Paylaş

Liderlikte 4 Altın Kural

Nisan 14, 2010

Pozisyonunuz ne olursa olsun, liderlik özellikleriniz kariyerinizde büyük önem taşır. Akıllı şirketler ve çalışanlar, iş hayatında başarılı kalabilmek için liderlik özelliklerini geliştirmenin ne kadar önemli olduğunun farkındalar.

Geleceğiniz için hazırlanın:

Kariyer yolculuğunuz esnasında, birçok liderlik yeteneği öğreneceksiniz, aşağıdaki tavsiyeler de kariyerine hızlı bir başlangıç yapmanızı sağlayacak.

• İstekli olduğunuzu gösterin: Kişisel enerji bulaşıcı bir şeydir. Yapılan iş ne olursa olsun, o işe karşı istekli olduğunuzu gösterin. Diğer insanlar bunu gördüğünde onlar da işlerinde istekli olmaya başlayacaklar.

• İyimserlik yaratın: İşyerinde negatiflik, yıkıcı etkiler yaratabilir. Mesela patronunuz, bir projedeki yanlışlığı değil, sizden gelecek çözüm önerisini duymak ister.

• Yeniliklere açık olun: Yeniliklere karşı koyarsanız, iş hayatınızda başarılı olamazsınız. Mesela yeni bir projeye gönüllü olun ve değişim için diğer çalışma arkadaşlarınıza öncü olun.

• Takım Çalışmasına Yatkın olun: Günümüzde şirketler az kaynakla çok iş yapmak zorunda kaldıkları için takım çalışmalarına çok önem vermeye başladılar. Tek başınıza çalışmakta ısrar edip, başkalarını kontrol ederseniz, kariyer yolculuğunuzda zorluk çekersiniz.

Bir Liderin Görevleri Nelerdir?
Bir projede liderlik yapmanız gerektiğinde, kendinize yeni özellikler eklemelisiniz…

• Mümkün olduğunca çalışanlarınıza yetkiler verin. Projelerinizi, doğru kişilere verdiğinizden emin olun.

• Kendinizi işinize adamak, liderlik görevinizin en önemli kısmıdır. 8 saat çalışmak, bir işe kendinizi adadığınızı göstermez. İşinize ve kendinizi geliştirmeye bir gün içerisinde minimum 12 saat ayırın.

• Sizin özelliklerinizi tamamlayan çalışanları işe alın. Size benzeyen elemanlar aldığınızda, başarılarınızı kısıtlamış olursunuz. Becerilerinizden farklı becerilere sahip olan elemanları işe alırsanız, hedefinize daha kolay ulaşırsınız.

• Bu işi yapan arkadaşlarınızdan öneri alın. Bir projede ilk defa liderlik yaptığınızda, her şeyi bilemezsin. Bu işte en başarılı olan arkadaşlarınıza, bu işte nasıl başarılı olduklarını sorun.

• Çalışanlarınız yanında olun. Onlara ne kadar güvendiğinizi gösterin.

Yazan : Cheri Swales

Kaynak : www.monster.com.tr

İşte stresle baş edebilmenin 52 yolu

Nisan 14, 2010

İşte stresle baş edebilmenin 52 yolu

Stres; hayat törpüsü… Mutsuzluklarımızın en temel sebebi… Peki stresle başetmenin yoları neler? İşte basit hem de eğlenceli 52 yol..

1.Sabahları 15 dakika erken kalkın. Böylece yaşanılan telaşın ve aksiliklerin yarattığı stresi azaltmış olursunuz.

2.Sabaha bir gece önceden hazır olun. Mesela kahvaltı sofrasını yada kıyafetlerinizi hazırlayın.

3.Hafızanıza bel bağlamayın. Randevularınızı, ödeme günlerinizi, önemli günleri, numaraları ve bunun gibi hatırlanması gereken bilgileri bir yere not edin.

4.Yalan söylemenize neden olacak davranışlardan kaçının.

5.Bütün anahtarlarınızın kopyasını yaptırın. Evinizin yedek anahtarını gizli bir yere saklayın (örneğin bahçeniz varsa gizli bir yere gömün) ve arabanızın yedek anahtarını anahtarlığınızın dışında örneğin cüzdanınızın içinde taşıyın.

