<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Düşün ve Başar</title>
	<atom:link href="http://www.dusunvebasar.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dusunvebasar.com</link>
	<description>Kişisel Gelişim, İnternet Bilişim, Sosyal Medya, Başarı ve Kariyer Platformuna Hoş Geldiniz...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Apr 2012 10:56:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Başarıyı Yakalayabilmek</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/basariyi-yakalayabilmek/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/basariyi-yakalayabilmek/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 10:56:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Liderlik:İletişim Öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[Manevi Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[başarı basamakları]]></category>
		<category><![CDATA[başarı nasıl kazanılır]]></category>
		<category><![CDATA[başarı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[başarı prensipleri]]></category>
		<category><![CDATA[hatalardan ders alma]]></category>
		<category><![CDATA[hedef belirleme]]></category>
		<category><![CDATA[höşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[karar verme]]></category>
		<category><![CDATA[kendine güven]]></category>
		<category><![CDATA[oto kontrol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=832</guid>
		<description><![CDATA[Thomas Edison. 84 yaşında hayata gözlerini yumduğunda patentleri alınmış 1093 buluşun sahibiydi. Bu sebeple kendisine “Menlo  Parkı’nın Sihirbazı” diyorlardı. Bu yakıştırmaya zaman zaman kızan, bazen de gülüp geçen Edison, kendinde sihirli bir güç arayanlara, başarısının formülü olarak “yüzde 1 kabiliyet (deha), yüzde 99 ter” cevabını veriyordu. Evet, başarı nedir ve nasıl kazanılır? Öncelikle başarı bir şans işi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Thomas Edison. 84 yaşında hayata gözlerini yumduğunda patentleri alınmış 1093 buluşun sahibiydi. Bu sebeple kendisine “<em>Menlo </em></p>
<p><img class="alignright  wp-image-476" title="17_Ocak_2010_02_14_51_2296258807" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2010/01/17_Ocak_2010_02_14_51_2296258807.jpg" alt="" width="240" height="166" /></p>
<p><em>Parkı’nın Sihirbazı”</em> diyorlardı. Bu yakıştırmaya zaman zaman kızan, bazen de gülüp geçen Edison, kendinde sihirli bir güç arayanlara, başarısının formülü olarak “<em>yüzde 1 kabiliyet (deha), yüzde 99 ter”</em> cevabını veriyordu.</p>
<p>Evet, başarı nedir ve nasıl kazanılır? Öncelikle başarı bir şans işi değil, onun da yolu birtakım kaide ve prensiplerden geçmekte. Fırsatlar ülkesi olarak bilinen Amerika’da başarılı olmuş yüzün üzerinde insanın hayatı incelenip yirmi yıl süren araştırma ve analizler sonucu, değişik sahalarda “<em>en başarılı”</em> olmuş bu kişilerin on beş ortak özelliği olduğu tespit edilmiş.</p>
<p>İncelenen kişiler arasında batı dünyasından Henry Ford, Thomas Edison, John Rockefeller, Theodore Rooseeuelt. Alexander Graham Bell ve Andrew Carnegie gibi isimler yer almaktadır.</p>
<p>Evet, bu araştırma neticesine göre başarıya ulaşmanın bedeli olan bu kaide ve prensipler satır başlarıyla şöyle:</p>
<p>1.Belirlenmiş bir hedefin olması</p>
<p>2.Kendine güvenip başarabileceğine inanma</p>
<p>3.Her şeyden tasarruf alışkanlığı</p>
<p>4.İnisiyatif gösterebilme ve yönlendirebilme</p>
<p>5.Hayal gücü ve yeni şeyler üretebilme</p>
<p>6.Coşku ve gayeye dört elle sarılabilme</p>
<p>7.Otokontrol ve sezgi ile mantığı yerinde kullanabilme</p>
<p>8.Kendinden beklenenden daha fazlasını verme alışkanlığı</p>
<p>9.Cana yakın kişilik</p>
<p>10.Çabuk ve mantıklı karar verebilme</p>
<p>11.Konsantrasyon kabiliyeti</p>
<p>12.Başkalarıyla uyum ve işbirliği</p>
<p>13.Hatalardan ders alma</p>
<p>14. Hoşgörü</p>
<p>15.Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak</p>
<p>Tarih, bir tekerrürler zincirinden ibarettir. Bir imtihan meydanı olan yaşadığımız dünya sadece bir defaya mahsustur. “<em>Dün&#8221;</em>ler daha nice kereler “<em>bugün”</em>ler olmuş, aynı hâdiseler defalarca meydana gelmiştir. O halde her hâdiseyi ve gelişmeyi dikkatle takip etmek, eski fakat tesirli bir eğitim metodu olan “<em>kıssadan hisse çıkarmayı”</em> iyi bilip kendimizi otokontrole, muhasebeye tâbi tutarak yıllardır başarıya susamış günümüz neslinin önüne bir menfez açabilmek gayesiyle bu maddeleri biraz genişleterek daha anlaşılır hale getirmeye çalışalım.</p>
<p><strong>BELİRLENMİŞ BİR HEDEFİN OLMASI </strong></p>
<p>Ömrü koşuşturmacalar içinde geçen günümüz insanlarının çoğu hayattan ne istediklerini bilmemektedirler. Oysa insan Allah’ın kendisine verdiği istidatlar çerçevesinde, ne olmak istediğini belirleyip, bunu en iyi şekilde nasıl gerçekleştirebileceğinin plânlarını yapmazsa, nice günlük düşünüp, günlük yaşayanlar gibi akıntıya kapılmış saman çöpü misali ömrü ziyan olup gider.</p>
<p>Hedeflerini belirleyen ve bunu bir plân halinde çerçeve içine alabilen bir kişi, onları gerçekleştirmek konusunda epey yol almış sayılır. İnsanın bir plânının olması, o insan için oldukça önemli bir teşvik unsurudur. Oysa hayattan ne beklediğini bilmeyen bir kişi, hayatını hep başkalarının hedeflerini gerçekleştirmek ve onların arzularını yerine getirmek zorunda kalarak sürdürmek durumundadır. Ve nereye doğru çekilirse veya kim onu daha çok etkilerse o tarafa yelken açar.</p>
<p>Fert, başarıya ulaşmak için işteki, okuldaki daha doğrusu hayattaki hedeflerini tespit etmeli ve sonra da bu hedefleri basite icra edip daha belirgin hale getirmelidir. Romalı devlet adamı Cato’nun hedefini belirlemesinde üç kelime yeterli olmuştu: “<em>Delenda est Carthago (Kartaca yıkılmalı)”</em>. Ve Cato, kendini tamamen bu hedefi gerçekleştirmeye vererek sonunda Kartaca’yı ortadan kaldırmayı başarmıştır.</p>
<p><strong>KENDİNE GÜVEN </strong></p>
<p>Kendine güven, insanın Allah vergisi istidat ve kabiliyetlerini keşfederek O’na tevekkülle yılmadan gayret göstermesi ve “<em>düzeni elli defa yıkılsa da”</em> yine yolunda devam etmesidir.</p>
<p>Bencil insan, kendine güveni olmayan, aslında korku dolu insandır. Sahip olduğu şeyleri kaybetme korkusu ile her ne pahasına olursa olsun, sadece kendi çıkarını düşünen, böylece güvende olacağını sanan insandır. Böyle insanlar kısa süreli geçici başarılar kazansalar bile hiçbir zaman kalıcı başarılar elde edememişlerdir.</p>
<p><strong>İNİSİYATİF GÖSTEREBİLME ve YÖNLENDİREBİLME </strong></p>
<p>İnisiyatif, bir şeyi başkalarından önce yapma, bir kimsenin gerekli kararları kendiliğinden alabilme ve başkalarına bağımlı olmadan karar verme olarak tarif ediliyor. “<em>Başlamak, bitirmenin yarısı”</em> sözü, inisiyatifin bir cephesini güzel vurguluyor.</p>
<p><strong>COŞKU ve GAYEYE DÖRT ELLE SARILABİLME </strong></p>
<p>Günümüz iş dünyası uzmanları, başarılı ideal iş adamını: “<em>Elinde hedefe giden yolu gösteren bir harita, ağzında coşkulu bir marş, beraberindekilerle heyecanlı bir yolculuğa çıkmış lider”</em> diye tarif etmektedirler.</p>
<p>Evet, coşku ve azimle hedefine koşan bir insanın başaramayacağı birşey yoktur. Büyük âlim İbni Hacer’in hayatı buna en güzel misallerden biridir:</p>
<p>Öğrencilik yıllarında dersleri kafasının almayışı yüzünden başarısız olmaya mahkûm olduğunu zanneden İbni Hacer, üzüntü içinde vatanına geri dönerken mola verdiği bir mağaranın tavanından düşen su damlalarının zemindeki mermer gibi sert taşta derin bir çukur açtığını görür ve düşünmeye başlar:</p>
<p>- Benim kafam bu taştan daha kalın ve sert değildir. Damlalar taşa iz bırakır da çalıştığım derslerim benim zihnimde neden iz bırakmaz. Öyle ise bu su damlaları gibi yılmadan, azimle devamlı bir şekilde çalışarak öğrenmeye devam etmeliyim!..</p>
<p>Ve İbni Hacer derhal geri döner, gayesine ulaşmak için azimle çalışmaya başlar. Sonunda büyük bir âlim olarak ilim tarihindeki saygın yerini alır. Yazdığı eserlere de imzasını “<em>İbni Hacer: taş oğlu”</em> diye atarak azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını hafızalar nakşeder.</p>
<p>Cemil Meriç de, gözlerini kaybettiği zaman yılmamış, çalışmalarını büyük bir azimle sürdürmüş ve en büyük eserlerini de hayatının en çok acı çektiği bu devresinde vermiştir.</p>
<p><strong>OTO KONTROL ve SEZGİ İLE MANTIĞI YERİNDE KULLANABİLME </strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-19" style="border-image: initial; border-width: 1px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" title="web tasarim 2" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2009/07/web-tasarim-2.jpg" alt="" width="283" height="257" />Bütün başarılı kişiler, sadece mantıklarıyla değil, sezgilerinin doğrultusunda karar verdiklerini de itiraf etmektedirler. Mantık, sol beyin küresine, sezgi ise sağ beyin küresine alt yeteneklerdir. Marifet, beynin bu iki yansının ikazlarını ve kararlarını eşit ve dengeli değerlendirebilmektir.</p>
<p>Batı dünyası yüzyıllardır analizi ve tümden gelimi, yani mutlak aklın gücünü, insan melekelerinin diğer veçhelerinin üstünde tutuyordu. Ama günümüzde “<em>sezgi”</em>, felsefede olduğu kadar iş hayatının başarısında da analitik düşünceye meydan okumaya devam ediyor. Londra’daki bir psikoloji kuruluşu olan Psycham’un başkanı Paul Thorne, sezgiye dayanan tecrübenin Batı iş hayatındaki önemi hakkında şunları söylüyor: “<em>İş hayatı ve bilim literatüründe sezgi her yerde karşımıza çıkıyor. Ray Kroc bütün kendi meslekî tavsiyelerinin dışına çıkarak sezgileriyle ufacık Mc Donalds işletmesini satın almıştı. Ve şimdi dünyanın en büyük fast food zincirinin sahibi.”</em></p>
<p>Ayrıca, idarecinin kıdemi yükseldikçe sezginin önemi de artmaktadır. Çünkü, gitgide elden geçirilecek veriler çoğalmakta ve bunu bilgiye dönüştürecek zaman azalmaktadır. Dolayısıyla, az zamanda karar vermede sezginin gücü kat kat artmaktadır. <strong>TASARRUF ALIŞKANLIĞI</strong></p>
<p>Tasarruf alışkanlığı, para ve zaman dahil her türlü enerjiyi yerinde kullanma anlamına gelmektedir. Mesela bazı başarılı kişiler, odadan çıktıklarında elektriği hemen kapattıkları için cimrilikle suçlanırlar. Hâlbuki onlar elektriği kullanıyorlar, gereksiz yere harcamamaya özen gösteriyorlar. Harcamak, adı üzerinde yok etmek demektir. Kullanmak ise meyve verdirmek ve üretmektir.</p>
<p>“<em>İnsanın kıymeti, zamana verdiği kıymetle orantılıdır”</em> demiş eskiler. En büyük tasarruf, zamandan yapılandır. Vakti gereği gibi kullansa, neler başarmaz insan! Günde iki sayfa yazılsa, ömür süresince ciltlerle kitap olur. Her gün beş kelimelik bir cümle ezberlesek, kısa sürede birkaç lisan öğrenebileceğimiz gerçeği, akıldan çıkarılmamalıdır.</p>
<p>Zaman şuurunun idrakinde olan büyük âlim Fahruddin er-Râzî sofraya oturduğunda dahi bir yandan yemeğini yiyip, bir yandan kitap okuduğu bilinmektedir. Evinden mescide giderken dahi zamanını boş geçirmemek İçin binek sırtında üçyüz öğrencisine ders verdiği anlatılır.</p>
<p><strong>KENDİNDEN BEKLENENDEN DAHA FAZLASINI VERME ALIŞKANLIĞI </strong></p>
<p>Yanınızda eşit kabiliyette iki insan çalışsa, biri sadece kendisine verilen vazifeyi yapmakla yetinse, diğeri ise daha fazla birşeyler yapma gayreti içinde olsa, hangisini tercih edersiniz? Beklenilenden fazlasını verme alışkanlığında olan kişiler, bu davranışlarının “<em>akılsızlık”</em> olmadığının şuurunda olan kişilerdir. İnsan sa’yinin semeresini alacağını hiç akıldan çıkarmamalıdır. Ama kısa vadede, ama uzun vadede&#8230;</p>
<p><strong>HAYAL GÜCÜ VE YENİ ŞEYLER ÜRETEBİLME </strong></p>
<p>Hayal gücü ile hayallerle yaşamak birbirine karıştırılmamalı. Gerçekleştirilen her proje, önce onu hayalde canlandırmakla başlar. Hayal gücü, düşünme istidadının ve ufuk genişliğinin göstergesidir.</p>
<p>Büyük dâhi, Sultan Mehmed, hayallerini dolduran İstanbul’un fethini gerçekleştirebilmek için Boğazkesen (Rumeli) Hisarı’nın yapılması sırasında, inşaatın durdurulması için görüşmeye gelen Bizans elçilerine: “<em>Bizim kudretimizin yettiği yere imparatorunuzun hayalleri bile yetişemez”</em> derken yıllardır hayalindeki projeyi uygulama azmini ortaya koyuyordu.</p>
<p><strong>CANA YAKIN KİŞİLİK </strong></p>
<p>Cana yakın kişilik başarıyı yakalamada önemli noktalardan biridir. İnsanlar kendilerini ulaşılması ve yaklaşılması zor ve korkulan bir tip imajı çizerlerse diyaloglar sağlıklı yürümeyecektir. 50 yıldır Amerikan ayakkabı sektörünün lider şirketlerinden biri olan Stride Rite’ın yöneticisi Arnold Hratt’a başarısının sırrı sorulduğunda, verdiği cevaplardan biri de: ‘‘Odamın dışına çıkıp, kendimi ulaşılabilir bir kişi olarak prezante ederek” olmuştur.</p>
<p><strong>ÇABUK ve MANTIKLI KARAR VEREBİLME </strong></p>
<p>Başarı için mantıklı olan kararı zaman geçirmeden alabilmek çok önemli bir faktördür. Çünkü hızla değişen dünyamızdaki yeni oluşumların beklemeye tahammülü yoktur. Hele bir savaş anında emrinde binlerce asker bulunan bir ordu komutanı düşünün, düşman hamle yapmadan hızlı ve mantıklı karar verebilmesi ne kadar hayatî bir faktördür!</p>
<p>Büyük kumandan Tarık bin Ziyad, İspanya’yı fethetmek için askerleriyle Afrika’dan gemileriyle geçip, İspanya topraklarına ayak bastığında vereceği kararla tarihî bir dönüm noktasını işaretleyecekti. Ya düşmanı yenip Endülüs fatihi olacak veya mağlup olup gemilerine binerek yüzgeri olacaktı. İşte bu noktada liderlik vasfı kendini gösterdi ve Tarık, Afrika’yı geçtiği gemileri yaktırarak askerinin geri dönüş ümitlerini ortadan kaldırdı ve azimle düşmana saldırarak tarihî bir zafere daha imzasını attı.</p>
<p><strong>HATALARDAN DERS ALMA </strong></p>
<p><img class="size-medium wp-image-85 alignright" title="ekip çalışması" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2009/07/ekip-çalışması-300x209.jpg" alt="" width="300" height="209" /></p>
<p>Edison, 999 başarısız deneyinden sonra, hayalini 1000. defada gerçekleştirebilmiştir. Çünkü hatalarından ciddi dersler almıştır. Her insan hata yapar. Önemli olan, aynı hatayı tekrarlamamak ve hatayı başarısızlık olarak algılayıp yıkılmamaktır.</p>
<p>Başarılı insanlar, hatalarını açığa vurmaktan hiçbir zaman çekinmemişler ve yaptıkları hataları olduğu gibi anlatmışlardır. Hatta, yanında çalışanları da böyle yapmaya teşvik etmişlerdir. Unutmayın, bebekler düşe kalka yürümeyi öğrenirler. Her düştüğünde sizden bir tokat yiyen bebeğin yürümek istemeyeceği aşikârdır.</p>
<p>ABD’nin başarılı şirketlerinden Stride Rite’ın yöneticisi Arnold Hratt, yılların verdiği tecrübe birikimiyle hatalar hususunda şunları söylüyor: “<em>Şirkette yanlış bir iş yapan birini gördüğümde bilirim ki, bu yanlış, çünkü aynı yanlışı çok zaman önce bende yapıyordum. Başkasının hatasını görüp de sinirlendiğimde hatalarımı bizzat görerek düzelttiğimi hatırlatırım. Yaptığım bütün hatalar çok uzun zamandır benim en iyi öğretmenim olmuştur.”</em></p>
<p><strong>HOŞGÖRÜ </strong></p>
<p>“<em>İnsanların en hayırlısı, en münsif olanıdır”</em> buyurmuş Hz. Ali Efendimiz. Evet kalp ancak kalple satın alınabilir, fırtınaya karşı herkes penceresini kapatır. Gerek insanî ilişkilerde, gerek yönetim zinciri içinde amir-memur, işçi-işveren ilişkilerinde hoşgörüyü rehber edinenler kazandıkları bu Rabbanî vasıfla daima başarılı olmuşlardır.</p>
<p>Uhud Savaşında Rasûlullah Efendimiz (sav) ciddi yaralar almıştı. Ashab efendilerimiz, buna sebep olan müşriklere beddua etmesini Peygamberimizden istediklerinde Rasulullah (sav); “<em>Ben lanet okuyucu olarak değil, insanları hak dine davet edici ve rahmet olarak gönderildim”</em> buyurarak bizlere eşsiz bir hoşgörü dersi vermektedir.</p>
<p>Çelik sektörünün en başarılı yöneticilerinden biri olan Charles Schwab da, yakaladığı başarı çizgisinin püf noktasını şöyle vurguluyor: “<em>İnsanlarda zevk ve heyecan uyandırabilme yeteneğimi en büyük özelliğim sayarım. Bir insanın en üstün yönünü ortaya çıkarabilmek; takdir etmek ve cesaret aşılamak yolu ile olur.</em></p>
<p>İnsanların çalışma zevkini hiçbir şey üstlerinden hor görme ve hoşgörüsüz davranış kadar söndüremez. Ben hiç kimseyi eleştirmem. Çalışmayı övmenin ve şevk vermenin değerine inananlardanım. Bu yüzden övmeye hazır, lakin eleştirmek hususunda çekingenim. Bir şeyi beğenince, bunu candan değerlendirir ve övmekte cömert davranırım.”</p>
<p>Hâlbuki orta kırat adamlar ise tam tersini yaparlar, oldukça hoşgörüsüzdürler. Bir işi beğenmeyince azarlar ve kıyameti koparırlar. Yapılan bir işi beğenince de seslerini hiç çıkarmazlar.</p>
<p>Evet, bazı satır başlarıyla okuyucularımıza başarıya giden yolda menfezler açmaya çalıştık. Toplumu yeniden inşa etmeye namzet günümüzün yeryüzü mirasçılarının, bu satır başlarından hisseler çıkartıp aksiyona dönüştürerek yıllardır boynu bükük yaşamış bu milleti, elde edecekleri büyük başarılarla güldürmeleri niyazı ile.</p>
<p>İbrahim REFİK</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/basariyi-yakalayabilmek.html" target="_blank">Sızıntı</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/basariyi-yakalayabilmek/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Başarı Hikâyesi</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/bir-basari-hikayesi/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/bir-basari-hikayesi/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 09:50:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başarı Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Manevi Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[aile başarı hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[başarı hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenlik hikayesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=829</guid>
