DusunveBasar >
Anasayfa / Archive: Ocak 2010
İyi lider nasıl olmalıdır ve iyi lider nasıl olunur? İşte bu sorulara cevap bulabilceğiniz güzel bir makale…
Hic dusundunuz mu ? Yasamımız içinde kaç kere yöneten ya da kac kere yonetilen oldugumuzu. Acaba en son ne zaman bir şeylerin yonetiminde bulundunuz ? Bir organizasyon, bir kişi veya kurum. Hangisinde daha basarılıydınız? Hayatın akısı içinde yöneten ve yonetilen olmak size gore tesadüfi bir şeymi ? Neden bazıları yönetirken, bazıları yönetiliyor ? Acaba yöneten ile yönetilen arasında ne gibi farklar var ki bir taraf yöneten olurken diger taraf yönetilen oluyor ? Bütün bu soruları uzatmak gayet mümkün. Şimdi sizlere liderlik konusundan bahsetmek istiyorum.
Liderlik, bir topluluga belli bir sinerji kazandirarak o toplulugu veya grubu bulundugu yerden daha ileri noktalara goturmektir. Bunu yaparken de bir onceki yasamin uzerine surekli olarak olumlu ve yeni seyler katmaktir. Aslinda liderlik bu kisacik tanima sigamayacak oranda kapsamli bir konudur. Liderligin ne oldugunu anlayabilmemiz icin once liderin ne gibi ozellikleri oldugunu inceleyelim.
* Iyi bir liderin en karakteristik ozelligi basinda bulundugu topluluga olumlu ve pozitif bir sinerji katmaktir. Yani o toplulugun birbiriyle refah, baris ve huzur icinde kaynasmasini saglayarak onlara onculuk etmektir. Yine liderin bir baska ozelligi de cesarettir.
* Lider bir karar alirken bulundugu toplumun butun dinamiklerini hesaplar. Eger verecegi karar o toplulugun refahini ve huzurunu daha cok artiracaksa lider bu kararinin arkasinda cesurca durur. Karar vermeden once mutlaka cesitli kisi ve topluluklarla verecegi kararla ilgili gorusmelerde bulunur ve en mantikli ve gercekci olan karari vermeye calisir. Soyledikleri arasinda celiski olmaz. Savundugu degerlerin arkasinda durmasini bilir. Ancak elbette ki lider de hata yaptigi zaman hata yaptigini kabul etmelidir ve bunu liderlik ettigi toplulukla samimi bir sekilde paylasmalidir.
* Yine iyi bir liderin sevilme orani elbette ki sevilmeme oranindan cok daha fazla olmalidir.
* Iyi bir lider liderlik ettigi toplulugun butun problemlerini objektif ve dogru bir sekilde analiz eder. Onlarla ic ice yasar. Onlardan asla kopuk olamaz, olmamalidir.
* Iyi bir lider firsatlari gorur ve bunun bulundugu gruba fayda veya zararlarini hemen analiz eder.
* Iyi bir lider uzlasmacidir. Hayati boyunca saldirgan tutum sergileyen, yapici olmayip ta yikici olan, surekli olarak yapilanlari olumsuz sekilde elestiren kisinin iyi bir lider oldugu soylenemez. Dolayisiyla iyi bir liderin uzlasmaci tutumu cevresine guven vermesi acisindan cok onemlidir. Yani iyi bir lider bardagin hep bos tarafini gormez. Dolu tarafini dusunmek ve o bardagin geri kalan bos tarafini nasil dolduracagini dusunmek iyi bir liderin karakteristik ozelliklerindendir.