6.Kırılmaya, bozulmaya yada yıpranmaya karşı önlem alın. Böylece arabanız, gereçleriniz, eviniz ve ilişkileriniz beklenmedik zamanlarda sizi yarı yolda bırakmaz.

7.Beklemeye hazırlıklı olun. Banka kuyruğunda beklerken bir kitap yada gazete okumak sürenin daha çabuk geçmesini sağlar.

8.Sürüncemede kalmak her zaman stress kaynağıdır. Yarın yapmak istediğiniz her şeyi bu gün yapın ve bu gün yapmak istediğiniz her şeyi şimdi yapın.

9.Geleceği planlayın. Benzin deponuzun çeyrek deponun altına inmesine izin vermeyin; faturaları ödemek, ödev yada proje hazırlamak için son dakikayı beklemeyin, vb.

10.İşe yaramayan yada bozuk bir eşya ile uğraşmayın. Eğer saatiniz, cüzdanınız, ayakkabı bağlarınız, silecekleriniz – kısaca size sürekli rahatsızlık veren her şeyi ya tamir edin yada yenisini alın.

11.Randevularınıza 15 dakika önce gidin.

12.İçinde kafein bulunduran yiyecek ve içeceklerden uzak durmaya çalışın.

13.Her zaman beklenmedik olaylara karşı plan yapın. Örneğin: Eğer randevuya gecikirseniz ne yapacaksınız gibi…

14.Kurallarınızı gevşetin. Televizyonun arkasında ki tozları almamak dünyanın sonu değil.

15.Polyana-Gücü! Her yanlış giden bir iş için en az 10 iyi bir şey oluyor. Yaşamda ki güzellikleri sayın!

16.Soru sorun. Bir dakika zaman ayırıp gideceğiniz adresi tekrar sormak size büyük zaman kazandırabilir.

17.”Hayır!” demeyi öğrenin. Ekstra projelere, istemediğiniz sosyal aktivitelere ve zamanınız olmayan davetlere hayır demek huzurlu bir yaşama kavuşmanız için önemli bir adımdır. Bunun için pratik yapmanız, kendinize saygı duymanız ve herkesin zaman zaman sakinleşebileceği yalnız kalabileceği, sessiz bir ortama ihtiyacı olduğuna inanmanız gerekir.

18.Telefonun fişini çekin. Rahatsız edilmeden uzun bir banyo almak, uyumak yada kitap okumak mı istiyorsunuz? Kısa bir süreliğini dünya ile ilişkinizi kesme cesareti gösterin.

19.”İhtiyaçlar” ınızı tercihlere dönüştürün. Temel ihtiyaçlarımız yemek, su ve kendimizi ısıtmaktan ibarettir. Geriye kalan her şey tercihtir. Dolayısıyla yaşamda ki tercihlere aşırı derecede bağlanmayın.

20.Basitleştir, basitleştir, basitleştir. . .

21.Endişeli ve kuruntulu olmayan insanlarla arkadaş olun. Hiç bir şey karamsar bir insanın duygularının bulaşıcı olması kadar etkili değildir. Kısa bir süre içinde siz de onun gibi olabilirsiniz. Bu insanlardan uzak durum.

22.Eğer işiniz uzun süre oturmanızı gerektiriyor ise arada bir ayağa kalkıp vücudunuzu esnetin.

23.Eğer sessizliğe ihtiyacınız varsa kulak pamuğu kullanın.

24.Uykunuzu alın. Eğer zamanında yatma alışkanlığınız yoksa, uyuma vaktinizi hatırlatması için alarm saatinizi kurun.

25.Kaos içinde düzen yaratın. Evinizi ve işinizi öyle bir şekilde organize edin ki neyin nerde olduğunu bilin. Eşyalarınızı yerlerine koymayı alışkanlık haline getirin böylece bir şeyleri kaybetmenin stresinden korunmuş olursunuz.