		<description><![CDATA[Heyecanlıydı. Bir o kadar da huzurlu. Biraz sonra üzerine titrediği, üç yıldır beyninin ve yüreğinin içindekileri harmanlayıp, bir süt gibi içirdiği öğrencisi, İrespublika Olimpiyatları&#8217;nda kazandığı birincilik ödülünü almak için sahneye çağrılacaktı. Hislendi. Gözleri buğulandı. Renkler, şekiller flulaştı, birbirine karıştı. Daldı&#8230; Çiçeği burnunda hanımıyla beraber havaalanındaki heyecanlarını hatırladı. Daha evleneli bir hafta olmuştu. İlk defa uçağa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Heyecanlıydı. Bir o kadar da huzurlu. Biraz sonra üzerine titrediği, üç yıldır beyninin ve yüreğinin içindekileri harmanlayıp, bir süt gibi içirdiği öğrencisi, İrespublika Olimpiyatları&#8217;nda kazandığı birincilik ödülünü almak için sahneye çağrılacaktı.</p>
<p>Hislendi. Gözleri buğulandı. Renkler, şekiller flulaştı, birbirine karıştı. Daldı&#8230;<img class="alignright size-full wp-image-56" title="başarı" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2009/07/başarı.jpg" alt="" width="310" height="210" /></p>
<p>Çiçeği burnunda hanımıyla beraber havaalanındaki heyecanlarını hatırladı. Daha evleneli bir hafta olmuştu. İlk defa uçağa bineceklerdi. Birazcık korkuyorlardı işin doğrusu. Ayağı yere basmıyordu ki meretin. Uçak âdeta ideallerinin mukaddesliğine denk bir yüksekliğe kanatlanmıştı. Bu yüceliğin gönderinde birbirlerine söz vermişlerdi. Birbirlerine olan sevgileri gibi, buraya geliş gayelerini de aynı aziz duygularla sevecekler, Anadolu&#8217;yu ve Anadolu insanını sevdirmek için yaşayacaklardı.</p>
<p>Ne de olsa gurbetti&#8230; Dil bilmiyor, çevreyi tanımıyorlardı. Etütler, öğretmen toplantıları derken haftanın üç-dört günü eve çok geç gelmek zorunda kalıyordu. Eşi, insanı saniye saniye sokan yalnızlık nöbetlerine, yüreğini Anadolulaştırarak tahammül ediyordu.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin batısından, Kazakistan&#8217;ın Kostanayi&#8217;sine; insanın metabolizmasını tepetaklak edecek bir iklime gelmişlerdi&#8230; Çok soğuktu. Çok kar yağıyordu. Dışarı çıkamadıkları günler oluyordu. Bazen aradıkları şeyi bulamıyorlar, aradıkları şey ortaya çıktığında, ceplerindeki şey ortadan kayboluyordu.</p>
<p>Kendilerinden bir parça kabul etmişlerdi bu sıkıntıları. Hâllerinden hiç şikâyetçi olmamışlardı. Bu sıkıntılarla sarmaş-dolaş, herşeylerini ellerinden geldiğince öğrencilerine vermeye çalışmışlardı. Çünkü onlar Kazakistan&#8217;ın geleceğiydi. Çünkü onlar Kazakistan idi. İhmalin ve kusurun faturasını yarın Kazakistan ödemek zorunda kalırdı. Bu, atayurda vefasızlık, Anadolu&#8217;ya ihanet olmaz mıydı?</p>
<p>İki senedir memlekete gitmemiş, gidememişlerdi. Birinde okulun iremontui için kalmışlardı. Diğerinde ise Aybike&#8217;leri katılacaktı aralarına. Anasız-babasız, kaç bayram geçmişti aradan, unutmuşlardı neredeyse&#8230;</p>
<p>Hislerine hâkim olamadı. Yanaklarında bahar yağmurları vardı şimdi. Olacaktı ya&#8230; Dün Aybike&#8217;sinin yaş günüydü, bugün de evlilik yıl dönümleri&#8230; Bu program için bir haftadır dışarıda olduğundan ne bir çikolata alıp çocuğunun yanaklarına öpücük kondurabilmiş, ne de hanımına bir demet çiçek verebilmişti&#8230;</p>
<p>Düşüncelerinden, öğrencisi Almas anons edilince sıyrıldı. Alkışlar öğrencisi içindi. Öğrencisinden sonra sahneye başkanı çağrıldı. Bir alkış da onun için koptu. Başkanı konuştu, alkışlandı&#8230; Alkışlandı, konuştu. Sonra başkanı, armağanını verdi öğrencisinin. Bir daha alkışlandılar. En fazla o iftihar ediyor, o alkışlıyordu.</p>
<p>Ama hiç kimse, onun dün biricik kızının birinci yaş günü, bugün de evliliğinin beşinci yıl dönümü olduğunu bilmedi&#8230;</p>
<p>Onun ise sevinç ve hüzün gözyaşları birbirine karıştı.</p>
<p>Kimbilir belki kendisi de farkında değildi ama, onun ve onun gibilerin gözyaşları aydınlık bir geleceğe bengisu oluyordu.</p>
<p>Ali TOKUL</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bir-basari-hikayesi.html" target="_blank">Sızıntı</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/bir-basari-hikayesi/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>10 Soruda Sen Kimsin?</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/10-soruda-sen-kimsin/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/10-soruda-sen-kimsin/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 10:42:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Liderlik:İletişim Öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[kendini kefet]]></category>
		<category><![CDATA[kendini tanı]]></category>
		<category><![CDATA[kendini tanıma anketi]]></category>
		<category><![CDATA[kendini tanıma testi]]></category>
		<category><![CDATA[kendini test et]]></category>
		<category><![CDATA[kişi tanıma soruları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=824</guid>
		<description><![CDATA[Başlığı okur okumaz yazıya göz attığınıza kalıbımı basarım. Çünkü kendini tanıma isteği, bütün insanların merak ettiği ve her insanda görülen bir olgu. İnsandaki bu merak kendisiyle ilgili bilmediklerini öğrenme dürtüsünden ileri gelir. Bu heyecanlı bir süreçtir aslında. Korkuyla karışık bir merak duygusudur. Etrafınızda kendini tanımak isteyip bunalıma giren pek çok kişi vardır eminim. Kendisini Kadir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başlığı okur okumaz yazıya göz attığınıza kalıbımı basarım. Çünkü kendini tanıma isteği, bütün insanların merak ettiği ve her insanda görülen bir olgu. İnsandaki bu merak kendisiyle ilgili bilmediklerini öğrenme dürtüsünden ileri gelir. Bu heyecanlı bir süreçtir aslında. Korkuyla karışık bir merak duygusudur.</p>
<p><a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="aligncenter size-full wp-image-825" title="kendini-tanima-soru-testi" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/kendini-tanima-soru-testi.jpg" alt="" width="520" height="364" /></a></p>
<p>Etrafınızda kendini tanımak isteyip bunalıma giren pek çok kişi vardır eminim. Kendisini Kadir İnanır gibi mangal yürekli zannederken, Kemal Sunal gibi komik bir adam olduğu sonucuna erişenler acaba kendilerini nasıl hissediyorlardır? Lost dizisinin hangi karakterisiniz diye ankete katılan mümin adam, ayyaş, kadın düşkünü doktor Jack olduğunu öğrenince “Ben de bir yamuk taraf var zaten biliyordum” deyip yaşam biçimini değiştiriyor mudur? İnsanlar internet üzerinden, gazete köşelerinden buldukları kişilik testlerini çözmekten kim olduğunu unutmak üzere. Kendini tanımak isteyen insanlar çoğu zaman bu amaçla hazırlanmış olan anket ve ölçeklere başvurmakta. Bu tür anket ve ölçekle yararlı bilgiler verebilecek olmalarına karşın tek başlarına belirleyici olmazlar.   Özellikle gazetelerin pazar eklerinde ki Sevgiliniz “sizi ne kadar seviyor?”, “Annenize ne kadar bağlısınız?”, “Babanızdan ne kadar uzaksınız?”, “Eşiniz sizi aldatıyor mu?” gibi anketleri çözerek annenize, babanıza küsmeniz, eşinizi boşamanız gerekmez.</p>
<p>Eğer siz bir şehir olsaydınız neresi olurdunuz? Hiç düşündünüz mü? Ben baktım, soruları cevapladım. İstanbul çıktı. Ben şehir olsaymışım İstanbul olurmuşum. Daha neler var neler. Mesela “Bakalım hangi tahtanız eksik?”, “Siz futboldan ne anlarsınız?”, “Hangi aşk romanı yazarısınız?” gibi daha onlarca sizi size anlatan 10 sorudan oluşan sorularla kendinizi tanıyorsunuz. Tabii bütün bunlar kim olduğunuzla ilgili küçük ipuçları verebilir. Ama, testlerin birbiriyle olan tutarsızlığı kendinizi kaybetmenize neden olabilir.</p>
<p>Günlük burçları takip ettiğinizde kendiniz hakkında öğrendiklerinizle bu testler sonucunda elde ettiğiniz bilgiler aynı düzeyde bilimsel olmayan verilerdir. Bunun en büyük ispatı gazete ve dergiler için testler hazırlayan Dr. Nilgün Gedikoğlu’nun söyledikleri. Nilgün Gedikoğlu diyor ki; “10 yıldan fazla süredir hazırladığım testlerde, aldığım psikiyatri eğitiminden yararlanıyorum. Sonucun doğruya en yakın çıkması için bir formül geliştirdim.  “Bir test çözdüm ve artık kendimi tanıyorum”, olsa olsa bir şaka cümlesi olabilir. Test çözdüğü için hayatı değişen kimseye pek rastlanmamıştır. Ama eğer test, psikiyatri bilgisi olmayanlarca hazırlanmışsa sonuç yanlış yönlendirici olabilir.”</p>
<p>Kendini tanıma aslında sanıldığından zordur. İnsanın kendi davranışlarını objektif bir şekilde gözlemlemesini, yorumlamasını ve yorumlarının doğruluğunu hayattaki deneyimleriyle sınamasını, karşılaşacakları ile cesurca yüzleşebilmesini ve yaşadığı duygulara katlanabilmesini gerektirir. İnsan kendini tanıma sürecinde zaman zaman  başkalarının değerlendirmelerini almalı ve bunları objektif bir şekilde değerlendirmelidir. Ayrıca diğer insanlar üzerinde bıraktığı etkileri de takip etmesi kendisi hakkında bilgiler verir. Ben kimim ufkunun bayrak direğini bulmak oldukça zor. Bu zor yolculuk için cesaret gösterenler ve emek harcayanların ödülü daha nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurmaktır. Nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurabilmesi, insanın kendisini ve diğer insanları tanıması ile mümkün olabilir.</p>
<p>O kadar laf ettik, siz de okudunuz. Bari bir “10 soruda sen kimsin?” testi yapmadan sizi göndermeyeyim. Yalnız sonuçlar hakkında “bu kadar olur kardeşim, işte ben buyum” deseniz bile bu sadece bir ipucu, unutmayın. Soruları çözerken ne kadar ilginç oldukları da gözünüzden kaçmayacaktır eminim.</p>
<p>***</p>
<p><strong>1. Kendinizi ne zaman en iyi hissedersiniz?</strong></p>
<p>(a) Sabahları<br />
(b) Öğlenden sonra ve akşama doğru<br />
(c) Gecenin ilerleyen saatlerinde</p>
<p><strong>2. Nasıl yürürsünüz?</strong></p>
<p>(a) Hızlı ve uzun adımlarla<br />
(b) Hızlı ve kısa adımlarla<br />
(c) Normalden yavaş ve etrafa bakınarak<br />
(d) Yavaş ve başı eğik<br />
(e) Çok yavaş<br />
<strong><br />
3. İnsanlarla konuşurken…</strong></p>
<p>(a) Kollarımı göğsümde katlamış olarak dururum<br />
(b) Ellerimi sıkarım<br />
(c) Bir veya iki elimi belime koyarım<br />
(d) Konuştuğum insanlara dokunur veya ittiririm<br />
(e) Kulağımla oynar, çeneme dokunur veya saçımı  düzeltirim<br />
<strong><br />
4. Dinlenirken nasıl oturursunuz?</strong></p>
<p>(a) Dizler katlanmış ve bacaklar birbirine bitişik olarak<br />
(b) Bacaklar çaprazlanmış olarak<br />
(c) Bacaklarımı uzatarak<br />
(d) Bir bacağımı altıma katlayarak</p>
<p><strong>5. Çok hoşunuza giden bir şey olduğunda ne yaparsınız?</strong></p>
<p>(a) Büyük bir kahkaha atarım<br />
(b) Gülerim ama fazla sesli değil<br />
(c) Bir kerelik gülerim<br />
(d) Sessizce gülümserim</p>
<p><strong>6. Bir sosyal etkinliğe katıldığınızda…</strong></p>
<p>(a) Herkes sizi fark edecek şekilde gürültülü bir giriş mi yaparsınız?<br />
(b) Sessiz bir giriş yapıp etrafınızda tanıdığınız birilerine mi bakınırsınız?<br />
(c) Çok sessizce girip kimsenin sizi fark etmemesine mi gayret edersiniz?</p>
<p><strong>7. Çok zor bir işe dikkatinizi vermişken rahatsız ediliyorsunuz. Ne yaparsınız?</strong></p>
<p>(a) Bölünmeyi memnuniyetle karşılarım<br />
(b) Aşırı derecede rahatsız olurum<br />
(c) Belli olmaz. Bu iki uç arasında değişken davranışlar gösteririm</p>
<p><strong>8. En çok hangi rengi seversiniz?</strong></p>
<p>(a) Kırmızı veya portakal rengi<br />
(b) Siyah<br />
(c) Sarı veya mavi<br />
(d) Yeşil<br />
(e) Koyu mavi veya mor<br />
(f) Beyaz<br />
(g) Kahverengi veya gri</p>
<p><strong>9. Yatakta uyumadan önceki birkaç dakikada…</strong></p>
<p>(a) Sırt üstü yatıp uzanırsınız<br />
(b) Karnınızın üstüne yatıp uzanırsınız<br />
(c) Hafif kıvrılmış olarak yan tarafınıza yatarsınız<br />
(d) Başınızı bir kolunuzun üzerine koyarsınız<br />
(e) Başınızı yorganın altına kapatırsınız</p>
<p><strong>10. Rüyanızda genellikle…</strong></p>
<p>(a) Düşersiniz<br />
(b) Kavga eder veya tartışırsınız<br />
(c) Birilerini veya bir şeyler ararsınız<br />
(d) Uçar veya yüzersiniz<br />
(e) Genelde rüya görmezsiniz<br />
(f) Rüyalarınız daima hoştur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İŞTE SONUÇLAR CEVABINIZIN KARŞISINA GELEN PUANLARI TOPLAYIN<a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="alignright size-full wp-image-826" title="test-puan-cetveli" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/test-puan-cetveli.jpg" alt="" width="250" height="432" /></a></strong></p>
<p><strong>A     B    C    D    E    F    G</strong></p>
<p><span style="color: #993300;"><strong>31 &#8211; 40 PUAN:<br />
İnsanlar sizi mantıklı, ihtiyatlı, dikkatli ve pratik birisi olarak görürler. Sizi zeki, yetenekli ve hünerli ama alçak gönüllü olarak tanırlar. Çok hızlı arkadaşlık kurmayan, ama arkadaşlarına karşı çok sadık olan ve onlardan da aynı şeyi bekleyen birisiniz.</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>41 &#8211; 50 PUAN:<br />
İnsanlar sizi taze, canlı, çekici, eğlendirici, pratik ve daima ilginç birisi olarak görürler; her zaman ilgi odağı olan ama çok aşırıya kaçmayacak kadar da dengeli birisi.. İnsanlar sizi ayrıca iyiliksever, düşünceli, anlayışlı ve kendilerini neşelendiren ve rahatlatan birisi olarak tanırlar.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366;"><strong>51 &#8211; 60 PUAN:<br />
İnsanlar sizi heyecan verici, havai, düşüncesiz yapıda, doğal liderlik özellikleri olan, her zaman doğru olmasa da hızlı karar veren birisi olarak tanırlar. Seni cesur, maceraperest birisi olarak tanırlar; her şeyi bir kez denemek isteyen, macera yaşamak için fırsatları kaçırmayan birisi.. Yaydığınız heyecandan dolayı insanlar sizinle aynı iş yerinde yaşamaktan zevk alırlar.</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">60 PUAN VE ÜZERİ: </span><br />
<span style="color: #0000ff;">İnsanlar sana kırılgan bir eşya muamelesi yapıyorlar. Kibirli, bencil ve aşırı baskın birisi olarak görülüyorsun. İnsanlar size hayranlık duyup sizin gibi olmak isteyebilirler ama size her zaman güvenmezler ve sizinle çok yakın ilişkide olmaktan kaçınırlar.</span><br />
</strong></p>
<p><strong>TOPLAM: &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. ? <img src='http://www.dusunvebasar.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </strong></p>
<p><em><strong>Ahmet Şahin Akbulut</strong></em></p>
<p>Kaynak: <a href="http://gencdergisi.com/2514-10--soruda--sen--kimsin--.html" target="_blank">Genç Dergi</a></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/10-soruda-sen-kimsin/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgi yaşatan bir iksirdir; insan sevgiyle yaşar..</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/sevgi-yasatan-bir-iksirdir-insan-sevgiyle-yasar/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/sevgi-yasatan-bir-iksirdir-insan-sevgiyle-yasar/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 14:17:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manevi Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Allahı sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[aşık olmak]]></category>
		<category><![CDATA[gönülden sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[insanı sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=806</guid>
		<description><![CDATA[Sevgi yaşatan bir iksirdir; insan sevgiyle yaşar.. sevgiyle mutlu olur ve sevgiyle çevresini mutlu eder. İnsanlık sözlüğünde sevgi bizim canımızdır; biz birbirimizi onunla hisseder, onunla duyarız. Allah, insanları birbirine bağlama konusunda sevgiden daha güçlü bir irtibat unsuru, bir zincir yaratmamıştır. Aslında dünya, köhne bir harabeden ibarettir, onu taptaze ve canlı kılan sevgidir. Cinlerin, insanların sultanları; arıların, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="alignleft size-full wp-image-807" style="border-image: initial; border-width: 1px; border-color: black; border-style: solid; margin: 6px;" title="insan-sevmek" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/insan-sevmek.jpg" alt="" width="200" height="273" /></a>Sevgi yaşatan bir iksirdir; insan sevgiyle yaşar.. sevgiyle mutlu olur ve sevgiyle çevresini mutlu eder. İnsanlık sözlüğünde sevgi bizim canımızdır; biz birbirimizi onunla hisseder, onunla duyarız. Allah, insanları birbirine bağlama konusunda sevgiden daha güçlü bir irtibat unsuru, bir zincir yaratmamıştır. Aslında dünya, köhne bir harabeden ibarettir, onu taptaze ve canlı kılan sevgidir. Cinlerin, insanların sultanları; arıların, karıncaların, termitlerin bile kraliçeleri, bu sultan ve kraliçelerin de tahtları vardır. Krallar, kraliçeler belli yol ve belli usullerle seçilir ve gelir tahtlarına otururlar. Kimsenin intihabına ihtiyaç duymadan gelip gönüllerimize taht kuran bir sultan varsa o da sevgidir. Dil-dudak, göz-kulak onun bayrağını çektikleri ölçüde birer kıymet ifade ederler; sevgi ise kendinden kıymetlidir. Sevginin otağı sayılan gönül, onun sayesinde kıymetler üstü kıymete ulaşmıştır. Sevgi sancağının gidip önünde dalgalandığı kaleler, kan dökülmeden fethedilmişlerdir. Sevgi askerlerinin ulaşabildiği yerlerdeki sultanlar, muhabbet çerisinin sıradan birer neferi hâline gelmişlerdir.</p>

