Başarıyı Yakalayabilmek
Nisan 24, 2012
Thomas Edison. 84 yaşında hayata gözlerini yumduğunda patentleri alınmış 1093 buluşun sahibiydi. Bu sebeple kendisine “Menlo

Parkı’nın Sihirbazı” diyorlardı. Bu yakıştırmaya zaman zaman kızan, bazen de gülüp geçen Edison, kendinde sihirli bir güç arayanlara, başarısının formülü olarak “yüzde 1 kabiliyet (deha), yüzde 99 ter” cevabını veriyordu.
Evet, başarı nedir ve nasıl kazanılır? Öncelikle başarı bir şans işi değil, onun da yolu birtakım kaide ve prensiplerden geçmekte. Fırsatlar ülkesi olarak bilinen Amerika’da başarılı olmuş yüzün üzerinde insanın hayatı incelenip yirmi yıl süren araştırma ve analizler sonucu, değişik sahalarda “en başarılı” olmuş bu kişilerin on beş ortak özelliği olduğu tespit edilmiş.
İncelenen kişiler arasında batı dünyasından Henry Ford, Thomas Edison, John Rockefeller, Theodore Rooseeuelt. Alexander Graham Bell ve Andrew Carnegie gibi isimler yer almaktadır.
Evet, bu araştırma neticesine göre başarıya ulaşmanın bedeli olan bu kaide ve prensipler satır başlarıyla şöyle:
1.Belirlenmiş bir hedefin olması
2.Kendine güvenip başarabileceğine inanma
3.Her şeyden tasarruf alışkanlığı
4.İnisiyatif gösterebilme ve yönlendirebilme
5.Hayal gücü ve yeni şeyler üretebilme
6.Coşku ve gayeye dört elle sarılabilme
7.Otokontrol ve sezgi ile mantığı yerinde kullanabilme
8.Kendinden beklenenden daha fazlasını verme alışkanlığı
9.Cana yakın kişilik
10.Çabuk ve mantıklı karar verebilme
11.Konsantrasyon kabiliyeti
12.Başkalarıyla uyum ve işbirliği
13.Hatalardan ders alma
14. Hoşgörü
15.Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak
Tarih, bir tekerrürler zincirinden ibarettir. Bir imtihan meydanı olan yaşadığımız dünya sadece bir defaya mahsustur. “Dün”ler daha nice kereler “bugün”ler olmuş, aynı hâdiseler defalarca meydana gelmiştir. O halde her hâdiseyi ve gelişmeyi dikkatle takip etmek, eski fakat tesirli bir eğitim metodu olan “kıssadan hisse çıkarmayı” iyi bilip kendimizi otokontrole, muhasebeye tâbi tutarak yıllardır başarıya susamış günümüz neslinin önüne bir menfez açabilmek gayesiyle bu maddeleri biraz genişleterek daha anlaşılır hale getirmeye çalışalım.
BELİRLENMİŞ BİR HEDEFİN OLMASI
Ömrü koşuşturmacalar içinde geçen günümüz insanlarının çoğu hayattan ne istediklerini bilmemektedirler. Oysa insan Allah’ın kendisine verdiği istidatlar çerçevesinde, ne olmak istediğini belirleyip, bunu en iyi şekilde nasıl gerçekleştirebileceğinin plânlarını yapmazsa, nice günlük düşünüp, günlük yaşayanlar gibi akıntıya kapılmış saman çöpü misali ömrü ziyan olup gider.
Hedeflerini belirleyen ve bunu bir plân halinde çerçeve içine alabilen bir kişi, onları gerçekleştirmek konusunda epey yol almış sayılır. İnsanın bir plânının olması, o insan için oldukça önemli bir teşvik unsurudur. Oysa hayattan ne beklediğini bilmeyen bir kişi, hayatını hep başkalarının hedeflerini gerçekleştirmek ve onların arzularını yerine getirmek zorunda kalarak sürdürmek durumundadır. Ve nereye doğru çekilirse veya kim onu daha çok etkilerse o tarafa yelken açar.
Fert, başarıya ulaşmak için işteki, okuldaki daha doğrusu hayattaki hedeflerini tespit etmeli ve sonra da bu hedefleri basite icra edip daha belirgin hale getirmelidir. Romalı devlet adamı Cato’nun hedefini belirlemesinde üç kelime yeterli olmuştu: “Delenda est Carthago (Kartaca yıkılmalı)”. Ve Cato, kendini tamamen bu hedefi gerçekleştirmeye vererek sonunda Kartaca’yı ortadan kaldırmayı başarmıştır.
KENDİNE GÜVEN
Kendine güven, insanın Allah vergisi istidat ve kabiliyetlerini keşfederek O’na tevekkülle yılmadan gayret göstermesi ve “düzeni elli defa yıkılsa da” yine yolunda devam etmesidir.
Bencil insan, kendine güveni olmayan, aslında korku dolu insandır. Sahip olduğu şeyleri kaybetme korkusu ile her ne pahasına olursa olsun, sadece kendi çıkarını düşünen, böylece güvende olacağını sanan insandır. Böyle insanlar kısa süreli geçici başarılar kazansalar bile hiçbir zaman kalıcı başarılar elde edememişlerdir.
İNİSİYATİF GÖSTEREBİLME ve YÖNLENDİREBİLME
İnisiyatif, bir şeyi başkalarından önce yapma, bir kimsenin gerekli kararları kendiliğinden alabilme ve başkalarına bağımlı olmadan karar verme olarak tarif ediliyor. “Başlamak, bitirmenin yarısı” sözü, inisiyatifin bir cephesini güzel vurguluyor.
COŞKU ve GAYEYE DÖRT ELLE SARILABİLME
Günümüz iş dünyası uzmanları, başarılı ideal iş adamını: “Elinde hedefe giden yolu gösteren bir harita, ağzında coşkulu bir marş, beraberindekilerle heyecanlı bir yolculuğa çıkmış lider” diye tarif etmektedirler.
Evet, coşku ve azimle hedefine koşan bir insanın başaramayacağı birşey yoktur. Büyük âlim İbni Hacer’in hayatı buna en güzel misallerden biridir:
Öğrencilik yıllarında dersleri kafasının almayışı yüzünden başarısız olmaya mahkûm olduğunu zanneden İbni Hacer, üzüntü içinde vatanına geri dönerken mola verdiği bir mağaranın tavanından düşen su damlalarının zemindeki mermer gibi sert taşta derin bir çukur açtığını görür ve düşünmeye başlar:
- Benim kafam bu taştan daha kalın ve sert değildir. Damlalar taşa iz bırakır da çalıştığım derslerim benim zihnimde neden iz bırakmaz. Öyle ise bu su damlaları gibi yılmadan, azimle devamlı bir şekilde çalışarak öğrenmeye devam etmeliyim!..
Ve İbni Hacer derhal geri döner, gayesine ulaşmak için azimle çalışmaya başlar. Sonunda büyük bir âlim olarak ilim tarihindeki saygın yerini alır. Yazdığı eserlere de imzasını “İbni Hacer: taş oğlu” diye atarak azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını hafızalar nakşeder.
Cemil Meriç de, gözlerini kaybettiği zaman yılmamış, çalışmalarını büyük bir azimle sürdürmüş ve en büyük eserlerini de hayatının en çok acı çektiği bu devresinde vermiştir.
OTO KONTROL ve SEZGİ İLE MANTIĞI YERİNDE KULLANABİLME
Bütün başarılı kişiler, sadece mantıklarıyla değil, sezgilerinin doğrultusunda karar verdiklerini de itiraf etmektedirler. Mantık, sol beyin küresine, sezgi ise sağ beyin küresine alt yeteneklerdir. Marifet, beynin bu iki yansının ikazlarını ve kararlarını eşit ve dengeli değerlendirebilmektir.
Batı dünyası yüzyıllardır analizi ve tümden gelimi, yani mutlak aklın gücünü, insan melekelerinin diğer veçhelerinin üstünde tutuyordu. Ama günümüzde “sezgi”, felsefede olduğu kadar iş hayatının başarısında da analitik düşünceye meydan okumaya devam ediyor. Londra’daki bir psikoloji kuruluşu olan Psycham’un başkanı Paul Thorne, sezgiye dayanan tecrübenin Batı iş hayatındaki önemi hakkında şunları söylüyor: “İş hayatı ve bilim literatüründe sezgi her yerde karşımıza çıkıyor. Ray Kroc bütün kendi meslekî tavsiyelerinin dışına çıkarak sezgileriyle ufacık Mc Donalds işletmesini satın almıştı. Ve şimdi dünyanın en büyük fast food zincirinin sahibi.”
Ayrıca, idarecinin kıdemi yükseldikçe sezginin önemi de artmaktadır. Çünkü, gitgide elden geçirilecek veriler çoğalmakta ve bunu bilgiye dönüştürecek zaman azalmaktadır. Dolayısıyla, az zamanda karar vermede sezginin gücü kat kat artmaktadır. TASARRUF ALIŞKANLIĞI
Tasarruf alışkanlığı, para ve zaman dahil her türlü enerjiyi yerinde kullanma anlamına gelmektedir. Mesela bazı başarılı kişiler, odadan çıktıklarında elektriği hemen kapattıkları için cimrilikle suçlanırlar. Hâlbuki onlar elektriği kullanıyorlar, gereksiz yere harcamamaya özen gösteriyorlar. Harcamak, adı üzerinde yok etmek demektir. Kullanmak ise meyve verdirmek ve üretmektir.
“İnsanın kıymeti, zamana verdiği kıymetle orantılıdır” demiş eskiler. En büyük tasarruf, zamandan yapılandır. Vakti gereği gibi kullansa, neler başarmaz insan! Günde iki sayfa yazılsa, ömür süresince ciltlerle kitap olur. Her gün beş kelimelik bir cümle ezberlesek, kısa sürede birkaç lisan öğrenebileceğimiz gerçeği, akıldan çıkarılmamalıdır.
