Namaz Külliyatı Kitap Seti
Haziran 25, 2010
“Namaz Gönüllüleri Platformu” farklı yayın evlerinden çıkan ve toplam trajı 5 milyonu aşan 28 kitabı bir araya getirdi.
Yayınevleri de namazın toplumda hak ettiği yeri alması için güç birliği yaptı ve projeye destekledi. Namaz kitapları Türkiye’nin her yerinden telefonla sipariş edebiliyor. Kargoyla eve teslim ediliyor.
Kutlu zaman dilimlerini içinde barındıran üç ayların ilk haftalarını geride bıraktık. Bu özel günler, kulluğun sırrını yeniden keşfetmeyi arzulayanlar için özel anları içinde taşıyor. Üç ayların bereketinden faydalanmak ve Kur’an’da 70 kez emredilen bir ibadeti, Peygamber Efendimiz’in (sas) “dinin direği, gözümüzün nuru, mü’minin miracı” diye tanımladığı bir ibadeti ikame etmek ister misiniz? Bu soruya evet cevabını vereceklere yardımcı olacak nitelikte bir kitap seti piyasaya çıktı. Namazın önemini, güzelliğini anlatan, namaza dair her türlü soruyu cevaplayan namaz kitaplığı 28 kitaptan oluşuyor.
Dört yıl boyunca, il il, ülke ülke dolaşarak konferans ve seminerle insanlarda namaz bilinci oluşturmak için el ele veren “Namaz Gönüllüleri Platformu” üyesi yazarların farklı yayınevlerinden çıkan 28 kitabı bir araya getirildi. Toplam tirajı 5 milyonu aşan kitapların toplumda hak ettiği yeri alması için yayınevleri güç birliği yaptı. Her biri namazın farklı bir güzelliğini konu alan kitaplarda namazın manasından çocuklara sevdirilmesine kadar birçok yönü ele alınıyor. İşte namaz bilincini uyandırmayı amaçlayan kitaplardan bazıları:
Namaz âşığı Bediüzzaman’ın dilinden namaz: İslam’ın ve Müslümanlığın sembolü olan namazı en iyi anlatan kitaplardan biri ‘Risale-i Nur’da Namaz ve Hikmetleri’. Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinden derlenen kitapta namazın manası, sırları ve hikmetleri tatminkâr bir şekilde anlatılıyor. “Her gün beş defa çok değil mi? Bitmediğinden usanç veriyor” tarzında ileri sürülen bahaneleri de Bediüzzaman, nefisleri ikna ederek cevaplıyor.
Çocuklar namazı bu kitapla sevecek: Anne ve babaların en büyük vazifesi, kapanmayan amel defteri olan çocuklarını yetiştirmek. Allah’ın hediyesi ve aynı zamanda emaneti olan çocuklara kulluk bilincini vermek ise hiç kolay değil. “Toplumda en büyük ihtiyaç çocuklarımıza namazı sevdirmenin yollarını bulmak.” diyen yazar Ahmet Bulut, anne ve babaların yardımına hazırladığı kitabı ile koşuyor. Uzun çalışmalar sonucu kaleme aldığı ‘Çocuklarımıza Namaz’ı Nasıl Sevdirelim’ kitabı ile çocukları namazla tanıştırmanın yollarını en iyi şekilde gösteriyor.
Namazı anlayarak kılmak için: “Muhakkak ki namaz, insanı ahlak dışı davranışlardan, meşru olmayan işlerden uzak tutar.” (Ankebut, 45) ayetini ele alan Prof. Dr. Davut Aydüz, “Eğer kıldığımız namaz bizi ahlak dışı davranıştan, meşru olmayan işlerden uzak tutmuyorsa bizim namazımızda bir eksiklik vardır.” diyor. Kaleme aldığı ‘Namazı Anlayarak Kılma’ kitabında bu ulvi ibadetin aç bir insanın yemek yemesi gibi duyarak eda edilmesi gerektiğini vurguluyor. Aydüz, namazda okunan dua ve surelerin kısa bir açıklamasını yaparak, huşu ve huzuru elde etmenin formülünü de gösteriyor.
Sabah namazına kalkmanın yolları: En çok kazaya bırakılan namaz, sabah namazıdır. Toplumdaki bu yarayı gören Cemil Tokpınar, ‘Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?’ kitabı ile bu derdin dermanını buluyor. Sabah namazını kazaya bırakmamanın formüllerini sunan Tokpınar, namazın vazgeçilmezliğinin önemine vurgu yapıyor. Kitap, günümüz Müslümanlarını, en çok ihmal ettiği ibadetin gönüllü sevdalıları olmaya çağırıyor.