26.İnsanlar stresli olduklarında genelde kısa soluklar alırlar. Bu şekilde nefes aldığınızda vücudunuzda ki kullanılmış hava dışarı atılamaz, dokular yeterli oksijen alamaz ve kaslarda gerilme olur. Gergin bir an yaşarken soluk alış verişinize dikkat edin, eğer mide kaslarınızın gerildiğini hissederseniz ve kısa kısa yüzeysel soluk aldığınızı farkederseniz olduğunuz yerde durup vücudunuzun sakinleşmesini sağlayın. Bütün kaslarınızı gevşetin, bir iki defa derin ama yavaş soluk alıp verin.

27.Düşüncelerinizi ve duygularınızı bir günlüğe yada bir kağıt parçası üzerine yazmak (istersiniz sonra atabilirsiniz) olayları daha net olarak görmenizde yardımcı olabilir.

28.Rahatlamaya ihtiyacınız olduğunda aşağıda ki yoga egzersizini deneyin. Burnunuzdan derin bir nefes alırken sekize kadar sayın. Sonra dudaklarınızı büzerek içerdeki havayı çok yavaş bir şekilde verirken 16’ya kadar sayın. Dikkatinizi nefesinizin sesine verin ve gerginliğinizin azalmasını hissedin. Bu egzersizi 10 defa tekrarlayın.


29.Korktuğunuz olaylara karşı kendinizi hazırlayın. Örneğin: Topluluk içinde konuşmadan önce, yapacağınız her davranışı ve karşılaşabileceğiniz her tepkiyi kafanızın içinde yaşamaya çalışın. Ne giyeceğinizi düşünün, dinleyiciler neye benzeyecekler, ne tür sorular sorulacak ve bu sorulara nasıl cevap vereceksiniz gibi… Olayı nasıl yaşamak istiyor iseniz o şekilde hayal edin. Gerçek konuşma zamanı geldiğinde, her şeye hazırlıklı olduğunuzu ve heyecanlanmadığınızı farkedeceksiniz.

30.Yapılması gereken işlerin huzursuzluğu, yapmanız gereken işlere engel olmaya başlamış ise iş ortamınızda yada üstlendiğiniz görevlerde değişiklik yapma zamanı gelmiş demektir. Belki değişiklik tam ihtiyacınız olan çözümdür.

31.Konuşun. Güvendiğiniz bir arkadaşınız ile sorunları konuşmak daha net sorunlara bakmanızı saglar. Böylece sorunun çözümü üzerine konstanre olabilirsiniz.

32.Gereksiz stresten kurtulmanın bir yolu da içinde yaşadığınız çevreyi ihtiyaçlarınıza ve arzunuza göre seçmektir (İşiniz, eviniz, eğlence yeriniz vb). Eğer masa işinden nefret ediyorsanız bütün gün masa başında oturmanızı gerektirecek bir iş teklifini kabul etmeyin. Eğer politika konuşmaktan hoşlanmıyorsanız, politika konuşmaktan zevk alan insanlarla bir araya gelmeyin…

33.Günlük yaşamayı öğrenin.

34.Her gün gerçekten zevk aldığınız bir şey yapın.

35.Yaptığınız her işe bir parça sevgi katın.

36.Gerginliğinizi azaltmak için duş yada banyo alın.

37.Bir başkası için bir şeyler yapın.

38.Anlaşılmaktan çok anlamaya yoğunlaşın. Sevilmekten çok sevmeye yoğunlaşın.

39.Görünümünüzü iyileştirecek değişiklikler yapın. Güzel görünmek kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar.

40.Gününüzü gerçekçi olarak planlayın. Bir randevudan diğerine koşmayın, kendinize randevular arasında nefes almak için boşluk bırakın.

41.Daha esnek olun. Bazı işler mükemmel olmasada yapılmaya değerdir ve bazıları mükemmel olmasa da olur.

42.Kendi kendinize yönelik negatif konuşmalardan kaçının: “Bunu yapmak için çok yaşlıyım. . .,” “Bunu giymek için çok şişmanım. . .,” “Bu insan ile olmak için çok çirkinim. . .,” gibi.