Zaman şuurunun idrakinde olan büyük âlim Fahruddin er-Râzî sofraya oturduğunda dahi bir yandan yemeğini yiyip, bir yandan kitap okuduğu bilinmektedir. Evinden mescide giderken dahi zamanını boş geçirmemek İçin binek sırtında üçyüz öğrencisine ders verdiği anlatılır.
KENDİNDEN BEKLENENDEN DAHA FAZLASINI VERME ALIŞKANLIĞI
Yanınızda eşit kabiliyette iki insan çalışsa, biri sadece kendisine verilen vazifeyi yapmakla yetinse, diğeri ise daha fazla birşeyler yapma gayreti içinde olsa, hangisini tercih edersiniz? Beklenilenden fazlasını verme alışkanlığında olan kişiler, bu davranışlarının “akılsızlık” olmadığının şuurunda olan kişilerdir. İnsan sa’yinin semeresini alacağını hiç akıldan çıkarmamalıdır. Ama kısa vadede, ama uzun vadede…
HAYAL GÜCÜ VE YENİ ŞEYLER ÜRETEBİLME
Hayal gücü ile hayallerle yaşamak birbirine karıştırılmamalı. Gerçekleştirilen her proje, önce onu hayalde canlandırmakla başlar. Hayal gücü, düşünme istidadının ve ufuk genişliğinin göstergesidir.
Büyük dâhi, Sultan Mehmed, hayallerini dolduran İstanbul’un fethini gerçekleştirebilmek için Boğazkesen (Rumeli) Hisarı’nın yapılması sırasında, inşaatın durdurulması için görüşmeye gelen Bizans elçilerine: “Bizim kudretimizin yettiği yere imparatorunuzun hayalleri bile yetişemez” derken yıllardır hayalindeki projeyi uygulama azmini ortaya koyuyordu.
CANA YAKIN KİŞİLİK
Cana yakın kişilik başarıyı yakalamada önemli noktalardan biridir. İnsanlar kendilerini ulaşılması ve yaklaşılması zor ve korkulan bir tip imajı çizerlerse diyaloglar sağlıklı yürümeyecektir. 50 yıldır Amerikan ayakkabı sektörünün lider şirketlerinden biri olan Stride Rite’ın yöneticisi Arnold Hratt’a başarısının sırrı sorulduğunda, verdiği cevaplardan biri de: ‘‘Odamın dışına çıkıp, kendimi ulaşılabilir bir kişi olarak prezante ederek” olmuştur.
ÇABUK ve MANTIKLI KARAR VEREBİLME
Başarı için mantıklı olan kararı zaman geçirmeden alabilmek çok önemli bir faktördür. Çünkü hızla değişen dünyamızdaki yeni oluşumların beklemeye tahammülü yoktur. Hele bir savaş anında emrinde binlerce asker bulunan bir ordu komutanı düşünün, düşman hamle yapmadan hızlı ve mantıklı karar verebilmesi ne kadar hayatî bir faktördür!
Büyük kumandan Tarık bin Ziyad, İspanya’yı fethetmek için askerleriyle Afrika’dan gemileriyle geçip, İspanya topraklarına ayak bastığında vereceği kararla tarihî bir dönüm noktasını işaretleyecekti. Ya düşmanı yenip Endülüs fatihi olacak veya mağlup olup gemilerine binerek yüzgeri olacaktı. İşte bu noktada liderlik vasfı kendini gösterdi ve Tarık, Afrika’yı geçtiği gemileri yaktırarak askerinin geri dönüş ümitlerini ortadan kaldırdı ve azimle düşmana saldırarak tarihî bir zafere daha imzasını attı.
HATALARDAN DERS ALMA

Edison, 999 başarısız deneyinden sonra, hayalini 1000. defada gerçekleştirebilmiştir. Çünkü hatalarından ciddi dersler almıştır. Her insan hata yapar. Önemli olan, aynı hatayı tekrarlamamak ve hatayı başarısızlık olarak algılayıp yıkılmamaktır.
Başarılı insanlar, hatalarını açığa vurmaktan hiçbir zaman çekinmemişler ve yaptıkları hataları olduğu gibi anlatmışlardır. Hatta, yanında çalışanları da böyle yapmaya teşvik etmişlerdir. Unutmayın, bebekler düşe kalka yürümeyi öğrenirler. Her düştüğünde sizden bir tokat yiyen bebeğin yürümek istemeyeceği aşikârdır.
ABD’nin başarılı şirketlerinden Stride Rite’ın yöneticisi Arnold Hratt, yılların verdiği tecrübe birikimiyle hatalar hususunda şunları söylüyor: “Şirkette yanlış bir iş yapan birini gördüğümde bilirim ki, bu yanlış, çünkü aynı yanlışı çok zaman önce bende yapıyordum. Başkasının hatasını görüp de sinirlendiğimde hatalarımı bizzat görerek düzelttiğimi hatırlatırım. Yaptığım bütün hatalar çok uzun zamandır benim en iyi öğretmenim olmuştur.”
HOŞGÖRÜ
“İnsanların en hayırlısı, en münsif olanıdır” buyurmuş Hz. Ali Efendimiz. Evet kalp ancak kalple satın alınabilir, fırtınaya karşı herkes penceresini kapatır. Gerek insanî ilişkilerde, gerek yönetim zinciri içinde amir-memur, işçi-işveren ilişkilerinde hoşgörüyü rehber edinenler kazandıkları bu Rabbanî vasıfla daima başarılı olmuşlardır.
Uhud Savaşında Rasûlullah Efendimiz (sav) ciddi yaralar almıştı. Ashab efendilerimiz, buna sebep olan müşriklere beddua etmesini Peygamberimizden istediklerinde Rasulullah (sav); “Ben lanet okuyucu olarak değil, insanları hak dine davet edici ve rahmet olarak gönderildim” buyurarak bizlere eşsiz bir hoşgörü dersi vermektedir.
Çelik sektörünün en başarılı yöneticilerinden biri olan Charles Schwab da, yakaladığı başarı çizgisinin püf noktasını şöyle vurguluyor: “İnsanlarda zevk ve heyecan uyandırabilme yeteneğimi en büyük özelliğim sayarım. Bir insanın en üstün yönünü ortaya çıkarabilmek; takdir etmek ve cesaret aşılamak yolu ile olur.
İnsanların çalışma zevkini hiçbir şey üstlerinden hor görme ve hoşgörüsüz davranış kadar söndüremez. Ben hiç kimseyi eleştirmem. Çalışmayı övmenin ve şevk vermenin değerine inananlardanım. Bu yüzden övmeye hazır, lakin eleştirmek hususunda çekingenim. Bir şeyi beğenince, bunu candan değerlendirir ve övmekte cömert davranırım.”
Hâlbuki orta kırat adamlar ise tam tersini yaparlar, oldukça hoşgörüsüzdürler. Bir işi beğenmeyince azarlar ve kıyameti koparırlar. Yapılan bir işi beğenince de seslerini hiç çıkarmazlar.
Evet, bazı satır başlarıyla okuyucularımıza başarıya giden yolda menfezler açmaya çalıştık. Toplumu yeniden inşa etmeye namzet günümüzün yeryüzü mirasçılarının, bu satır başlarından hisseler çıkartıp aksiyona dönüştürerek yıllardır boynu bükük yaşamış bu milleti, elde edecekleri büyük başarılarla güldürmeleri niyazı ile.
İbrahim REFİK
Kaynak: Sızıntı
Bir Başarı Hikâyesi
Nisan 24, 2012
Heyecanlıydı. Bir o kadar da huzurlu. Biraz sonra üzerine titrediği, üç yıldır beyninin ve yüreğinin içindekileri harmanlayıp, bir süt gibi içirdiği öğrencisi, İrespublika Olimpiyatları’nda kazandığı birincilik ödülünü almak için sahneye çağrılacaktı.
Hislendi. Gözleri buğulandı. Renkler, şekiller flulaştı, birbirine karıştı. Daldı…
Çiçeği burnunda hanımıyla beraber havaalanındaki heyecanlarını hatırladı. Daha evleneli bir hafta olmuştu. İlk defa uçağa bineceklerdi. Birazcık korkuyorlardı işin doğrusu. Ayağı yere basmıyordu ki meretin. Uçak âdeta ideallerinin mukaddesliğine denk bir yüksekliğe kanatlanmıştı. Bu yüceliğin gönderinde birbirlerine söz vermişlerdi. Birbirlerine olan sevgileri gibi, buraya geliş gayelerini de aynı aziz duygularla sevecekler, Anadolu’yu ve Anadolu insanını sevdirmek için yaşayacaklardı.
Ne de olsa gurbetti… Dil bilmiyor, çevreyi tanımıyorlardı. Etütler, öğretmen toplantıları derken haftanın üç-dört günü eve çok geç gelmek zorunda kalıyordu. Eşi, insanı saniye saniye sokan yalnızlık nöbetlerine, yüreğini Anadolulaştırarak tahammül ediyordu.
Türkiye’nin batısından, Kazakistan’ın Kostanayi’sine; insanın metabolizmasını tepetaklak edecek bir iklime gelmişlerdi… Çok soğuktu. Çok kar yağıyordu. Dışarı çıkamadıkları günler oluyordu. Bazen aradıkları şeyi bulamıyorlar, aradıkları şey ortaya çıktığında, ceplerindeki şey ortadan kayboluyordu.
Kendilerinden bir parça kabul etmişlerdi bu sıkıntıları. Hâllerinden hiç şikâyetçi olmamışlardı. Bu sıkıntılarla sarmaş-dolaş, herşeylerini ellerinden geldiğince öğrencilerine vermeye çalışmışlardı. Çünkü onlar Kazakistan’ın geleceğiydi. Çünkü onlar Kazakistan idi. İhmalin ve kusurun faturasını yarın Kazakistan ödemek zorunda kalırdı. Bu, atayurda vefasızlık, Anadolu’ya ihanet olmaz mıydı?