Yolculukta nasıl namaz kılabilirim?: ‘Dinimin Direği Namaz’ kitabını yazan Süleyman Bosnalı, namaz kelimesinin anlamından namazın özü ve manasına, namazın insana kazandırdıklarından namaz kılmayanları bekleyen en büyük tehlikeye kadar birçok konuya değiniyor. Kitapta ayrıca, ‘Niçin namaz kılmalıyız? Hastalıklar namaz kılmaya engel midir? Arabada, trende, gemide, uçakta namaz kılınır mı? Namazların cem (birleştirilmesi) edilmesi ne anlam ifade eder? Kutuplarda nasıl namaz kılınır? Namazın sünnetleri yerine kaza namazları kılınabilir mi?’ gibi birçok ilginç soruların cevapları da bulunuyor.
Namazın 28 kitabı
Moral Kitap’ın organizasyonu ile bir araya getirilen namaz kitapları, 212 444 24 14 numaralı telefonlardan sipariş ediliyor. 100 liraya evlere kadar teslim edilecek olan namaz külliyatında yer alan eserler şunlar:
Risale-i Nur da Namaz ve
Hikmetleri/Bediüzzaman Said Nursi
Niçin Namaz/Vehbi Karakaş
Namaz; Bir Tevhid Eylemi/Abdullah Yıldız
Namaz Göz Aydınlığım/Mehmed Göktaş
Namaz Bilinci/Hasan Hafızoğlu
Gece İbadeti/Abdülhakim Yüce
Namaz; Niçin ve Nasıl Kılınır/Mehmet Paksu
Namaz; Dirilişe Çağrı/Ahmet Bulut
Namazla Yeniden Doğdum/Yaşar Alptekin
Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş
Namazla Yaşamak/Veysel Akkaya
Namaz ve Karakter Gelişimi/Esma Sayın Ekerim
Namaz Akılları Durdurran Mucize/Kerim Buladı
Dinimin Direği Namaz/Süleyman Bosnalı
Namaza Giden Yollar/Alaaddin Başar
Namaz Çağrısı/Ramazan Kayan
Namazı Anlayarak Kılmak/Davut Aydüz
Kıl Beni Ey Namaz/Senai Demirci
Niçin Günde Beş Vakit
Namaz Kılmalıyız/Sabahattin Uçar
Namaz Darda Koymaz/Abdülaziz Kutluay
Namaz Âşıkları/Ali Balkan
Namazın Sırları/Ahmet Altun
Sabah Namazına Nasıl Kalkılır/Cemil Tokpınar
Müslüman’ım Diyen Bir İnsan Niçin
Namaz Kılmak İstemez/ Feyzullah Birışık
Namazla Kıyam Etmek/Abdullah Büyük
Ali’nin Seccadesi/Cüneyd Suavi
Çocuklara Namazı Nasıl Sevdirelim/Ahmet Bulut
Namaz Kahramanları/Cemil Tokpınar
Kaynak: ZAMAN
Moral Kitap’ın organizasyonu ile bir araya getirilen namaz kitapları, 212 444 24 14 numaralı telefonlardan sipariş ediliyor. 100 liraya evlere kadar teslim edilecek.
Y.Ö.Özburun “İNSAN SICAĞI ÖYKÜLERİ” Kitabı
Haziran 18, 2010
” Öyküler neye öykünür ? Neyi işaretler , neye dairdir öyküler ? ”diye sorsam, bunun muhtemel cevabı şöyle olurdu herhalde:
öykü hayatı, hayatın ta kendisi öykünür. Hayattandır ama hayat değildir. İnsan olmanın en derin sularından süzülüp gelir, gelirken geçtiği yerlerin kokusunu , tuzunu , tozunu beraberinde getiriir ama yine de kaynaktaki haliyle aynı değildir.
Dolasıyla öykü okumak , hayatı ve insanı doğala özdeş haliyle , evirip çevirmeden , en yalın şekliyle okumaktır çoğu kere.
Belki binlerce öykü, hikaye , mesel , masal okudum bu çalışmayı hazırlarken. Bunun en başta benım düşünce ve hayal hamuruma muazzam katkıları olduğunu bizzat gördüm. Yüzyıllar boyunca halk irfanının bu öykü , mesel , ve hikayeler yoluyla taşındığını , hikayelerle öykülerle düşünmenin insanda ayrı bir bilgelik insa ettiğini bir daha kavramak olağanüstüydü dogrusu.