<div  id="css22c713b2f95293c166ea57951ac20ac3" >
    <p>Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!</p>
</div>
<script type="text/javascript">

var flashvars = {
  config: "http%3A%2F%2Fwww.dusunvebasar.com%2Fwp-content%2Ffmp-jw-files%2Fconfigs%2Ffmp_jw_widget_config.xml?1051989289",
  file  : "http%3A%2F%2Fdosya.sizinti.com.tr%2Fses%2F398%2F5551.mp3"
};
var params = {
  wmode             : "transparent",
  quality           : "high",
  allowFullScreen   : "true",
  allowScriptAccess : "true"
};
var attributes = {};

swfobject.embedSWF("http://www.dusunvebasar.com/wp-content/plugins/flash-mp3-player/player/player.swf", "css22c713b2f95293c166ea57951ac20ac3", "400", "75", "9", "expressInstall.swf", flashvars, params, attributes);

</script>


<p><em><strong>(Bu yazıyı sesli dinleyebilirsiniz. Yukarıda ki player (başlat) tuşuna tıklamanız yeterli. )</strong></em></p>
<p>Biz, gözlerimizde sevginin zaferleri, kulaklarımızda onun davulunun, kösünün sesi bir atmosferde yetiştik. Gönüllerimiz hep onun bayrağının dalgalanma heyecanıyla attı. Sevgiyle o kadar içli-dışlı olduk ki, neticede hayatımızı bütün bütün ona bağlayıp ruhumuzu da ona adadık. Artık biz yaşarsak sevgiyle yaşar, ölürsek sevgiyle ölürüz. Her nefeste, bütün benliğimizde onu duyar; soğukta onunla ısınır, sıcakta da onunla serinleriz. Bizim harb ü darbimizde güm güm sevgi davulunun sesi duyulur; sulh u sükûnumuz da yine sevgi mehteriyle şölenleşir.</p>
<p>Bin bir fenalığın kol gezdiği şu fevkalâde kirlenmiş dünyada, her zaman temiz kalabilmiş bir şey varsa o sevgi, onca sararıp solan gülendam şeylerin yanında hiç renk atmadan güzellik ve cazibesini koruyabilmiş bir dilber varsa o da yine sevgidir. Dünyada hiçbir millet ve hiçbir toplumda ondan daha gerçek, daha kalıcı bir şey yoktur. Onun ninniden daha yumuşak, daha sıcak sesinin hissedildiği yerlerde bütün sesler soluklar kesilir, bütün enstrümanlar susar ve en tatlı nağmeleriyle sessizlik murâkabesine dalarlar.</p>
<p>Varlık, bilinip görülme fitilinin, sevgi çerağından tutuşturulması sonucu meydana gelmiştir. Eğer Hakk&#8217;ın yaratma sevgisi olmasaydı, ne aylar, ne güneşler ne de yıldızlar meydana gelirdi. Kâinatlar birer sevgi şiiri, yerküre de bu şiirin kafiyesidir. Tabiat kitabı ve eko sistemde her zaman sevginin gür solukları duyulur. İnsanî münasebetlerde de hep onun bayrağı dalgalanır durur. İnsanlar arasında her zaman revacını koruyan bir akçe varsa o da sevgidir.. ve sevginin değeri kendindendir. Sevgi, en saf altınla bile tartılsa ondan ağır gelir. Altın da, gümüş de değişik borsa ve piyasalarda her zaman değer kaybedebilirler ama; sevginin kapıları her zaman bütün olumsuzluklara kapalıdır ve hiçbir haricî müdahale onun iç ahengini bozamaz. Bugüne kadar, bütün bütün kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş canavar ruhlardan başkası da ona karşı koymayı, onunla savaşmayı düşünmemiştir. Bence, canavar ruhları uysallaştırmanın biricik iksiri de yine sevgidir. Dünyevî zenginliklerin tesir alanının dışında nice problemler vardır ki, sevginin büyülü anahtarından başka hiçbir şeyle çözülememiştir. Zaten dünyada hiçbir değerin sevgiye karşı koyması ve onunla rekabet etmesi de mümkün değildir. Altının, gümüşün, dövizin, çekin, senedin kartelleri hemen her maratonda muhabbet fedaileri karşısında nakavt olagelmişlerdir. Evet, maddenin patronları, onca gürültü, patırtı, şov ya da ihtişama rağmen gün gelmiş sermayeleri bitmiş, pazarları sona ermiş, ocakları sönmüştür ama, sevginin çerağı her zaman par par yanmış ve ışık olup bütün gönüllere, ruhlara akmıştır.</p>
<p>Muhabbet rahlesi önünde diz çöküp ömrünü sevgi meşk etmeye adamış tâli&#8217;liler, hiçbir zaman sözlüklerinde, kine, nefrete, gayza, komploya yer vermemiş ve ölümleri pahasına da olsa düşmanlığa başvurmamışlardır; vurmazlar da. Onların muhabbetle iki büklüm olmuş boyunları her zaman sevgiye selâm durmuş ve sevgiden başkasına kıyam etmemiştir. Hele onlar birer sevgi küheylanı gibi şahlandıklarında, düşmanlık duygusu saklanacak in aramaya durmuş; nefret, gayzından çatlamış; kin, öldüren bir yutkunmaya dönüşmüş ve komplo gelip sahibinin boynuna dolanmıştır.</p>
<p>Bugüne kadar şeytanın en tehlikeli oyunlarını boşa çıkaran bir büyü varsa o da sevgidir. Nebiler; firavunların, nemrutların, şeddatların gayız ve öfke ateşlerini sevgi kevserleriyle söndürmüşlerdir. Bütün hak dostları, şirazesi kopmuş bir kitabın eczası gibi şuraya-buraya saçılmış disiplinsiz ve asi ruhları sevgiyle bir araya getirmiş ve insanî münasebetler alış verişinde buluşturmuşlardır. Sevginin gücü her zaman Hârût ve Mârût&#8217;un sihrini bozacak kadar aşkın olmuş ve Cehennem ateşini söndürecek kadar da tesirli. Bu itibarla da sevgi silahına sahip olan birinin artık bir başka silaha ihtiyaç duyacağını sanmıyorum.. evet sevgi, namlusundan fırlamış mermi ve top güllelerini bile tesirsiz hâle getirecek kadar güçlüdür.</p>
<p>İnsanın insanları sevip çevresine alâka duyması, hatta bütün varlığı şefkatle kucaklayabilmesi, biraz da kendini bulup bilmesine, kendi mahiyetini keşfedip Yaratıcısıyla olan münasebetini duymasına bağlıdır. O, kendi derinliklerini, kendi özündeki cevherleri duyup hissedebildiği ölçüde, aynı hususların başkalarında da bulunduğunu düşünür, hem Yaradan&#8217;a nisbetin hatırına hem de mahiyetindeki cevherlere karşı kadirşinas davranma hissiyle her varlığı daha bir farklı görür, daha bir farklı duyar ve daha bir faklı değerlendirir. Aslında bizim birbirimizin kadrini bilip birbirimize karşı saygılı davranmamız, her birerlerimizde meknî ve meknûz bulunan cevherlerin bilinmesiyle yakından alâkalıdır. Peygamber beyanı olarak kitaplara geçen &#8220;Mü&#8217;min mü&#8217;minin aynasıdır.&#8221;1 sözünü, daha da genişleterek, &#8220;İnsan insanın aynasıdır.&#8221; şekline getirip bu son mülâhazayı o ifadeye bağlayabiliriz. Bunu yapabildiğimiz takdirde, hemen herkes, kendinde mevcut olan cevherler adesesiyle, diğer insanlarda bulunan derinlikleri, enginlikleri, zenginlikleri sezip duymasının yanında, bütün bu önemli mevhibelerin hakikî Sahiplerine bağlanmasını da bilir ki, bu da, bütün varlık âleminde görülen güzellik ve cemal, sonra da sevgi ve alâka adına ne varsa hepsi O&#8217;na ait demektir. Bu inceliği sezebilen bir ruh, Mevlâna gibi: &#8220;Gel, gel aramıza katıl; biz Hakk&#8217;a gönül vermiş aşk insanlarıyız! Gel, gel bize katıl da sevgi kapısından içeriye giriver, giriver ve evimizde bizimle beraber otur&#8230; Gel birbirimizle içten konuşalım.. (gönüllerimizle sarmaş dolaş olalım da) kulaklardan, gözlerden gizli konuşalım.. Güller gibi dudaksız ve sessiz gülüşelim.. Tıpkı düşünce gibi dudaksız-dilsiz görüşelim.. Mademki hepimiz biriz, birbirimize dilsiz-dudaksız gönülden seslenelim.. Mademki ellerimiz kenetli, gel bu hâlden bahisler açalım.. el-ayak, gönül hareketlerini daha iyi anlar, öyle ise gel dilimizi tutalım, titreyen gönüllerimizle konuşalım..&#8221; der ve gönül dilinden bize destanlar sunar.</p>
<p>Bizdeki bu duygu derinliğini, bu insanî alâka zenginliğini ne Yunan ve Lâtin düşüncesinde, ne Grek ve Batı felsefesinde görmek mümkündür. İslâmî düşünce, hemen hepimizi bir cevherin değişik tezahürleri şeklinde görür ve her birerlerimizi bir hakikatin farklı yüzleri şeklinde mütalâa eder. Zaten, Allah birliği, peygamber birliği, din, dil birliği, ülke, millet birliği&#8230; gibi fasl-ı müşterekler etrafında bir araya gelmiş insanlar –hadîsin ifadesiyle– bir vücudun ayrı ayrı uzuvları mesabesindedir. El, ayağa rakip olamaz.. dil dudağı ayıplayamaz.. göz kulağın kusurunu göremez.. kalb kafa ile cedelleşemez&#8230; eğer bunların bütünü bir vücudu tamamlayan unsurlarsa, biri iki görmek gibi bu çarpık müşâhede de neyin nesi!? Dünyamızın Cennet hâline gelmesinin ve Cennet kapılarının ardına kadar açılmasının, açılıp bize &#8220;buyurun&#8221; edilmesinin önemli bir vesilesi sayılan aramızdaki birliği bozmak da neden!? Birlik ve beraberlik, Allah&#8217;ın muvaffak kılmasının bir yolu ise, bu ihtilaf ve iftirakın mânâsı da ne!? Ne zaman bizi birbirimizden uzaklaştıran duyguları, düşünceleri, ruhumuzdan söküp atacak ve birbirimizi kucaklamak için yollara döküleceğiz?!</p>
<p>Ayrı ayrı mizaç ve meşrepler gibi, Allah&#8217;a ulaştıran yollar da mahlûkatın solukları sayısıncadır. Herkes ayrı bir anlayışa, ayrı bir yoruma bağlanır, ayrı bir yoldan yürür, ayrı bir köprüden geçer, ayrı bir merdivenle yükseleceği yere yükselir, ayrı bir helezonla ulaşacağı zirvelere ulaşır.. herkes farklı nağmelerle coşar, farklı enstrümanlar kullanır; ama hepsi de Hakk&#8217;ı hoşnut etmeye ve dünyayı Cennetlere çevirmeye koşar. Koşma alanı bu kadar geniş ve hedef de her yola açık ise bu hır-gür de neden!? Hele bir de hasımlarımız, aramızdaki bu ihtilaf ve düşmanlıkları aleyhimizde değerlendiriyorsa&#8230;</p>
<p>Konuyla alâkalı düşüncelerimi bir şairimizin şu enfes sözleriyle noktalamak istiyorum:</p>
<p>&#8220;Zen merde, civan pîre, kemân tîrine muhtaç,<br />
Eczâ-i cihan cümle birbirine muhtaç.&#8221;</p>
<p><strong>Dipnot</strong><br />
1. Ebû Dâvûd, edeb 49; et-Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-evsat 2/325.</p>
<p><em>* Bu yazı, Sızıntı dergisinin Eylül 1999 tarihli 248. sayısından alınmıştır.</em></p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/insani-sevmek-mart-2012.html" target="_blank">Sızıntı</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/sevgi-yasatan-bir-iksirdir-insan-sevgiyle-yasar/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://dosya.sizinti.com.tr/ses/398/5551.mp3" length="16034751" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Ruh Dünyamızda Kanayan Yara: Pasif Saldırganlık</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/ruh-dunyamizda-kanayan-yara-pasif-saldirganlik/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/ruh-dunyamizda-kanayan-yara-pasif-saldirganlik/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 13:55:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manevi Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[alay etme]]></category>
		<category><![CDATA[başkalarına güvenmeme]]></category>
		<category><![CDATA[dışlamaya çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Hasan AYDINLI]]></category>
		<category><![CDATA[düşmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Gıybet]]></category>
		<category><![CDATA[hasetlik]]></category>
		<category><![CDATA[intikam]]></category>
		<category><![CDATA[iyiliği fark etmeme]]></category>
		<category><![CDATA[kin]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlık]]></category>
		<category><![CDATA[kızgınlık]]></category>
		<category><![CDATA[küfürlü konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoanalitik teoriler]]></category>
		<category><![CDATA[Psikopati eğilimi]]></category>
		<category><![CDATA[yıpratıcı tenkit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=793</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Bey ve arkadaşları bir araya gelmişler, çeşitli meseleler üzerinde konuşuyorlardı. Çaylar içildikçe muhabbet koyulaşıyor, zamanın nasıl geçtiği anlaşılmıyordu. Saatler ilerledikçe konudan konuya geçiyorlardı. Konuşmaların içine karışan dedikodular ise genellikle fark edilmiyordu.&#8221; Psikoanalitik teorilere göre, insanın içindeki saldırganlık hissi, farklı tezahürlerle dışa yansır. Bu açıdan belki de fark etmeden çevremizdeki insanlara karşı yıkıcı olabiliyor, kendimize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="alignleft size-full wp-image-794" title="Pasif Saldırganlık" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/Pasif-Saldırganlık.jpg" alt="" width="300" height="186" /></a>Ahmet Bey ve arkadaşları bir araya gelmişler, çeşitli meseleler üzerinde konuşuyorlardı. Çaylar içildikçe muhabbet koyulaşıyor, zamanın nasıl geçtiği anlaşılmıyordu. Saatler ilerledikçe konudan konuya geçiyorlardı. Konuşmaların içine karışan dedikodular ise genellikle fark edilmiyordu.&#8221;</p>
<p>Psikoanalitik teorilere göre, insanın içindeki saldırganlık hissi, farklı tezahürlerle dışa yansır. Bu açıdan belki de fark etmeden çevremizdeki insanlara karşı yıkıcı olabiliyor, kendimize ve çevremize menfî tesir edebiliyoruz. Psikoanaliz penceresinden bakıldığında Ahmet Bey ve arkadaşları dedikodu yaparak aslında farkında olmadan gizli bir saldırganlık gösteriyorlardı.</p>