İki senedir memlekete gitmemiş, gidememişlerdi. Birinde okulun iremontui için kalmışlardı. Diğerinde ise Aybike’leri katılacaktı aralarına. Anasız-babasız, kaç bayram geçmişti aradan, unutmuşlardı neredeyse…
Hislerine hâkim olamadı. Yanaklarında bahar yağmurları vardı şimdi. Olacaktı ya… Dün Aybike’sinin yaş günüydü, bugün de evlilik yıl dönümleri… Bu program için bir haftadır dışarıda olduğundan ne bir çikolata alıp çocuğunun yanaklarına öpücük kondurabilmiş, ne de hanımına bir demet çiçek verebilmişti…
Düşüncelerinden, öğrencisi Almas anons edilince sıyrıldı. Alkışlar öğrencisi içindi. Öğrencisinden sonra sahneye başkanı çağrıldı. Bir alkış da onun için koptu. Başkanı konuştu, alkışlandı… Alkışlandı, konuştu. Sonra başkanı, armağanını verdi öğrencisinin. Bir daha alkışlandılar. En fazla o iftihar ediyor, o alkışlıyordu.
Ama hiç kimse, onun dün biricik kızının birinci yaş günü, bugün de evliliğinin beşinci yıl dönümü olduğunu bilmedi…
Onun ise sevinç ve hüzün gözyaşları birbirine karıştı.
Kimbilir belki kendisi de farkında değildi ama, onun ve onun gibilerin gözyaşları aydınlık bir geleceğe bengisu oluyordu.
Ali TOKUL
Kaynak: Sızıntı
10 Soruda Sen Kimsin?
Nisan 16, 2012
Başlığı okur okumaz yazıya göz attığınıza kalıbımı basarım. Çünkü kendini tanıma isteği, bütün insanların merak ettiği ve her insanda görülen bir olgu. İnsandaki bu merak kendisiyle ilgili bilmediklerini öğrenme dürtüsünden ileri gelir. Bu heyecanlı bir süreçtir aslında. Korkuyla karışık bir merak duygusudur.
Etrafınızda kendini tanımak isteyip bunalıma giren pek çok kişi vardır eminim. Kendisini Kadir İnanır gibi mangal yürekli zannederken, Kemal Sunal gibi komik bir adam olduğu sonucuna erişenler acaba kendilerini nasıl hissediyorlardır? Lost dizisinin hangi karakterisiniz diye ankete katılan mümin adam, ayyaş, kadın düşkünü doktor Jack olduğunu öğrenince “Ben de bir yamuk taraf var zaten biliyordum” deyip yaşam biçimini değiştiriyor mudur? İnsanlar internet üzerinden, gazete köşelerinden buldukları kişilik testlerini çözmekten kim olduğunu unutmak üzere. Kendini tanımak isteyen insanlar çoğu zaman bu amaçla hazırlanmış olan anket ve ölçeklere başvurmakta. Bu tür anket ve ölçekle yararlı bilgiler verebilecek olmalarına karşın tek başlarına belirleyici olmazlar. Özellikle gazetelerin pazar eklerinde ki Sevgiliniz “sizi ne kadar seviyor?”, “Annenize ne kadar bağlısınız?”, “Babanızdan ne kadar uzaksınız?”, “Eşiniz sizi aldatıyor mu?” gibi anketleri çözerek annenize, babanıza küsmeniz, eşinizi boşamanız gerekmez.
Eğer siz bir şehir olsaydınız neresi olurdunuz? Hiç düşündünüz mü? Ben baktım, soruları cevapladım. İstanbul çıktı. Ben şehir olsaymışım İstanbul olurmuşum. Daha neler var neler. Mesela “Bakalım hangi tahtanız eksik?”, “Siz futboldan ne anlarsınız?”, “Hangi aşk romanı yazarısınız?” gibi daha onlarca sizi size anlatan 10 sorudan oluşan sorularla kendinizi tanıyorsunuz. Tabii bütün bunlar kim olduğunuzla ilgili küçük ipuçları verebilir. Ama, testlerin birbiriyle olan tutarsızlığı kendinizi kaybetmenize neden olabilir.
Günlük burçları takip ettiğinizde kendiniz hakkında öğrendiklerinizle bu testler sonucunda elde ettiğiniz bilgiler aynı düzeyde bilimsel olmayan verilerdir. Bunun en büyük ispatı gazete ve dergiler için testler hazırlayan Dr. Nilgün Gedikoğlu’nun söyledikleri. Nilgün Gedikoğlu diyor ki; “10 yıldan fazla süredir hazırladığım testlerde, aldığım psikiyatri eğitiminden yararlanıyorum. Sonucun doğruya en yakın çıkması için bir formül geliştirdim. “Bir test çözdüm ve artık kendimi tanıyorum”, olsa olsa bir şaka cümlesi olabilir. Test çözdüğü için hayatı değişen kimseye pek rastlanmamıştır. Ama eğer test, psikiyatri bilgisi olmayanlarca hazırlanmışsa sonuç yanlış yönlendirici olabilir.”
Kendini tanıma aslında sanıldığından zordur. İnsanın kendi davranışlarını objektif bir şekilde gözlemlemesini, yorumlamasını ve yorumlarının doğruluğunu hayattaki deneyimleriyle sınamasını, karşılaşacakları ile cesurca yüzleşebilmesini ve yaşadığı duygulara katlanabilmesini gerektirir. İnsan kendini tanıma sürecinde zaman zaman başkalarının değerlendirmelerini almalı ve bunları objektif bir şekilde değerlendirmelidir. Ayrıca diğer insanlar üzerinde bıraktığı etkileri de takip etmesi kendisi hakkında bilgiler verir. Ben kimim ufkunun bayrak direğini bulmak oldukça zor. Bu zor yolculuk için cesaret gösterenler ve emek harcayanların ödülü daha nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurmaktır. Nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurabilmesi, insanın kendisini ve diğer insanları tanıması ile mümkün olabilir.
O kadar laf ettik, siz de okudunuz. Bari bir “10 soruda sen kimsin?” testi yapmadan sizi göndermeyeyim. Yalnız sonuçlar hakkında “bu kadar olur kardeşim, işte ben buyum” deseniz bile bu sadece bir ipucu, unutmayın. Soruları çözerken ne kadar ilginç oldukları da gözünüzden kaçmayacaktır eminim.
***
1. Kendinizi ne zaman en iyi hissedersiniz?
(a) Sabahları
(b) Öğlenden sonra ve akşama doğru
(c) Gecenin ilerleyen saatlerinde
2. Nasıl yürürsünüz?
(a) Hızlı ve uzun adımlarla
(b) Hızlı ve kısa adımlarla
(c) Normalden yavaş ve etrafa bakınarak
(d) Yavaş ve başı eğik
(e) Çok yavaş
3. İnsanlarla konuşurken…
(a) Kollarımı göğsümde katlamış olarak dururum
(b) Ellerimi sıkarım
(c) Bir veya iki elimi belime koyarım
(d) Konuştuğum insanlara dokunur veya ittiririm
(e) Kulağımla oynar, çeneme dokunur veya saçımı düzeltirim
4. Dinlenirken nasıl oturursunuz?
(a) Dizler katlanmış ve bacaklar birbirine bitişik olarak
(b) Bacaklar çaprazlanmış olarak
(c) Bacaklarımı uzatarak
(d) Bir bacağımı altıma katlayarak
5. Çok hoşunuza giden bir şey olduğunda ne yaparsınız?
(a) Büyük bir kahkaha atarım
(b) Gülerim ama fazla sesli değil
(c) Bir kerelik gülerim
(d) Sessizce gülümserim
6. Bir sosyal etkinliğe katıldığınızda…
(a) Herkes sizi fark edecek şekilde gürültülü bir giriş mi yaparsınız?
(b) Sessiz bir giriş yapıp etrafınızda tanıdığınız birilerine mi bakınırsınız?
(c) Çok sessizce girip kimsenin sizi fark etmemesine mi gayret edersiniz?
7. Çok zor bir işe dikkatinizi vermişken rahatsız ediliyorsunuz. Ne yaparsınız?
(a) Bölünmeyi memnuniyetle karşılarım
(b) Aşırı derecede rahatsız olurum
(c) Belli olmaz. Bu iki uç arasında değişken davranışlar gösteririm
8. En çok hangi rengi seversiniz?
(a) Kırmızı veya portakal rengi
(b) Siyah
(c) Sarı veya mavi
(d) Yeşil
(e) Koyu mavi veya mor
(f) Beyaz
(g) Kahverengi veya gri
9. Yatakta uyumadan önceki birkaç dakikada…
(a) Sırt üstü yatıp uzanırsınız
(b) Karnınızın üstüne yatıp uzanırsınız
(c) Hafif kıvrılmış olarak yan tarafınıza yatarsınız
(d) Başınızı bir kolunuzun üzerine koyarsınız
(e) Başınızı yorganın altına kapatırsınız
10. Rüyanızda genellikle…
(a) Düşersiniz
(b) Kavga eder veya tartışırsınız
(c) Birilerini veya bir şeyler ararsınız
(d) Uçar veya yüzersiniz
(e) Genelde rüya görmezsiniz
(f) Rüyalarınız daima hoştur
İŞTE SONUÇLAR CEVABINIZIN KARŞISINA GELEN PUANLARI TOPLAYIN
A B C D E F G
31 – 40 PUAN:
İnsanlar sizi mantıklı, ihtiyatlı, dikkatli ve pratik birisi olarak görürler. Sizi zeki, yetenekli ve hünerli ama alçak gönüllü olarak tanırlar. Çok hızlı arkadaşlık kurmayan, ama arkadaşlarına karşı çok sadık olan ve onlardan da aynı şeyi bekleyen birisiniz.