İyice anladım ki insanlara ( ve sık sık kendime ) saatlerce teorik ve teknik terimlerle konuşmak yerine bir öykü anlatmak , bir temsil getirmek , bir nükte yapmak yeterli olabilmektedir . O vakit düşündüm ki bilgelik , erdem , anlam , anlaşmak her zaman yüce dağların başına bir mor ışık halesi şeklinde belirmez. Çoğu kere o yüce dağın eteklerindeki küçük , mütevazi bir çakıl taşının bağlarında uyuklamaktadır.
Öykü okuyabilene , mesel söyleyebilene ,
” İnsan Sıcağı”nı duyabilene ne mutlu …
Y.Ö.Özburun “HAYATA DOKUNAN ÖYKÜLER” Kitabı
Haziran 18, 2010
HAYATA DOKUNAN ÖYKÜLER
“Öyküler neye öykünür? Neyi işaretler, neye dairdir öyküler?” diye sorsam, bunun muhtemel cevabı şöyle olurdu herhalde: Öykü hayatı, hayatın ta kendisini öykünür. Hayattandır ama hayat değildir, insan olmanın en derin sularından süzülüp gelir, gelirken geçtiği yerlerin kokusunu, tuzunu, tozunu beraberinde getirir ama yine de kaynaktaki haliyle aynı değildir.
Dolayısıyla öykü okumak, hayatı ve insanı doğala özdeş haliyle, evirip çevirmeden, en yalın şekliyle okumaktır çoğu kere.
Belki binlerce öykü, hikaye, mesel, masal okudum bu çalışmayı hazırlarken. Bunun en başta benim düşünce ve hayal hamuruma muazzam katkıları olduğunu bizzat gördüm. Yüzyıllar boyunca halk irfanının bu öykü, mesel ve hikayeler yoluyla taşındığını, hikayelerle, öykülerle düşünmenin insanda ayrı bir bilgelik inşa ettiğini bir daha kavramak olağanüstüydü doğrusu. İyice anladım ki insanlara (ve sık sık kendine) saatlerce teorik ve teknik terimlerle konuşmak yerine bir öykü anlatmak, bir temsil getirmek, bir nükte yapmak yeterli olabilmektedir. O vakit düşündüm ki bilgelik, erdem, anlam, anlaşmak her zaman yüce dağların başında bir mor ışık halesi şeklinde belirmez: Çoğu kere o yüce dağın eteklerindeki küçük, mütevazı bir çakıl taşının bağrında uyuklamaktadır.
Öykü okuyabilene, mesel söyleyebilene,
”Hayata Dokunabilene” ne mutlu…
Y.Ö.Özburun & S. Demirci “TANRI SANA KÜSMEDİ” Kitabı
Haziran 18, 2010
İstanbul’un Çamlıca Tepesi’nde bazen asude, bazen dar vakitlerde yazıldı bu kitap. İki yazar, yaklaşık on beş yıldır devam eden, birbirlerini tüketen değil çoğaltıp meyvelendiren dostluklarının mahsulünden bir demet sunmayı deniyoruz size. Kitapta tam kırk başlık seçtik ki bu kırk başlık, tek tek bir araya gelinerek, teknolojik uzaklıklar araya girmeden, yüzleşilerek yazıldı. Biz bu kırık başlığı kendimiz için bir kırk çıkarmak saydık.
Biz, bir gönül dağı’nı tırmanan iki yolcuyuz ki yolda düşündeklerimizi sizinle paylaşmak istedik, yolcunun azığını bölüşmesi gibi.
Sözün özü, yaratıcı diye bildiğiniz ama bir türlü tanışamadığınız Rabbimizle sizi yormadan, kırmadan, usandırmadan, yanıltmadan tanıştırmak istiyoruz.
Y.Ö.Özburun “YAŞAMA SEVİNCİ ÖYKÜLERİ” Kitabı
Haziran 18, 2010
YAŞAMA SEVİNCİ ÖYKÜLERİ
” Öyküler neye öykünür ? Neyi işaretler , neye dairdir öyküler ? ”diye sorsam, bunun muhtemel cevabı şöyle olurdu herhalde:
öykü hayatı, hayatın ta kendisi öykünür. Hayattandır ama hayat değildir. İnsan olmanın en derin sularından süzülüp gelir, gelirken geçtiği yerlerin kokusunu , tuzunu , tozunu beraberinde getiriir ama yine de kaynaktaki haliyle aynı değildir.