43.Hafta sonunu temponuzu değiştirmek için kullanın. Eğer haftanız yavaş ve tekdüze bir iş içinde geçiyor ise, haftasonunu biraz hareket ve macera ile geçirmeye özen gösterin. Eğer hafta içinde pek çok insanla bir aradaysanız ve hızlı bir tempo ile çalışıyorsanız, haftasonunda huzur ve sakinlik içinde geçirebileceğiniz ortamlar yaratın. Eğer iş yerinde başarılı olduğunuz hissine ulaşamıyorsanız, haftasonunda zevkle yapacağınız ve başarı ile bitirebileceğiniz bir iş üzerinde çalışın.

44.Elinizden geldiğince bu günü yaşamaya çalışın. Dün ve yarın siz olmadan kendi kendilerine idare edebilirler.

45.Bir seferde bir iş yapın. Eğer bir insan ile birlikte iseniz sadece o insan ile zaman geçirin. Ne bir başka işle ne de bir başka insan ile zamanınızı bölmeyin. Eğer bir proje ile meşgul iseniz sadece projeye konsantre olun ve yapmanız gereken diğer işleri unutun.

46.Her gün kendinize yalnız kalabileceğiniz, sessizlik içinde dinlenebileceğiniz ve sakince düşünebileceğiniz bir zaman yaratın.

47.Eğer istemediğiniz bir iş yapmanız gerekiyorsa, günün erken saatlerinde bitirmeye ve kurtulmaya çalışın. Böylece günün geri kalanını endişe ve huzursuzluk içinde geçirmekten kurtulmuş olursunuz.

48.İşleri diğer insanlara yeteneklerine göre dağıtmayı öğrenin.

49.Öğle yemeği için ara vermeyi asla unutmayın. Masanızdan yada çalıştığınız alandan hem bedensel hemde zihinsel olarak uzaklaşmak için kendinize zaman yaratın. Hatta 15 dakikalığına bile.

50.Durumu daha kötüleştirebilecek bir şeyler yapmadan yada söylemeden önce değil 10 en az 1000’e kadar sayın.

51.İnsanlara ve olaylara karşı affedici olun. İçinde yaşadığımız dünyanın mükemmel olmadığı gerçeğini kabul edin.

52.Dünyaya karşı pozitif bakış açısı ile yaklaşın. Bir çok insanın elinden gelenin en iyisini yaptığına inanın.

www.internethaber.com

Sınav sabahı kahvaltı, başarmanın yarısı

Nisan 10, 2010

Beslenme uzmanları sınav öncesi adayları uyarıyor.. Sınav sabahı iyi bir kahvaltı ile güne başlayan çocuklar gerekli besin öğeleri ve enerji aldıkları için daha başarılı olur. İşte sınav stresini yenmenizi sağlayacak öneriler:

Sabah stresle beraber mide bulantısı ve iştahsızlık olması doğaldır. Bu yüzden diğer zamanlara göre daha az yemeli, miktarlar az tutularak sağlıklı besinler alınmalı. Karışık yağlı besinler sabahları önerilmez.

Sınava girecek kişilerde sınav öncesi ve sınav günü beslenmesi büyük önem taşır. Herkesin yemek alışkanlığı ve damak zevki farklı olduğundan yararlı diye bazı besinleri yemesi konusunda üzerine gidilmemeli, beslenme alışkanlıklarının dışına çıkılmamalıdır. Kişinin alışkanlığı olan, daha önce yediğinde vücutta reaksiyon vermeyen besinler alınmalıdır, besin zehirlenmeleri riski olduğu için 1 gün öncesinde dışarıda yemek yenmemelidir, yenilmesi zorunlu ise mayonez, tavuk gibi çabuk bozulabilecek gıdalardan sakınılmalı, açıkta satılan gıdalar tüketilmemelidir.

Kuru fasulye, lahana ve kızartma başarınızı gölgeleyebilir: Bir gün öncesinde gaz problemi oluşturacak kurubaklagil, lahana gibi besinlerden uzak durulmalı, kızartma, birçok besinin bir araya gelmesiyle oluşan karışık yemekler, yağlı, ağır soslu yemekler tercih edilmemeli, hafif, yağsız besinler tüketilmelidir.