41 – 50 PUAN:
İnsanlar sizi taze, canlı, çekici, eğlendirici, pratik ve daima ilginç birisi olarak görürler; her zaman ilgi odağı olan ama çok aşırıya kaçmayacak kadar da dengeli birisi.. İnsanlar sizi ayrıca iyiliksever, düşünceli, anlayışlı ve kendilerini neşelendiren ve rahatlatan birisi olarak tanırlar.
51 – 60 PUAN:
İnsanlar sizi heyecan verici, havai, düşüncesiz yapıda, doğal liderlik özellikleri olan, her zaman doğru olmasa da hızlı karar veren birisi olarak tanırlar. Seni cesur, maceraperest birisi olarak tanırlar; her şeyi bir kez denemek isteyen, macera yaşamak için fırsatları kaçırmayan birisi.. Yaydığınız heyecandan dolayı insanlar sizinle aynı iş yerinde yaşamaktan zevk alırlar.
60 PUAN VE ÜZERİ:
İnsanlar sana kırılgan bir eşya muamelesi yapıyorlar. Kibirli, bencil ve aşırı baskın birisi olarak görülüyorsun. İnsanlar size hayranlık duyup sizin gibi olmak isteyebilirler ama size her zaman güvenmezler ve sizinle çok yakın ilişkide olmaktan kaçınırlar.
TOPLAM: ……………. ?
Ahmet Şahin Akbulut
Kaynak: Genç Dergi
Başarının Zirvesindekiler ve Yalnızlık!
Nisan 15, 2012
Hayatta başarılı olmak ister misiniz?” sorusuna herkes istisnasız “Kim istemez!” cevabını verir. Doktor, avukat, futbolcu, sanatçı veya zengin bir işadamı olmak için birçok kişi hiç durmadan çalışır. Okulda en iyi notları almak, iyi bir diplomayla mezun olmak, imtihanlarda dereceye girmek, iki üç yabancı dili iyi seviyede öğrenmek, bir daireye müdür veya yıldız bir futbolcu olmak, birkurum veya üniversitede kariyer yapmak, kişinin başarı hanesine yazılabilecek misâllerden sadece birkaçıdır.
Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!
(Bu yazıyı sesli dinleyebilirsiniz. Yukarıda ki player (başlat) tuşuna tıklamanız yeterli. )

Mutlu bir hayat sürmek için sadece meslekî başarı yeterli midir? Veya hayatta başarılı olmaktan maksat nedir? Hemen belirtelim ki, mesleğinde başarılı olmakla, hayatı (bütün yönleriyle) başarmak aynı şeyler değildir. Aslında burada çok farklı olmalarına rağmen, birbirine karıştırılan iki perspektif sözkonusudur. Zîrâ iş hayatında başarılı olan birçok insanın hayatın diğer sahalarında başarılı olamadığı görülür. Etrafımıza veya medyaya göz attığımızda bunun birçok misâline şahit oluruz: zengin ama mutsuz.. maddî her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânlara sahip ama cinnet geçiren.. okuldaki bütün dersleri pekiyi ama, bencil ve büyüklerine karşı saygısız.. başarılı politikacı ama eşini aldatan.. mesleğinde ve kariyerinde çok başarılı ama, mutlu bir yuva kurma veya devam ettirme konusunda başarısız.. profesör ama çocuklarıyla kavgalı…
Günümüz toplumlarında yaldızlı dış görünüşe, zenginliğe, lükse, her şeyin yolunda gittiğini lanse eden haberlere aldanılmamalıdır. Pozitivizmi ve maddeciliği esas alan Batı medeniyetinin insanlara ve toplumlara mutlu ve huzurlu bir hayat sunmada başarılı olduğu söylenemez. Eğer başarılı olsaydı, Batılı modern toplumlarda boşanmalar, kötü alışkanlıklar, uyuşturucu bağımlılığı, davranış bozuklukları ve daha nice sosyal problem bu kadar çok görülmezdi. Dünyaca ünlü genç bir İngiliz pop şarkıcısının evinde ölü bulunması münasebetiyle, birçok starın hayatını araştıran bir Alman dergisinin, başarının zirvesindekilerle alâkalı kapağına taşıdığı şu üç tespit önemlidir: Yalnızlık, depresyon ve alkol.
Başarılarıyla ün salan ama hayatı başaramayan insanları her sahada görebiliriz. Günümüzde bütün toplumlar, mesleğinin zirvesine çıkan fakat hayatı başaramayan, mutsuz insanların trajik hikâyeleriyle doludur. Kendini sadece işine veren bu insanlar, yeterince sosyal bir çevre edinememekte; hayatı yalnız, yapayalnız yaşamak mecburiyetinde kalmaktadır. Beşerî ve kültürel açılardan oldukça güdük bir hayat süren bu kişiler, ileride telâfisi imkânsız problemler yaşarlar.
Acaba bu insanlar, hayatı bütün yönleriyle başarmaktan neden acizdir? Çünkü meslekî başarının ve hayatı başarmanın kriterleri birbirinden çok farklıdır. Hayatta başarılı olmanın olmazsa olmaz şartlarından biri, değerler ekseninde kendisiyle, çevresiyle ve Yaratıcı’sıyla barışık yaşamaktır. Bu değerlerden bazıları şunlardır: şahsiyetli, karakterli, güvenilir, sabırlı ve kanaatkâr olmak; anne-babaya ve yaşlılara hürmet etmek; hayâ, iffet, inanç, azim sahibi ve vefalı olmak; sözünde durmak, insanları arkasından çekiştirmemek, varlığı Yaradan’dan ötürü sevmek, öldükten sonra hesap verme duygusuyla yaşamak… Bazı insanların bu değerlere sahip olmadan sadece mesleğinde, kariyerinde başarılı olmakla, her şeyi hâllettiklerini sandıklarına ve dolayısıyla yanıldıklarına şahit oluruz. Eşlerden biri avukat, diğeri sosyal bilimci olmasına rağmen, sözkonusu kişiler evliliklerinin üzerinden bir yıl geçmeden boşanıverirler. Bir ânlık nefsanî duygunun tesiriyle âşık olduğunu zannettiği birine kaçan mesleğinde başarılı bir genç kız, üç ay geçmeden annesinin evine geri dönüverir. Sadece nefsanî duygularla hareket edildiğinde, yakınların bu konudaki düşüncelerine değer verilmediğinde, karşılıklı saygı ve sevgi içinde adım atılmadığında, daha doğrusu hayatı başaracak temel ahlâkî donanıma sahip olunmadığında böylesi düş kırıklıkları kaçınılmaz olur.
Son otuz yılda başarılı olma üzerine sayısız yayın yapılmıştır; ancak başarılı gençleri bekleyen tehlikeler, her nedense hep gözardı edilmiştir. Öyle ki, meslekî başarıyı her şeyin üzerinde tutan, hattâ putlaştıran bir toplumda yaşar hâle geldik. Başarı âdeta küçük yaşlardan itibaren ulaşılması gereken bir ‘kızıl elma’ gibi algılanmaktadır. Talebeler sanki ikiye bölünmüş durumdadır; başarılı-başarısız; kazanan-kaybeden. Ailelerin ise enerjilerinin büyük bir bölümünü, okul başarısını önceleyerek harcadıkları ve çocuklarını hayata hazırlama noktasında zayıf kaldıkları görülmektedir. Gerçekten okul başarısı her şey midir? Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri Dokuzuncu Mektup’ta bize şu mealde bir bakış açısı sunar: Şu dünya hayatında en mutlu insan odur ki, dünyayı bir misafirhâne olarak görüp ona göre hareket etsin. (…) Dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Ahirete yönelik işler ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir. İnsanın yaratılışındaki şiddetli merak, güçlü muhabbet, dehşetli hırs, inatlı talep ve bunun gibi şiddetli duygular, ahiret hayatını kazanmak için verilmiştir. O hisleri şiddetli bir surette, geçici, dünyevî işler için kullanmak, o uğurda tüketmek, fânî ve kırılacak şişelere, ebedî elmas fiyatlarını vermek demektir.
Dünya ve ahiret hayatına yönelik hedeflere ulaşmak için çok mühim bir binek olan başarı, dinin de emridir; zîrâ “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Sûresi, 39). Ancak başarı bazılarına göre sadece kariyer ve para; bazılarına göre ise, daha onurlu bir hayat yaşamak, dünya ve ahiret saadetine giden yoldaki engelleri aşmaktır. Yanlış olan; büyüklerine, çevresine saygıyı kaybettirecek ve kendi benliğini putlaştıracak, bencilliğini pekiştirecek kadar meslekî başarıyı kutsal görmektir. Neticede meslekî başarı, kırılmaya mahkûm bir şişe iken, onu elmas hâline getirmek (uhrevîliğe dönüştürmek), bizim elimizdedir. Bunun anahtarı da, ‘Niçin başarılı olmam gerekir ve başarıyı hangi gaye için kullanacağım?’ sorularında saklıdır. Eğer kişi sadece kendi için, çok para kazanma hedefiyle başarı arkasında koşuyorsa, bu başarı kısıtlı ve geçici olduğundan insanı mutlu etmeye yetmez. Böyle bir insan, okul derslerinde veya mesleğinde başarılı, ama her fırsatta bencilliğini vurgulayan, belki farkında bile olmadan egosunu şişiren, kibrinden yanına yaklaşılmayan ve insanlar tarafından sevilmeyen birine dönüşür. Zîrâ insan, kendisine verilen kabiliyetleri, eğer nefis ve dünya hesabına kullanırsa ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilâne davranırsa kazancı; kötü ahlâk, israf ve faydasız işler olur. Fakat başarı, potansiyel insandan kâmil insan olmaya geçişte bir atlama taşı olarak kullanılıyorsa, daha derin bir mânâ ifade eder. Bu yüzden başarı, “cüz’î iradeyle, küllî iradenin birbiriyle birleşmesi, denk düşmesi” diye tarif edilmiştir.