Dolasıyla öykü okumak , hayatı ve insanı doğala özdeş haliyle , evirip çevirmeden , en yalın şekliyle okumaktır çoğu kere.
Belki binlerce öykü, hikaye , mesel , masal okudum bu çalışmayı hazırlarken. Bunun en başta benım düşünce ve hayal hamuruma muazzam katkıları olduğunu bizzat gördüm. Yüzyıllar boyunca halk irfanının bu öykü , mesel , ve hikayeler yoluyla taşındığını , hikayelerle öykülerle düşünmenin insanda ayrı bir bilgelik insa ettiğini bir daha kavramak olağanüstüydü dogrusu.
İyice anladım ki insanlara ( ve sık sık kendime ) saatlerce teorik ve teknik terimlerle konuşmak yerine bir öykü anlatmak , bir temsil getirmek , bir nükte yapmak yeterli olabilmektedir . O vakit düşündüm ki bilgelik , erdem , anlam , anlaşmak her zaman yüce dağların başına bir mor ışık halesi şeklinde belirmez. Çoğu kere o yüce dağın eteklerindeki küçük , mütevazi bir çakıl taşının bağlarında uyuklamaktadır.
Öykü okuyabilene , mesel söyleyebilene ,
” Yaşama Sevinci ” duyabilene ne mutlu …
Hayat Yayınları / Edebiyat Dizisi
Y.Ö.Özburun “HATIRLA BENİ HAYAT” Kitabı
Haziran 18, 2010
Söz ‘ün ve suskunun annesi Meryem sancının çarpıntısıyla kuru kütüğe tutunduğunda kütük yemyeşil olmuştu. İsa ‘nın sancısıydı bu. Filozofun Hiç Kimsenin Ülkesi dediği düşünce yurdunda her birimizde var olan hakikat çocuğunun sancısını çekmenin çarpıntısıyla kaleme tutunmak anlamına geliyor benim için yazma etkinliği. Doğacak olan İsa mıdır bilmem…
İlk gençlik yıllarımdan beri yazmakta olan muaşakamın beni bu küçük kitapçığın kıyısına getirip bırakacağını hiç tahmin etmezdim. Benimkisi zaman can elmasını kül etmekteyken bir yerlere çentik atma iz bırakma beni de yaşadım ‘Hatırla Beni Hayat ‘ deme çabasından başkaca bir şey değil. Çat ayazda donmamak için olduğu yerde debelenen bir biçarenin karda bıraktığı izlerden başkası değil.
Kendimi bildim bileli “manda gibi bir bacak”tan ziyade “Sokrat gibi bir kafa”nın sahibi olmaya gayret ettim. Kendi kuşağımın ve benden sonra gelenlerin içinde hiçbir angajmana girmeden çağın tiksinç derebeylerine yaltaklanmadan kendinden yine kendine seyahat eden bir garip yolcunun kırık ama onurlu duruşunu korumak istedim.
Y.Ö.Özburun “DÜŞTÜĞÜN YERDEN KALKACAKSIN” Kitabı
Haziran 18, 2010
Düştüğün yer burası. Cennetin asudeliğinden dünyanın kesafetine, karmaşasına, maddiliğine, perdeliliğine düştün. Kalbin cennetinden kopuk aklın kıskacına sıkıştın. Ruhun cennetinden gövdenin bataklığına saplandın.
Düştüğün yer burası ve yükselişin yine buradan olacak. Bunun için önce gözündeki perdeleri aralayıp ‘hayret’e uyanman gerek. Hayret’e uyanmak için önce varlığa, varoluşa, eşyaya, olaylara, hayata, insanlara, ağaca, kuşa, suya, toz tanesine alışıldık, bayat gözlerle, bilimin kafanı ve gönlünü buzdolabına koyan dondurucu tanımlarıyla bakmaman gerek. Eskiler buna ‘ülfet ve ünsiyet’ diyorlar dostum.
Hadi o zaman Ülfeti kır, hayreti kuşan, düşünerek düştüğün yerden yükselmenin düşünü gör Düşünmek, düştüğün yerin farkına varıp düşmeden önceki yerinin düşünü görmek demektir.
