Paylaş

M.Bozdağ İle Röportaj

Ocak 15, 2010

M.Bozdağ: Batı maddeye odaklandı manayı kaybetti

1- Bilim ve teknolojideki baş döndüren gelişmeyi de göz önüne alırsak, ‘beşikten mezara kadar ilim öğreniniz’ sözünü nasıl algılamalıyız? Günümüzde ilim öğrenmek nasıl olur?

Hayatınızı dua ve çaba kanatlarıyla yükselen uçağa benzetin. Enerjiniz ilimdir. İlerlemezseniz havada duramaz, çakılırsınız. Sürekli öğrenip gelişmeyen fidan büyüyen yaban otlarının ayakları altında ezilip yok olur. Bildiklerinizle yetinirseniz, çok geçmez gerilerde kalırsınız. Ayrıca mal makam gelir geçer ama ilminiz sonsuza kadar sizinle gelir. Biz ilmi Allah’ı tanımak, O’nun emrettiği yüksek ahlaka ve yeryüzü huzuruna hizmet etme amacıyla edinmek istiyoruz.

Allah Kuran’ı oku emriyle başlattı ve bizi defalarca düşünmeye, irdelemeye, araştırmaya, gözlemlemeye, yani öğrenmeye çağırdı. Dinimize göre insanlar arasındaki alim, ölüler arasındaki diri gibidir. Nitekim biliyoruz ki bugün en önemli güç aracı bilgidir. Kim yeni, sıra dışı, işe yarar bilgilere sahipse dünya onun çevresine yöneliyor. Dünyanın en güçlü, en zengin, en etkili milletleri eğitimli toplumların omuzlarında yeşeriyor.

Yeni keşiflerin, bilgilerin dünyanın her yanından çağlayanlar halinde fışkırdığı bir çağdayız. Değerlerinizin gücünü ortaya koymanızın tek yolu bilgiye dayalı çalışmanızdır. Bu yolda insanlığa hizmet etmek isterseniz, önce kendi hayat görevinizi tek cümlede özetlersiniz. Neden yaşadığınızı belirlersiniz. Bu göreve uygun kitapları listeler ve hemen bugün okumaya, özetleme, özümsemeye başlarsınız. Deneyimli kimseleri dinler, eğitimlere katılır, çevresini gözlemlersiniz. Faydasız meşguliyetlerle ömrünüzden çaldırmazsınız. Gereksizleri ayıkladığınız sürece her günü mükemmel yaşarsınız.

2- “Bir işten boş kaldın mı hemen diğer işe giriş.” (Kur’an: İnşirah, 7-8)” ayeti kerimesi üzerine “Başarının sırrını açıklayan ayet!” başlıklı bir yazınızı okumuştum. Bu ayeti kerimede ki “…hemen diğer işe giriş” kısmını ‘genç yetenekler’ için günümüz şartlarını göz önüne alırsak biraz daha detaylandırabilir misiniz?

Altın ve elmas üreten bir fabrikayı bir saniye bile kapalı tutmak istemezsiniz. İnsan yeryüzündeki en muhteşem, en verimli ilahi sanat eseridir. Dualarıyla, iyi çabalarıyla cennet bahçelerine vesile olacak. Siz ve biz hepimiz kısacık dünyaya konamadan ahirete göçüyoruz. Bu yüzden her saniyesinde altından elmastan değerli hazineler üretebilecek bir hayat yaşayabiliriz. Bunun yolu iman, ahlak ve ibadet üçlüsüne tutunarak yeryüzünde Allah’ın amacının yayılmasına hizmet etmeye hayatını adamaktır. Bir anlamda yerlerin ve göklerin sahibinin gönüllü temsilcisi, elçisi, askeri, hizmetçisi olmaktır.

Tabii ki aralıksız çalışmak her sistemi çökertir. Âlemlerin Sahibi her şeyi her an değiştirirken aralara dinlenme boşlukları koyuyor. Gündüzün namaz aralıklarında, günün gecesinde, yazın kışında, hayatın ölümünde dinleniyorsunuz.

Aralıksız değil, yeterince dinlenerek ama karıncalar gibi ölümüne çalışmalısınız. Bir hayata binlerce veciz söz, mucizeler ve muhteşem bir Kur’an ile taçlanan inanılmaz bir hayat hikâyesi sığdıran Peygamberimiz (asm) azmin en ihtişamlı örneğidir.

Geçen yıl ÖSS sınavını ilk sıralarda kazanan gençlerden birine başarısının sırını sordum: “Namaz saatlerinde dinlenmeyi esas alarak çalışmamı planladım” cevabını verdi. Huzurun başarının, ilerlemenin bir sırrı hakkıyla dua, değer sırrı da hakkıyla çabadır. Duayla kaderden bir rol alır, çabayla da onu icra edersiniz. Çabasız başarı beklemeyin.

Gece yarısı bir arkadaşım bana ABD’den yazmıştı. “Şimdi kütüphanedeyim, burada öğrenciler ölümüne çalışıyor” demişti. Hastalık, kötülük, karamsarlık tembellikte; sağlık, huzur, gelişme, güç düzenli ve azimli çalışmadadır.

3- Antony Robbins seminerleri sonunda katılımcıları ateşin üzerinde yürütüyor ve bu insanların çıplak ayakları yanmıyor… Yanmayacağına inansak gerçekten ateş yakmaz mı bizi? ‘Ruhsal Zeka’ kitabının yazarı olarak siz bu konuda ne dersiniz?

Ruhsal Zeka’nın inanma gücü bölümünde, kaderin yolunuzu inancınız ölçüsünde desteklediğini yazdım. Şu var ki içtenlik ve inançtaki sır iyiliği de kötülüğü de güçlendirebilir. Ateşin yakması ise ilahi emre maddenin itaatidir. Ateşin yakmaması sadece Hz. İbrahim’e (asm) lütfedilen bir mucizedir. Robbins’in gösterisinde hipnotize olmuş insanlar kızgın közlere hızla basıp sıçrayarak geçebiliyor. Ayakları belki az acıyor; ama o ateşin içerisinde dururlarsa yanarlar tabii ki. Doğa yasaları bariyerini aşmak bizim gibi sıradan insanların karı değildir. Uçacağınıza inanıp pencereden atlarsanız yere çakılırsınız.

4- Dualarımız hayatımıza ne kadar etki yapıyor acaba? Ruhsal dünyamız maddi dünyamızı ne oranda etkiler?

İstemenin Esrarı kitabında açıklanan sır bu soruyla ilişkili. Hayattaki en büyük zaferleriniz içtenlikli dualarınız olacak. Kaderin zorunlu ve iradi boyutları içerisinde yaşarken sizin ilk gücünüz duanızdır. Dua ve isteklerinize göre kaderden size sunulan rolü, çabanızla yaşamaya çalışırsınız.

İyilik için fidan dikmek istemezseniz kaderinizde böyle bir iş olmaz. İsterseniz cennette bir karşılık alacağınız kesindir. Fakat istemekle yetinmez de, fidan diker ve sulamaya çalışırsanız, Allah size ömür ve fırsat verirse dünyanızda da sonucunuza ulaşırsınız.