Şüphesiz en akıllıca yol, hayatı başararak, mesleğinde ve kariyerinde başarılı olmaktır. Hayatı başarmanın yolu ise, ancak aile içi eğitimle ve çağın problemleriyle yüzleşerek ortaya konan eğitim sistemiyle inşa edilebilir. İstikamet üzere yaşamanın en kestirme yolu, başarıyı uhrevî bir amele dönüştürmektir. Aksi hâlde genç insanların, başarılı olmaya teşvik edildikleri kadar, insan-ı kâmil olmaya da teşvik edilmedikçe, içine düştükleri hedonizm (hazcılık, hayatın tadını ve lezzetini çıkarmayı bir hayat felsefesi hâline getirme) ve narsizm (ben sevicilik, kendisini aşırı derecede sevme, yüceltme ve diğer bütün insanları aşağılama, küçük görme) bataklığından kurtulmaları zordur. Bu tür insanlarda başarının narsizmi, narsizmin de olumsuz davranışları tetiklediği bir kısır döngü oluşur. Bu yüzden başarı ve kariyer müptelâsı hâline gelen insanlar, sosyal hayatta ve insanlar arası münasebetlerde de sanıldığının aksine pek başarılı olamaz. Hâlbuki okul başarısı ve meslekî başarı, daha yüce ideallere ulaşma için kullanıldığında, İlâhî lütuflar artar, dünya ve ahiret saadetine vesile olur. Bu perspektiften bakıldığında Müslüman, çalışkan ve başarılı olmak mecburiyetindedir.
Fethullah Gülen Hocaefendi’ye göre; “İnsan Cenâb-ı Hakk’a güvenir, sa’ye sarılır, hikmete râm olur, kendi vazifesini eda ederse ve elde ettiği başarıları bir şükür vesilesi olarak değerlendirirse, kendine güvenenlerin çok ötesinde bir performans gösterir; çok büyük başarılara ulaşabilir. Fakat her başarı, onu bir kere daha yeni bir şükür koridoruna sürükler; enaniyet ve bencillik bataklığına düşmekten muhafaza eder.” Bu düşünce ufkuna ulaşmak, madde ve bedenin hayat seviyesinden sıyrılıp, kalb ve ruhun hayat seviyesine yükselmeyle mümkündür.
Özetleyecek olursak; gençleri başarılı olmaya motive ederken, onların yüzünü hayırlı şeylere çevirmek, eğer yanlış zeminde bulunuyorlarsa mecrâlarını değiştirmek son derece mühimdir. Çünkü sadece kariyer ve maddî birtakım beklentiler uğruna verilen onca mücadele neticesinde insanın kazancı kocaman bir “hiç” olabilir. Zîrâ geriye dönülüp bakıldığında, sadece Allah’ın rızasına dönük başarıların elmas kıymetinde, diğerlerinin ise bir hiç hükmünde olduğu görülür.
Muhammet MERTEK
mmertek@sizinti.com.tr
Kaynak: Sızıntı Dergisi
Yusuf Özkan Özburun – “İlet-İşim-Siz-Siniz”
Nisan 13, 2012

İletişimi Engelleyen Faktörler
1. ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM GETİRMEK, YÖNLENDİRMEK:
2. YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, AD TAKMAK:
3. SORU SORMAK, ARAŞTIRMAK, İNCELEMEK:
4. TEŞHİS, TANI KOYMAK, TAHLİL ETMEK:
5. TESELLİ ETMEK, KONUYU DEĞİŞTİRMEK:
Muhammed Bozdağ: Mutsuzluğu aşmak için manevi zevk
Nisan 13, 2012
1.Viyana Kitap Fuarı vesilesiyle okurlarıyla buluşan Yazar Muhammed Bozdağ, gazetemizin sorularını içtenlikle cevaplandırdı. Bozdağ’a göre mutsuzluk hastalığının günden güne yayılmasının nedeni dünyevi ihtirasların manevi güzelliklerin üstünü örtmesi: ‘’Ben insanın sonsuzluk için yaratıldığını fark ettiğim andan itibaren sonsuzluğa kendimi hazırlamaya başladım. İmtihan için geldiğimiz dünyada hayatın güzel ve olumlu taraflarına odaklandığımız zaman, heyecanımızın, enerjimizin, coşkumuzun ve çalışkanlığımızın arttığını fark ettim. “
“İnsanlık son 50-60 yılda çok büyük bir vefasızlığa girdiği için bütün batı kültüründe yetişmiş insanlar büyük bir mutsuzluk sarmalına bulaşmıştır ve bu bunalım giderek artacaktır, bu bunalımdan kurtulmanın tek çaresi manevi zevklerin yeniden keşfedilmesidir.’’
Yeni Hareket: Muhammed Bozdağ’ı nasıl anlatırsınız? 
Muhammed Bozdağ: 1967 yılında Trabzon doğumluyum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çalışıyorum, yasama uzmanlığı kariyerinden geliyorum. 3 çocuk babasıyım. Kişisel gelişim uzmanıyım. Yazar, araştırmacı, televizyoncuyum. Üç vakfın kuruluşunda görev aldım. Akademik olarak doktora yaptım. Kitaplarımın satış rakamı bir milyona ulaştı.
Yeni Hareket:Birçok insan sizin kitaplarınızla tanışınca hayatlarında birçok şey değişiyor. Pozitif düşünce ile tanıştıktan sonra sizin hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu? Ve bu konuda kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?
Muhammed Bozdağ: Ben insanın sonsuzluk için yaratıldığını fark ettiğim andan itibaren sonsuzluğa kendimi hazırlamaya başladım. İmtihan için geldiğimiz dünyada hayatın güzel ve olumlu taraflarına odaklandığımız zaman, heyecanımızın, enerjimizin, coşkumuzun ve çalışkanlığımızın arttığını fark ettim. Çocukluğumda yaşadığım zorluklar benim için bir kamçı oldu ve eseflenmeyi bir tarafa bırakıp azimle çalışınca zekâmın geliştiğini önümdeki engellerin adım adım kalkabildiğini, çeşitli işler yapabildiğimi, eserler üretebildiğimi, mutlu olabildiğimi, sevebildiğimi ve sevilebildiğimi gördüm. Geçmişim ayakkabısı dahi olmayan fakir bir köylü çocuğu iken bugün dünya çapında birçok değerli insanla muhatap oluyorum, kitaplarım Türkçenin dışındaki dillere de çevriliyor ve ben Allah’a güvenimi korur, bu dünyada imtihanda olduğumu unutmaz çalışırsam gelişimin devam edeceğine de inanıyorum. Kim aynı bakış açısına sahip olursa bulunduğu sınırlardan kurtulur, Allah’ın izniyle hayatı gelişir, başarıdan başarıya koşar.
Yeni Hareket: İnsanlar genellikle olumsuz düşündükleri için her şeye pozitif bakabilmeyi hayalcilik olarak görüyorlar. Siz de bu tip tepkilerle karşılaşıyor musunuz?
Muhammed Bozdağ: Herkes hayaline göre bir hayat yaşar. Bütün üzüntülerimiz, bütün sevinçlerimiz hayalimize göre anlam kazanır. Dışımızda gelişen olaylar iyi veya kötü değildir. Biz hayalimizde bu olaylara iyi anlam verirsek iyi algılarız, kötü anlam verirsek kötü algılarız. Aslında çevreyi olumlu görenleri suçlayanlar da hayalci, onlar da çevreyi kendi hayalleriyle olumsuz görüyorlar. Ama biz sadece çevredeki olumsuzluklara zihnimizi odaklarsak güzellikleri kaçırırız. Bir bahar bahçesine gittiğimiz zaman orada kelebekler, çiçekler olduğu gibi böcek ölüleri de var, çürümüş yapraklar da var. Ama siz çevrenizdeki güzelliklere odaklanabilirseniz, ayrıca kötü gördüklerinizin olumlu yönlerini de keşfedebilirseniz o zaman o olumlu hayal sizi heyecana, coşkuya, başarıya götürür.
Eğer bu hayatı öyle ya da böyle yaşayacaksanız bunun olumlu veya olumsuz olması sizin tercihinizdir. Eğer geçmiş deneyimleriniz sizi olumsuz düşünmeye alıştırdıysa zinciri bir yerde kırın, beyninizin alışkanlıklarını yeniden yapılandırın ve hayatın güzel taraflarını düşünmeye başlayın. Zindanda bile olsanız eğer Allah’a tutunduysanız siz cennete hazırlanıyorsunuz. Hayalinizi olumlu imgelerle doldurun, şükredin, çünkü en büyük mutluluk vesilesi şükürdür. O zaman siz mutlu ve başarılı olacaksınız. Çevrenizdeki insanlar size hayalci diyebilirler. Bu önemli değil, çünkü hayatı çevrenizdeki insanlar için yaşamıyorsunuz, kendiniz için yaşıyorsunuz. Hayalcilik bile olsa sonucu mutlu olmak olduğu için doğru düşünmeye, olumlu düşünmeye, hayatın güzelliklerine odaklanmak doğru bir tercihtir.
Yeni Hareket:Günümüz gençliğinde, özellikle içinde yaşadığımız Avrupa toplumunda, hayat genellikle bir stres durumundan yola çıkılarak yaşanıyor. Maddi imkansızlık konusunda bu insanların çok fazla sıkıntıları yok. Ama yine de yoğun bir stres hali var. Bu soruna sizin tezleriniz bağlamında nasıl çözümler sunabilirsiniz?