Yüksel ki yerin bu yer değildir
Dünyaya gelmek hüner değildir
Y.Ö. Özburun “Teselliler” Kitabı
Mayıs 3, 2010
TESELLİ KİTABI
Aşk, ayrılık, hastalık, anlamsızlık, yalnızlık, yaşlılık, fakirlik, hayal kırıklığı, boşa giden çabalar, sahip olamamak, gurbette olmak, engelli olmak, anda yaşayamamak… Kırkı aşan sayıda başlıkla Yusuf Özkan Özburun’ dan yaraya merhem niteliğinde bir kitap: “Teselliler Kitabı” Bizlerle sakin, dingin ve rahat bir dille konuşan Tesellici, insanlığın ortak kültüründen beslenen hikmetli bir bakışla bütün zamanlarda ve bugünde yaşanan dertlere çare olacak, yüreklerde açılan yaraları sarmalayacak bir bakış aktarıyor.
Düşün ve Başar Kitabı
Ocak 20, 2010
Düşün ve Başar üzerine…
Sevgili ve saygı değer Muhammed Bozdağ hocamızın bu kitabını üç kere üst üste okumuştum. Daha ilk başlangıcında etkisi altına almıştı ve elimden bırakamaz olmuştum. Kitabı ilk bitirdiğimde birçok kararım tamamen değişmişti. Çalışıp gelir elde etmem gerekiyordu çünkü ben bir üniversite öğencisiydim ve maddi durumum hiç iyi değildi. Bu süreçte Network marketing sektörü ile tanışmıştım ama bir türlü başarı elde edemiyordum. Bu kitabı okuyunca Network marketing sektöründe düşüncelerim, planlarım ve hedeflerim değişmiş ve ben artık bir LİDER olabilmek için hazırdım. Neler yapabilirim nasıl çalışabilirim insanlar ile nasıl iletişim kurmam gerektiği konusunda pozitif enerji doluydum. Bu kitabı okuduktan sonra Network Marketing sektöründe Lider oldum ve şuan çok güzel bir gelir düzeyine kavuştum. Bir öğrenci, bir ev hanımı, bir memur, bir yönetici, bir iş adamı kısacası her kim olursa olsun kendini pozitif enerji doldurmak istiyorsa Düşün ve Başar’ı mutlaka okusun.
Kişisel websitemin adı: www.dusunvebasar.com ve mail adresim: dusunvebasar@hotmail.com bu kitaptan almış olduğum pozitif enerjinin yansımaları olabilir mi?
Muhammed Bozdağ hocamıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyurum.
Abdulkadir Biber
Aşağıdan “Düşün ve Başar” kitabının bölüm özetlerini okuyabilirsiniz.

Düşün ve Başar
Düşünceler eylemlere yol açarlar. Eylemler alışkanlıkların nedenidir. Alışkanlıklarımız bizim karakterimizi, kişiliğimizi belirler. Karakterimiz ise hayatımızı örgüleyen en önemli nedendir. Herkes yürüdüğü yolun sonunda var olana ulaşır. Tırmandığınız merdivene bakarak sonunda nereye yükseleceğinizi anlayabilirsiniz. Dolaysıyla büyük sonuca giden yol büyük düşünceden başlar.
“Büyük Düşünmenin Büyüsü” isimli kitabında Dr. David J. Schwartz ilginç bir tespiti aktarıyor. Amerika’da büyük bir şirketin işe alma bölümüne başvuranların durumu çok çarpıcıdır. Şirketin yılda 10 bin dolar ödediği işlere başvuranların sayısı, yılda 50 bin dolar ödenen işlere başvuranların sayısından 50 ile 250 kat fazlaymış. İnsanların çoğu daha ucuz işlere başvuruyorlar. Bunun anlamı açık: Yola yüksekten başlamaya cesaret edemiyoruz.
“Nereye gideceğini bilen kişiye yol vermek için dünya bir yana çekilir.” Hangi yönde nereye kadar gidiyoruz? Tam olarak ne istediğinizi bilirseniz, çevrenizdeki güçler size nasıl yardımcı olacaklarını bilirler. Zihninize ne yapmak istediğinizi söylerseniz onu yapmak için çalışır.
“Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiç bir rüzgar fayda vermez.” sözü hedefsizliğin gerçek sonucunu ortaya koyuyor. Ne yapmak istediğinizi bilmiyorsunuz, ama çevrenizde binlerce fırsat rüzgarı uçuşmaya devam ediyor. Hedefiniz yoksa fırsatları nasıl kullanacağınızı, yelkenlerinizi ne şekilde ayarlayacağınızı bilemezsiniz.
Kendilerini başarısızlığa mahkum edenler hedefi, zihinde dolaşıp duran hayallerle karıştırırlar. İsteklerin, dileklerin hedef olduğunu sanırlar. Sonuçta hedefsizliklerini değil de talihsizliklerini suçlarlar. Onlara, isteseler neler yapabileceklerini söyleseniz, inandıramazsınız. Büyük işler başaranların, bunu sadece hedeflerine borçlu oldukları konusunda ikna olmazlar.