Diğer yandan içiniz dışınızı hem etkiler ve hem de belirler. İçiniz maneviyatınız, ekilen tohumun genetik planı gibidir. İçinizde ne varsa hayat boyu dışınızda o yeşerir. Aynı bahar bahçesinde biri dertli, biri yalnız, biri garip, biri mutlu, biri heyecanlı, biri coşkuludur. Beyin sağlığınız iyi mi? Hayatınızı ilahi doğallık çerçevesinde yöneterek kendinizi sağlıklı tutuyor musunuz? Gerilimlerinizi hakkıyla ifa ettiğiniz ibadetlerinizle, iyiliklerinizle, sorumluluklarınızla atıyor musunuz? O zaman hayatı çok mutlu yaşarsınız.

5- Eğitimin anne karnında başladığını artık bilimde doğruluyor. Günümüz şartlarında anne ve babalar bu noktayı göz önüne aldığında nasıl bir eğitim modeli seçmeli çocukları için?

Çocukları iyi eğitmenin biricik yolu iyi anne baba olmaktır. Bazı anne babalar çok iyi bir geçmişten geliyor ve ruh sağlıklarını iyi bir kişilik eğitimiyle taçlandırıyorlar. Bazı anne babalar ise, kendi anne babalarından aldıkları bencil, şiddetli, yıkıcı tavırları aynen çocuklarına taşıdıklarını geç fark ediyorlar. Düşünün ki hamilelikte bunalım geçiren annenin çocuğu kırk yaşında sırf bu yüzden kanser olabilir.

Çocukları üç alanda eğitmeyi önemsemeliyiz: Birincisi ahlaktır. Ailede tam bir sevgi odaklı ahlak atmosferi kurarsanız, çocuğunuzu kurtarırsınız. Şu var ki ahlak dinden, hele bizim dinimizden ayrılamaz. Din ile, Allah ve ahiret ile, diriliş ve hesap günüyle ilişkilendirilmeyen ahlak zaten temelsiz olur, yaşanamaz, korunamaz. İkincisi çocuğun zekasının, yeteneklerinin yeterli ve dengeli gelişimini sağlamaktır.

6- Dini eğitiminin çok az olduğu bir eğitim sistemi içinde eğitiliyoruz.  Din eğitiminin olmadığı bir toplumda ahlaksızlık had safhalara çıkmış durumda. Bu manada ailelere düşen bir şeyler olmalı değil mi?

Çocuklarını televizyonun, internetin, sokağın eline bırakmasınlar. Çocuklarının ahlakına yapacakları yatırım işlerine, evlerine, arazilerine yapacaklarından bit kat önemlidir. Geride ahlaklı ve sorumlu çocuktan daha değerli bir miras bırakamazlar. Çocuklarına her gün özel zaman ayırsınlar. Arkadaşlarını tanısınlar. Yararlı etkinliklere yöneltsinler. Deneyimlerini aktarsınlar. Eğitimleriyle ilgilendirsinler. En önemlisi çocuk eğitimi konusunda kendilerini eğitsinler.

7- Siz kitaplarınızda okur olarak sanki daha çok gençleri hedef seçmişsiniz gibi. Demek ki gençliği çok önemsiyorsunuz?

Dünyayı ele geçirmeyi hedefleyen sömürgeci güçlerin hedefi önce milletlerin gençleridir. Gençliğiniz geleceğinizdir. Gençliğini kaybeden bir millet her şeyini yitirir. Anadolu gençliği bence yeryüzündeki en özel, en değerli gençliklerden biridir. Bu altın insanlara hizmet eder ve iyi yetişmelerini sağlarsanız dünyaya erdem, iyilik, adalet dağıtırlar. Bu topraklarda dünyanın en temiz, en fedakâr nesilleri yetişebilir.

Uzak olmayan gelecekte dünyanın süper güçleri çöktüğünde, eğer ahlaksızlık bizi parçalamazsa, ülkemiz yükselmiş olacak. O zaman bu gençler dünyada söz sahibi olacaklar. Dünya dillerini bilecekler, yönetebilecekler, düşünecekler, anlayacaklar. Belki bir kıtadan diğerine uçacak, yol gösterecek ışık olacaklar. Kaybettiğimiz gençliği bir yana bırakırsak, yetişenler zaten şimdiden başladılar bu ihtişamlı iyiliklerine. Daha da ilerlemeleri gerekiyor. Bu ideale hizmet edebilirsem benim için büyük bir onur olur.

8- Çok satan kitapların yazarı olsanız da ‘kişisel gelişimci’ diye bir kategoride değerlendiriliyorsunuz. Bazıları da dinci gelişimci diyor size. Siz kendinizi nereye koyuyorsunuz?

Ben Müslüman bir hayat bilgeliği yazarıyım. Hedefim insanlığın imanına, ahlakına, çalışkanlığına, sorumluluğuna, mutluluğuna, dayanışmasına anlatımlarımla hizmet etmektir. Yapıştırılan etiketleri önemsemiyorum.

9- Kişisel gelişim kitapları bir dönem çok parladı ülkemizde de, fakat şimdilerde popülerliği azaldı eskiye nazaran. Batı kaynaklı bu kitapların boş olduğu mu anlaşıldı da birden söndüler? Bunlara karşın, kişisel gelişimci olduğunuz söyleniyor ama hala kitaplarınız çok satılıyor…

Batı maddeye odaklandı manayı kaybetti, dünyaya odaklandı ahireti kaybetti, akla odaklandı, kalbi kaybetti. Kişisel çabaya odaklandı kaderi gözden kaçırdı. Bugün Batı zengin ama mutsuz. Şimdi başlayan kriz Batının zenginliğini de çökertiyor.

Sorunuza gelince… Birincisi aranan anlatım modası değişir. Talepler tarih boyunca dalgalı seyreder. Mevlana zamanında tarihi bile şiir diliyle yazarlardı. İkincisi insanlar yeni paketler, yeni besteler, yeni eserler, yeni bakışlar, yeni keşifler arıyor. Gelişim arayışı asla sönmez. Üçüncüsü kişisel gelişim paketlemesini tahrip eden çok zararlı içerikler ortaya çıktı: Maddecilik, kaderin inkârı, insanın tanrılaştırılması, şatafatlı, hayali iddialar, aşırı maddeci, bencil, rekabetçi saplantılar insani gerçekliği gölgeledi. Batı’nın kişisel gelişimciliği islami gelişimciliğin aksine mutsuzluğu körükledi.

Bizim eserlerimize gelince, biz başından beri bu maddeci, bencil, dünyacı hayalperestliğin karşısındaydık. Gelişimciliğimizin çerçevesini dinimizin hayat görüşüne dayandırdık. Batının inancını milletimize pazarlamak yerine, milletimizin inancını Batı’ya pazarlanabilir halde paketlemeye çalıştık. Belki de bu durumu algılayan okuyucunun katkısıyla her bir kitabımız yüzden fazla baskı yaptı. Bizi çok sevindiren kitapların çok satmasından öte, çok okunması, tekrar tekrar ve zevkle okunmasıdır.

10- yetenek.com’dan edindiğimiz bilgilere göre Muhammed Bozdağ çok yoğun birisi. TV – radyo programları, TBMM’de halkla ilişkiler müdür yardımcılığı, web sitesi yönetmek, gazete-dergilere yazılar ve daha bir sürü iş. Bunca iş arasında kitap yazmaya nasıl zaman ayırabiliyorsunuz?