Kola yerine kuşburnu: Bu dönemde çok fazla çay, kahve ve kola içmek; kalp çarpıntısına, huzursuzluğa, uykusuzluğa, korku ve endişeye sebep olur. Kolalı içecekler de bol miktarda kafein içerir. Bunların yerine C vitamini içeriği yüksek kuşburnu, papatya, adaçayı gibi bitki çayları tüketmek daha doğrudur.

Konsantrasyonunuzun artması için: Balık, ceviz, zeytinyağı, yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı et, pekmez, maydanoz, yeşil biber, kivi, portakal, kuşburnuya mutlaka beslenmenizde yer vermeye çalışın.

Sınav sabahı kahvaltı, başarmanın yarısı

Sınav sabahı iyi bir kahvaltı ile güne başlayan çocuklar gerekli besin öğeleri ve enerji aldıkları için daha başarılı olmaktadır. Sabah stresle beraber mide bulantısı ve iştahsızlık olması doğaldır. Bu yüzden diğer zamanlara göre daha az yemeli, miktarlar az tutularak sağlıklı besinler alınmalı. Karışık yağlı besinler sabah önerilmez. En büyük hata, fazla miktarda çikolata ve basit şeker içeren tatlıların tüketimidir. Beyin kandaki şekeri tüketir, fakat basit karbonhidrat dediğimiz sofra şekeri ve bunu içeren gıdalar çikolata, tatlılar veya bisküviler kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğü için beynin şekere olan ihtiyacını karşılamaz, aksine kan şekerinin düşmesine sebep olmasından dolayı tüketimi önerilmez. Bu yüzden beynin kan şekerini sağlayacak olan şekerler sabah tüketilecek, süt, ekmek, yulaf, meyve vb. besinlerden alınacak şekerlerdir.Sınav öncesi ve sınav sırasında basit karbonhidrat içeren tatlıların tüketimi yanlıştır.

Sınav sırasında; su, kuru meyve (kuru erik, kuru üzüm, kuru kayısı vb.), fındık, fıstık, ceviz vb. yanınızda bulundurabilirsiniz. Kan şekerlerinde dalgalanmalara sebep olacağı için şeker ve şekerli besinlere de dikkat! Yemek yedikten 3 saat sonra kan şekeri düşmeye başlar. Sınav süresi uzun olduğu için kan şekerinin düşmemesi bakımından sınav esnasında kompleks karbonhidrat içeren kepekli bisküvi, küçük sandviç, tuzlu bisküvi gibi besinler yenilmelidir.

Sınav stresini yenmenizi sağlayacak öneriler

*Güne sıkı bir kahvaltı ile başlayın.

*Gün içinde 2-3 saatte bir 5-6 öğün beslenin.

*Kafein içeren içecek ve yiyecekler ile kolalı içecekler, kahve, çikolatadan mümkün olduğu kadar uzak durun.

*Aşırı tuz ve şeker içeren gıdaları dikkatli tüketmeye çalışın.

*Gaz yapıcı özelliği olan yiyeceklere dikkat edin (kurubaklagiller, asitli içecekler vb.).

*İçeriğini bilmediğiniz yiyecek ve içeceklerden uzak durun ve mümkün olduğunca dışarıdan yemek yememeye gayret edin.

*Açık havada hoşlandığınız spor ve aktiviteleri yapın.

*Mutluluk hormonunu artıran besinler

*Tam buğday ekmeği, bulgur pilavı, kepekli makarna, tam buğday unundan yapılmış kekler vb. (Ölçülü olmak kaydı ile).

*Süt, yoğurt, ayran, peynir vb.

*Muz tüketmeye gayret edin.