<div  id="css7b20078b95e5fd914c4b5e65eac50a7e" >
    <p>Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!</p>
</div>
<script type="text/javascript">

var flashvars = {
  config: "http%3A%2F%2Fwww.dusunvebasar.com%2Fwp-content%2Ffmp-jw-files%2Fconfigs%2Ffmp_jw_widget_config.xml?281242643",
  file  : "http%3A%2F%2Fdosya.sizinti.com.tr%2Fses%2F399%2F5581.mp3"
};
var params = {
  wmode             : "transparent",
  quality           : "high",
  allowFullScreen   : "true",
  allowScriptAccess : "true"
};
var attributes = {};

swfobject.embedSWF("http://www.dusunvebasar.com/wp-content/plugins/flash-mp3-player/player/player.swf", "css7b20078b95e5fd914c4b5e65eac50a7e", "400", "75", "9", "expressInstall.swf", flashvars, params, attributes);

</script>


<p><em><strong>(Bu yazıyı sesli dinleyebilirsiniz. Yukarıda ki player (başlat) tuşuna tıklamanız yeterli. )</strong></em></p>
<p>Günlük hayatımızda açık veya gizli saldırgan davranışlara şahit oluruz. İnsan tabiatının en zor kontrol edilen yönlerinden birisi; öfke-kızgınlık, kin, intikam, nefret hisleri zemininde ortaya çıkan saldırgan tutum ve davranışlardır. Saldırganlığın kaynağında öfke, kin ve intikam hislerinin karışımı (kuvve-i gadabiye) vardır. İnsandaki bu his; aslında zararlı, tehlikeli şeylerden korunmaya vesile motive edici bir hususiyete sahiptir. Açarsak, insanın malını, canını, inandığı değerleri koruma söz konusu olduğunda ortaya çıkması gereken bir histir. Ancak terbiye edilmediğinde insanın bütün hayatına menfî tesir ederek saldırgan tutum ve davranışların ortaya çıkmasına yol açar. Bu hissin, saldırganlığın aktif şekli diyebileceğimiz kaba kuvvet ve sözlü şiddetle dışa vurumu da söz konusudur. İleri boyutlarda ise psikopati ve sosyopati eğilimi göze çarpar. Psikopati eğilimi, psikiyatride empati ve vicdan eksikliği ile karakterize olan kişilik bozukluğunu tarif için kullanılır. Bu tür bir saldırganlık; öldürme, yaralama, fizikî şiddet uygulama, başkalarının temel haklarını çiğneme gibi suç davranışlarını ortaya çıkarır. Bu davranışlar kanunlar tarafından kesin bir şekilde cezalandırılmaktadır. Cemiyette çok daha yaygın olan ve zor fark edilen diğer bir saldırganlık ise, pasif şekilde ortaya konan gizli davranışlardır. Bu tür davranışlar &#8220;pasif saldırganlık&#8221; olarak tarif edilir. Gıybet, hasetlik, kıskançlık, kin, düşmanlık, öfke, kızgınlık, küfürlü konuşma, başkalarına güvenmeme, iyiliği fark etmeme, dışlamaya çalışma, alay etme, yıpratıcı tenkit bu tür davranışlara misâl verilebilir. Bu davranışların gerisinde, insanın mahiyetinde mevcut olan terbiye edilmemiş saldırganlık hissi yatmaktadır.</p>
<p>Saldırganlığın terbiye edilmesi, bir başka deyişle öfke, kin ve intikam hislerinin kontrol edilebilmesi, insanın sosyalleşmesine pozitif tesir eder. Aksi takdirde öfke ve kin hissi; saldırganlığın kontrolsüz şekilde ve gereksiz yerde dışa vurumunu tetiklerse, bu antisosyal bir davranış olur. İçtimaî münasebetleri zedeleyen, insanı yalnızlaştıran ve kişinin başkaları tarafından dışlanmasına sebep olan bu davranışlar, şüphesiz en büyük zararı kişinin bizzat kendisine daha sonra da yakın çevresine verir. İçlerindeki saldırganlık hislerini konuşma ve davranışlarıyla dışa vuran kişiler, kendileri bile fark etmeden gıybet, hasetlik, kıskançlık, yıpratıcı tenkit girdabına girecek ve zamanla bu davranışlar, kişinin karakter ve ruh dünyasında bozulmalara sebep olacaktır.</p>
<p>Bir mevzuu gündeme getirme niyetiyle başlayan dedikodu, bazen dedikodusu yapılan kişiye zarar verebilir. İmam-ı Gazzâlî, dedikodu yapmanın temelinde yatan psikolojik âmilleri şöyle sıralamıştır: intikam duygusunu tatmin, içinde bulunulan ortama uyma, gösteriş ve büyüklük, başkalarını küçültme, kıskançlık, hoşça vakit geçirmek, güldürmek için başkalarının ayıp ve kusurlarının ortaya sermek, küçük düşürmek için alay etmek&#8230; Üstad Bediüzzaman gıybet konusunda şunları söylemiştir: &#8220;Gıybet, ehl-i adâvet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silâha tenezzül edip istimal etmez Nasıl meşhur bir zât demiş: Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünkü gıybet; zaîf ve zelil ve aşağıların silâhıdır. Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır.&#8221; (22. Mektup)</p>
<p><a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="aligncenter size-full wp-image-797" title="giybet" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/giybet.jpg" alt="" width="520" height="382" /></a></p>
<p><strong>Kendi hata ve çelişkimizi fark etmek</strong><br />
İçimizdeki saldırganlık dürtülerini, sadece kaba kuvvet ve şiddetle göstermiyoruz. Fark ettirmeden yapılan dedikodu ve gizli kapaklı konuşmalarla içimizdeki kötü duyguları da yansıtmış oluyoruz. Bu davranışların hoş olmadığı muhakkaktır. Hayatımızdan gıybet, hasetlik, kin gibi kalbi yaralayan kötü huyları çıkarmak için, mânevîyatımızı geliştirici ibadetlere ve nefis terbiyesine ihtiyaç vardır. Namaz kılan, oruç tutan, İslâm&#8217;ın temel prensiplerini yaşamaya çalışan kişilerin bile zaman zaman dedikodu yaptıklarını görüyoruz. Bu büyük bir çelişkidir. Yaratıcı&#8217;nın iç ve dışımızdaki her şeyi bildiğini bile bile, gıybet yapmanın izahı yoktur.</p>
<p>Gıybet, kıskançlık, hasetlik, yıpratıcı tenkit gibi davranışlar sıradan hâle gelmiş ise, bunları yapan kişi için tehlike çanları çalıyor demektir. Çünkü bu alışkanlıklar, insanı yavaş yavaş daha saldırgan hâle getirecek ve pasif saldırganlık daha zararlı neticeler doğuracaktır. Alışkanlık hâline gelmiş bu davranışlar, kişiyi esir alacaktır. Bunlara duçar olmuş fertler, zamanla değiştiklerinin ve bazı insanî hasletleri kaybettiklerinin farkına varamayacaklardır. Merhamet, muhabbet, hoşgörü, affetme, empati, vicdanî hassasiyet gibi müspet hasletler yavaş yavaş kaybolmaya başlayacaktır.</p>
<p><strong>Kendimize zarar verdiğimizin farkında mıyız?</strong><br />
Pasif saldırganlık hisleri ile hareket eden fertlerin önce kendilerine zarar verdiklerini unutmamaları gerekir. Bu zararlı hisler, zamanla kişinin yalnızlaşmasına sebep olur. Çünkü bu hisler, ferdin davranışlarına tesir edecek ve diyaloglar zamanla bozulmaya başlayacaktır. Bir kişi saldırganlık duygularıyla birilerine zarar vermeye çalışıyorsa, bunun mutlaka menfî geri dönüşleriyle karşılaşacaktır. Sevmediği kişiye zarar vermeye çalışan bir kişi, sosyal olarak dışlandığında, yakınları kendinden uzaklaştığında bu zararı daha net fark edecektir.</p>
<p>Saldırgan duygular, kişiyi strese soktuğundan kişinin biyolojik dengesi de zamanla bozulacaktır. Başkasına zarar verme hissi, kişide gerginliğe, huzursuzluğa, his ve düşünce karmaşasına yol açar; bu da kişinin günlük hayat düzenini bozar. Bunu neticesinde baş ağrısından yüksek tansiyona, sindirim sistemi problemlerinden yorgunluğa kadar birçok psikosomatik belirti ortaya çıkabilir.</p>
<p>İnsanların birbiri ile olan diyaloğunu bozan, fertler arasında çatışma çıkaran, fitneye sebep olan bu alışkanlıklar içtimaî hayatta ciddi bozulmalara yol açmaktadır. Bu tür davranışlarla başkalarına zarar verme hedefinde olan kişiler, içtimaî hayatta bozulmaya sevgi ve muhabbetin azalmasına sebep olmaktadır. Eşlerin arasının bozulmasına, çalışma ortamında insicamın kaybolmasına, insanların birbirinden uzaklaşmasına, kavga ve huzursuzluğa yol açan bu davranışları sergilerken bir kere daha düşünmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Bu hastalıktan bir an önce kurtulmak gerekiyor</strong><br />
Vicdan mekanizmasının nefsin kontrolüne geçmesi durumunda, fertlerde daha saldırgan davranışlar görülür. Bunu mânevî bir hastalık olarak görmek ve bu hastalığın tedavisi için tedbirler almak gerekir. Başkalarına zarar vermeye çalışmak, dinimizde kesin olarak yasaklanmıştır. Bu hastalıklar kalbi öldürmekte, kişinin ruh dünyasında yaralar açmaktadır. Bu tür davranışlar devam ettirildiğinde sevgi, hoşgörü, muhabbet ve huzur kaybolur. Ferdî ve içtimaî huzur için, pasif saldırganlık davranışlarını sergilememek ve sergileyenlere prim vermemek gerekir. Hadîs-i şerîfte; &#8220;Her kim gıyabında kardeşinin kusurlarını söyletmezse, kıyâmet gününde Allah da onun kusurlarını örtmeyi tekeffül eder.&#8221; buyruluyor.</p>
<p>Pasif saldırganlığın esas sebebi, mâneviyat eksikliğidir. Bunun yanısıra yetersizlik duygusu, makam arzusu, daha fazla menfaat elde etme isteği, kendini olduğundan yüksek gösterme telâşı, başkalarının zor durumundan memnun olma, empati eksikliği, bencillik gibi durumlar da bu rahatsızlığın sebepleri arasındadır. Sözkonusu problemin çözümü, kişinin mânevî yönüne daha da dikkat etmesinden geçmektedir. Bunun yanısıra kıskançlık hissedilen kişilere dua etmek, çok konuşmamak, gıybet ortamlarından kaçınmak, güzel şeylerle meşgul olmak, kusurları affetmek, enaniyetten kaçınmak, öncelikle nefsimizin kötülüklerini görmeye çalışmak, karşımızdaki kişilerin iyi yönlerini fark etmek, müspet tenkit yapmaya çalışmak alınacak önlemlerden bazılarıdır. Bilerek veya bilmeyerek gösterilen bu mânevî hastalıkların tedavisinde hepimize mühim vazifeler düştüğü muhakkaktır.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong><br />
- Gazzâlî, İhyâu Ulûmiddin, Trc: Ali Arslan, İstanbul 1972; VI, 522 vd.<br />
- Hasan Aydınlı, &#8220;İnsan ve Şiddet&#8221;, Sızıntı, Ocak 2010.<br />
- Bediüzzaman Said-i Nursi, 11. Lema.<br />
- Bediüzzaman Said-i Nursi, 22. Mektup-Hâtime.</p>
<p>Dr. Hasan AYDINLI</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/ruh-dunyamizda-kanayan-yara-nisan-2012.html" target="_blank">Sızıntı</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/ruh-dunyamizda-kanayan-yara-pasif-saldirganlik/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5581.mp3" length="11076913" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Fitneye Yenik Yıllar</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/fitneye-yenik-yillar/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/fitneye-yenik-yillar/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 13:44:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manevi Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[afiyet]]></category>
		<category><![CDATA[evlâd ü iyal]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[makam]]></category>
		<category><![CDATA[mal-mülk]]></category>
		<category><![CDATA[mansıp]]></category>
		<category><![CDATA[sıhhat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=783</guid>
		<description><![CDATA[Fitneye; deneme, test etme, potadan geçirme, hası hamdan, altını taştan-topraktan ayırma denebileceği gibi; kargaşa çıkarma, bozgunculuk yapma, hercümerce sebebiyet verme ve insanları birbirine düşürmeye de fitne denegelmiştir. (Bu yazıyı sesli dinleyebilirsiniz. Yukarıda ki player (başlat) tuşuna tıklamanız yeterli. ) Ayrıca, bizim için bazen bir risk de ifade eden bedenî ve cismanî yanlarımızın ve mal-mülk, evlâd [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fitneye; deneme, test etme, potadan geçirme, hası hamdan, altını taştan-topraktan ayırma denebileceği gibi; kargaşa çıkarma, bozgunculuk yapma, hercümerce sebebiyet verme ve insanları birbirine düşürmeye de fitne denegelmiştir.</p>

<div  id="http://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5579.mp3://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5579.mp3" >
    <p>Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!</p>
</div>
<script type="text/javascript">

var flashvars = {
  config: "http%3A%2F%2Fwww.dusunvebasar.com%2Fwp-content%2Ffmp-jw-files%2Fconfigs%2Ffmp_jw_widget_config.xml?403736781",
  file  : "http%3A%2F%2Fdosya.sizinti.com.tr%2Fses%2F399%2F5579.mp3"
};
var params = {
  wmode             : "transparent",
  quality           : "high",
  allowFullScreen   : "true",
  allowScriptAccess : "true"
};
var attributes = {};

swfobject.embedSWF("http://www.dusunvebasar.com/wp-content/plugins/flash-mp3-player/player/player.swf", "http://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5579.mp3://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5579.mp3", "300", "20", "9", "expressInstall.swf", flashvars, params, attributes);