Zamanınızı etkili yönetmeniz çok önemli. Lüzumsuz işleri hayatınızdan ne kadar eleyebilirseniz o kadar yararlı işler üretirsiniz. Hayatımı planlamaya ve yönetmeye çalışıyorum. Bazen iki adım ileri ve bir adım geri oluyor. Bazen yoruluyorum, geri çekiliyorum.  Asla kusursuz değilim. Yeterince dengeli dinlenebilirseniz, ömür boyunca aklınızı, kalbinizi ve bedeninizi sadece yaşama gerekçenize odaklayabilirsiniz. Bu cümleleri okuyan herkes muhteşem bir potansiyelle doğmuştur. Yeter ki gönlünüzün derinlerinde hayırlı bir cümleye adanın.

11- Yeni kitap projenizden bahseder misiniz? Biz okurlar sizin kaleminizden daha hangi eserleri okuyabileceğiz?

Sevgi zekâsını yeniden yazdım. Şimdi Sonsuzluk Yolculuğu’nu yeniliyorum. Çıtamın yüksekliği eserlerimi geciktiriyor. Sırada aile, çocuk, gençlik, kader konulu kitap projeleri var. Hangisinin ne zaman tamamlanacağını Allah bilir.

12- Bu dünyadan ayrıldığı zaman insanlara ne bırakmak istiyor Muhammed Bozdağ, nasıl anılmayı hayal ediyor?

Hayatımdan geriye, insanlığın Allah’ı tanıyıp sevmesine, ahlakı, hoşgörüyü, yardımlaşmayı benimsemesine hizmet eden huzur vesilesi eserler kalmasını diliyorum.

Yeni Dünya Dergisi, Ocak 2010

Röportaj: Yakup Tutum / yakup@yakuptutum.com

GENÇ BEYİN’İN 92. SAYISI

Ocak 11, 2010

Ocak Ayı Genç Beyin konularından bazıları

• Mutluluğun çok ince sırrı
(50 milyon arasından seçilip 1. olmaya giden yol)
• Başarı ve mutlulukta kısa yollar
• Çocuklarınıza ideal rol model olmak istiyorsanız, 3 şeye dikkat!
• İyimser olmanın 25 avantajı
• Kariyerini yönetemiyorsun, çünkü…
• Eş adayını doğru tanımanın 9 yolu
(Yeterince tanımadan evlenmeyin!)
• Düşük performansa nasıl tavan yaptırılır?
• Her bakımdan örnek alınabilecek bir patron baba
• Zehirli insanlarla iletişim
(Ne pahasına olursa olsun böylelerinden hemen uzaklaşmalısınız!)
• Rolünü bul, mesleğini öğren!
(En önemli 7 rol ve başarılı oldukları meslekler)
• 2 katlı mağazamız karınca yuvasına dönünce 4 eleman daha aldık. Fakat maalesef dürüst, yani hırsız olmayan eleman problemini 5 yıldır çözemedik. İşten kovmak sonucu değiştirmiyor, gelen eskilerinden beter çalıyor. Bu kanayan yaramıza neşter vuracak bir çözümünüz var mı?
• Kendinizin dostu musunuz, düşmanı mı? (Başarıyla aranız nasıl?)
• Öğrenme güçlüğünü aşmanın 17 yolu (Öğretmene, aileye tavsiyeler)
• Yeni yılda kendinizi iyi hissettirecek 6 adım
• Alıngan tiplere çareler

(Asabîleşmemek ve duygusuz birine dönmemek elinizde!)

Halifelerden Güzel Sözler

Kasım 21, 2009

*Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.      Hz Ali

*Düşünmeden konuşma, sonuna bakmadan iş yapma.     Hz Ali

*Bir gerçeği savunurken, önce kendimiz inanmalıyız, sonra da başkalarını inandırmaya çalışmalıyız.     Hz Ali

*Senin gerçek kardeşin, seninle beraber olan, sana faydalı olmak için kendini zarara sokan, zamanın musibetleri sana dokunduğunda, seni kurtarmak için, kendi işlerini bırakabilendir.     Hz Ali

*Öfke korkunç bir ateştir. Onu bastıran ateşi söndürür, yapamayan içinde yanıp gider.     Hz Ali

*Yüzünüze karşı yapılan şişirme övgüleri dinlemekten kendinizi koruyunuz. Çünkü onlar kalpleri kirletip ortalığa pis bir koku yayarlar.     Hz Ali

*Adil ol, kudretin sürekli olsun.     Hz Ali

*Kıskançlık vücudu kemirir.     Hz Ali

*Dünyayı yutsa, yoksul kalacak biri var: Aç gözlü.     Hz Ali

*Yoksula yardımı dilenmeden yap. Sen onu el açmak zorunda bırakırsan, verdiğin sadaka ile, onun sadakadan daha değerli olan haysiyetini satın alacaksın.     Hz Ali

*Öfke ve kızgınlıktan koru kendini. Çünkü başlangıcı delilik, sonu pişmanlıktır.     Hz Ali

*Bir memlekette ayaklar baş olursa, başlar ayaklar altında kahrolur.     Hz Ali

*Hayrın anahtarı, şerden kaçınmaktır     Hz Ali

*İnsanların değeri, düşüp kalktığı ve beraber yaşadığı insanlardan anlaşılır.     Hz Ali

*Eğer ilim, ümit ile olsaydı, dünyadaki bütün insanlar âlim olurdu.     Hz Ali

*İstesem sırf fatiha suresinin tefsiriyle yetmiş beygiri yüklerim.     Hz Ali

*Biri sana sırtını çevirirse üzülme, böylece dostunla düşmanını ayırt etmiş olursun.     Hz Ali

*Tatlı dili olanların dostları her gün biraz daha artar.     Hz Ali

*Sakladığın bir sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun.     Hz Ali

*Şahsınıza kötülük eden bir düşmanı affediniz. Lakin vatanınıza ve milletinize kötülük eden bir kimseyi, asla affetmeyiniz. Hz Ali

*Azim ve sebat insanların en büyük yardımcısıdır.     Hz Ali

*Sen kendini küçücük et-kemik sanırsın. Oysa sende âlem-i ekber gizlidir.     Hz Ali

*Hiçbir işte gereğinden fazla acele etme; dikkatli olanlar kendilerini zor duruma düşmekten korurlar.     Hz Ali

*Yalancının kalbi dilinden daha yalancıdır.     Hz Osman

*Şükür zenginliğin süsüdür.     Hz Osman

*Borcunu azaltırsan hur yasarsın, Günahını azaltırsan rahat olursun. HZ.Ömer (R.A.)

*Arkadaşların ateş gibidirler. Azı nimet, çoğu felakettir.  Hz. EbuBekir (r.a)

www.dusunvebasar.com sitesi kaynak gösterilerek paylaşım yapılabilir.

SEVGİ’yi yükleyen program

Ekim 30, 2009

SEVGİ"yi yükleyen program

Müşteri: Çok fazla teknik bilgim yok. SEVGİ yüklemek için ne yapmam gerekiyor?

Yetkili: İlk olarak KALBİM dosyasını açmanız lazım. Açtınız mı?

Müşteri: Evet, açıldı. Ancak su anda GEÇMİŞACILAR.EXE, DÜŞÜKGÜVEN.EXE, HASET.EXE, ve GÜCENME.EXE isimli programlar da çalışıyor. Onlar çalışırken SEVGİ yükleyebilir miyim?