Örnek kahvaltı

*1 bardak meyve suyu (taze sıkılmış tercih edilir)

*1 dilim peynir

*1 yumurta (haşlanmış veya yağsız tavada omlet)

*1 tam ceviz veya 5-6 badem

*4-5 adet zeytin

*1 tatlı kaşığı pekmez

*1-2 dilim tam buğday ekmeği

*1 kivi veya 5-6 çilek veya 1 yemek kaşığı kuru üzüm

*Domates, salatalık

Kaynak: Haber7

Hep Ağladık…

Nisan 10, 2010

Hep Ağladık

aglayan-bebek

Ağlamak kaderimiz oldu. Yıllar yılı ağlamadan başka birşey bilmedik. Ölen insanımıza, yıkılan ümranımıza, tarumar olan harmanımıza ve kaidesiz kalan ümidimize ve cesaretimize. Hayat fanusumuzu elinde gördüğümüz batılı, bizden çok evvel uzanmıştı musalla taşına… Onun ölümü Nietzsche’nin hayalindeki tanrıya ölüm biçip de «tanrı öldü» diye ilan ettiği güne dayanır. Aslında ölen batılı idi ve zavallı insanımızdı. Mahbesten çıkıyorum derken bataklığa gömülen insanımız… Her şey’i reddeden, herşeyi inkâr eden ser azad insanımız.. Hangi mahbesten kurtulmuş ve neyi bulmuştu? Hiçbir şeyi.. Ne kurtulduğu ne de bulduğu birşey yoktu. Sadece hayat ritmi değişmiş ve farklı bir çizgide duyulan bir cümbüş meydana gelmişti. Helenee cadısı yeni bir kalbe keman çekmişti. Kalbin kime ait olması ne ifade eder. Zafer şeytan’ın olduktan sonra.. Christopher Marlowe da mağdur Doktor Faust, Goethe’de sadece Faust. Her iki toy âşık’ın maşukası da Hellenizm Melikesi değil mi! Şeytan aynı şeytan ama anlayan kim. Evvelki gün Truva önünde tahta ot, dün batıyı yutan bir dev, bugün bütün bir medeniyet enkazı üzerine oturmuş ejderha. Ümitlerimizle beraber duyarlılığımızı dahi askıya alıp donduran bir ejderha…

Batıdaki kaynaşmadan, yıkılıştan bize ne; «ab-ı pak’a ne zarar vakvaka-i kurbağadan?» diyecekler olur, İş hiç de öyle olmadı. Oradaki sarsıntı bizi de yerle bir etti. Setler yıkıldı, köprüler çöktü, sular perişan oldu. Cami de gitti, mihrabı da.. Bu kızıl kıyametin dışında kalamadık.. Keşke kalabilseydik. Asırlar boyu geliştirdiğimiz, olgunlaştırdığımız topyekûn kıymetlerimizle bu büyük vakuma mukavemet edemedik ve yutulduk. Yutulduk ama kesen, biçen, çiğneyen kendi dişlerimiz oldu.

Sonra yıllarca ağlayıp nalân ettik, «sirişk-i çeşmimiz (1) çağlayanlardan farksız akıp akıp gitti..» Eski halimize yitirdiğimiz ikbalimize, anadan babadan yetimler gibi ağladık. Dost vefa’ya yanaşmıyor, düşman cefadan doymuyor; talih zebun, bizler bitik, inledik durduk. Üstümüz eninden bir bulut, çevremiz feryattan bir lücce.(2)

«Git vatan! Kâbe’de siyaha bürün!

Bir kolun Ravza-i Nebi’ye uzat!

Birini Kerbela’da Meşhede at!

Kâinat’a o heyetinle görün!»

(Namık Kemal)

deyip leyale dert döküp inledik, feryattan şekvalarla bir yüce dergaha arz-ı hal eyledik. Herşeyin sahibine bel bağlayıp, bacak kadar halimizle minare kadar hülyalar görmeye başladık. Şir-i jiyan’ın(3) etrafa «savulun» diyeceği günün hülyalarını.. İnanıyorduk ümidimize fer verene, dizimize derman getirene; milletimize insanımıza.. Kalbimize indirdiğimiz her mızrapta iyimserliğin nağmelerini duyuyor, gözümüzün önünde, dirilişimizi kutlayan ışıkların yanıp söndüğünü hissediyorduk.