</script>


<p><em><strong>(Bu yazıyı sesli dinleyebilirsiniz. Yukarıda ki player (başlat) tuşuna tıklamanız yeterli. )</strong></em></p>
<p>Ayrıca, bizim için bazen bir risk de ifade eden bedenî ve cismanî yanlarımızın ve mal-mülk, evlâd ü iyal, sıhhat, afiyet, gençlik, makam, mansıp türü şeylerin yanında, fakr u zaruret, hastalık, yaşlılık hâlleri; günahlara açık ortamda bulunma, nefs-i emmârenin güdümünde olma, insî-cinnî şeytanların tuzağına düşme; ehl-i küfür ve ehl-i ilhadın zulüm, işkence ve baskılarına maruz kalma; değişik dayatmalarla dine-diyanete aykırı şeylere zorlanma; Müslümanca yaşamadan ötürü mahkemelerde sürünme, zindanlara atılma, sürgünlere gönderilme; yakınlarının, hususiyle de kendi evlâtlarının inanç ve düşünce istikametini bozacak cereyanlar karşısında sağlam durup duramama; münafık gürûhun farklı yollarla milletin birlik ve beraberliğini bozma gayretlerine karşı dayanma&#8230; evet, bunların hemen hepsi de birer fitnedir ve bu fitnelerin bazıları, Kur&#8217;ân&#8217;ın ifadesiyle, insan öldürmeden daha büyük bir cinayettir.1 Aslında Kur&#8217;ân-ı Kerîm &#8220;İmtihan olarak sizi şerle de hayırla da deneriz.&#8221;2 buyurarak bize fitnenin çeşitliliğini hatırlatır ve yürüdüğümüz yolun ülü&#8217;l-azmâne bir metanet istediğine dikkatlerimizi çeker.</p>
<p>Evet, insan, bedenî ve cismanî arzularıyla imtihan olduğu gibi, bazen dünyanın câzibedar güzellikleriyle, maddî imkân ve servetle, iktidar ve kuvvetle, bazen belâ ve musibetlerle, değişik ihtilâf ve iftiraklarla, bazen de içtimaî düzenin bozulması, toplumun anarşi ve kargaşaya girmesi&#8230; gibi hususlarla da imtihan olur.. ve bunların bütünü de fitne kategorisine girer.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-784" style="border-image: initial; border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" title="fitne" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/fitne.jpg" alt="" width="250" height="284" /></p>
<p>Bir toplum ve ülke için fitnenin tahribatı, haricî düşmanların o ülkeyi işgal edip o toplumu esir almalarından daha tehlikelidir. Milletler, yabancı müstevlîler karşısında her zaman derlenip toparlanmış, bir cephe oluşturmuş ve onları ülkelerinden sürüp çıkarmışlardır ama, kendi içlerindeki fitne ve fesadı aşmada o kadar başarılı olamamışlardır.. ve hele bu fitne, yabancı ideolojilerin güdümünde, değişik kesimlerin birbirlerine karşı kinleri, nefretleri, kıskançlıkları körüklemesine dayanıyorsa.. evet, böyle bir fitneyi aşmak hiç de kolay olmasa gerek. Her şeyden evvel öfke, nefret, hazımsızlık ve ilhad düşüncesi çok defa fazilet hislerini baskı altına alır; toplum fertleri arasında evrensel insanî değerleri yok eder ve fertleri insan bozması birer canavar hâline getirir. Her yanda ihtilâf ve iftirak hırıltıları duyulmaya başlar; zayıf karakterler teröre sürüklenir. Bazen de her şey öylesine şirazeden çıkar ki, mesele korkunç bir hercümercin her tarafı sarmasıyla kalmaz, anarşi dalgaları pek çok kimsenin iman ve ümidini de alır götürür.</p>
<p>Bütün bunların yanı sıra biz, din ve diyanet adına maruz kalınan şeylere de fitne deriz. Ne var ki böyle bir fitne, ehl-i iman için bir mânâda belâ sayılmasının yanında, çok defa onların iman iradelerini güçlendirdiğinden, musibetzedelerin pek çoğunu ahlâkî arınmaya götürdüğünden ve hatalara keffaret olma özelliği taşıdığından dolayı yararlı da sayılabilir. Hele böyle bir ibtilânın ızdırar diliyle Cenâb-ı Hakk&#8217;a teveccühe vesile olma gibi bir yanı vardır ki, insan bu şekilde bir dua ufkunu ancak değişik belâ, musibet ve fitnelerin pençesinde kıvranırken yakalayabilir ve &#8220;nur-u tevhid&#8221; içinde &#8220;sırr-ı ehadiyet&#8221; tecellisinden ne iltifatlar ne iltifatlar görür.</p>
<p>Ayrıca, aktif sabır ve kadere rıza çerçevesinde fitneler imbiğinden geçmenin, çok defa farklı mevhibe sağanaklarına vesile olduğu da sık görülen hâdiselerdendir. Ancak konuya, fitneye maruz kalan ve başına gelenleri &#8220;Allah&#8217;ın takdiri&#8221; deyip gönül hoşnutluğuyla karşılayan değil de, ona sebebiyet veren, onu körükleyen ve onunla bir yerlere varmak isteyen zalimler ve tiranlar açısından bakıldığında, durum tamamen farklılık arz eder; evet, o, mü&#8217;minler için izafî bir rahmet olmasına karşılık, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in de pek çok âyât-ı beyyinâtıyla ifade buyurduğu gibi, fitneye sebebiyet veren gaddar ve hattâr kimseler zaviyesinden bir şeytan işi, küfre denk bir fesat ameliyesi, ehl-i imana karşı mülhidlerin küfürlerini ifade etmelerinin unvanı, imansızların, mü&#8217;minleri yürüdükleri yoldan saptırma cehdi, İblis&#8217;in, insanlar içindeki yardımcıları vasıtasıyla şeytanî oyunları ve bunların, zayıf karakterli ve her zaman şuna buna âlet olabilecek veya provoke edilebilecek kimseleri, yerinde kargaşaya, yerinde anarşiye sürükleme gayreti olarak yorumlanmıştır.</p>
<p>Bunların yanında, günümüzde ideolojik, siyasî ve ilhad-inkâr kaynaklı bir fitne daha vardır ki, zannımca en tehlikeli olanı da işte budur. Bu tür fitneler bazen bütün toplumu temelinden sarsacak öyle geniş alanlı hercümerçlere sebebiyet verir ki, hiçbir şey yerinde kalmaz. Topyekün değerler altüst olur, her yanda kol gezen anarşi karşısında kuvve-i mâneviyeler kırılır, iradelerde çatırtılar duyulmaya başlar ve toplumu/toplumları bir baştan bir başa yeis kaplar.</p>
<p>Bugüne kadar gelmiş-geçmiş toplumların en gözdesi ve güzîdesi Asr-ı Saadet insanları dahi –belli ölçüde de olsa– hercümerç yaşamış ve iç içe fitnelerle kan ağlamışlarsa, bu devvâr u gaddardan bugünkü nesiller de, yarınki kuşaklar da daha çok çekecek demektir. Bir kısım olumsuz tesirleriyle ta günümüze kadar gelen ve şimdilerde de bazı asabî ruhları harekete geçiren o kadîm fitne, hâlâ bazı mülhidlere, münafıklara ve İslâm&#8217;ın ikbalini hazmedemeyen din düşmanlarına malzeme teşkil etmekte ve onların eliyle yeni yeni fesatlara sebebiyet vermektedir. Hadis kitaplarında, &#8220;el-Fiten ve&#8217;l-Melâhim&#8221; başlığıyla verilen fitne, âhir zaman hâdiselerinin en büyüklerinden biri ve kıyametin de en belirgin alâmeti olarak zikredilmektedir.3</p>
<p>Konuyla alâkalı gaybî haberlere mahrutî ve küllî bir nazarla bakabilenler, bu fitne/fitnelerle büyük ölçüde İslâm&#8217;ın etrafındaki surların yıkılacağını, mü&#8217;minlerin paramparça olacağını, dinin inkâr edilip diyanetin zaafa uğrayacağını, her tarafta yalancı tiranların seslerinin duyulacağını, islâmî coğrafyada ırz, haysiyet ve namusun pâyimal olacağını, çalıp çırpmanın ahvâl-i âdiyeden sayılıp, helâl ve meşru mülâhazalarına itibar kalmayacağını, içki, zina ve değişik cinayetlerin herkesi canından bezdirecek şekilde yaygınlaşacağını, herkesin hayvanî hislerine yenik düşüp sadece kendini düşüneceğini görür ve ürperirler.</p>
<p>Çalmanın çırpmanın yaygınlaştığı, hortumlayan hortumlayana millet malının çarçur edildiği, haramın-helâlin unutulduğu, yalanın, fuhşun mübah sayıldığı, dinin tahkîr edilip diyanetin gereksiz görüldüğü, her yerde kan dökülüp kan içildiği, dört bir yanda fitne çarklarının dönüp durduğu, gücü-kuvveti temsil eden bazı kimselerin bu fitne ve fesat çarklarına su taşıdıkları şu meş&#8217;um dönemi &#8220;el-Fiten ve&#8217;l-Melâhim&#8221; faslının neresine yerleştireceğimizi bilemeyeceğim ama, dünyada her şeyin şirazeden çıktığı ve büyük ölçüde insanî değerlerin altüst olduğu muhakkak.</p>
<p>Allah&#8217;ın inayetinden hiç ümit kesmedik; en büyük sermayemiz de işte bu ümit.! Kesmeyeceğiz de, zîrâ aktif sabrımızın üzerinde temellendiği ruh da işte bu ruhtur.</p>
<p><em>* Bu yazı Yeni Ümit dergisinin Nisan-Mayıs-Haziran 2006 tarihli 72. sayısından alınmıştır.</em></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong><br />
1. Bkz.: Bakara sûresi, 2/191.<br />
2. Enbiyâ sûresi, 21/35.<br />
3. Bkz.: Ebû Dâvûd, melâhim 14; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 7/488; et-Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-kebîr 18/220-221.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/fitneye-yenik-yillar-nisan-2012.html" target="_blank">Sızıntı</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/fitneye-yenik-yillar/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5579.mp3" length="12973594" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5579.mp3://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5579.mp3" length="0" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Meyve Ne Zaman Yenmeli?</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/meyve-ne-zaman-yenmeli/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/meyve-ne-zaman-yenmeli/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 13:10:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık: Beyin, Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Fruktoz ve hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[meyve faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[Meyve nasıl tüketilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[Meyve nasıl yenmeli]]></category>
		<category><![CDATA[meyve ne zaman yenir]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ömer ARİFAĞAOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[şeker tüketimi nasıl olmalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=769</guid>
		<description><![CDATA[Hayatın devamı için gerekli şartlardan biri, protein, yağ ve karbonhidratları dengeli bir şekilde almaktır. Halk dilinde karbonhidratlara (sakkaritler) şeker denir. Tek şeker molekülü ihtiva eden şekerlere monosakkarit, iki şeker molekülü ihtiva edenlere disakkarit, ikiden fazla şeker molekülü ihtiva edenlere ise polisakkarit denir. (Bu yazıyı sesli dinleyebilirsiniz. Yukarıda ki player (başlat) tuşuna tıklamanız yeterli. ) &#160; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın devamı için gerekli şartlardan biri, protein, yağ ve karbonhidratları dengeli bir şekilde almaktır. Halk dilinde karbonhidratlara (sakkaritler) şeker denir. Tek şeker molekülü ihtiva eden şekerlere monosakkarit, iki şeker molekülü ihtiva edenlere disakkarit, ikiden fazla şeker molekülü ihtiva edenlere ise polisakkarit denir.</p>

<div  id="cssa6f39a7e8eced4bb7aebc71ed89d9fb8" >
    <p>Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!</p>
</div>
<script type="text/javascript">

var flashvars = {
  config: "http%3A%2F%2Fwww.dusunvebasar.com%2Fwp-content%2Ffmp-jw-files%2Fconfigs%2Ffmp_jw_widget_config.xml?1422882507",
  file  : "http%3A%2F%2Fdosya.sizinti.com.tr%2Fses%2F399%2F5583.mp3"
};
var params = {
  wmode             : "transparent",
  quality           : "high",
  allowFullScreen   : "true",
  allowScriptAccess : "true"
};
var attributes = {};

swfobject.embedSWF("http://www.dusunvebasar.com/wp-content/plugins/flash-mp3-player/player/player.swf", "cssa6f39a7e8eced4bb7aebc71ed89d9fb8", "300", "20", "9", "expressInstall.swf", flashvars, params, attributes);