Yetkili: Sorun değil. Yüklediğiniz anda SEVGİ otomatik olarak GEÇMİŞACILAR.EXE’ yi silecektir. Gerçi bir süre geçici hafızada kalabilir ama artık diğer programları etkilemez. SEVGİ, er veya geç DÜŞÜKGÜVEN.EXE’ yi silerek YÜKSEKGÜVEN.EXE isimli bir modül yükleyecektir. Ancak siz, HASET.EXE ve GÜCENME.EXE’ yi mutlaka kendiniz kapatmalısınız. Bu programlar SEVGİ'nin yüklenmesine engel olurlar. Onları kapatabilir misiniz lütfen?

Müşteri: Tamam kapattım, SEVGİ otomatik olarak yüklenmeye başladı. Bu normal mi?

Yetkili: Evet ama unutmayın ki bu sadece temel program . Üst sürümlerinin yüklenmesi için başka KALP'lerle bağlantı kurmanız gerekiyor.

Müşteri: Haydaaa.... Daha şimdiden hata mesajı verdi. Ne yapmam gerekiyor?

Yetkili: Mesaj ne diyor?

Müşteri: HATA-412! PROGRAM İÇ SİSTEMDE ÇALIŞMIYOR! Bu ne demek?

Yetkili: Endişelenmeyin, bu çok rastlanan bir sorun, çözümü de var. Hata mesajı, SEVGİ programının başka kalplerde çalışmaya hazır olduğunu ancak sizin kalbinizde çalışmadığını söylüyor. Biraz karmaşık bir programcılık dili oldu galiba... Sade bir dille şöyle diyor: Programın başkalarını sevebilmesi için önce sizin kendi sisteminizi sevmeniz gerektiğini söylüyor.

Müşteri: Peki ne yapmam gerekiyor?

Yetkili: "KENDİMİ KABULLENME" isimli dosyanın içinde bulacağınız KENDİNİAFFETME.DOC, KENDİNEGÜVENME.TXT, DEĞERBİLME.TXT ve İYİLİK.DOC isimli dosyaların üzerine tıklayıp hepsini KALBİM dosyasına kopyalayın.

Müşteri: Tamam. Başka bir şey var mı?

Yetkili: Şimdi çalışacaktır gerçi ama biz ilerisi için de tedbir alalım. SÜREKLİKENDİNİELEŞTİRHAYATINIZEHİRET.EXE diye çok uzun isimli bir dosya vardır. Onu bütün sistemde tarayın ve gördüğünüz her dosyadan silin, sonra çöp kutunuzdan da atarak tamamen kaybolduğundan emin olun!

Müşteri: Yaptım. Hey harika... Neler oluyor.... KALP temiz dosyalarla doluyor. GÜLÜMSEME.MPG monitöre geldi. SICAKLIK.COM, BARIŞ.EXE ve MEMNUNİYET.COM hepsi KALP'e yerleşiyor.

Yetkili: Güzel, demek ki SEVGİ yüklendi ve çalışıyor. Şu andan itibaren her şeyle basa çıkabilmeniz gerekiyor. Yalnız telefonu kapatmadan önce son bir noktaya dikkat çekmek istiyorum...

Müşteri: Nedir?

Yetkili: SEVGİ programı ücretsizdir. Onu ve onun tüm modüllerini tanıştığınız herkese verin. Karşılığında onlar da başkalarıyla paylaşacak ve sonunda size tertemiz modüller olarak dönecektir..

Öğrendik ki…

Eylül 25, 2009

Öğrendik ki… Bir tek insanin bize “iyi ki varsın” demesi, varolduğumuz için mutlu olmamızı sağlar…

Öğrendik ki… Kibar olmak, haklı olmaktan daha önemlidir.

Öğrendik ki… Bir çocuğun bize uzattığı hediyeyi geri çevirmemeliyiz…

Öğrendik ki… Hayat şartları bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasa da hepimiz çılgınlıklarımızı paylaşacak birini arıyoruz…

Öğrendik ki… Bazen tek ihtiyacımız olan tutunacak bir el ve bizi anlayacak bir yürektir.

Öğrendik ki… Parayla “klas insan” olunmuyor.

Öğrendik ki… Gün içinde başımıza gelen küçücük şeyler gün sonunda koca bir mutluluğa dönüşüyor.

Öğrendik ki… İnkâr edip içimizde sakladığımız şeyler gerçekliğini kaybetmiyor.

Öğrendik ki… Biriyle dalaştığımızda tek başardığımız onun bize daha çok zarar vermesini sağlamaktır

Öğrendik ki… Her yarayı saran zaman değil sevgidir.

Öğrendik ki… Çabuk olgunlaşmak için zeki insanlardan cevre edinmek gerekir.

Öğrendik ki… Karşılaştığımız herkes bir gülüşümüzü hak eder.

Öğrendik ki… Hiç kimse mükemmel değildir.

Öğrendik ki… Hayat zorludur ama biz daha zorluyuz.

Öğrendik ki… Gülümsemek, daha güzel bir görüntüye kavuşmanın bedava yoludur.

Öğrendik ki… Hepimiz zirvede olmak istesek de asil keyif oraya tırmanırken yaşadıklarımızdır.

Öğrendik ki… Zamanımız ne kadar azsa yapacak işler o kadar çoktur.

Öğrendik ki… Birini ne kadar çok seversek hayat onu bizden o kadar çabuk alır.

www.dusunvebasar.com

Uykuyu uyutan adam!

Eylül 22, 2009

Uykuyu uyutan adam!

Bayram da, bayram yazısı yazmayacağım. Yüzünüzü güldürecek, en azından tebessüm ettirecek bir yazıyı paylaşmak istiyorum sizinle. Uykuyu uyutan matbaacı Halis’in uykusunu anlatacağım sizlere.

Birçok uyku hikayesi dinlemiştim. Ancak bugün sizinle paylaşacağım “uyku” hikayelerini başkasından dinlesem inanmayabilirdim. Bizzat tanıdığım bir uykucunun gerçek uyku hikayeleridir bunlar. Bu bir hastalık olsa gerek! Tedavisi var mı bilmiyorum.

Yaz tatilinde memlekete gittiğimde sık sık yanına uğradığım matbaacı arkadaşım Halis’in kaza yaptığını öğrendim. Arabanın tekeri patlamış ve direğe çarpmış diye duyduk önce. Araba ciddi hasar görmüş olsa da kendisine fazla bir şey olmamıştı.

Önce, “Önüne köpek çıkmış, köpeğe çarpmamak için direksiyonu kırınca direğe çarpmış” diye duyduk. Evine ziyarete gittiğimizde kazanın gerçek sebebini öğrendik. Direksiyonda uyuyakalmış bizim Halis. Uyku hastalığı yüzünden milletin diline düştüğü için de köpek yalanını uydurmuş!

Uyku yüzünden kaza yaptığını duyduğumuzda şaşırmadık. Çünkü Halis’in uykuya düşkünlüğünü hepimiz biliyorduk. Diyeceksiniz uykuya düşkün insan çok var. Hatta insanların büyük bir kısmı uykuyu sever. Elbette birçok insan uykuyu sever. Ancak Halis, çekirdek yerken, dişlerinin arasında çekirdeği tutarken bile, uykuya dalmayı başarabilen biridir. Dişlerinin arasında çekirdekle uyuyakaldığından ben ona heyecanla bir şeyler anlatıyordum. Birde baktım ki elinde çekirdek uyumuş.