Hedef sahibi olduğunuzda tüm duruşunuz hedefinize hizmet edecektir. Geçen tüm saniyelerinizde zihniniz hedef üzerinde düşünecek, konuşmalarınızı, ilginizi ve öğreniminizi hedefiniz belirleyecektir. Böylece dikilen bir ağacın beslenerek büyümesi gibi, hedeflerle dolu bir zihinde yaşatılan arzular içten içe inşa olmaya ve yeşermeye devam edecektir.
Nasıl yapılabileceğini bilseydiniz okuduğunuz kitabı yazabilirdiniz. “Nasıl?” sorusuna cevap verseydiniz mevcut arzularınız sizi çoktan kendilerine kavuşturmuş olurdu. Yöntemini keşfetmediğiniz iş, alsa yapamayacağınız iştir.
Yöntem belirlerken üç farklı alan üzerinde çalışacaksınız: Yeterli bilgi toplamak, hedefi kesinleştirmek ve hedefi planlamak. Yeterince bilginiz yoksa nasıl yapacağınızı bilmeyeceksiniz. Hedefiniz kesin değilse tam olarak onu yapamayacaksınız. Belirsiz hedefler arasında dolaşıp duracaksınız. Hedefinizi planlamamışsanız merdiveni adım adım çıkamazsınız. Gittiğiniz yolu kontrol edemezsiniz. Bir adımı ihmal etmek tüm adımların boşa çıkmasına neden olur. Binanızın direkleri ne kadar güçlü olursa olsun, temel zayıfsa binanız çökmeye mahkumdur.
Kesin hedefin gerçekleşme ihtimali bulanık hedefe göre en az yüz defa daha fazladır. Kesin olmayan hedef, uğrundaki binlerce saatlik emeği boşa çıkarır. Çoğumuzun başaramama nedeni hedefsizliğimiz değil, ama hedefimizin bulanıklığıdır. Kesinlik: Tam olarak neyi, tam olarak nasıl, tam olarak nerede, tam olarak ne zaman ve tam olarak ne kadar yapmak istiyorsunuz? İçlerinde bu sorulara cevap bulmadığınız hedefler uğrunda boşuna ömrünüzü tüketir misiniz?
Başarmak üretmektir. Üretmiyorsanız başarılı olamazsınız. Her başarının içinde, var olmanın ayrı bir hikayesi yer alır. Tüm başarıların ortak bir özelliği, içlerinde güçlü arzu barındırmalarıdır. Başarı büyükse ona yol açan arzu da büyüktür. Ne kadar başarılıysanız o kadar arzulusunuz.
Herkeste var olan sıradan arzulardan söz etmiyorum. İstemekten, dilemekten, basitçe ümit etmekten söz etmiyorum. Üzgünüm: Sözünü ettiğim arzuyu ifade edecek başka bir kelime de bulamıyorum. Burada herkesin bildiği arzudan değil, çok az insanın bildiği arzudan söz ediyorum.
Kainattaki tüm güç ilişkileri arzu kanuna dayanır. Arzu, manevi gücün doğduğu kaynaktır. Ne kadar çok arzuya sahip olursanız o kadar güçlü olursunuz. Yani arzu ne kadar şiddetli ise sonuç o kadar güçlüdür. Bir Batılı düşünür şöyle der: “Duygularınızın şiddetini bilseydim gelecekte atacağınız adımların büyüklüğünü söyleyebilirdim.” Arzu duygudur ve tüm duygular arzu duygusunda birleşirler. Arzu, yerine göre sevgi olur, yerine göre nefret olur. Tüm duygular arzulamakla arzulamamak arasındaki çizgi üzerinde dizilirler.
Cesaretiniz varsa izlerinizi uzaklara taşırsınız. Var olmamız cesaretimize bağlı. Cesaretiniz varsa herkes sizin var olduğunuzu bilir. Sizi insanların dünyasına sadece cesaretiniz taşır. Cesaretiniz yoksa kendi iç dünyanıza hapis olmaya mahkumsunuz.
Katıldığınız bir toplantıda aklınızda kimlerin kalacağına dikkat edin: Kürsüde konuşanlar. Sonra da kalabalık arasında ayağa kalkıp yüksek sesle soru soranlar. Üzerinden koşarak geçtiğiniz vadide, kokularını gizleyen çiçekler dikkatinizi çekmeyecektir. Korku içinizdeki güzellikleri karadelikler gibi yutar, yok eder.