Muhammed Bozdağ: Şimdi çok önemli bir şey söyleyeceğim. Bu sorun pozitif düşünce başlığı altında yüzeysel bir şekilde çözülemez. Bu kavramın altını doldurmanız gerekir. Bu bağlamda soracağınız en önemli soru şu: ‘Hayatın anlamı nedir?’ Hayatın anlamını bulamazsanız her şeyi kaybedersiniz. Avrupa toplumu hayatın anlamını kaybetti.
Maddeciler, evrimciler insanlığın rastgele doğduğunu ve ölümle birlikte çürüyüp yok olacağını düşünüyor. Hayata bu şekilde bakan insanların dünyası gençlik döneminde alabildiğince zevk, ama arkasından adım adım bencillik, yalnızlık, ırkçılık, terk edilmişlik, mutsuzluktur. Batı dünyası maddeciliğini artırdıkça bunları yaşayacak, gençlik dönemindeki sınır tanımayan bu zevkler de belli bir yaştan sonra bir işe yaramayacak, bunalımlı bir yaşlılık, korkutucu bir ölüm ve ölümden sonra ebedi bir kahır bu bakış açısına inanan insanların sonu olacaktır.
Ama biz sonsuzluğa inanan insanlar olduğumuz için, şefkati ve kudreti sonsuz bir yaratıcının biz, – burası çok önemli – elest meclisinden ana rahmine ve dünyaya, oradan kabir ve berzah hayatına, kıyamete, hesap gününe ve sırattan cennete taşıyacağına inanan insanlar olduğumuz için bu kısacık hayatla yetinmiyoruz. Biz sonsuzluğa talip olduğumuzdan bu dünyada zorluklara sabrediyoruz, nefsimizi meşru zevkler dairesinde tutuyoruz, hayatımızdaki bütün güzel değerler nedeniyle şükrediyoruz, bütün iyiliklere iyilikle karşılık vererek vefamızı gösteriyoruz ve bu şekilde mutlu oluyoruz. İnsanlık son 50-60 yılda çok büyük bir vefasızlığa girdiği için bütün batı kültüründe yetişmiş insanlar büyük bir mutsuzluk sarmalına bulaşmıştır ve bu bunalım giderek artacaktır, bu bunalımdan kurtulmanın tek çaresi manevi zevklerin yeniden keşfedilmesidir.
Siz kendinizi çevrenin şatafatına kanıp kaptırırsanız, binaların alışveriş merkezlerinin albenisine kaptırıp hayatın gerçeklerini bunlar zannederseniz sizin sonunuz mutsuzluk ve bunalım olacak, kimse de sizi oradan kurtaramayacaktır. Ama siz azınlıkta kalmayı bile göze alarak, yapayalnız kalmayı bile göze alarak manevi hayata tutunursanız içiniz güneş gibi sıcak olacak, gençliğiniz de, yaşlılığınız da mutlu geçecek ve ebedi hayatınızı da kurtaracaksınız.
Yeni Hareket:Son kitabınız ‘Sonsuzluğa Yolculuk’ diğer kitaplardan biraz daha farklı. Bunu yazmanızın sebebi nedir?
Muhammed Bozdağ: İnsanlığın başlangıçta televizyon ve arkasından internet aracılığı ile bizim Müslümanların da dahil oldukları bir akım içerisinde aşırı dünyevileştiğini gördüm. Bu aşırı dünyevileşme bütün bunalımların temelidir. Bizim manevi değerlerimizden, ahlakımızdan, imanımızdan, edebimizden, sevgimizden, saygımızdan, olumluğumuzdan, aile sadakatimizden sapmamıza, şeytanın eline düşmemize sebep olan en büyük tehlikedir. Sonsuzluk Yolculuğu kitabı ile bizim dinimizin bize anlattığı görüşü tek bir kitapta bütün aşamalarıyla ve bu zamanın gençliğinin anlayacağı bir üslupla anlatmak ve bu inancı pekiştirmek istedim. İnsanlığın evrimle değil yaradılışa bu dünyaya geldiğinin anlatıldığı birinci bölümden sonra, bu dünyada ne yapmamız gerektiği ve ölümden sonraki alem anlatılıyor. Bu evreleri hem duygusal olarak yaşayabileceğimiz, hem de kavrayabileceğimiz bir üslupla anlatmaya çalıştım.
Yeni Hareket:Röportaj için teşekkür ediyoruz.
Röportaj: Şengül Gökmen ve Seyfullah İlyas
M.Bozdağ İle Röportaj
Ocak 15, 2010
M.Bozdağ: Batı maddeye odaklandı manayı kaybetti
1- Bilim ve teknolojideki baş döndüren gelişmeyi de göz önüne alırsak, ‘beşikten mezara kadar ilim öğreniniz’ sözünü nasıl algılamalıyız? Günümüzde ilim öğrenmek nasıl olur?
Hayatınızı dua ve çaba kanatlarıyla yükselen uçağa benzetin. Enerjiniz ilimdir. İlerlemezseniz havada duramaz, çakılırsınız. Sürekli öğrenip gelişmeyen fidan büyüyen yaban otlarının ayakları altında ezilip yok olur. Bildiklerinizle yetinirseniz, çok geçmez gerilerde kalırsınız. Ayrıca mal makam gelir geçer ama ilminiz sonsuza kadar sizinle gelir. Biz ilmi Allah’ı tanımak, O’nun emrettiği yüksek ahlaka ve yeryüzü huzuruna hizmet etme amacıyla edinmek istiyoruz.
Allah Kuran’ı oku emriyle başlattı ve bizi defalarca düşünmeye, irdelemeye, araştırmaya, gözlemlemeye, yani öğrenmeye çağırdı. Dinimize göre insanlar arasındaki alim, ölüler arasındaki diri gibidir. Nitekim biliyoruz ki bugün en önemli güç aracı bilgidir. Kim yeni, sıra dışı, işe yarar bilgilere sahipse dünya onun çevresine yöneliyor. Dünyanın en güçlü, en zengin, en etkili milletleri eğitimli toplumların omuzlarında yeşeriyor.
Yeni keşiflerin, bilgilerin dünyanın her yanından çağlayanlar halinde fışkırdığı bir çağdayız. Değerlerinizin gücünü ortaya koymanızın tek yolu bilgiye dayalı çalışmanızdır. Bu yolda insanlığa hizmet etmek isterseniz, önce kendi hayat görevinizi tek cümlede özetlersiniz. Neden yaşadığınızı belirlersiniz. Bu göreve uygun kitapları listeler ve hemen bugün okumaya, özetleme, özümsemeye başlarsınız. Deneyimli kimseleri dinler, eğitimlere katılır, çevresini gözlemlersiniz. Faydasız meşguliyetlerle ömrünüzden çaldırmazsınız. Gereksizleri ayıkladığınız sürece her günü mükemmel yaşarsınız.
2- “Bir işten boş kaldın mı hemen diğer işe giriş.” (Kur’an: İnşirah, 7-8)” ayeti kerimesi üzerine “Başarının sırrını açıklayan ayet!” başlıklı bir yazınızı okumuştum. Bu ayeti kerimede ki “…hemen diğer işe giriş” kısmını ‘genç yetenekler’ için günümüz şartlarını göz önüne alırsak biraz daha detaylandırabilir misiniz?
Altın ve elmas üreten bir fabrikayı bir saniye bile kapalı tutmak istemezsiniz. İnsan yeryüzündeki en muhteşem, en verimli ilahi sanat eseridir. Dualarıyla, iyi çabalarıyla cennet bahçelerine vesile olacak. Siz ve biz hepimiz kısacık dünyaya konamadan ahirete göçüyoruz. Bu yüzden her saniyesinde altından elmastan değerli hazineler üretebilecek bir hayat yaşayabiliriz. Bunun yolu iman, ahlak ve ibadet üçlüsüne tutunarak yeryüzünde Allah’ın amacının yayılmasına hizmet etmeye hayatını adamaktır. Bir anlamda yerlerin ve göklerin sahibinin gönüllü temsilcisi, elçisi, askeri, hizmetçisi olmaktır.
Tabii ki aralıksız çalışmak her sistemi çökertir. Âlemlerin Sahibi her şeyi her an değiştirirken aralara dinlenme boşlukları koyuyor. Gündüzün namaz aralıklarında, günün gecesinde, yazın kışında, hayatın ölümünde dinleniyorsunuz.
Aralıksız değil, yeterince dinlenerek ama karıncalar gibi ölümüne çalışmalısınız. Bir hayata binlerce veciz söz, mucizeler ve muhteşem bir Kur’an ile taçlanan inanılmaz bir hayat hikâyesi sığdıran Peygamberimiz (asm) azmin en ihtişamlı örneğidir.
Geçen yıl ÖSS sınavını ilk sıralarda kazanan gençlerden birine başarısının sırını sordum: “Namaz saatlerinde dinlenmeyi esas alarak çalışmamı planladım” cevabını verdi. Huzurun başarının, ilerlemenin bir sırrı hakkıyla dua, değer sırrı da hakkıyla çabadır. Duayla kaderden bir rol alır, çabayla da onu icra edersiniz. Çabasız başarı beklemeyin.
Gece yarısı bir arkadaşım bana ABD’den yazmıştı. “Şimdi kütüphanedeyim, burada öğrenciler ölümüne çalışıyor” demişti. Hastalık, kötülük, karamsarlık tembellikte; sağlık, huzur, gelişme, güç düzenli ve azimli çalışmadadır.
3- Antony Robbins seminerleri sonunda katılımcıları ateşin üzerinde yürütüyor ve bu insanların çıplak ayakları yanmıyor… Yanmayacağına inansak gerçekten ateş yakmaz mı bizi? ‘Ruhsal Zeka’ kitabının yazarı olarak siz bu konuda ne dersiniz?
