçların üretim ve satışını yapıyor. Kısa süre önce kurduğu şirketin cirosu 100 bin dolara ulaşırken, şirkette dört kişi çalışıyor. Yıldırım, paulownianın Çin’de yaşayan, çok hızlı büyüyen ve özellikle kerestesi için yetiştiriciliği yapılan bir ağaç olduğunu söylüyor. Yıldırım, “İlk iki yıl iklime uyum sağlamasını bekledik. Bu ağaçların ortalama ömrü 70 yıl olup, beş yılda ekonomik kesime geliyor” diyor.

Markalaşmanın önemi

Ocak 30, 2010

19 Eylül 2004 / Pazar Milliyet

’15 Evrensel İhtiyaç’ı bilmeyen markanın hiç bir şansı yok…

Müşterinin velinimet olduğu, ‘ürünlerin az, talebin çok’ olduğu yıllarda, üretici güçlüyken gözardı edilebiliyordu. Süper rekabet çağında işler değişti. Şimdi ‘ürün çok, para az.’ Tüketici birçok seçenekle karşı karşıya. Fırtına da burada kopuyor. Her şirket, her ürün tercih edilmek istiyor. Müşterinin kalbine gidecek en etkin yolu belirlemek için uğraşan pazarlama dünyası veriler içinde boğuluyor. Aslında insan Nijerya’da da, İsveç’Te de özünde aynı. Her zaman güven, birey olma, ait olma, kendini geliştirme, saygı, sevgi ihtiyacı içinde. ‘Evrensel ihtiyaçlar’ çalışmasının da ortaya koyduğu gibi, pazarlamacılar herşeyden önce ’15 Evrensel ihtiyacı’ iyi anlamak zorundalar. Aksi takdirde, okyanusun ortasında yakıtı biten bir gemi gibi kalabilirler

MARKALAR – TRENDLER / FATOŞ KARAHASAN
Süper rekabet çağında tüm kuruluşların bir tek hedefi var, müşteri kazanmak ve müşteriyi elde tutmak. Yüzlerce yıl önce de durum aynıydı, müşteri velinimetti ve sadakat iki taraflı olmazsa kaybedilen bir ilişki türüydü. Ancak, bu gerçek ürünlerin az, talebin çok olduğu yıllardaki üreticinin güçlü konumu karşısında göz ardı ediliyordu. Oysa şimdi, ürün çok, para az; arz bol, talep az. İnsanlar seçimlerini akıllıca yapmak istiyorlar. Kendilerine yakın olmayan, sevmedikleri kuruluşlardan hızla uzaklaşıyorlar. Pazarlama dünyası veriler içinde boğuluyor, müşterinin kalbine gidecek en etkin yolu belirlemek için uğraşıyor. Yol haritasının her yanında başarılı diyalog kurabilme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Marka yönetiminin kuralları değişiyor.
Geçmişte, yalnızca marka ismi bilinirliğine yatırım yapan kuruluşların belirli bir ticari başarıyı yakalaması mümkün olabiliyordu. Türk reklamcılığının değişmeyen çizgisinde de isim yerleştirmeye yönelik kampanyaların oranı oldukça yüksek. Reklam kuşakları jingle’lar, renkli dekorlar, ünlüler ve akılda kalacak kafiyeli sloganlara dayalı filmlerle dolu. Tüketiciyi üç yaşındaki çocuklar olarak gören bu şarkılı, türkülü, defileli, inekli, böcekli, çiçekli çalışmalar, aslında kapanmış bir dönemin son kalıntıları.

Sadakat yoksa, yeni marka kazanıyor
Kısa bir süre sonra, samimiyetten uzak, müsamere görünümlü reklam filmlerinin dönemi tümüyle bitecek, çünkü yalnızca marka ismini tanıtmak amacıyla her tür efekti kullanan yaklaşımlar, ikinci basamakta okyanusun ortasında benzini biten bir gemi gibi kaldıklarında gerçekleri kabul etmek zorunda kalacaklar. Marka yönetimi ciddi bir iştir ve uzun dönemli stratejilere dayanır, yalnızca bir reklam filmine milyarlar dökerek dikkat çekmek aslında bir kendini imha programının ilk basamağıdır. Başlangıçta marka tanınır, satış gelir, ancak daha aklı başında sözler söyleyen yeni bir marka çıktığında, müşterileri gözlerini kırpmadan eskileri atıp, yeniye koşar.
Tüm uzmanlar kabul ediyor ki, marka sadakati oluşturmak ve koruyabilmek giderek bir hayal haline geliyor. Ürünlerin performansları birbirine benzediği için, öncelikle daha ucuz olanı seçmekten artık kimse utanmıyor. Yeni çıkan markalar kısa bir süre sonra, havalı olma özelliğini yitirdiği için ürünlerin yaşam eğrileri de yeni dünyanın hızlı düzenine göre planlanıyor.