Cesaret gösterebilenler risk üstlenmeye hazır olanlardır.
Şurası kesin: Risk ve sorumluluk üstlenmeyen hiç kimse başarılı olamamıştır. Alışkın olduğunuz hayat size risksiz gelebilir. Aslında rahatlık içerisinde daha büyük riskler vardır. Çoğu insan sineğin ısırmasından kaçarken akreplere yem olur. Bizde “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” sözüyle kast edilen budur. Değişmekten korkuyorsanız riskten kaçıyorsunuz. Değişmezseniz gelişmezsiniz. Yanlış yapma riskini göze alamazsanız doğru yapma cesaretini gösteremezsiniz.
Hemen yapan, bulunduğu an içinde yapılabilecek olan bir iş arar. Bu sayede güçlü birer gözlemci olur. Ankara’da bir ay boyunca Hızlı ve Etkin Okuma seminerlerine katılan öğrenci arkadaşlara, bulundukları salonun duvarlarında kaç tane tablo asılı olduğunu sordum. Altı tane tablodan kimi üçünü, kimi dördünü fark edebilmişti. Bir ay boyunca oturduğumuz salonun duvarlarındaki resimleri fark edememek ne demektir? Kaderimiz harika fırsatları her gün çevremizde uçuşturuyor. Onlardan hiç olmazsa birini keşfedebilmek dikkatli olmamız sayesinde mümkün. Dikkatli olan insan yapacak hiçbir işi kalmadığında, Barış Manço gibi duvarlarındaki tabloların tozlarını alır, resimlerin yerlerini değiştirir. Zihnimiz kuşların bedenleri gibi hareketli olmalıdır.
İniş çıkışlarla dolu bir hayatta yaşadığımızı biliyoruz. Boğuştuğumuz sorunların biteceği bir günü bekleyerek ömrümüzü tüketirsek hiçbir sorunu çözemeyiz. Çok ilginç: Acılarımızdan kurtulacağımız günü bekliyoruz, ama beklemekle hiçbir şeyin değişmeyeceğini de biliyoruz.
Tabiatın tüm varlığı şu anda içinde bulunduğu durumdur: Geçmiş yok olmuştur. Yüz yıl önceki ormanlar şimdi yoktur artık. Yüz yıl sonra sokakların nasıl bir şekil alacağını da bilmiyoruz.
Varlık geçmişten geleceğe uzanan uzun bir yol üzerinde seyreder. Bu yol üzerinde canlı ve cansız varlıklar gözükür, arz-ı endam ederler; sonra kaybolurlar. Her varlığa bu uzun yolda biçilen bir hayat süresi vardır. Dünya dört milyon yıldan fazla bir süredir var. Bu akış içerisinde bir çekirge varlığa koşar; bir mevsim boyunca en iyi nağmelerini sunar tabiata, sonra göçüp gider. Yakamozlar gibidir hayat. Zamanı hızlandırsaydık, gelenlerin gidişinin su üzerinde parlayan ışık yansımaları kadar hızlı olduğunu anlardık. Varlığa çıkış o andır. Damlada parlayan ışık gibi, kainatta bir an görünüp kaybolacağınızı hayal edin. Ne yapardınız? O saniyecik içerisinde tüm kâinatı tanımak, her şeyi tam o anda yaşamak istemez miydiniz?
Aslında ne kadar yaşarsa yaşasın, her şey böylesine bir çırpıda çıkar hayata ve sonra kaybolur. İnsanın yaratılışını düşünün: Bir hücre yaratılır. Bir saniye geçer, yok olur, bölünür; yerine iki tane hücre yaratılır. Yok olan bir hücre var olan iki hücrenin çekirdeği olmuştur. Bazı bakteriler de bir saniye yaşayıp, yerlerine yenilerini bırakarak ayrılırlar bu hayattan. Tüm varlık aynı süreci yaşar. Bitki ölür, yeni mevsimde yavrularına kaynaklık yapacak tohumlarını bırakır. Bir örümcek ölür, bedeni onun yerine gönderilen yüzlerce yavrusuna besin olur. İnsan ayrılır yeryüzünden, bedeni bir çiçeğin vücudunda dirilir. Ruh büyük diriliş gününde, yeni bedeninin çekirdeği olmak için ebedi alemin açılacağı dört mevsimi bekler.