Ruhsal Zeka’nın inanma gücü bölümünde, kaderin yolunuzu inancınız ölçüsünde desteklediğini yazdım. Şu var ki içtenlik ve inançtaki sır iyiliği de kötülüğü de güçlendirebilir. Ateşin yakması ise ilahi emre maddenin itaatidir. Ateşin yakmaması sadece Hz. İbrahim’e (asm) lütfedilen bir mucizedir. Robbins’in gösterisinde hipnotize olmuş insanlar kızgın közlere hızla basıp sıçrayarak geçebiliyor. Ayakları belki az acıyor; ama o ateşin içerisinde dururlarsa yanarlar tabii ki. Doğa yasaları bariyerini aşmak bizim gibi sıradan insanların karı değildir. Uçacağınıza inanıp pencereden atlarsanız yere çakılırsınız.
4- Dualarımız hayatımıza ne kadar etki yapıyor acaba? Ruhsal dünyamız maddi dünyamızı ne oranda etkiler?
İstemenin Esrarı kitabında açıklanan sır bu soruyla ilişkili. Hayattaki en büyük zaferleriniz içtenlikli dualarınız olacak. Kaderin zorunlu ve iradi boyutları içerisinde yaşarken sizin ilk gücünüz duanızdır. Dua ve isteklerinize göre kaderden size sunulan rolü, çabanızla yaşamaya çalışırsınız.
İyilik için fidan dikmek istemezseniz kaderinizde böyle bir iş olmaz. İsterseniz cennette bir karşılık alacağınız kesindir. Fakat istemekle yetinmez de, fidan diker ve sulamaya çalışırsanız, Allah size ömür ve fırsat verirse dünyanızda da sonucunuza ulaşırsınız.
Diğer yandan içiniz dışınızı hem etkiler ve hem de belirler. İçiniz maneviyatınız, ekilen tohumun genetik planı gibidir. İçinizde ne varsa hayat boyu dışınızda o yeşerir. Aynı bahar bahçesinde biri dertli, biri yalnız, biri garip, biri mutlu, biri heyecanlı, biri coşkuludur. Beyin sağlığınız iyi mi? Hayatınızı ilahi doğallık çerçevesinde yöneterek kendinizi sağlıklı tutuyor musunuz? Gerilimlerinizi hakkıyla ifa ettiğiniz ibadetlerinizle, iyiliklerinizle, sorumluluklarınızla atıyor musunuz? O zaman hayatı çok mutlu yaşarsınız.
5- Eğitimin anne karnında başladığını artık bilimde doğruluyor. Günümüz şartlarında anne ve babalar bu noktayı göz önüne aldığında nasıl bir eğitim modeli seçmeli çocukları için?
Çocukları iyi eğitmenin biricik yolu iyi anne baba olmaktır. Bazı anne babalar çok iyi bir geçmişten geliyor ve ruh sağlıklarını iyi bir kişilik eğitimiyle taçlandırıyorlar. Bazı anne babalar ise, kendi anne babalarından aldıkları bencil, şiddetli, yıkıcı tavırları aynen çocuklarına taşıdıklarını geç fark ediyorlar. Düşünün ki hamilelikte bunalım geçiren annenin çocuğu kırk yaşında sırf bu yüzden kanser olabilir.
Çocukları üç alanda eğitmeyi önemsemeliyiz: Birincisi ahlaktır. Ailede tam bir sevgi odaklı ahlak atmosferi kurarsanız, çocuğunuzu kurtarırsınız. Şu var ki ahlak dinden, hele bizim dinimizden ayrılamaz. Din ile, Allah ve ahiret ile, diriliş ve hesap günüyle ilişkilendirilmeyen ahlak zaten temelsiz olur, yaşanamaz, korunamaz. İkincisi çocuğun zekasının, yeteneklerinin yeterli ve dengeli gelişimini sağlamaktır.
6- Dini eğitiminin çok az olduğu bir eğitim sistemi içinde eğitiliyoruz. Din eğitiminin olmadığı bir toplumda ahlaksızlık had safhalara çıkmış durumda. Bu manada ailelere düşen bir şeyler olmalı değil mi?
Çocuklarını televizyonun, internetin, sokağın eline bırakmasınlar. Çocuklarının ahlakına yapacakları yatırım işlerine, evlerine, arazilerine yapacaklarından bit kat önemlidir. Geride ahlaklı ve sorumlu çocuktan daha değerli bir miras bırakamazlar. Çocuklarına her gün özel zaman ayırsınlar. Arkadaşlarını tanısınlar. Yararlı etkinliklere yöneltsinler. Deneyimlerini aktarsınlar. Eğitimleriyle ilgilendirsinler. En önemlisi çocuk eğitimi konusunda kendilerini eğitsinler.
7- Siz kitaplarınızda okur olarak sanki daha çok gençleri hedef seçmişsiniz gibi. Demek ki gençliği çok önemsiyorsunuz?
Dünyayı ele geçirmeyi hedefleyen sömürgeci güçlerin hedefi önce milletlerin gençleridir. Gençliğiniz geleceğinizdir. Gençliğini kaybeden bir millet her şeyini yitirir. Anadolu gençliği bence yeryüzündeki en özel, en değerli gençliklerden biridir. Bu altın insanlara hizmet eder ve iyi yetişmelerini sağlarsanız dünyaya erdem, iyilik, adalet dağıtırlar. Bu topraklarda dünyanın en temiz, en fedakâr nesilleri yetişebilir.
Uzak olmayan gelecekte dünyanın süper güçleri çöktüğünde, eğer ahlaksızlık bizi parçalamazsa, ülkemiz yükselmiş olacak. O zaman bu gençler dünyada söz sahibi olacaklar. Dünya dillerini bilecekler, yönetebilecekler, düşünecekler, anlayacaklar. Belki bir kıtadan diğerine uçacak, yol gösterecek ışık olacaklar. Kaybettiğimiz gençliği bir yana bırakırsak, yetişenler zaten şimdiden başladılar bu ihtişamlı iyiliklerine. Daha da ilerlemeleri gerekiyor. Bu ideale hizmet edebilirsem benim için büyük bir onur olur.
8- Çok satan kitapların yazarı olsanız da ‘kişisel gelişimci’ diye bir kategoride değerlendiriliyorsunuz. Bazıları da dinci gelişimci diyor size. Siz kendinizi nereye koyuyorsunuz?
Ben Müslüman bir hayat bilgeliği yazarıyım. Hedefim insanlığın imanına, ahlakına, çalışkanlığına, sorumluluğuna, mutluluğuna, dayanışmasına anlatımlarımla hizmet etmektir. Yapıştırılan etiketleri önemsemiyorum.
9- Kişisel gelişim kitapları bir dönem çok parladı ülkemizde de, fakat şimdilerde popülerliği azaldı eskiye nazaran. Batı kaynaklı bu kitapların boş olduğu mu anlaşıldı da birden söndüler? Bunlara karşın, kişisel gelişimci olduğunuz söyleniyor ama hala kitaplarınız çok satılıyor…
Batı maddeye odaklandı manayı kaybetti, dünyaya odaklandı ahireti kaybetti, akla odaklandı, kalbi kaybetti. Kişisel çabaya odaklandı kaderi gözden kaçırdı. Bugün Batı zengin ama mutsuz. Şimdi başlayan kriz Batının zenginliğini de çökertiyor.
Sorunuza gelince… Birincisi aranan anlatım modası değişir. Talepler tarih boyunca dalgalı seyreder. Mevlana zamanında tarihi bile şiir diliyle yazarlardı. İkincisi insanlar yeni paketler, yeni besteler, yeni eserler, yeni bakışlar, yeni keşifler arıyor. Gelişim arayışı asla sönmez. Üçüncüsü kişisel gelişim paketlemesini tahrip eden çok zararlı içerikler ortaya çıktı: Maddecilik, kaderin inkârı, insanın tanrılaştırılması, şatafatlı, hayali iddialar, aşırı maddeci, bencil, rekabetçi saplantılar insani gerçekliği gölgeledi. Batı’nın kişisel gelişimciliği islami gelişimciliğin aksine mutsuzluğu körükledi.
Bizim eserlerimize gelince, biz başından beri bu maddeci, bencil, dünyacı hayalperestliğin karşısındaydık. Gelişimciliğimizin çerçevesini dinimizin hayat görüşüne dayandırdık. Batının inancını milletimize pazarlamak yerine, milletimizin inancını Batı’ya pazarlanabilir halde paketlemeye çalıştık. Belki de bu durumu algılayan okuyucunun katkısıyla her bir kitabımız yüzden fazla baskı yaptı. Bizi çok sevindiren kitapların çok satmasından öte, çok okunması, tekrar tekrar ve zevkle okunmasıdır.
10- yetenek.com’dan edindiğimiz bilgilere göre Muhammed Bozdağ çok yoğun birisi. TV – radyo programları, TBMM’de halkla ilişkiler müdür yardımcılığı, web sitesi yönetmek, gazete-dergilere yazılar ve daha bir sürü iş. Bunca iş arasında kitap yazmaya nasıl zaman ayırabiliyorsunuz?
Zamanınızı etkili yönetmeniz çok önemli. Lüzumsuz işleri hayatınızdan ne kadar eleyebilirseniz o kadar yararlı işler üretirsiniz. Hayatımı planlamaya ve yönetmeye çalışıyorum. Bazen iki adım ileri ve bir adım geri oluyor. Bazen yoruluyorum, geri çekiliyorum. Asla kusursuz değilim. Yeterince dengeli dinlenebilirseniz, ömür boyunca aklınızı, kalbinizi ve bedeninizi sadece yaşama gerekçenize odaklayabilirsiniz. Bu cümleleri okuyan herkes muhteşem bir potansiyelle doğmuştur. Yeter ki gönlünüzün derinlerinde hayırlı bir cümleye adanın.
11- Yeni kitap projenizden bahseder misiniz? Biz okurlar sizin kaleminizden daha hangi eserleri okuyabileceğiz?