</script>


<p>(Bu yazıyı sesli dinleyebilirsiniz. Yukarıda ki player (başlat) tuşuna tıklamanız yeterli. )</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="aligncenter size-full wp-image-770" title="meyve ne zaman yenmeli" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/meyve-ne-zaman-yenmeli.jpg" alt="" width="520" height="302" /></a></p>
<p>Yediğimiz şekerler sindirim sisteminde glikoz, fruktoz ve galaktoz monosakkaritlerine parçalanır. İnce bağırsaktan emilen bu monosakkaritlerin hemen hemen tamamı karaciğerde önce glikoza çevrilir. Bu çevrilme faaliyeti karaciğerin önemli bir görevidir. Kana geçen şekerlerin % 80&#8242;i glikozdur. Bu sebeple kanda çok az fruktoz ve galaktoz vardır. Dolayısıyla normalde fruktoz ve galaktoz kanda yok kabul edilir ve kan şekeri denince tamamen glikoz akla gelir. Glikoz, en fazla üzümde bulunduğundan üzüm şekeri, fruktoz en fazla meyvelerde bulunduğundan meyve şekeri, galaktoz ise en fazla sütte olduğundan süt şekeri olarak adlandırılır. Fruktozun en önemli özelliği, diğer basit şekerlere nazaran daha tatlı olmasıdır.</p>
<p>Toklukta kanda glikoz miktarı yükseldiğinde, pankreastan bunu düşürmekle vazifeli insülin salgılanır. İnsülin, glikozun kandan enerji ihtiyacını karşılamak üzere hücrelere geçirilmesinde, dolayısıyla kan şekerinin azaltılmasında görev yapar; ayrıca, ihtiyaç fazlası glikozun öncelikle karaciğerde glikojen şeklinde depolanmasında da rol oynar. Karaciğer ve iskelet kasındaki glikojen depoları dolduktan sonra glikoz, yağ olarak depolanır. Yağ deposu uzun süreli açlık dönemlerinde ihtiyaç akçesi olarak görev yapar.</p>
<p><strong>Fruktozun, glikoz ve galaktozdan farkları</strong><br />
Glikoz ve galaktoz tuza bağımlı ve aktif olarak emilir. Yani tuz olmazsa bağırsaklardan emilemez. Patates ve diğer gıdalardaki nişastanın içinde bulunan glikozun emilmesi için tuz şarttır. Bundan dolayı patates tuzla yenildiğinde patatesteki glikozun kana geçmesi kolaylaşır. Hâlbuki fruktozun bağırsaklardan emilmesi için tuz gerekli değildir. Meyvelerde bulunan fruktozun bağırsaklardan emilimi, meyvenin içindeki liflerden dolayı yavaştır. Çünkü lifler, fruktozun kana geçmesini engellemekte veya dengelemektedir. Ancak fruktoz meyve suyu olarak tüketilirse, lif sayısı çok az olduğundan hızlı emilir ve kana çabuk geçer.</p>
<p>Yemekten sonra kanda artan glikozla, hipotalamustaki tokluk merkezi nöronları uyarılır ve kişi kendini tok hisseder. Aynı anda açlık merkezi nöronları da baskılanıp, açlık duyusunun yok edilmesi sağlanır. Yani kişi yemek yedikçe, kan glikozundaki yükselme, açlık duyusunu baskılayıp tokluk hissine sebep olduğundan kişi beslenmeyi azaltır. Hattâ sadece glikoz değil, yemeklerden sonra kanda aminoasitler ve yağ asitlerinin yükselmesi de tokluk merkezini uyarıp, açlık merkezini baskılamaktadır. Ancak burada önemli olan bir husus, fruktozun tokluk hissi oluşturmamasıdır. Dolayısıyla kanda glikoz değil de fruktoz aşırı yükselirse, kişi tok olmasına rağmen, tokluk hissi ortaya çıkmadığı gibi açlık hissi de bastırılamamaktadır. Neticede kişi fruktozlu gıdaları yedikçe daha fazla yemek istemektedir. Fruktozun tokluk hissini uyarması, ancak karaciğerde glikoza çevrildikten sonra mümkündür.</p>
<p><strong>Meyve nasıl tüketilmeli?</strong><br />
<img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/399/5_1.jpg" alt="" align="right" hspace="4" vspace="4" />Meyvelerde fruktoz şekeri fazla olduğundan, tabiî veya endüstriyel meyve suyu içmek yerine, doğrudan meyve yemeyi tercih etmeliyiz. Meyve tüketimi, Efendimiz&#8217;in (sallallahü aleyhi ve sellem) Sünnet&#8217;inde olduğu gibi ya yemekten en az bir saat önce veya en az iki saat sonra olmalıdır. Meyvedeki fruktoza, bağırsaklardan emilmesi ve karaciğer tarafından glikoza çevrilmesi için süre vermeliyiz. Bu durum, iştahın azalması ve az yeme ile neticelenecektir. Meyve, yemeklerden sonra tüketilirse karaciğer, besin depoları dolu ve diğer kimyevî işlerle meşgul olduğundan fruktozun glikoza çevrilme işi gecikir; kanda fruktoz artar, iştah azaltılamaz. Kan yağlarının yükselmesi neticesinde, karaciğer yağlanması ortaya çıkar. Yemeklerden sonra aşırı meyve tüketme alışkanlığı oluşan kimselerde, damar sertliği ve siroz ortaya çıkabilir.</p>
<p>Deney hayvanlarında yapılan bir çalışmada, glikozun hipotalamusta tokluğa sebep olduğu ve yemeyi engellediği, hâlbuki fruktozun glikozun bu tesirini baskılayarak yeme davranışını artırdığı bulunmuştur.1 İnsülin, yağ sentezini ve yağlanmayı artırarak, şekerin kanda birikmesinin vereceği zararları azaltır. İnsülin ayrıca yağ dokusundan leptin salgılanmasında da rol alır. Leptinin şişmanlığın önlenmesinde önemli rolü olduğundan, insülin insanın zayıflamasına da yardımcı olur. Leptin hormonu hipotalamusun bazı yerlerinde bulunan sinir hücrelerini uyararak, kişinin daha az yemesine sebep olur.2 Hâlbuki fruktoz, insülin salgısına sebep olmadığından, leptin salgılatamamakta ve tokluk hissinin oluşmasında tesirli olamamaktadır.</p>
<p>Grelin, mide hücrelerinden açlıkta kana salgılanan bir hormondur. Mide asit salgısının üretimine vesile olan bu hormon, tesirini hipotalamus üzerinden gösterir; açlık hissine dolayısıyla iştahın açılmasına sebep olur. Toklukta kandaki glikozun yükselmesiyle birlikte insülin salgılanması artar. Bu da leptin hormonunun artışına, leptin de grelin salgısında azalmaya yol açar. Neticede bağırsaklarda glikozdan daha çok fruktoz emilimi olur. Kanda artan fruktoz, insülin salgısının daha az veya yetersiz olmasına yol açar. Bu durumda tokluk hissi uyarılamadığından, kişi yemeye devam eder.</p>
<p><strong>Fruktoz ve hastalık</strong><br />
Kanda yağların serbest dolaşımı, damarlara zarar verir. Bu sebeple yağlar; yüksek, düşük ve çok düşük yoğunluklu lipoproteinler (HDL, VDL ve VLDL) adı verilen moleküler kamyonların içinde taşınır. Kanda VLDL (çok düşük yoğunluklu) üzerinde bulunan nötral yağlar (trigliserid) bir enzim ile parçalanır. Bu parçalanma ile kamyondan iner, yağ hücrelerine alınır ve oraya yağ olarak depolanır. Bu şekilde yağların kandan yağ dokusuna geçmesi, insülin hormonu vesilesiyle artırılır. Fruktozun gıda olarak alınmasında -insülin salgılatma rolü olmadığından- yağlar, kanda ve karaciğerde birikir ve neticede karaciğer harabiyetine ve damar sertliğine zemin hazırlanır. Deney hayvanlarında fruktoz ile beslenme neticesinde, yağ üretiminin yağ dokusundan karaciğere kaydığı ve bunun neticesinde karaciğer ve kan yağlanması riskinin arttığı bulunmuştur. Bu kaymanın iki sebebi vardır: Birincisi, fruktoz karaciğerdeki yağ üretici enzimlerin artmasına tesir ederken, yağ dokusunda bu tesir olmamaktadır. İkincisi fruktoz, glikozun yağ dokusunda yağlara dönüşmesinde engelleyici rol oynar. İnsanlarda da fruktoz tüketiminin kan yağlarında yükselmeye sebep olduğu bulunmuştur.</p>
<p>Fruktozun aşırı kullanımı, karaciğerde yağ üretiminin artmasına sebep olmaktadır. Karaciğerde glikoz yıkımında hız sınırlayıcı enzim fosfofruktokinazdır. Bu enzim, glikoz yıkımı ve Krebs çevrimi neticesinde üretilen ATP ve sitrat tarafından baskılanır ve glikoz yıkımı sınırlanır. Ancak fruktoz yıkımında bu hız sınırlaması yoktur. Fruktoz yıkılırken, glikoz, glikojen, pirüvat, laktat, gliserol ve açil gliserolün açil kısmı üretilir. Bunların üretimi sınırlandırılamaz. Bu aşırı üretim neticesinde, karaciğerde çok fazla trigliserit ve dolayısıyla aşırı VLDL üretilmiş olur.3 Günde iki veya daha fazla kutu fruktozla tatlandırılmış içecek alan kişilerde, kalb hastalığı riskinin % 35 daha fazla olduğu bulunmuştur.4 Deney hayvanlarındaki bazı çalışmalarda fruktozla beslenmenin, yüksek tansiyona sebep olduğuna dâir yayınlar vardır.5 Aşırı fruktoz tüketiminin hem karaciğer, hem de periferik dokularda insülin direncine sebep olduğuna ve bu yolla şeker hastalığına sebep olabileceğine dâir çok sayıda çalışma vardır.6 Son yıllarda yapılan bir çalışmada da aşırı fruktoz tüketiminin böbrek hastalıkları için bir risk olduğu, glomeruler hipertansiyon, renal harabiyet ve iltihap (inflamasyon) ve böbrek tüp ve dokusunda hasara sebep olduğu iddia edilmiştir.7</p>
<p>1988–1994 yılları arasında iki yaşından büyük 21.483 Amerikalı üzerinde yapılan bir çalışmada, günde 37 gr (toplam kalorinin % 8&#8242;i) fruktoz tüketiminin yıllar içinde günde 54,7 grama (% 10,2) yükseldiği bulundu. En fazla tüketim gençlerde idi. Son 35 yılda fruktoz şurubu kullanımındaki artış ile şişmanlık arasında paralellik bulundu.8 Ayrıca 1.749 kız ile erkek çocuk ve genç üzerinde yapılan bir çalışmada, vücut kitle indeksi (BMI) ile aşırı fruktoz ihtiva eden gazlı içeceklerin (kola ve benzeri) tüketimi arasında pozitif bağlantı bulunmuştur.9 Bu çalışmayı destekleyen çok sayıda çalışma vardır.10 Bu açıdan aşırı fruktoz alımının, şişmanlık, damar sertliği, şeker hastalığı gibi birçok hastalığın birlikte olduğu &#8220;metabolik sendroma&#8221; yol açtığı bilinmektedir.<br />
Meyve suları zararlı mı?</p>
<p>Fruktoz şurubu, son yıllarda giderek artan nispetlerde gıda endüstrisinde kullanılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlâç Dairesi&#8217;nin (FDA) 2000 yılı raporuna göre fruktoz şurupları, yaklaşık % 50&#8242;den fazla fruktoz ihtiva eden şeker karışımıdır. Daha çok mısır nişastasının glikozunun glikoz izomeraz enzimi kullanılarak fruktoza dönüştürülmesi ile elde edilir.11 Ayrıca % 90 fruktoz ihtiva eden üçüncü bir şurup da bulunmaktadır, ancak bu, dünyada sınırlı kullanıma sahiptir.</p>
<p>Fruktoz şurubunun tatlılığı, çay şekerine benzer. Yüzde ellilik fruktoz şurupları, çay şekeri (sukroz) ile hemen hemen aynı tatlılığa sahiptir. Nem çekme özelliği ile gıda ürünlerinin kurumasını önler. Tatlılık derecesi yüksek olduğundan, çoğunlukla aromalı gıdalarda bilhassa gazlı içeceklerde ve meyve sularında kullanılır. Ozmotik (su çekme) basıncının yüksek olması ile gıda ürünlerinde mikrop üremesini önler ve gıda ürünlerinin mikroplara karşı dayanıklı olmasında rol oynar. Yüzde 42 ila 55 fruktoz ihtiva eden şuruplar, fırın ürünleri, çeşitli hububat ürünleri, süt mamulleri ve işlenmiş gıdalarda, gazlı ve gazsız içeceklerde, dondurmada ve dondurulmuş tatlılarda kullanılır. Yüksek fruktozlu şuruplar, gıdalardaki su aktivitesini düşürmek ve bozulmaları önlemek için de kullanılır.</p>
<p>Fruktoz şuruplarının üretim aşamasında uygulanan yoğun saflaştırma işlemleri sebebiyle kül miktarı çok düşüktür ve ürün rengi, su beyazıdır. Dolayısıyla fruktoz şurubu kullanılmış endrüstriyel gıdaların renkleri de beyaz olmaktadır. Fruktoz şuruplarının yoğunlukları, vizkoziteleri (durağanlık), glikoz şuruplarına göre daha azdır ve bundan dolayı ağdalı değildir ve su gibi akışkandır.</p>
<p><strong>Yemeklerden sonra şeker tüketimi nasıl olmalıdır?</strong><br />
Hususiyetle yağlı ve ağır bir yemek sonrasında, bünyemiz şeker ister. Bunun sebebi, yağların yağ dokusunda depolanması için şekerin şart olmasıdır. Ancak bu şeker, kesinlikle fruktoz değil, glikoz olmalıdır. Bu sebeple yemeklerden sonra, yağların kandan uzaklaştırılması için şeker yenilebilir. Bu, kan yağlarının azalması için de tavsiye edilir. Ancak bu meyve ile değil, pekmez gibi tabiî şekerlerle olmalıdır. Endüstriyel şekerler (fruktoz) ile yapılmış bir baklava veya bir tatlı fayda değil, zarar getirecektir.</p>
<p>Netice olarak; son yıllarda mısırdan elde edilen fruktoz şurubu tüketimi gittikçe artmaktadır. Fruktoz şurubu, hem gazlı içeceklerde, meyve sularında, hem de baklava ve benzeri tatlılarda kullanılmaktadır. Fruktoz şurubunun tercih edilmesi; koruyucu özelliği ile tatlandırıcılığının fazla olmasından ve iştah artırıcı tesiri dolayısıyla bir nevi beslenme bağımlılığı yapmasındandır. Fruktoz şurubu, mısırdaki tabiî glikozun izomeraz enzimi ile fruktoza dönüştürülmesiyle elde edilir. Bu açıdan günümüzdeki fruktoz tüketiminde görülen artış, tabiî besin maddelerinde yaratılıştan mevcut şeker dengesine insanoğlu tarafından yapılan bir müdahaledir. Fruktoz şurubunu aşırı tüketmek, en başta obezite olmak üzere metabolik sendroma, ateroskleroza, hipertansiyona, aterosklerotik kalb ve böbrek hastalıklarına yol açabilir.</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong><br />
1. Wolfgang MJ, Cha SH, Sidhaye A. et al. Regulation of hypothalamic malonyl-CoA by central glucose and leptin. Proc Natl Acad Sci USA. 2007; 104: 19285-19290.<br />
2. Guyton AC, Hall JE. Diyetteki dengeler; Beslenmenin düzenlenmesi; şişmanlık ve açlık; vitaminler ve mineraller. Tıbbi Fizyoloji 11. baskı (Çeviri: A. Şermet, Çeviri editörleri: H. Çavuşoğlu ve B.Ç. Yeğen). 2006, sayfa: 869.<br />
3. Rutledge A, Adeli K. Fructose and the metabolic syndrome: pathophysiology and molecular mechanisms. Nutr Rev. 2007; 65: 13–23.<br />
4. Fung TT, Malik V, Rexrode KM, Manson JE, Willett WC, Hu FB. Sweetened beverage consumption and risk of coronary heart disease in women. Am J Clin Nutr. 2009;89:1037–42.<br />
5. Barone BB, Wang NY, Bacher AC, Stewart KJ. Decreased exercise blood pressure in older adults after exercise training: contributions of increased fitness and decreased fatness. Br J Sports Med. 2009;43:52–6.<br />
6. Blakely SR, Hallfrisch J, Reiser S, Prather ES. Long-term effects of moderate fructose feeding on glucose tolerance parameters in rats. J Nutr. 1981;111:307–314.<br />
7. Johnson RJ, Sanchez-Lozada LG, Nakagawa T. The effect of fructose on renal biology and disease. J Am Soc Nephrol. 2010; 21(12): 2036-9.<br />
8. Bray G. Fructose: should we worry? Int J Obes 2008;32: S127-131.<br />
9. Forshee RA, Storey ML. Total beverage consumption and beverage choices among children and adolescents. Int J Food Sci Nutr. 2003; 54: 297–307.<br />
10. Forshee RA, Anderson PA, Storey ML. The role of beverage consumption, physical activity, sedentary behavior, and demographics on body mass index of adolescents. Int J Food Sci Nutr. 2004; 55: 463-478.<br />
11. Melanson KJ, Angelopoulos TJ, Nguyen V, Zukley L, Lowndes J, Rippe JM. High-fructose corn syrup, energy intake, and appetite regulation. Am J Clin Nutr. 2008; 88(6):1738S-1744S.</p>
<p>Prof.Dr. Ömer ARİFAĞAOĞLU</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/meyve-ne-zaman-yenmeli-nisan-2012.html" target="_blank">Sızıntı Dergisi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/meyve-ne-zaman-yenmeli/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5583.mp3" length="14702691" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Başarının Zirvesindekiler ve Yalnızlık!</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/basarinin-zirvesindekiler-ve-yalnizlik/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/basarinin-zirvesindekiler-ve-yalnizlik/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 10:13:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Liderlik:İletişim Öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[Manevi Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[başarı ve yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[başarılı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[çalışkan olmak]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[mesleki başarı]]></category>
		<category><![CDATA[muhammet mertek]]></category>
		<category><![CDATA[zirve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=753</guid>
		<description><![CDATA[Hayatta başarılı olmak ister misiniz?&#8221; sorusuna herkes istisnasız &#8220;Kim istemez!&#8221; cevabını verir. Doktor, avukat, futbolcu, sanatçı veya zengin bir işadamı olmak için birçok kişi hiç durmadan çalışır. Okulda en iyi notları almak, iyi bir diplomayla mezun olmak, imtihanlarda dereceye girmek, iki üç yabancı dili iyi seviyede öğrenmek, bir daireye müdür veya yıldız bir futbolcu olmak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayatta başarılı olmak ister misiniz?&#8221;</strong> sorusuna herkes istisnasız <strong>&#8220;Kim istemez!&#8221;</strong> cevabını verir. Doktor, avukat, futbolcu, sanatçı veya zengin bir işadamı olmak için birçok kişi hiç durmadan çalışır. Okulda en iyi notları almak, iyi bir diplomayla mezun olmak, imtihanlarda dereceye girmek, iki üç yabancı dili iyi seviyede öğrenmek, bir daireye müdür veya yıldız bir futbolcu olmak, birkurum veya üniversitede kariyer yapmak, kişinin başarı hanesine yazılabilecek misâllerden sadece birkaçıdır.</p>
<p style="text-align: center;">
<div  id="http://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5584.mp3"  class="http://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5584.mp3" >
    <p>Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!</p>
</div>
<script type="text/javascript">

var flashvars = {
  config: "http%3A%2F%2Fwww.dusunvebasar.com%2Fwp-content%2Ffmp-jw-files%2Fconfigs%2Ffmp_jw_widget_config.xml?1056709256",
  file  : "http%3A%2F%2Fdosya.sizinti.com.tr%2Fses%2F399%2F5584.mp3"
};
var params = {
  wmode             : "transparent",
  quality           : "high",
  allowFullScreen   : "true",
  allowScriptAccess : "true"
};
var attributes = {};

swfobject.embedSWF("http://www.dusunvebasar.com/wp-content/plugins/flash-mp3-player/player/player.swf", "http://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5584.mp3", "300", "20", "9", "expressInstall.swf", flashvars, params, attributes);