Kaderin karıncaların karşısına çıkardığı zorluklar bizim karşımıza çıkardığı zorluklardan küçük değildir. Her yağmurda evleri başlarına yıkılan karıncalar vazgeçmezken biz hangi deprem yüzünden vazgeçeceğiz? Yükselmek istiyorsak, bunu başarmak bizim elimizde. Alçaklara inmeyi de biz başarırız. Hem de ne maharetle…
Başaranların hiçbir bahanesi yoktur. Bahanenin “var” olduğu yerde başarı “yok” olmaya mahkumdur. Hiç kimse bahaneyle birlikte yükselmeye devam edemez. Çünkü bahane bulduğumuz anda teslim oluruz. Bahane varsa mücadele yoktur. Bahane bulursanız en küçük başarılarınızı bile yok edebilirsiniz.
Cesaretle üzerine gittiğiniz korku, korku içinde sizden kaçacaktır. Kendisinden kaçtığınız cesaret, cesaretle özerinize korku salacaktır. Hendeklerin üzerinden atlayamayan develer dağları zapt eden komutanların bineği olarak ün salmamıştır. Yüksekten korkan uçamaz, kılıçtan korkan galip gelemez. Ölmekten korkan yaşayamaz. Hastalığa göğüs geremeyen sağlığın huzurunu yaşayamaz. Şimdi dağlarda yuva yapan kartallar bir zamanlar oraya “uçma” zahmetine katlanmışlardı. Dağlara çıkmak için en azından taşların üzerinde yürümeye mahkumuz.
tam ucuna gelir. Birazcık daha dayansa kendisini zirvede bulacaktır. Ama tırmanmayı bırakır. Bir adım daha atamamak, atılan binlerce adımın yok olmasına neden olur.
Başarının olmazsa olmaz kuralı “yapmak”tır. Yapmayı anlamlı kılan bir kural vardır: Bitirmek. Bitmeyen iş yapılmamış iş gibidir. Hepimiz yüzlerce defa teşebbüste bulunduk. Aramızda binlerce insan başarının tam ucundadır. Sadece birazcık daha ısrar etmeye ihtiyacımız var.
Zaten çalışmıyor musunuz? Zaten hayatın yükü omuzlarınızı ezmiyor mu? Zaten büyük çabalar içinde değil misiniz? Bir tek fark yapacaksanız hayatınızda. Bu fark tüm hayatınızı farklılaştıracak. Bu fark sayesinde sandığınızdan daha güçlü olduğunuzu göreceksiniz. Devleşmiş insanlar gibi dahileşebileceğinizi anlayacaksınız: Bitirmek. Başladığınız bir işi bitirinceye kadar devam etmek; başarı budur
Öğretimde 333 Etkili Yol
Aralık 5, 2009
ÖĞRETİMDE 333 ETKİLİ YOL
Öğretmen ve öğretmen adayları için
“ stratejiler, taktikler, öneriler ”
Yrd. Doç. Dr. M. Oğuz KUTLU (2. Baskı)
179 sayfa
Ebatlar: 13,5 x 20 cm
ADANA NOBEL KİTABEVİ
Hiçbir konu sıkıcı değildir ve herkes her şeyi en iyi şekilde öğrenebilir. Yeter ki nasıl öğretilebileceği bilinsin. Öğretmenin sınıfta öğrencilerinde öğrenme isteği oluşturabilmesi, onları aktif hale getirebilmesi, bilgiyi keşfetmelerini teşvik edip, gerekli disiplini sağlayabilmesi ve öğrenmeyi kolaylaştırabilmesi için öğretim strateji ve taktiklerini iyi bilmesi ve kullanması gerekmektedir.
Bu kitapta öğretmenler için, daha etkili, daha verimli ve daha ilgi çekici öğretimi sağlayabilecek 333 ayrı yol önerilmiştir. Bu yolların her biri öğrenme ve öğretme teorilerini temel alarak geliştirilmiş, bir çok öğretmen, müfettiş ve eğitim bilimcisi tarafından gözden geçirilmiştir. Kitapta sunulan her bir yolun sırası öğretmen veya öğretmen adaylarından ders öncesi, ders süresince, ders sonunda ve ders dışında yapmaları beklenen öğretim etkinlikleri göz önünde bulundurularak belirlenmiştir. Ayrıca önerilen bu yolların her birirnin mümkün olduğu kadar somut ve öğretmenler tarafından kolaylıkla uygulanabilir nitelikte olmasına özellikle dikkat edilmiştir.
Kaynak: yetenek.com