«Abisten-i sefa-u kederdir leyal hep

Gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar. »(4)

Nihayet binbir girdapla pençeleşe pençeleşe, neslimize gülen şalaklar ülkesine geldik. Ama yine ağlıyoruz; dün bir harabe-zare, bugün de lale-zare(5)… Ağlıyoruz kasvetli bulutların çözülüşüne, gözü kurumuş semamızdan sağanak sağanak yağmur dökülüşüne, zeminin burcu burcu bahar kokuşuna ve her şey’in yeniden dirilişine.. Şurada emekleyen civcivlere, bende formasını takmış tomurcuklara, ötede bin iniltiye bin sancıya..

Elimizde bahardan bir demet gül, gözümüz güle şebnem yetiştirmekte.. Asır’ın garipleri olarak kışta gelmiş’in kapısında büyük beşareti mırıldanıyoruz. Sümbüller’in kemer kuşandığını, tohumların başak saldığını, gülün gamze yaktığını, bülbül’ün nağme attığını ve bir nevbahar olduğunu.

Attığın diri tohumların elimizle soldurduğumuz çiçekleri ile huzuruna geldikse bizi kınama, «Sultan’a sultanlık nitekim geda’ya gedalık yaraşır.» Biz kötü devrin rüzgâr vurmuş garipleri, ruh ve gönül hayatına eremedik ve durulamadık.

«Nazardan durı kuma bendegânı gözle Sultan’ım».
________________

(1) Gözyaşı

(2) Çay

(3) Yaralı aslan

(4) Geceler hep sam ve kedere gebedir / Gün doğmadan yarının dölyatağından neler doğar.

(5) Lalelik

Sızıntı Mayıs 1979 Yıl :1 Sayı :4

Ana ( Anne )

Nisan 10, 2010

Ana ( Anne )

anne
FANİLER arasında en muazzez varlık ana. O yerde, gökteki bir baş ve cennet ayaklarının altında. Pabucunun tozu göze sürme kadar aziz ve. o ayaklara sürünen yüzler arş eşiğindeki başlar kadar yüce… Ana inleyen varlık, bütün bir hayat boyu inleyen ve sulayan… O’nun analığı evlatla kaim; «anam» deyen biriyle… Evlat olmayınca ana, ana değil; ya «anam» demeyince… Ananın emeli bir evlat, bazen da başka birşey… Mana gibi, ruh gibi, ideal gibi birşey…

Ana var, dünyaya getireceği yavruyu hak yoluna adar. Ana var, bir yavru ister, ister de elde etmeden inkisar içinde gider. Ana var, izah edemeyeceği yavru’nun hesabiyle iki büklüm olur ve «keşke daha önce ölüp de unutulup gitseydim» der. Ana var, evladıyla abideleşir, başı semaya ulaşır. Ana var, evladıyla derbeder ve bed-nam olur. Ana var, firavun otağında bir millet’in gözdesi. Ana var, Nebi hücresinde şeytan bendesi. Ana var sessizdir, belirsizdir, meçhuldür; fakat güller, çemenler yetiştirir. Ana var, destanlara sığmaz; a zihinlerde, sinelerde göklerdedir, Ana var, kâğıttadır, kalemdedir, romandadır.

Toprak, tohuma ana; kaynak, çağlayana; Havva insanoğluna; Meryem bir Ruh’a; Âmine bütün bir hakikat’e, varlığının sırrına, surların özüne…

İyisi de var, kötüsü de ana’nın; iyisine canlar feda; ya kötüsüne, talihsizine ne demeli… Evladından yana gülmemişe gün yüzü görmemişe…

Ana-evlat iki vücut bir ruh; o. vücudundan bir parça, kucaklarda dilruba emekleyen yumurcak ve nihayet birbirini takip eden ayrılışlarla, ana için sineyi yakan bir kor, kalbe saplanan bir mızrak.