Evine ziyarete gittiğimizde çabuk uykuya dalma hastalığının çocukluğundan kalan bir hastalık olduğunu anlattı bize.

Çocukken inekleri gütmek için annem beni çobanlığa gönderirdi. Akşam olunca ineklerin hepsi eve gelirmiş. Tabi ben ortalıkta yokum. İnekleri ahıra yerleştiren annem beni aramaya çıkardı. Ya bir ağacın dibinde, ya da bir taşın yanında uyuyakalırdım.

Askerde, günlerin nasıl geçtiğini hiç anlayamadım. Hatta bazen gece ile gündüzü birbirine karıştırırdım. Herkes gün sayardı, ben hiç saymazdım. Sadece bir defa beni nizamiye nöbetine koydular. Orda da uyuyakaldığım için komutandan fırça yedim. Bir daha da nizamiye nöbeti yazmadılar bana.”

Halis uyku yüzünden yaşadığı sıkıntıları hem anlatıyor hem de gülüyordu.

“Akşam yemeğinden sonra yatağıma girince, yastığa başımı koyduğum anı bile zor hatırlıyorum. Her seferinde “Fatiha süresi okuyup sonra uyuyayım!” diyorum. Ancak şimdiye kadar Fatiha suresini bitirebildiğimi hatırlamıyorum!

Bir müddet sonra tekrar uyanıyorum. Fatiha süresine tekrar başlıyorum. Ancak yine bitiremeden uyuyorum.”

Matbaacılık yapan Halis, matbaa makinelerinin sesi arasında bile çok rahat uyuyabiliyor. Gözlerini kapayınca, sanki kulaklarını da tüm dünyaya kapatmış oluyor.

“Bu kadar da olmaz!” diyebilirsiniz. Ancak Tokat’ın Turhal ilçesinde Halis’i tanıyan herkes buna şahittir. Böylesi bir uyku hikayesi hiç dinlemediğim için, yazının başlığını, “Uykuyu uyutan adam!” diye koydum.

Uyan be Halis! Daha matbaa da yapılacak çok iş var!

Hayırlı Bayramlar.

Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar

Başarılı Olmak Üzerine…

Eylül 22, 2009

Başarı nedir?

Kimler başarılı sayılır?

Başarı için prestijli bir üniversite mezunu olmak mı gerekir?

Başarılı insanlar haftada kaç saat çalışıyor?

Yardım almak başarılı olma duygusunu nasıl etkiler?

Başarı bütün dertlerden kurtulmak anlamına mı geliyor?

Başarı çoğu kez bir şans işi midir?

Zengin olmak başarının çok önemli bir göstergesi midir?

Meşhur olmak başarılı olmak mı demektir?

Bu soruların cevaplarıyla ilgili çok yanlış düşünceler vardır. Esasen bu soruların cevaplarının bileşkesi size başarının tam olarak tarifini de yapmanızı sağlayacaktır.

1. Başarılı olmak için iyi bir eğitim, iyi bir yabancı dil ve iyi bir üniversite mezunu olmak çok önemlidir. İyi yabancı dil bildiği ve iyi bir üniversite mezunu olduğu halde başarısız olan çok insan vardır. Gerçek şudur; herkes başarılı olabilir. Başarı, ne istediğini bilmek, istediği şeylere ulaşmak için gerekenleri yapmak ve kişinin kendisi için koyduğu hedeflere ulaşması demektir.

2. Başarılı insanlar haftada en az 60 – 70 saat çalışmaktadır. Siz de başarılı olmak istiyorsanız haftada en az 60 saat çalışmalısınız. Başarı çok uzun süreler çalışmaktan daha çok, doğru şeyleri doğru zamanlarda yapmakla ilgilidir.

3. Başarılı olmak çok para kazanmak ve zengin olmaktır. Zenginlik ve para başarının getirdiği sonuçlardan sadece bir tanesi olabilir.Başarı hedeflediğiniz şeylere ulaşmaktır. Ulaşılan hedefler her zaman çok parayı ve zenginliği garanti etmez.

4. Başarı bir şans işidir. Sadece şanslı olan çok az kişi başarılı olabilir. Loto’dan para kazanmak kesinlikle bir şans işidir. Ancak başarı bir şans işi değil, aksine plan yapma, yapılan planlar doğrultusunda çalışma, bilgiyi yönetme ve uygulama işidir.

5. Başarılı insanlar asla hata yapmazlar. Tüm insanlar hata yapar. Hata yapmayan insan yoktur. Ancak yaptığı hatalardan ders alanlar ve almayanlar vardır. Başarılı insanlar da diğer insanlar gibi hata yaparlar. Ama onlar yaptıkları hatalardan ders alarak onları tekrarlamazlar.

6. Başarılı olmak tüm dertlerden kurtulmak demektir. Başarılı olmak yaşamdaki her problemi çözemez. Elde edilen bir başarı, o andan sonra tüm başarıları garanti etmez. Başarıdan sonra da çeşitli problemlerle karşılaşmanız çok doğaldır. Unutmayın başarı sizin olağanüstü bir varlık olmanızı sağlamaz.

7. Meşhur olmak başarının en önemli göstergesidir. Çok para kazanabilirsiniz, herkes sizi tanıyabilir, çok meşhur olabilirsiniz, birçok unvan alabilirsiniz ve yaptığınız işi büyük bir çoğunluk biliyor olabilir. Ancak bunlar başarılı olmak için gerekli olan şartlar değildir. Kimse sizi tanımasa da, zengin olmasanız da, sadece siz biliyor olsanız da çok başarılı olabilirsiniz.

Yazan; Oğuz KOÇ

Kişisel Gelişimde orta yol

Eylül 21, 2009

Muhammed Bozdağ Taraf Gazetesinden Sibel Oral’ın sorularını cevaplandırdı: Çok okunan yazarın kişisel gelişime bakışı…

İslamî kavramlarla yazdığı kişisel gelişim kitapları çok satan Muhammed Bozdağ popüler kültürü İslam’la barıştırmak istiyor.

Muhammed Bozdağ’ın başarı, kişisel gelişim ve din alanlarında yazdığı Düşün ve Başar 156’ıncı, onu izleyen Ruhsal Zekâ 205’inci ve son kitabı Sevgi Zekâsı 50’nci baskıyı yaptı. Ülkemizde özellikle son yıllarda kişisel gelişim kitabı patlaması olduğu malum. Muammer Bozdağ ne yazıyor da bu kadar çok satıyor? İşte bu soruyu ve kişisel gelişim kitaplarının yarattığı çılgınlığı Muhammed Bozdağ ile konuştuk.muhammed bozdağ

Piyasada yüzlerce kişisel gelişim kitabı var ve bazıları zaten bildiklerimizi tekrarlıyor. Kitabın içinde biraz felsefe, biraz psikoloji varsa o kişisel gelişim kitabı oluyor…

Kişisel gelişim etiketinin bir standardı yok. Çok iyi hazırlanmış yol gösterici kitaplarla, taklit veya temelsiz kitaplar aynı etiketi taşıyabiliyor. Kişisel gelişim bir görüşler çorbası haline geldi. Her yazarın aklına, kalbine, dünya görüşüne, dinine göre değişiyor kitapların içeriği… Sonuçta bu kitaplardan bazıları kolaycılık, acelecilik, bencillik, bireycilik, zevkçilik, rekabetçilik ve maddecilik üretiyor. Okuyucu hayatın motorunun hayal değil, akıl, kalp, basiret ve emek olduğunu görmeli, okuyacağı kitabı basiretle seçmelidir.