Başarı ‘samimiyet’le geliyor
Pazarlama dünyası tüketicilerin davranışlarını yönlendirebilmenin ve reklam mesajlarına tüketicileri inandırabilmenin güçleştiğini kabul etmekte zorlanıyor ve değişmek zorunda olduğunu kavrıyor. Aslında bu kabul başarının anahtarını da birlikte getiriyor. Samimi bir biçimde müşteriyi anlamaya yöneldikçe, ortaya hep aynı gerçek çıkıyor. Başarılı pazarlamanın püf noktası samimi olmak. Samimiyet içinse diyalog gerekli.
İnteraktif mecralardaki reklam harcamalarının büyümesinin gerisinde bu diyalog ihtiyacı yatıyor. Jupiter Research isimli bir araştırma kuruluşunun hazırlamış olduğu bir rapora göre, ABD’de internet reklamcılığına ayrılan bütçe 2007 yılında 14 milyar dolara erişecek. İnternet reklamcılığındaki patlamanın gerisinde, tüketicilerle diyalog kurabilme ihtiyacı yatıyor. Gerçek anlamda interaktif olunabilecek bir mecra sunan internet, markalara hedef kitleleriyle konuşma, onlara yakın olma, gereksinimlerini anlama ve en önemlisi sürekli bir biçimde yapılanların verimliliğini ölçebilme zemini sağladığı için tercih ediliyor.
İnsanlar her zaman güven, birey olma, ait olma, kendini geliştirme, saygı, sevgi ihtiyacı içinde olacak. Barem/Research International’ın yapmış olduğu evrensel ihtiyaçlar çalışmasının da ortaya koyduğu gibi, Nijerya’da da, İsveç’te de insan özünde aynı insan. Pazarlamacıların herşeyden önce 15 Evrensel ihtiyacı iyi anlaması ve diyaloglarını bu eksende oluşturması gerekli. Tüm dünyadaki insanların ortak ihtiyaçları:
Sağlıklı olmak, eğlence, self – indulgence (kendini şımartma ihtiyacı), uyum, bilgi, bireysellik, güvenlik, saygı, çekicilik, aşk, ait olma, kontrol, gelenek, liderlik ve özgürlük.

İnsani ihtiyaçları anlama becerisi
Marka uzmanı Ray Podder’ın hazırladığı bir çalışmada ortaya koyduğu gibi markaların geleceğini davranışbilimciler, pazarlama ölçümleri, ürün tahminleri, testler değil insani ihtiyaçları anlama becerileri belirleyecek. İnsanlar aslında özünde hep aynı olduğu için, başarılı bir pazarlama iletişimi yapabilmek için Podder şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:
1. Dikkatle gözlemleyin. Yalnızca pazar verilerini ölçmekle yetinmeyin, bu verilerin gerçekte ne ifade ettiğini anlamaya çalışın. Kullanıcıların satın alma davranışlarından onlar hakkında genelleme yapmaya kalkışmayın. Bunun yerine, o ürünü satın alırken müşteriyi neyin harekete geçirdiğini anlamaya çalışın. Müşteriyi çok iyi anladığınız varsayımına ulaşmadan önce, sonuçları zaman, koşullar ve tüm diğer unsurların ışığında ele alın.
2. Kendiniz olun. İnsanlar fikirlere ancak onların gerçek olduklarını düşündüklerinde inanırlar. Gerçek olmak için rol yapmamak gerekli. Müşterilerin sizin kendilerine nasıl davranmanızı beklediklerini gösteren tahminlere bakmayın. İşe yaramayacaktır. Müşterinize ulaşmanın yolu samimiyetten geçiyor. Samimiyetsizliğin sesi yüksek çıkar ve herkes zaten hemen dürüst olmadığınızı anlar.
3. Konumlandırmanızı kendiniz yapmayın. Bırakın sizi müşterileriniz konumlandırsın. Pazarlama mesajları, görsel unsurlar, sloganlar yalnızca küçük kültürel eğlenceler olarak işe yarayabilir ve kendisinden daha eğlenceli bir başka reklam ortaya çıktığında unutulmaya mahkumdur. Markanıza dikkat çeker, bilinirlik yaratabilir. Ancak, kendinize sormanız gereken soru bunun ne pahasına olduğudur. Biz pazarlamacılara düşen görev kendimizi nasıl paketlediğimiz olmamalı.
4. Çalışmalarınızı müşterilerinizin bakış açısı üzerine kurun. Kime hizmet ettiğinizi tam olarak anlamaya çalışın. İşinizin temel değerlerini anlayın ve rakiplerinizden daha iyi hizmet etmek için neler yapacağınızı araştırın. Pazarlama stratejilerinizi müşteri beklentileri üzerine kurun, gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.
5. Diyalog kurmak için iyi dinleyin ve her fırsatı kullanmaya çalışın. Onu çeşitli programlar, yöntemler, aletlerle izlemeye ve yaptıklarını gözetlemeye uğraşacağınıza, sizinle diyaloğa girmesini sağlayabilecek yaratıcı çözümler bulun.

Yönetici ve Siz…

Ekim 30, 2009

Yöneticiniz ile Aranızdaki Farklar


Bir işi uzun sürede yapıyorsanız, çok yavaş çalışıyorsunuz demektir. Oysa yöneticiniz bir işi uzun sürede yapıyorsa, muhakkak dikkatli çalıştığı içindir.


Yapmanız gereken bir işi yapmadığınızda siz gerçekten tembelsiniz. Yöneticinizin yapmama hakkı vardır çünkü o her zaman çok meşguldür.


Sizden bir şey istenmeden iş yaptığınızda otoritenizi aştığınız söylenir. Yöneticiniz aynı şeyi yaptığında sadece inisiyatif kullanıyordur.


Ofis dışındayken hep etrafta vakit harcadığınız düşünülür. Yöneticiniz ofis dışında iken hiç boşa vakit harcamaz ve hep iş peşindedir.


Hasta olduğunuz için bir gün işe gelmediğinizde çok sık hastalandığınız söylenir. Yöneticiniz hasta olduğu için işe gelmediğinde gerçekten hastadır.

Sonraki Sayfa »

Şimdi Reklamlar :)

Şimdi Reklamlar :)

İnternet Hizmetleri