</script>

</p>
<p style="text-align: center;">(Bu yazıyı sesli dinleyebilirsiniz. Yukarıda ki player (başlat) tuşuna tıklamanız yeterli. )</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="aligncenter  wp-image-754" title="basari-zirve-yalnizlik" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/basari-zirve-yalnizlik.jpg" alt="" width="500" height="246" /></a><br />
<strong>Mutlu bir hayat sürmek için sadece meslekî başarı yeterli midir?</strong> Veya hayatta başarılı olmaktan maksat nedir? Hemen belirtelim ki, mesleğinde başarılı olmakla, hayatı (bütün yönleriyle) başarmak aynı şeyler değildir. Aslında burada çok farklı olmalarına rağmen, birbirine karıştırılan iki perspektif sözkonusudur. Zîrâ iş hayatında başarılı olan birçok insanın hayatın diğer sahalarında başarılı olamadığı görülür. Etrafımıza veya medyaya göz attığımızda bunun birçok misâline şahit oluruz: zengin ama mutsuz.. maddî her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânlara sahip ama cinnet geçiren.. okuldaki bütün dersleri pekiyi ama, bencil ve büyüklerine karşı saygısız.. başarılı politikacı ama eşini aldatan.. mesleğinde ve kariyerinde çok başarılı ama, mutlu bir yuva kurma veya devam ettirme konusunda başarısız.. profesör ama çocuklarıyla kavgalı&#8230;</p>
<p>Günümüz toplumlarında yaldızlı dış görünüşe, zenginliğe, lükse, her şeyin yolunda gittiğini lanse eden haberlere aldanılmamalıdır. Pozitivizmi ve maddeciliği esas alan Batı medeniyetinin insanlara ve toplumlara mutlu ve huzurlu bir hayat sunmada başarılı olduğu söylenemez. Eğer başarılı olsaydı, Batılı modern toplumlarda boşanmalar, kötü alışkanlıklar, uyuşturucu bağımlılığı, davranış bozuklukları ve daha nice sosyal problem bu kadar çok görülmezdi. Dünyaca ünlü genç bir İngiliz pop şarkıcısının evinde ölü bulunması münasebetiyle, birçok starın hayatını araştıran bir Alman dergisinin, başarının zirvesindekilerle alâkalı kapağına taşıdığı şu üç tespit önemlidir: Yalnızlık, depresyon ve alkol.</p>
<p>Başarılarıyla ün salan ama hayatı başaramayan insanları her sahada görebiliriz. Günümüzde bütün toplumlar, mesleğinin zirvesine çıkan fakat hayatı başaramayan, mutsuz insanların trajik hikâyeleriyle doludur. Kendini sadece işine veren bu insanlar, yeterince sosyal bir çevre edinememekte; hayatı yalnız, yapayalnız yaşamak mecburiyetinde kalmaktadır. Beşerî ve kültürel açılardan oldukça güdük bir hayat süren bu kişiler, ileride telâfisi imkânsız problemler yaşarlar.</p>
<p>Acaba bu insanlar, hayatı bütün yönleriyle başarmaktan neden acizdir? Çünkü meslekî başarının ve hayatı başarmanın kriterleri birbirinden çok farklıdır. Hayatta başarılı olmanın olmazsa olmaz şartlarından biri, değerler ekseninde kendisiyle, çevresiyle ve Yaratıcı&#8217;sıyla barışık yaşamaktır. Bu değerlerden bazıları şunlardır: şahsiyetli, karakterli, güvenilir, sabırlı ve kanaatkâr olmak; anne-babaya ve yaşlılara hürmet etmek; hayâ, iffet, inanç, azim sahibi ve vefalı olmak; sözünde durmak, insanları arkasından çekiştirmemek, varlığı Yaradan&#8217;dan ötürü sevmek, öldükten sonra hesap verme duygusuyla yaşamak&#8230; Bazı insanların bu değerlere sahip olmadan sadece mesleğinde, kariyerinde başarılı olmakla, her şeyi hâllettiklerini sandıklarına ve dolayısıyla yanıldıklarına şahit oluruz. Eşlerden biri avukat, diğeri sosyal bilimci olmasına rağmen, sözkonusu kişiler evliliklerinin üzerinden bir yıl geçmeden boşanıverirler. Bir ânlık nefsanî duygunun tesiriyle âşık olduğunu zannettiği birine kaçan mesleğinde başarılı bir genç kız, üç ay geçmeden annesinin evine geri dönüverir. Sadece nefsanî duygularla hareket edildiğinde, yakınların bu konudaki düşüncelerine değer verilmediğinde, karşılıklı saygı ve sevgi içinde adım atılmadığında, daha doğrusu hayatı başaracak temel ahlâkî donanıma sahip olunmadığında böylesi düş kırıklıkları kaçınılmaz olur.</p>
<p>Son otuz yılda başarılı olma üzerine sayısız yayın yapılmıştır; ancak başarılı gençleri bekleyen tehlikeler, her nedense hep gözardı edilmiştir. Öyle ki, meslekî başarıyı her şeyin üzerinde tutan, hattâ putlaştıran bir toplumda yaşar hâle geldik. Başarı âdeta küçük yaşlardan itibaren ulaşılması gereken bir &#8216;kızıl elma&#8217; gibi algılanmaktadır. Talebeler sanki ikiye bölünmüş durumdadır; başarılı-başarısız; kazanan-kaybeden. Ailelerin ise enerjilerinin büyük bir bölümünü, okul başarısını önceleyerek harcadıkları ve çocuklarını hayata hazırlama noktasında zayıf kaldıkları görülmektedir. Gerçekten okul başarısı her şey midir? Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri Dokuzuncu Mektup&#8217;ta bize şu mealde bir bakış açısı sunar: Şu dünya hayatında en mutlu insan odur ki, dünyayı bir misafirhâne olarak görüp ona göre hareket etsin. (&#8230;) Dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Ahirete yönelik işler ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir. İnsanın yaratılışındaki şiddetli merak, güçlü muhabbet, dehşetli hırs, inatlı talep ve bunun gibi şiddetli duygular, ahiret hayatını kazanmak için verilmiştir. O hisleri şiddetli bir surette, geçici, dünyevî işler için kullanmak, o uğurda tüketmek, fânî ve kırılacak şişelere, ebedî elmas fiyatlarını vermek demektir.</p>
<p>Dünya ve ahiret hayatına yönelik hedeflere ulaşmak için çok mühim bir binek olan başarı, dinin de emridir; zîrâ &#8220;İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır.&#8221; (Necm Sûresi, 39). Ancak başarı bazılarına göre sadece kariyer ve para; bazılarına göre ise, daha onurlu bir hayat yaşamak, dünya ve ahiret saadetine giden yoldaki engelleri aşmaktır. Yanlış olan; büyüklerine, çevresine saygıyı kaybettirecek ve kendi benliğini putlaştıracak, bencilliğini pekiştirecek kadar meslekî başarıyı kutsal görmektir. Neticede meslekî başarı, kırılmaya mahkûm bir şişe iken, onu elmas hâline getirmek (uhrevîliğe dönüştürmek), bizim elimizdedir. Bunun anahtarı da, &#8216;Niçin başarılı olmam gerekir ve başarıyı hangi gaye için kullanacağım?&#8217; sorularında saklıdır. Eğer kişi sadece kendi için, çok para kazanma hedefiyle başarı arkasında koşuyorsa, bu başarı kısıtlı ve geçici olduğundan insanı mutlu etmeye yetmez. Böyle bir insan, okul derslerinde veya mesleğinde başarılı, ama her fırsatta bencilliğini vurgulayan, belki farkında bile olmadan egosunu şişiren, kibrinden yanına yaklaşılmayan ve insanlar tarafından sevilmeyen birine dönüşür. Zîrâ insan, kendisine verilen kabiliyetleri, eğer nefis ve dünya hesabına kullanırsa ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilâne davranırsa kazancı; kötü ahlâk, israf ve faydasız işler olur. Fakat başarı, potansiyel insandan kâmil insan olmaya geçişte bir atlama taşı olarak kullanılıyorsa, daha derin bir mânâ ifade eder. Bu yüzden başarı, &#8220;cüz&#8217;î iradeyle, küllî iradenin birbiriyle birleşmesi, denk düşmesi&#8221; diye tarif edilmiştir.</p>
<p>Şüphesiz en akıllıca yol, hayatı başararak, mesleğinde ve kariyerinde başarılı olmaktır. Hayatı başarmanın yolu ise, ancak aile içi eğitimle ve çağın problemleriyle yüzleşerek ortaya konan eğitim sistemiyle inşa edilebilir. İstikamet üzere yaşamanın en kestirme yolu, başarıyı uhrevî bir amele dönüştürmektir. Aksi hâlde genç insanların, başarılı olmaya teşvik edildikleri kadar, insan-ı kâmil olmaya da teşvik edilmedikçe, içine düştükleri hedonizm (hazcılık, hayatın tadını ve lezzetini çıkarmayı bir hayat felsefesi hâline getirme) ve narsizm (ben sevicilik, kendisini aşırı derecede sevme, yüceltme ve diğer bütün insanları aşağılama, küçük görme) bataklığından kurtulmaları zordur. Bu tür insanlarda başarının narsizmi, narsizmin de olumsuz davranışları tetiklediği bir kısır döngü oluşur. Bu yüzden başarı ve kariyer müptelâsı hâline gelen insanlar, sosyal hayatta ve insanlar arası münasebetlerde de sanıldığının aksine pek başarılı olamaz. Hâlbuki okul başarısı ve meslekî başarı, daha yüce ideallere ulaşma için kullanıldığında, İlâhî lütuflar artar, dünya ve ahiret saadetine vesile olur. Bu perspektiften bakıldığında Müslüman, çalışkan ve başarılı olmak mecburiyetindedir.</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;ye göre; &#8220;İnsan Cenâb-ı Hakk&#8217;a güvenir, sa&#8217;ye sarılır, hikmete râm olur, kendi vazifesini eda ederse ve elde ettiği başarıları bir şükür vesilesi olarak değerlendirirse, kendine güvenenlerin çok ötesinde bir performans gösterir; çok büyük başarılara ulaşabilir. Fakat her başarı, onu bir kere daha yeni bir şükür koridoruna sürükler; enaniyet ve bencillik bataklığına düşmekten muhafaza eder.&#8221; Bu düşünce ufkuna ulaşmak, madde ve bedenin hayat seviyesinden sıyrılıp, kalb ve ruhun hayat seviyesine yükselmeyle mümkündür.</p>
<p>Özetleyecek olursak; gençleri başarılı olmaya motive ederken, onların yüzünü hayırlı şeylere çevirmek, eğer yanlış zeminde bulunuyorlarsa mecrâlarını değiştirmek son derece mühimdir. Çünkü sadece kariyer ve maddî birtakım beklentiler uğruna verilen onca mücadele neticesinde insanın kazancı kocaman bir &#8220;hiç&#8221; olabilir. Zîrâ geriye dönülüp bakıldığında, sadece Allah&#8217;ın rızasına dönük başarıların elmas kıymetinde, diğerlerinin ise bir hiç hükmünde olduğu görülür.</p>
<p>Muhammet MERTEK<br />
<a href="mailto:mmertek@sizinti.com.tr">mmertek@sizinti.com.tr</a></p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/basarinin-zirvesindekiler-ve-yalnizlik-nisan-2012.html" target="_blank">Sızıntı Dergisi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/basarinin-zirvesindekiler-ve-yalnizlik/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://dosya.sizinti.com.tr/ses/399/5584.mp3" length="11295497" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Yusuf Özkan Özburun &#8211; &#8220;İlet-İşim-Siz-Siniz&#8221;</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/yusuf-ozkan-ozburun-ilet-isim-siz-siniz/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/yusuf-ozkan-ozburun-ilet-isim-siz-siniz/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Apr 2012 15:17:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Liderlik:İletişim Öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişimsizsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[manevi gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf özkan özburun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=748</guid>
		<description><![CDATA[Kişiler arası iletişimde, zaman zaman yanlış anlaşılmalardan doğan güçlükler yaşanabilir. Doğru iletişim yöntemlerini bilmek, kendimizi doğru ifade etmede önemli bir kriterdir. &#8220;Dinlemek&#8221; ve &#8220;söylemek&#8221;, iletişimin en temel iki öğesidir. Bunları uygun zamanlamayla kullanmak hem konuştuğumuz kişiyi anlamamız, hem de kendimizi anlatmamızda çok önemlidir. Gelin, birlikte iletişimin temel kavramlarına göz atalım, kendimizin ve çevremizdeki insanların iletişim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Kişiler arası iletişimde, zaman zaman yanlış anlaşılmalardan doğan güçlükler yaşanabilir. Doğru iletişim yöntemlerini bilmek, kendimizi doğru ifade etmede önemli bir kriterdir.<a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="alignright size-full wp-image-749" title="Yusuf Özkan Özburun" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/Yusuf-Özkan-Özburun.jpg" alt="" width="341" height="491" /></a></div>
<div></div>
<div>&#8220;Dinlemek&#8221; ve &#8220;söylemek&#8221;, iletişimin en temel iki öğesidir. Bunları uygun zamanlamayla kullanmak hem konuştuğumuz kişiyi anlamamız, hem de kendimizi anlatmamızda çok önemlidir.</div>
<div></div>
<div>Gelin, birlikte iletişimin temel kavramlarına göz atalım, kendimizin ve çevremizdeki insanların iletişim tarzlarına bakışımızı geliştirelim.</div>
<div></div>
<div>Bu bölümde, öncelikle iletişimi engelleyen faktörler üzerinde duracağız. Ardından başarılı bir iletişimin temel koşullarını ve bunlar arasında önemli bir yeri olan dinleme becerilerini örneklerle açıklayacağız. Son olarak, &#8220;sen dili&#8221; ve &#8220;ben dili&#8221; arasındaki farkları örneklendireceğiz ve seçimi size bırakacağız.</div>
<div>
<p><em><strong>İletişimi Engelleyen Faktörler</strong></em></p>
<div>Acaba hangimizin gören bir bakışa, duyan bir kulağa gereksinimi yok ki?</div>
<div>
<div>D. Pire&#8217;nin &#8220;İnsanların çoğu duvar, çok azı da aralarında köprü kurarlar&#8221; sözü, günümüzün yoğun temposuna kendini kaptıran insanların (yani bizlerin), arka plana ittiği çok önemli bir gereksinimi vurguluyor; yakınlaşma ve ilişki gereksinimi!</div>
<div></div>
<div>Çevremizi düşünelim&#8230; Kendimizi&#8230; Bir sorunumuz olduğunda aklımıza ilk kim geliyor? Kiminle konuşmaya, dertleşmeye istek duyuyoruz? Neden o, başkası değil? Bu kişiyi iyi bir dinleyici yapan hangi özellikleri? Ya da tam tersini düşünelim&#8230; Sorunumuz olduğunda kesinlikle anlatmayı aklımızdan bile geçirmediğimiz kişileri&#8230; Neden anlamazlar? Bizi anlamadıklarını nasıl anlıyoruz?</div>
<div></div>
<div>Çevremizdeki bazı insanlarla konuşmak kolay ve zevk vericiyken, bazılarıyla kurduğumuz iletişim çok yüzeysel olabiliyor. Benzer kişilik özellikleri, ortak ilgi ve hobiler, birbirine yakın değer ve dünya görüşü, yakın ahlak anlayışı ve eğitim düzeyi gibi pek çok faktör, insanlar arası ilişkilerde temel öneme sahiptir. Tüm bunlara, hem karşı cinsle hem de hemcinslerimizle kurduğumuz yüz yüze iletişimde, fiziksel çekicilik de katkıda bulunabilir. Ama kişiler arası ilişkilerde, kalitenin asıl belirleyicisi dinleme becerileridir. Ortak birçok noktamız olsa bile bazı insanlarla yakın ilişkiye girmekten kaçınırız. Bu noktada, yaşamınızda böyle biri varsa, onun sizi dinlerken nasıl davrandığını bir düşünmenizi öneririm!</div>
<div></div>
<div>Dinleme becerilerine ve iletişimdeki kaliteyi arttıran tutum ve davranışlara geçmeden önce, karşılıklı konuşmaları yüzeysel kılan ve gerçek dinlemeyi engelleyen tavırlara bir göz atalım;</div>
<div></div>
<p><strong><em>1. ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM GETİRMEK, YÖNLENDİRMEK:</em></strong></p>
<div>Gerek çocuğumuzla, gerekse arkadaşlarımızla konuşurken iletişimi kesen bazı mesajlar vardır;</div>
<div>&#8220;Şöyle yap, böyle yapma&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Bu şekilde hareket etmemelisin&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Buna üzüleceğine, oturup dersini çalışsan daha iyi olur&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Yoruluyorum diye yakınacağına geceleri erken yat&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Kavga edeceğinize güzel güzel oynayın, arkadaşlar kavga etmez&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Paylaşmayı bilmezsen, yalnız kalırsın tabi&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Bu kadar düzensiz çalışırsan, işlerini tabi yetiştiremezsin&#8230;&#8221;</div>
<div>gibi cümleler, konuşan kişide direnç, isyan yaratabilir, konuşan kişiyi savunmaya itebilir. Genellikle öğüt, ahlak dersi vermek, direk önerilerde bulunmak, size sorununu açan kişide baskı veya suçluluk duyguları uyandırarak, iletişimin kesilmesine veya yön değiştirmesine neden olabilir.</div>
<div></div>
<p><strong><em>2. YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, AD TAKMAK:</em></strong></p>