Gelişme dönemi, tahsil hayatı, askerlik çağı, bunların her biri ananın yüreğini ağzına getiren bir ızdırap dönemeci. Ana her zikzakta bir sürü göz-yaşı döker… Okuma ayrılığına, izdivaç ayrılığına ve askerliğe… Ana daima ağlar, daima buhurdan gibi tüter. Teselli bulup durduğu olduğu gibi, sel sel olan gözlerinin yaşında boğulduğu da olur. O mukaddeslerine, vatanına, namusuna kurban verdiği yavrusunu armağan sayar ve teselli olur. Ya bir hiç uğruna ölene… İşte burada ananın dili tutulur. Evet, o küffara karşı şehit olan evladına koşmalar dizer, ninni söyler, onlarla avunur. (Burası Yemen’dir, gülü çemendir, giden gelmiyor acep nedendir, acep nedendir.) Gözlerde şehit silueti kulakta Cennet ırmakları gibi Onun sesi; «Küffar Kırım’ı aldı anam, Düşman yurduma daldı anam, ırzım paymal oldu anam, Ben oraya giderim.» Kırım’da küffara iltihak eden de var; Plevne’yi unutup Tuna’da tenezzühe çıkan da var, işte ananın belini büken de bunlardır. Eski kurbanın düşmanı, yeni kurbanın dostu; ne desin ana. bu girift bilmeceye…

Vay benim talihsiz anam! Kalbi rahatsız anam; kaddi bükülmüş göz- teri dolmuş anam; dizine vurup saçını yolan anam; kim etti bunları sana, kim kıydı kalbinin semeresine, gözünün nuruna. Kıralım o elleri, su serpelim ateşine… Artık ağlama anam; gözyaşlarında meydana gelen bulutlar, ta arşa kadar yükseldi. Bak şimdi orada şimşekler, burada rüşeymler; dağınık kâkülünü düzeltmek için sana koşuyorlar… Biz hepimiz senin feryadına koşuyoruz. Dudağımızda kurtuluş nağmesi, elimizde Yusuf’un gömleği, Çin-t cebinine, yaşaran gözlerine sevinç müjdesi ile geliyoruz. Sessiz infiallerin dinsin diye, kanayan yaraların onulsun diye, bütün bir mücrimler topluluğu adına afv dileyip eşiğine baş koyduk anam.

Sızıntı – Nisan 1979 Yıl :1 Sayı :3

Taş kalpli olabilsem…

Nisan 5, 2010

Taş Kalpli Bir İnsan Olabilir mi?

Taş Kalpli Bir İnsan Olabilir mi?

Merhametsiz, acımasız insanların kalbini tarif ederken kullanırız bu deyimi. Taş…

Bu kadar sert katı göründüğü için mi bu deyimin içindedir? Gerçekten ruhsuz, cansız bir varlık mıdır Taş?…

Duyguları yok mudur? Korkmaz mı kimseden, ses vermez mi sese? Bu deyimle anlatılan insanlar keşke Taş kalpli olabilseydi…

Onlar ki; hissetmezler Nebi (s.a.v.) varlığını. Taş,  hisseder bilir eline alınca Resul (s.a.v.) tesbih eder Rabbini. Onlar ki kapalıdır gönül perdeleri içeri sızmaz ilahi buyruk,Taş, Peygamber duasıyla çatlar susuzluğu giderir.

Onlar ki; korku duymazlar Rablerinden, çekinmezler gazabından,Taş, Allah korkusuyla dağlardan yuvarlanır, Başını eğer, çatlar parçalanır.

Onlar ki, işledikleri günahlar yüzünden yüzleri kızarmazken,Taş, Hacer’ül Esved olup rengini değiştirir bizlerin günahından.

Onlar ki; kendilerine apaçık delillerle gelen Peygamberlere şüphe ile yaklaşırken,Taş, Peygambere delil, mucize olacak dişi deveye gebedir.

Onlarca değerli maden varken, Taşa nasip oldu Mevla’mızın evinin yapısını oluşturmak.Şimdi yoklayalım yüreğimizi taşlaşmış mı?

Taşın yürekliliğini öğrendikten sonra kolayca taş kalpli diyebileceğiz mi merhametten nasibi olmayan insanlara?

Taş kalpli olabilseydim eğer, Rabbimin adını duyduğumda titrerdi yüreğim, Korkusundan çatlayacak gibi olurdu. Haşyetinden yuvarlanırdım.

O emretti diye, yolunda unufak olur, topraklaşırdım.Keşke diyorum şimdi keşke…Taş kalpli olabilsem…

( İnternet Alıntı )

Şimdi Reklamlar :)

Şimdi Reklamlar :)

İnternet Hizmetleri