Ama bu son yıllarda oldu. Bundan birkaç yıl önce böyle bir şey yoktu. Bu tarz kitaplar için popüler kültürün bir parçası oldu diyebilir miyiz?

Kişisel gelişim tabii ki popüler kültürün bir parçası. Kişisel gelişim kolaycı bir misyonerlik gibi duruyor. Bazı kitaplar kapitalizmin akıncıları gibi görünüyor bana. Bir yandan da bazılarının yararlı olduğu ortada. Bence Batı’dan gelen kişisel gelişim felsefesine değil, yetenek kazandırma sistematiğine talip olalım. Dünyaya açıldık, entegre oluyoruz. Kişisel gelişimciliği reddeden, toplumun dışına düşer. Bu yüzden kişisel gelişimin ayıklanması, bize göre paketlenmesi ve sunulması taraftarıyım.

Piyasadaki kişisel gelişim yazarları arasında sizin farklı bir yeriniz var…

Tek ve mutlak hâkim bir Allah’a, kıyamete, dirilişe ve sonsuz hayata inancım, benim tarzım olarak üslubuma yansıyor. Her yazar okuyucusuyla bir bağ kurar. Okurla benim aramdaki bağın duygusal bir içeriği olduğunu görüyorum.

Kitaplarınızın hepsinin İslam felsefesinden besleniyor olmasını neye bağlıyorsunuz?

Öyle bir iddiam yok. İslam felsefesi engin İslam düşüncesinin küçük bir kesiti ve ben kendimce baktığım mümin penceresinden anladığım ölçüde bir hayat bilgeliğini paylaşıyorum. Özgün bir üslup üzerinden okuyucuyu olumlu, mutlu, ümitli, çalışkan, sorumlu hissettirmek istiyorum. Ayrıca herkes inandığı değerlere göre konuşmaz mı?

İslam da popüler kültürün bir parçası olabilir mi?

Kitaplarımızın çok sattığı doğru fakat çok satan her zaman popüler bir kültürün parçası olmaz. Popüler kültürün amaçladığı sembol magazin unsuru olur, köşe yazarları, sunucular ondan sıklıkla söz eder. Ben Türkiye’de popüler içeriği topluma taşıyan medyanın, adından az söz ettiği bir yazarım şimdilik. İslam, çoğunluğu Müslüman olan Türkiye halkının kitle kültürünü çerçeveler. Fakat bence bu ülkede popüler kültür İslamiyet barışık değil. Elitçi popüler kültürle Anadolu İslamiyeti arasında, kamusal alanla ilgili bir anlaşmazlık yaşıyoruz.

Yazarlık ve kültürel hayatınızı anlattığınız yazıda; “Modern insan fiziğe saplanmış; ruhundan mahrum kalmıştı ve en önemlisi, herkesi kuşatmayan ve ölümle son bulacak başarıya başarı denilemeyeceği düşüncesiydi” diyorsunuz…

Teknoloji gelişiyor, zenginlik birikiyor, fakat insanlık yalnızlığa ve azgın bir doyumsuzluğa sürükleniyor. Amaç insanın mutluluğu değil mi? Maddi zevk, tadıldıkça küçülür ve acıya dönüşür. Ruhanî zevkse aşk gibi katlanarak büyür.
Bana insanın tüm sevdiklerinden ebediyen kopup karanlığa gömülmesi fikri bir cehennem gibi geliyor. Modern teknoloji temel gerçeğimizi değiştiremedi. Biz hâlâ aynı ağlayan, âşık olan, sevinip üzülen ve ölen insanlarız. İnsanı sonsuzluğa, fizik ötesindeki evrenlere, yeniden dirilişe ve muhteşem maceralara inandıran kutsal güveni maddi sarsıntıları çökertemiyor. Gerçek başarıyı bu bütünlükte bulabileceğimizi söylüyorum. Şunu söylemeye çalıştım kitaplarda: Evrende bedeniniz çok küçük, ama kalbiniz çok büyük. Bulunduğunuz yere değil, yöneldiğiniz yıldızlara aitsiniz. Bir mum isterseniz kendinizi, bir güneş isterseniz dünyayı aydınlatacaksınız.

Kaynak: http://www.taraf.com.tr/haber/35594.htm

Ruhunuz Girişimci mi?

Eylül 10, 2009

Ruhunuz Girişimci mi? Değil mi?

Bazı insanlar girişimcidirler ve diğerleri ne zaman ne yapmaları gerektiğini başkalarının söylemesini beklerken, onlar meseleyi korkusuzca ele almaya gönüllüdürler. Girişimciliğe sahip olanlar, öncülerdir. Bu test, girişimciliğe sahip olup olmadığınızı değerlendirmenize yardım edecek bir kapı görevinde. Kapıyı aralamak ise sizin elinizde…

1- Hayattan sıkıldığımı hissediyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

2- Başkalarının benim için bir şeyler yapmasını istiyorum
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

3- İşimi doğrudan ilgilendirenler dışında çok sayıda konuya ilgi duyuyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

4- Sosyal eğitici ya da dinsel bir topluluğun başkanı, önderi veya faal bir üyesi olmaktan zevk duyarım.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

5- Fırsat buldukça geleceğe yönelik uzun vadeli planlar yapıyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

6- Yapılması gereken işler görüyorum ve onları söylenmeden, şikayet etmeden yapıyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

7- Bir tartışma olduğunda sorunu çözen ilk kişi olmaya ve “sıkıntılı havayı dağıtmaya” çalışıyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

8- Giyinme, yaşadığım çevre, finansal istikrar gibi konularla ilgili olarak hayatımı sürekli geliştirmeye çalışıyorum.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

9- Hayat ya da iş koşullarım konusunda sıkıcı şeyler bulduğumda, meseleleri iyileştirmeye çalışırım.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

10- Hayatım temel olarak “Umurumda değil” tavrı tarafından yönetilir.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

11- Genel anlamda, kendimi utangaç ve/veya çekingen biri olarak nitelendiririm.
a. Hiçbir zaman
b. Bazen
c. Sıklıkla

CEVAPLAR
1. A – 10, B – 5, C – 0
2. A – 10, B – 5, C – 0
3. A – 0, B – 5, C – 10
4. A – 0, B – 5, C – 10
5. A – 0, B – 5, C – 10
6. A – 0, B – 5, C – 10
7.  A – 0, B – 5, C – 10
8.  A – 0, B – 5, C – 10
9.  A – 0, B – 5, C – 10
10. A – 10, B- 5, C – 0
11. A – 10, B – 5, C – 0

DEĞERLENDİRME
90-110: Bu aralıktakiler oldukça girişimcidirler. Fikir ve projeleri teşvik ederler. Yine de bu bağımsız, saldırgan ve kendinden emin kişilikler için bazı tehlikeler söz konusudur; zira bazen aşırı girişimci tavırlarından dolayı beraber yaşadıkları ve çalıştıkları kişilerin filizlenen girişimci yeteneklerine engel olurlar.