<div>&#8220;Sen zaten hep kolaya kaçarsın&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Bebek gibi davranıyorsun&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Geri zekâlı ne olacak&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Şikâyetten başka bir şey bilmezsin zaten&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Sulugöz&#8230; Bir arkadaşınla oynamasını bile bilmiyorsun&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Hiçbir fedakârlığa katlanmak istemiyorsun&#8230;&#8221;</div>
<div>Genellikle yargılama ve eleştirme tepkileri ile karşılaşan kişiler, kendilerini anlaşılmamış, itilmiş, haksızlığa uğramış, daha çaresiz hissederler. Bunun sonucunda iletişimi keser ya da öfkeyle karşılık verebilirler. Özellikle çocuğunuzla iletişiminizde bu yöntemi sık kullanıyorsanız, &#8220;o&#8221; sizin yargı ve eleştirilerinizi ve sık kullandığınız isimlendirmeleri (yaşına göre) gerçek olarak algılayabilir. Bu, kendilik algısı üzerinde olumsuz etkiler bırakır, kendine güveni sarsıldığı gibi, başarısı üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilir.</div>
<div></div>
<p><strong><em>3. SORU SORMAK, ARAŞTIRMAK, İNCELEMEK:</em></strong></p>
<div>&#8220;Neden? Sen ona ne yaptın? O sana ne dedi?&#8221;</div>
<div>&#8220;Çocuk neden hastalandı? İyi giydirmedin mi?&#8221;</div>
<div>&#8220;Neden uyuyamadın? Ağır mı yedin? Kahve de içtin mi?&#8221;</div>
<div>&#8220;Neden doğru düzgün oynamayı beceremiyorsun?&#8221;</div>
<div>Genellikle soru, inceleme, nedenini arama gibi yaklaşımların içinde önyargı, eleştiri veya zorunlu çözüm bulunur, ayrıca konuşma sorulara cevap vermeye takılarak, yön değiştirip asıl konudan uzaklaşabilir. Sorularla yürüyen iletişimde, genellikle soru soranın nereye varmak istediği konuşan kişi tarafından anlaşılamadığından, konuşan endişeye kapılabilir veya savunmaya geçebilir.</div>
<div></div>
<p><strong><em>4. TEŞHİS, TANI KOYMAK, TAHLİL ETMEK:</em></strong></p>
<div>&#8220;Aslında sen öyle demek istemiyorsun&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Ben senin aslında neden öyle yaptığını biliyorum&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Aslında senin derdin başka&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Anlaşılan bir süre sana yardımcı olmamı isteyeceksin&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Bunları beni üzmek için anlatıyorsun anlaşılan&#8230;&#8221;</div>
<div></div>
<div>Bu tür yaklaşımlarda, dinleyen kişi sanki konuşanın niyetini, söylemek istediklerini çok iyi biliyormuş, onun kafasının içindekileri okuyormuş gibi bir tavır içine girdiğinden, konuşanı savunmaya ittiği gibi, sinirlenmesine, sabırsızlanmasına veya öfkeli cevaplar vermesine neden olabilir. Konuşan kişi kendini kıstırılmış, yanlış anlaşılmış, yanlış yorumlanmış gibi hissedebileceği için büyük olasılıkla iletişimi keser. Psikoloji hobiniz olabilir ama terapatik yöntemler arasında kullanılabilen bu tür iletişimin kurallarını tam bilmeden, günlük ilişkilerinize aktarmaya kalkmanız, sizinle konuşmayı güçleştirebilir. Aklınızda bulunsun&#8230;:)</div>
<div></div>
<p><strong><em>5. TESELLİ ETMEK, KONUYU DEĞİŞTİRMEK:</em></strong></p>
<div>&#8220;Aldırma, boşver&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Düzelir canım, bunu dert etme&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Üzülme&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Başka şeyden konuşalım&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Olur böyle şeyler, geçer&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Bir kahve iç düzelirsin&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Boşver canım arkadaşlar arasında olur böyle şeyler&#8230;&#8221;</div>
<div>&#8220;Aman sen de her şeyi ciddiye alıyorsun, yak bir sigara&#8230;&#8221;</div>
<div></div>
<div>Aslında teselli etmek çok güzel ve yararlıdır, ancak önemli olan teselliyi kişiyi duyduğumuzu belirttikten sonra verebilmektir. Söyledikleri duyulmadan, teselli ediliyormuş hissini yaşayan kişi, kendini anlaşılmamış, dinlenilmemiş, söyledikleri saçma sapan gibi algılanmış hissedebilir. Önemsenmemiş veya tam olarak dinlenilmemiş olmaktan dolayı kızgınlık duyabilir. Genellikle, dinlemeden verilen teselli mesajları, konuşan kişide sorununun küçümsendiği duygusunu yaratabilir.</div>
<div>Bunların ardından, gelin kendimizi gözden geçirelim&#8230;Çocuğumuz, arkadaşımız veya eşimizle yaptığımız günlük konuşmalarda tarzımız ve yaklaşımımız genelde nasıl?&#8230;İletişimimiz yukarda sözü edilen dinleme engellerine takılıyor mu?&#8230;Tam yanıtı bulamıyorsanız, kendinizi 1-2 gün izlemenizi öneririm. Çünkü iyi bir dinleyici olmanın, yani karşıdakini dinleme ve anlamanın bence birinci şartı; kişinin öncelikle kendini dinlemeyi ve anlamayı başarabilmesidir&#8230;.:)</div>
<div></div>
<div>Bir sonraki yazımız; ‘Başarılı İletişimin Temel Koşulları’</div>
<div></div>
<div><em><strong>Yusuf Özkan Özburun / Sosyolog</strong></em></div>
<div><em><strong>ozkanozburun@hotmail.com</strong></em></div>
</div>
<div></div>
<div>Kaynak: <a href="http://www.networkkariyer.org/blog/misafir-yaz%C4%B1lar/item/ilet-isim-siz-siniz.html" target="_blank">Network Kariyer</a></div>
<div></div>
<div></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/yusuf-ozkan-ozburun-ilet-isim-siz-siniz/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhammed Bozdağ: Mutsuzluğu aşmak için manevi zevk</title>
		<link>http://www.dusunvebasar.com/muhammed-bozdag-mutsuzlugu-asmak-icin-manevi-zevk/index.html</link>
		<comments>http://www.dusunvebasar.com/muhammed-bozdag-mutsuzlugu-asmak-icin-manevi-zevk/index.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Apr 2012 14:48:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[bozdağ roportaj]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[ropartaj]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni hareket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunvebasar.com/?p=740</guid>
		<description><![CDATA[1.Viyana Kitap Fuarı vesilesiyle okurlarıyla buluşan Yazar Muhammed Bozdağ, gazetemizin sorularını içtenlikle cevaplandırdı. Bozdağ’a göre mutsuzluk hastalığının günden güne yayılmasının nedeni dünyevi ihtirasların manevi güzelliklerin üstünü örtmesi: ‘’Ben insanın sonsuzluk için yaratıldığını fark ettiğim andan itibaren sonsuzluğa kendimi hazırlamaya başladım. İmtihan için geldiğimiz dünyada hayatın güzel ve olumlu taraflarına odaklandığımız zaman, heyecanımızın, enerjimizin, coşkumuzun ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1.Viyana Kitap Fuarı vesilesiyle okurlarıyla buluşan Yazar Muhammed Bozdağ, gazetemizin sorularını içtenlikle cevaplandırdı. Bozdağ’a göre mutsuzluk hastalığının günden güne yayılmasının nedeni dünyevi ihtirasların manevi güzelliklerin üstünü örtmesi: ‘’Ben insanın sonsuzluk için yaratıldığını fark ettiğim andan itibaren sonsuzluğa kendimi hazırlamaya başladım. İmtihan için geldiğimiz dünyada hayatın güzel ve olumlu taraflarına odaklandığımız zaman, heyecanımızın, enerjimizin, coşkumuzun ve çalışkanlığımızın arttığını fark ettim. “</p>
<p>“İnsanlık son 50-60 yılda çok büyük bir vefasızlığa girdiği için bütün batı kültüründe yetişmiş insanlar büyük bir mutsuzluk sarmalına bulaşmıştır ve bu bunalım giderek artacaktır, bu bunalımdan kurtulmanın tek çaresi manevi zevklerin yeniden keşfedilmesidir.’’</p>
<p><strong>Yeni Hareket: Muhammed Bozdağ’ı nasıl anlatırsınız? <a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="alignright size-full wp-image-741" title="Muhammed Bozdağ" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/bozdag_muhammed.jpg" alt="" width="240" height="195" /></a></strong></p>
<p>Muhammed Bozdağ: 1967 yılında Trabzon doğumluyum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çalışıyorum, yasama uzmanlığı kariyerinden geliyorum. 3 çocuk babasıyım. Kişisel gelişim uzmanıyım. Yazar, araştırmacı, televizyoncuyum. Üç vakfın kuruluşunda görev aldım. Akademik olarak doktora yaptım. Kitaplarımın satış rakamı bir milyona ulaştı.</p>
<p><strong>Yeni Hareket:Birçok insan sizin kitaplarınızla tanışınca hayatlarında birçok şey değişiyor. Pozitif düşünce ile tanıştıktan sonra sizin hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu? Ve bu konuda kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?</strong></p>
<p>Muhammed Bozdağ: Ben insanın sonsuzluk için yaratıldığını fark ettiğim andan itibaren sonsuzluğa kendimi hazırlamaya başladım. İmtihan için geldiğimiz dünyada hayatın güzel ve olumlu taraflarına odaklandığımız zaman, heyecanımızın, enerjimizin, coşkumuzun ve çalışkanlığımızın arttığını fark ettim. Çocukluğumda yaşadığım zorluklar benim için bir kamçı oldu ve eseflenmeyi bir tarafa bırakıp azimle çalışınca zekâmın geliştiğini önümdeki engellerin adım adım kalkabildiğini, çeşitli işler yapabildiğimi, eserler üretebildiğimi, mutlu olabildiğimi, sevebildiğimi ve sevilebildiğimi gördüm. Geçmişim ayakkabısı dahi olmayan fakir bir köylü çocuğu iken bugün dünya çapında birçok değerli insanla muhatap oluyorum, kitaplarım Türkçenin dışındaki dillere de çevriliyor ve ben Allah’a güvenimi korur, bu dünyada imtihanda olduğumu unutmaz çalışırsam gelişimin devam edeceğine de inanıyorum. Kim aynı bakış açısına sahip olursa bulunduğu sınırlardan kurtulur, Allah’ın izniyle hayatı gelişir, başarıdan başarıya koşar.</p>
<p><strong>Yeni Hareket: İnsanlar genellikle olumsuz düşündükleri için her şeye pozitif bakabilmeyi hayalcilik olarak görüyorlar. Siz de bu tip tepkilerle karşılaşıyor musunuz? </strong></p>
<p>Muhammed Bozdağ: Herkes hayaline göre bir hayat yaşar. Bütün üzüntülerimiz, bütün sevinçlerimiz hayalimize göre anlam kazanır. Dışımızda gelişen olaylar iyi veya kötü değildir. Biz hayalimizde bu olaylara iyi anlam verirsek iyi algılarız, kötü anlam verirsek kötü algılarız. Aslında çevreyi olumlu görenleri suçlayanlar da hayalci, onlar da çevreyi kendi hayalleriyle olumsuz görüyorlar. Ama biz sadece çevredeki olumsuzluklara zihnimizi odaklarsak güzellikleri kaçırırız. Bir bahar bahçesine gittiğimiz zaman orada kelebekler, çiçekler olduğu gibi böcek ölüleri de var, çürümüş yapraklar da var. Ama siz çevrenizdeki güzelliklere odaklanabilirseniz, ayrıca kötü gördüklerinizin olumlu yönlerini de keşfedebilirseniz o zaman o olumlu hayal sizi heyecana, coşkuya, başarıya götürür.</p>
<p>Eğer bu hayatı öyle ya da böyle yaşayacaksanız bunun olumlu veya olumsuz olması sizin tercihinizdir. Eğer geçmiş deneyimleriniz sizi olumsuz düşünmeye alıştırdıysa zinciri bir yerde kırın, beyninizin alışkanlıklarını yeniden yapılandırın ve hayatın güzel taraflarını düşünmeye başlayın. Zindanda bile olsanız eğer Allah’a tutunduysanız siz cennete hazırlanıyorsunuz. Hayalinizi olumlu imgelerle doldurun, şükredin, çünkü en büyük mutluluk vesilesi şükürdür. O zaman siz mutlu ve başarılı olacaksınız. Çevrenizdeki insanlar size hayalci diyebilirler. Bu önemli değil, çünkü hayatı çevrenizdeki insanlar için yaşamıyorsunuz, kendiniz için yaşıyorsunuz. Hayalcilik bile olsa sonucu mutlu olmak olduğu için doğru düşünmeye, olumlu düşünmeye, hayatın güzelliklerine odaklanmak doğru bir tercihtir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.dusunvebasar.com"><img class="aligncenter size-full wp-image-742" style="border-image: initial; border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" title="Muhammed Bozdağ" src="http://www.dusunvebasar.com/wp-content/uploads/2012/04/bozdag_muhammed-bulbul.jpg" alt="" width="510" height="300" /></a></p>
<p><strong>Yeni Hareket:Günümüz gençliğinde, özellikle içinde yaşadığımız Avrupa toplumunda, hayat genellikle bir stres durumundan yola çıkılarak yaşanıyor. Maddi imkansızlık konusunda bu insanların çok fazla sıkıntıları yok. Ama yine de yoğun bir stres hali var. Bu soruna sizin tezleriniz bağlamında nasıl çözümler sunabilirsiniz?</strong></p>
<p>Muhammed Bozdağ: Şimdi çok önemli bir şey söyleyeceğim. Bu sorun pozitif düşünce başlığı altında yüzeysel bir şekilde çözülemez. Bu kavramın altını doldurmanız gerekir. Bu bağlamda soracağınız en önemli soru şu: ‘Hayatın anlamı nedir?’ Hayatın anlamını bulamazsanız her şeyi kaybedersiniz. Avrupa toplumu hayatın anlamını kaybetti.</p>
<p>Maddeciler, evrimciler insanlığın rastgele doğduğunu ve ölümle birlikte çürüyüp yok olacağını düşünüyor. Hayata bu şekilde bakan insanların dünyası gençlik döneminde alabildiğince zevk, ama arkasından adım adım bencillik, yalnızlık, ırkçılık, terk edilmişlik, mutsuzluktur. Batı dünyası maddeciliğini artırdıkça bunları yaşayacak, gençlik dönemindeki sınır tanımayan bu zevkler de belli bir yaştan sonra bir işe yaramayacak, bunalımlı bir yaşlılık, korkutucu bir ölüm ve ölümden sonra ebedi bir kahır bu bakış açısına inanan insanların sonu olacaktır.</p>
<p>Ama biz sonsuzluğa inanan insanlar olduğumuz için, şefkati ve kudreti sonsuz bir yaratıcının biz, – burası çok önemli – elest meclisinden ana rahmine ve dünyaya, oradan kabir ve berzah hayatına, kıyamete, hesap gününe ve sırattan cennete taşıyacağına inanan insanlar olduğumuz için bu kısacık hayatla yetinmiyoruz. Biz sonsuzluğa talip olduğumuzdan bu dünyada zorluklara sabrediyoruz, nefsimizi meşru zevkler dairesinde tutuyoruz, hayatımızdaki bütün güzel değerler nedeniyle şükrediyoruz, bütün iyiliklere iyilikle karşılık vererek vefamızı gösteriyoruz ve bu şekilde mutlu oluyoruz. İnsanlık son 50-60 yılda çok büyük bir vefasızlığa girdiği için bütün batı kültüründe yetişmiş insanlar büyük bir mutsuzluk sarmalına bulaşmıştır ve bu bunalım giderek artacaktır, bu bunalımdan kurtulmanın tek çaresi manevi zevklerin yeniden keşfedilmesidir.</p>
<p>Siz kendinizi çevrenin şatafatına kanıp kaptırırsanız, binaların alışveriş merkezlerinin albenisine kaptırıp hayatın gerçeklerini bunlar zannederseniz sizin sonunuz mutsuzluk ve bunalım olacak, kimse de sizi oradan kurtaramayacaktır. Ama siz azınlıkta kalmayı bile göze alarak, yapayalnız kalmayı bile göze alarak manevi hayata tutunursanız içiniz güneş gibi sıcak olacak, gençliğiniz de, yaşlılığınız da mutlu geçecek ve ebedi hayatınızı da kurtaracaksınız.</p>
<p><strong>Yeni Hareket:Son kitabınız ‘Sonsuzluğa Yolculuk’ diğer kitaplardan biraz daha farklı. Bunu yazmanızın sebebi nedir?</strong></p>
<p>Muhammed Bozdağ: İnsanlığın başlangıçta televizyon ve arkasından internet aracılığı ile bizim Müslümanların da dahil oldukları bir akım içerisinde aşırı dünyevileştiğini gördüm. Bu aşırı dünyevileşme bütün bunalımların temelidir. Bizim manevi değerlerimizden, ahlakımızdan, imanımızdan, edebimizden, sevgimizden, saygımızdan, olumluğumuzdan, aile sadakatimizden sapmamıza, şeytanın eline düşmemize sebep olan en büyük tehlikedir. Sonsuzluk Yolculuğu kitabı ile bizim dinimizin bize anlattığı görüşü tek bir kitapta bütün aşamalarıyla ve bu zamanın gençliğinin anlayacağı bir üslupla anlatmak ve bu inancı pekiştirmek istedim. İnsanlığın evrimle değil yaradılışa bu dünyaya geldiğinin anlatıldığı birinci bölümden sonra, bu dünyada ne yapmamız gerektiği ve ölümden sonraki alem anlatılıyor. Bu evreleri hem duygusal olarak yaşayabileceğimiz, hem de kavrayabileceğimiz bir üslupla anlatmaya çalıştım.</p>
<p><strong>Yeni Hareket:Röportaj için teşekkür ediyoruz.</strong></p>
<p>Röportaj: Şengül Gökmen ve Seyfullah İlyas</p>
<p><a href="http://www.yenihareket.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=5417&amp;Itemid=98" target="_blank">Röportaj Kaynak Link </a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunvebasar.com/muhammed-bozdag-mutsuzlugu-asmak-icin-manevi-zevk/index.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