Sevgi zekâsını yeniden yazdım. Şimdi Sonsuzluk Yolculuğu’nu yeniliyorum. Çıtamın yüksekliği eserlerimi geciktiriyor. Sırada aile, çocuk, gençlik, kader konulu kitap projeleri var. Hangisinin ne zaman tamamlanacağını Allah bilir.
12- Bu dünyadan ayrıldığı zaman insanlara ne bırakmak istiyor Muhammed Bozdağ, nasıl anılmayı hayal ediyor?
Hayatımdan geriye, insanlığın Allah’ı tanıyıp sevmesine, ahlakı, hoşgörüyü, yardımlaşmayı benimsemesine hizmet eden huzur vesilesi eserler kalmasını diliyorum.
Yeni Dünya Dergisi, Ocak 2010
Röportaj: Yakup Tutum / yakup@yakuptutum.com
GENÇ BEYİN’İN 92. SAYISI
Ocak 11, 2010
Ocak Ayı Genç Beyin konularından bazıları
• Mutluluğun çok ince sırrı
(50 milyon arasından seçilip 1. olmaya giden yol)
• Başarı ve mutlulukta kısa yollar
• Çocuklarınıza ideal rol model olmak istiyorsanız, 3 şeye dikkat!
• İyimser olmanın 25 avantajı
• Kariyerini yönetemiyorsun, çünkü…
• Eş adayını doğru tanımanın 9 yolu
(Yeterince tanımadan evlenmeyin!)
• Düşük performansa nasıl tavan yaptırılır?
• Her bakımdan örnek alınabilecek bir patron baba
• Zehirli insanlarla iletişim
(Ne pahasına olursa olsun böylelerinden hemen uzaklaşmalısınız!)
• Rolünü bul, mesleğini öğren!
(En önemli 7 rol ve başarılı oldukları meslekler)
• 2 katlı mağazamız karınca yuvasına dönünce 4 eleman daha aldık. Fakat maalesef dürüst, yani hırsız olmayan eleman problemini 5 yıldır çözemedik. İşten kovmak sonucu değiştirmiyor, gelen eskilerinden beter çalıyor. Bu kanayan yaramıza neşter vuracak bir çözümünüz var mı?
• Kendinizin dostu musunuz, düşmanı mı? (Başarıyla aranız nasıl?)
• Öğrenme güçlüğünü aşmanın 17 yolu (Öğretmene, aileye tavsiyeler)
• Yeni yılda kendinizi iyi hissettirecek 6 adım
• Alıngan tiplere çareler
(Asabîleşmemek ve duygusuz birine dönmemek elinizde!)
Halifelerden Güzel Sözler
Kasım 21, 2009
*Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz. Hz Ali
*Düşünmeden konuşma, sonuna bakmadan iş yapma. Hz Ali
*Bir gerçeği savunurken, önce kendimiz inanmalıyız, sonra da başkalarını inandırmaya çalışmalıyız. Hz Ali
*Senin gerçek kardeşin, seninle beraber olan, sana faydalı olmak için kendini zarara sokan, zamanın musibetleri sana dokunduğunda, seni kurtarmak için, kendi işlerini bırakabilendir. Hz Ali
*Öfke korkunç bir ateştir. Onu bastıran ateşi söndürür, yapamayan içinde yanıp gider. Hz Ali
*Yüzünüze karşı yapılan şişirme övgüleri dinlemekten kendinizi koruyunuz. Çünkü onlar kalpleri kirletip ortalığa pis bir koku yayarlar. Hz Ali
*Adil ol, kudretin sürekli olsun. Hz Ali
*Kıskançlık vücudu kemirir. Hz Ali
*Dünyayı yutsa, yoksul kalacak biri var: Aç gözlü. Hz Ali
*Yoksula yardımı dilenmeden yap. Sen onu el açmak zorunda bırakırsan, verdiğin sadaka ile, onun sadakadan daha değerli olan haysiyetini satın alacaksın. Hz Ali
*Öfke ve kızgınlıktan koru kendini. Çünkü başlangıcı delilik, sonu pişmanlıktır. Hz Ali
*Bir memlekette ayaklar baş olursa, başlar ayaklar altında kahrolur. Hz Ali
*Hayrın anahtarı, şerden kaçınmaktır Hz Ali
*İnsanların değeri, düşüp kalktığı ve beraber yaşadığı insanlardan anlaşılır. Hz Ali
*Eğer ilim, ümit ile olsaydı, dünyadaki bütün insanlar âlim olurdu. Hz Ali
*İstesem sırf fatiha suresinin tefsiriyle yetmiş beygiri yüklerim. Hz Ali
*Biri sana sırtını çevirirse üzülme, böylece dostunla düşmanını ayırt etmiş olursun. Hz Ali
*Tatlı dili olanların dostları her gün biraz daha artar. Hz Ali
*Sakladığın bir sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun. Hz Ali
*Şahsınıza kötülük eden bir düşmanı affediniz. Lakin vatanınıza ve milletinize kötülük eden bir kimseyi, asla affetmeyiniz. Hz Ali
*Azim ve sebat insanların en büyük yardımcısıdır. Hz Ali
*Sen kendini küçücük et-kemik sanırsın. Oysa sende âlem-i ekber gizlidir. Hz Ali
*Hiçbir işte gereğinden fazla acele etme; dikkatli olanlar kendilerini zor duruma düşmekten korurlar. Hz Ali
*Yalancının kalbi dilinden daha yalancıdır. Hz Osman
*Şükür zenginliğin süsüdür. Hz Osman
*Borcunu azaltırsan hur yasarsın, Günahını azaltırsan rahat olursun. HZ.Ömer (R.A.)
*Arkadaşların ateş gibidirler. Azı nimet, çoğu felakettir. Hz. EbuBekir (r.a)
www.dusunvebasar.com sitesi kaynak gösterilerek paylaşım yapılabilir.
SEVGİ’yi yükleyen program
Ekim 30, 2009
SEVGİ"yi yükleyen program
Müşteri: Çok fazla teknik bilgim yok. SEVGİ yüklemek için ne yapmam gerekiyor?
Yetkili: İlk olarak KALBİM dosyasını açmanız lazım. Açtınız mı?
Müşteri: Evet, açıldı. Ancak su anda GEÇMİŞACILAR.EXE, DÜŞÜKGÜVEN.EXE, HASET.EXE, ve GÜCENME.EXE isimli programlar da çalışıyor. Onlar çalışırken SEVGİ yükleyebilir miyim?
Yetkili: Sorun değil. Yüklediğiniz anda SEVGİ otomatik olarak GEÇMİŞACILAR.EXE’ yi silecektir. Gerçi bir süre geçici hafızada kalabilir ama artık diğer programları etkilemez. SEVGİ, er veya geç DÜŞÜKGÜVEN.EXE’ yi silerek YÜKSEKGÜVEN.EXE isimli bir modül yükleyecektir. Ancak siz, HASET.EXE ve GÜCENME.EXE’ yi mutlaka kendiniz kapatmalısınız. Bu programlar SEVGİ'nin yüklenmesine engel olurlar. Onları kapatabilir misiniz lütfen?
Müşteri: Tamam kapattım, SEVGİ otomatik olarak yüklenmeye başladı. Bu normal mi?
Yetkili: Evet ama unutmayın ki bu sadece temel program . Üst sürümlerinin yüklenmesi için başka KALP'lerle bağlantı kurmanız gerekiyor.
Müşteri: Haydaaa.... Daha şimdiden hata mesajı verdi. Ne yapmam gerekiyor?
Yetkili: Mesaj ne diyor?
Müşteri: HATA-412! PROGRAM İÇ SİSTEMDE ÇALIŞMIYOR! Bu ne demek?
Yetkili: Endişelenmeyin, bu çok rastlanan bir sorun, çözümü de var. Hata mesajı, SEVGİ programının başka kalplerde çalışmaya hazır olduğunu ancak sizin kalbinizde çalışmadığını söylüyor. Biraz karmaşık bir programcılık dili oldu galiba... Sade bir dille şöyle diyor: Programın başkalarını sevebilmesi için önce sizin kendi sisteminizi sevmeniz gerektiğini söylüyor.
Müşteri: Peki ne yapmam gerekiyor?
Yetkili: "KENDİMİ KABULLENME" isimli dosyanın içinde bulacağınız KENDİNİAFFETME.DOC, KENDİNEGÜVENME.TXT, DEĞERBİLME.TXT ve İYİLİK.DOC isimli dosyaların üzerine tıklayıp hepsini KALBİM dosyasına kopyalayın.
Müşteri: Tamam. Başka bir şey var mı?
Yetkili: Şimdi çalışacaktır gerçi ama biz ilerisi için de tedbir alalım. SÜREKLİKENDİNİELEŞTİRHAYATINIZEHİRET.EXE diye çok uzun isimli bir dosya vardır. Onu bütün sistemde tarayın ve gördüğünüz her dosyadan silin, sonra çöp kutunuzdan da atarak tamamen kaybolduğundan emin olun!
Müşteri: Yaptım. Hey harika... Neler oluyor.... KALP temiz dosyalarla doluyor. GÜLÜMSEME.MPG monitöre geldi. SICAKLIK.COM, BARIŞ.EXE ve MEMNUNİYET.COM hepsi KALP'e yerleşiyor.
Yetkili: Güzel, demek ki SEVGİ yüklendi ve çalışıyor. Şu andan itibaren her şeyle basa çıkabilmeniz gerekiyor. Yalnız telefonu kapatmadan önce son bir noktaya dikkat çekmek istiyorum...
Müşteri: Nedir?
Yetkili: SEVGİ programı ücretsizdir. Onu ve onun tüm modüllerini tanıştığınız herkese verin. Karşılığında onlar da başkalarıyla paylaşacak ve sonunda size tertemiz modüller olarak dönecektir..