50-85: Girişimci adaylarının bulunduğu puan aralığıdır. Bu, ortalama bir puandır ve bu puanı alan kişiler, girişimciliği canları isterse, şartlar gerektirirse üstlenirler. Bu aralıktaki birçok kişi daha yüksek puan alanlardan daha mutlu gözükürler; çünkü başkaları tarafından alınan kararları uygulamaya ve girişimciliği üstlenmeden sorumluluğu devretmeye gönüllüdürler.

0-45: Bu, başkalarının kendileri adına düşünmelerine izin vermeye gönüllü olanlar tarafından alınan zayıf bir puandır. Bir kısmı yılmış ve girişimci güçlerini kaybetmiştir. Diğerleri sadece fiziksel ya da zihinsel olarak tembeldirler. Bu bölümde bulunan insanların çoğu mutsuz bir hayat düzenine sahiptir.

kişisel gelişim testleri
kariyer yayınları

Nedir Bu Motivasyon?

Eylül 10, 2009

Özge Bayram

Özge Bayram

Motivasyon üzerine oldukça motive edici bir yazı…
Motivasyon kelimesi Latince “movere” , yani “hareket ettirme, hareketlendirme” kelimesinden gelmektedir. ,Bu tanımdan yola çıkarsak motivasyonu, bireyin harekete geçmesi ve belli bir hedefe ulaşabilmesi için gerekli olan arzu ve isteğe sahip olmasıdır diye tanımlayabiliriz.

Motivasyon bu kadar önemli mi?

EVET! Çünkü:

Motivasyon, performansı doğrudan etkiler.
Davranışların başlatılmasını başlatılmasını, yönlendirilmesini ve sürdürülmesini sağlar.
Bir nevi bizim itici gücümüzdür.
Bütün kaynaklarımızı amacımız doğrultusunda kullanmamıza olanak tanır. ,

Bizim millet olarak ortak bir özelliğimiz var. Çabuk gaza gelen bir yapımız var. Bakın motivasyon demiyorum, bariz şekilde gaza geliyoruz. İşlerimize Türk gibi başlayıp, Türk gibi bitiriyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki başka nasıl olacaktı?

Bir işe girişirken “Allah, Alah!…” diye başlıyoruz. Engelle karşılaşma ihtimalimiz belirince “İnşallah, biter” diyoruz. En sonda da “Kısmet değilmiş” diyerek ilk zor engelde su koyuyoruz. Engeller bir bir belirince heyecan gider, kafalar karışır ve projeler bir başka bahara kalır.

Verilemeyen üç beş kilolar, kazanılamayan okullar, biriktirilemeyen harçlıklar, başlanılamayan işler…

Güzel bir söz vardır: “Bir işe Türk gibi başlayıp, Alman gibi bitirmek.” Bizler bir işe girişirken, inanılmaz heyecanla, şevkle dolarız. Planlar, proğramlar, vizyon, misyon hepsi kafamızdadır. “Haydi, Bismillah…” deyip başlarız. Almanlar da (Batılılar da diyebiliriz genel olarak)durum vaziyet ne olursa olsun istikrarlı bir şekilde sonuca varana kadar devam ederler. Böylece başladıkları işi sonuçlandırırlar.

Peki, gaza gelmek yerine kendimizi nasıl motive edebiliriz?

Motivasyon ve BEKLENTİLER!

Antrenmanların her dakikasından nefret ediyordum. Fakat kendi kendime “vazgeçme” dedim. Şimdi sıkıntı çek ve hayatının geri kalanını bir şampiyon olarak yaşa.
Muhammed Ali

Bizi harekete geçiren en temel güç, beklentilerimizdir. Verdiğimiz çabanın sonunda elimize geçecek olanlardır. İstediğimiz, beklentimiz olan şey ne kadar güçlüyse o kadar fazla çaba gösteririz.

Motivasyon üzerine yazılan kuramlardan biri olan Vroom’un “Bekleyiş kuramı”nda, kişilerin belirli yönde motive olabilmeleri için harekete geçmelerini sağlayacak dürtü, kişinin o ‘şey’i elde eymek için gösterdiği istek ve o ‘şey’in gerçekleşme konusundaki beklentisine bağlıdır.

Yani:

İsteme Derecesi x Beklentiler: Motivasyon Düzeyi

Kişiden kişiye beklentiler değişir. Beklentilere göre de isteklerin derecesi farklılık gösterir. Dolayısıyla kişiden kişiye motivasyon unsurları değişir.

Mesela motivasyonla ilgili araştırmalarıma devam ederken bir yandan da insanlara sordum: Sizi Ne Motive Eder?

Gelen cevaplar gerçekten birbirinden farklıydı. Aynı zamanda iki başlık altında toplamak mümkündü bunları:

1- Sonunda başarıyı elde etmeyi bekleyenler (%40′ın altında)
2- Sonunda cezadan kurtulmayı bekleyenler (Eh burası da %60′ı geçiyor)

Havuç mu, Sopa mı?

İnsalar hem ödüle kavuşmak için hem de acıdan/cezadan kaçmak için bir işi yapmayı tercih ederler. Öncelikle belirtmek gerekir ki, iki türlü de motive oluruz. Aynı zamanda bir tanesi ağırlıklı olarak işleri yapmamıza neden olur. Ya ödüle kavuşma arzusu ya da acıdan/cezadan kurtulma isteği. (İnsan sevdiği konuda çalışırken ödüle, sevmediği konuda çalışırken cezaya odaklanır)

Biraz Havuca Ne Dersiniz?

Hayatta çok az insan hazza yönelir. İnsanların muazzam bir kısmı acıdan kaçmak için kendilerini motive ederler.

Kimileri kendilerini daha çok para kazanmayı düşünerek, kimileri iyi bir statü elde etmeyi hedefleyerek, kimileri güç elde etmeyi isteyerek, kimileriyse hedeflerine ulaşarak kendilerini daha mutlu daha huzurlu hissetmeyi düşünerek motive ederler. Bunların hepsi hazza yöneliktir.

Sonunda istenilen, beklenilen, ulaşmak için çaba gösterilen bir şey vardır. İtiraf. com’dan alınan bir itirafı sizinle paylaşmak istiyorum:

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 32; İl: İstanbul
Okumayı öğrenmek için hiç çaba harcamayan birinci sınıf öğrencisi oğlum aşık olduğu üçüncü sınıf öğrencisi kıza mektup yazabilmek için harıl harıl okumayı öğrenmeye çalışıyor.

İşte okuduğunuz itiraf, tipik bir hazza yönelik motive olma örneğidir. İlkokula giden bir çocuğun okumayı öğrenmesindeki en büyük motivatör (motive edici sebep) hoşlandığı kızın dikkatini çekebilmektir.

Eh Bir de Sopadan Kaçanlar Var…

Bizim evde yıllardır değişmeyen, artık gelenek haline gelmiş, dönem ödevleri şenliği vardır. Öğretmenin verdiği ve neredeyse 3–4 ay sonra istenen bir ödevin yumurta kapımıza dayandığı bir zamanda alelacele ve düzgün bir şekilde yapılması her yıl tanık olduğumuz bir durumdur.

Bu şenliklerin eğlence boyutu, bu yıl bir gün öncesinden kardeşimin sabahlayarak yaptığı dönem ödeviyle doruk noktasına ulaştı.

Annemin her defasında “Neden vaktinde rahat rahat yapmazsınız, anlamıyorum” sloganıyla katkıda bulunduğu bu şenliklerin çıkış nedeni kardeşimin acıdan uzaklaşmak istemesidir.

Sanki o, bilmiyor mu zamanında yapınca hem rahat edeceğini hem de daha iyi anlayacağını? Elbette ki biliyor. İyi de bu onu motive etmiyor ki! Onu motive eden şey öğretmenden düşük not almaması, sınıfta kalmaması, azar işitmemesi…

Bir diğer örnek ise Edison’dur. Edison’un aslında karanlıktan korktuğu için elektriği icat ettiğini neredeyse bilmeyenimiz yok.

Motive olmak için illa da bu iki gruptan birine ait olmak zorunda değilsiniz. Bazen hazza ulaşmak için bazen de acı çekmemek için fazla gayret sarf ederiz.

Motivasyon İçin Ne Gerek?

“Şimdi sen, iyi güzel söyledin de ben kendimi nasıl motive edebilirim?”

Kendinizi iki şekilde motive edebilirsiniz.

1- İç motivasyon
2- Dış motivasyon

İç motivasyon

İç motivasyon, sizin ihtiyaçlarınız, beklentileriniz, inançlarınız, ‘o’ nu yapma nedeniniz, zevkleriniz, hedeflerinizdir…

İç motivasyon, sizin motivasyonunuzdur, sizin değerlerinizi, sizin hedeflerinizi, sizin isteklerinizi içerir. Sizi asıl harekete geçirecek olan da budur.

Yaptığınız şeyin “SİZ” istediğiniz için yapıldığını ve bunun için öncelikle siniz kendinizi motive etmeniz gerektiğini bilirsiniz.

Bir şeyi kendiniz istediğiniz için öğrenirseniz ya da yaparsanız,

Daha çok çalışır,
Daha tutarlı olur,
Daha iyi öğrenir
Başarmak için farklı yollar denersiniz.

Öncelikle mutlaka içsel motivatörleriniz olmalıdır. Hedefinize ulaşmanızı sağlayacak inancınız, harekete geçmeniz için cesaretiniz… Çünkü: İçten motive olan kişi düşünceyi eyleme dönüştürür: Hedeflerini belirler ve onlara ulaşmak için harekete geçer.

İçten motivasyonda en önemli unsurlardan birisi İNANÇ’tır.

“Bu hedefe ulaşabileceğime inanıyor muyum?”

Şimdiye kadar ÖSS’ye hazırlanan aynı zamanda aşırı stres yaşayıp, derslerden uzaklaşan öğrencilerin kendilerine sormasını istediğimi bir sorudur bu. Evet, ne kadar inanıyorsunuz? “

Kendinize inanmanızı sağlayabilecek tek kişi sizsiniz, başkaları yardım edebilir ama ancak siz gerçekleştirebilirsiniz. Kim olduğunuzdan, eğitiminizden, konumunuzdan bağımsız olarak; eğer kendinize inanırsanız kendiniz hakkındaki tutumunuz olumlu olur ve bu da hedeflerine ulaşmanızdaki gerekli gücü kendinizde bulmanızı sağlar.

“İyi de durduk yere nasıl inanabilirim ki?”

Kesinlikle haklısınız. Kendinize inanmanız için önce kendinize güvenmeniz gerekir.

Özgüveni olan insanlar güçlüklerle mücadele ederler, problemlere çözüm üretirler. Kendilerine inanırlar. Ne olursa olsun, işin peşini asla bırakmayacak cesareti kendilerinde bulabilirler.

Ayrıca şunu eklemekte de fayda var, güven eksikliği aslında yararlı hiçbir şey üretmeyen olumsuz düşüncenin ürünüdür. Zihin uğraşacak bir şey bulamayınca kendisiyle uğraşmaya başlar ve genelde bunu olumsuz şekilde yapar. Kendi enerjimizi farkında olmadan kendimizin düşürmesine neden olur.

Ve Size Yön Gösteren Hedefleriniz…

Çoğu insan ‘istatistik insanıdır.’ Doğar, kayıtlara adı geçer, yaşar ve ölür. Sadece istatistiklerde adına rastlarsınız. Cümledeki yaşar kelimesi de sadece ve sadece nefes alıp vermektir. Hayatta belli bir amacı yoktur. Bundan dolayı da ne yaparlarsa yapsınlar kendilerini asla motive etmezler, edemezler. Zaten ihtiyaçları yoktur.

Onlar sadece nefes alış verişlerini engelleyecek durumlarda harekete geçerler. Yani acıdan kaçmak için harekete geçerler.

Oysa ki bir hedefiniz varsa, sabah yataktan kalkışınız bile değişir. “Bugün hedefime bir adım daha ulaşabilmek için ne yapabilirim?” sorusu zihninizde ve hatta damarlarınızda dolaşır.

Daha enerjik ve daha pozitif olursunuz. Çünkü artık geminizi ulaştırmanız gereken bir limanınız vardır.

Dış motivasyon

Adı üzerinde dıştan gelen motivasyondur. Bir işi ödül için ya da cezadan kaçmak için yapmanız gibi… Ya da sizi etkileyen insanların hedeflerini ve isteklerini yerine getirerek onların mutlu olmasını sağlamak gibi…

Görüldüğü gibi, dış motivasyon kişinin dışından kaynaklanır, çevreden gelen bir pekiştirme ya da ödüllendirme ile bir şey yapmasını sağlar. Etkisi geçicidir. Yapılan davranışın kalıcılığı ve yoğunluğu düşüktür.

Lisede dersaneye giderken bir sınıf arkadaşım bana o yıl mutlaka üniversiteyi kazanmak zorunda olduğunu söylemişti. Çok çalışıyordu ve hırslıydı. Hangi üniversiteye, hangi bölüme gideceği kafasında kesin ve netti. Yalnız küçük bir ayrıntıyı eklemek istiyorum. Daha sonradan söylediğine bakınca hedefin ona değil babasına ait olduğu ortaya çıktı. Kendisi için değil babasını mutlu etmek belki de ailesinin gözünde daha fazla değer kazanmak için bu kadar fazla çalışıyordu. Hem de kendisine ait olmayan bir hedef için…

Peki ne oldu dersiniz?

O, Hedefini asla benimseyemedi. Çabaları ve planları yetersiz kaldı. Bu taşıma suyla değirmeni döndürmeye çalışmak gibi aynen. Eğer ki kendi istediği bölüm için çalışsaydı, o zaman içten motivasyonunu da sağlayacaktı ve gözünü hedefinden ayırmayacaktı.

Şimdi bile bir çok aile çocukları için “Aman doktor olacak benim kızım, teyzesi” “Avukat ol da sülalemizde bizi savunacak birileri bulunsun” gibi şeyler söylüyorlar. Çocuklar da sırf mutlu etmek amacıyla ya da önemsenmek, takdir edilmek umuduyla kendi hedeflerini askıya alıp (aslında içlerine atmak desem daha doğru olacak) çevrenin isteği yönünde hareket ediyorlar.

Bu, ne kadar sürebilir ki? İşte bundan dolayı iç motivasyon hedeflerinize ulaşmada daha önemlidir.

İç motivasyonunuzun yüksek olduğu bir gün geçirmeniz dileğiyle…  (-:

Özge BAYRAM
NLP Master Prac.

Sonraki Sayfa »

Şimdi Reklamlar :)

Şimdi Reklamlar :)

İnternet Hizmetleri