Bir kere daha iyi anlasilmasi bakimindan sunu soylemem gerekirse iyi bir lider sert ve uzlasmaci olmayan bir tutum takinmaz. Aksine akilli, sakin, uzlasmaci ve kendinden emin bir karizmaya sahiptir . Oyleyse iyi bir liderin durusu da cevresini veya liderlik ettigi toplulugu etkilemelidir. Bir baska liderlik ozelligi de insiyatif kullanmadir. Iyi bir lider bazen kararlari tek basina almak zorunda kalabilir ve bu durumda insiyatif kullanmak zorunda kalabilir. Oyle ki lider insiyatif kullanirken karsisina cikabilecek butun riskleri goze alabilir.
* Iyi bir lider liderlik ettigi grubun cikarlarini her zaman kendi cikarlarindan ustun tutar. Esitlikci ve grubun uyeleri arasinda ayirim yapmaz. Bir baskasi icin uygulanan kural ne ise toplulugun diger fertleri icin de o kurallari tereddut etmeden kullanir. Bunu yaparken de dost, hisim, akraba, yakin arkadas ayrimi yapmaz. Bu iyi bir liderin topluluk karsisindaki tutarliligini artirir.
* Iyi bir lider bulundugu toplulukta cikan yikici sesleri iyi analiz eder ve bu kotu niyetli, toplulugun huzurunu bilerek veya bilmeyerek bozmaya calışan insanlari ne sekilde alt edecegini bilir. Bunu yaparken illegal ve guce dayali davranmaz. Aksine akilci ve sabirlidir.
* Iyi bir liderin en onemli ozelliligi sabirli ve planli olmasidir. Iyi bir lider sir tutma ve agzina her geleni soylememe konusunda da dirayetlidir. Ne zaman nerede ne konusacagini bilir. Agzindan cikan her seyi tartarak ve hesap ederek konusur.
* Iyi bir lider objektiftir. Verdigi kararlari tarafsiz ve dogru bir sekilde almasini bilir. Iyi bir lidere dostu da dusmani da saygi duyar ve onu ciddiye alir.
* Iyi bir liderle ilgili genellikle alayci ifadelere pek rastlanmaz. Cunku dostu, dusmani iyi bir liderin sergilemis oldugu karakteristige saygi duyar. Oyleyse iyi bir liderin karizmatik yani etkileyici bir durusu vardir diyebiliriz. Bu bazen fiziksek bir gorunus ile kendisini gosterse de ( etkileyici veya heybetli bir fiziksel yapi vb.) bazen de bir bakis veya konusma veya durus olarak kendisini gosterir.
* Iyi bir lider liderlik ettigi toplulugun basindan gitmesi gerektiginde bir koltuk sevdalisi gibi davranmaz. Yerini en az kendisi kadar dogru, durust ve topluluk tarafindan kabul goren bir baska lider kisiye devretmesini bilir. Cunku iyi bir lider icin toplulugun gorusleri ve istekleri her zaman onemlidir. Butun bunlarla birlikte iyi bir lider dunyadaki gelismeleri (kendisiyle ilgili veya ilgisiz) yakindan takip eder.
* Iyi bir lider reformisttir. Oyle reformlar yapar ki hem bulundugu toplulugun tepkisini cekmez hem de kulturu ve inancini korumasina ve muhafaza etmesine yardimci olur. Insanlari sisteme bagli yapmaz. Sistemi insanlar icin yeniden sekillendirir. Cunku iyi bir lider bilir ki sistem pek tabi ki insan icin kurulmustur. Insan icin vardir. Bunun tam tersi olan insanin sistemi ayakta tutmak adina heba edilmesi dusunulemez (Dini Inanisi ayakta tutmak ve vatani dis guclere karsi korumak haric). Hele de sistem insanin yasama hurriyetine zarar veriyorsa. Dolayisiyla iyi bir lider bu konuda da reformisttir. Alisilmis veya aliskanlik haline gelmis yanlis inanislari ve uygulamalari dile getirmekten ve onlarin gerektiginde kendi insanlari veya liderlik ettigi toplulugun daha da refaha kavusmasi icin degistirilmesinden lider en basta sorumludur. Lider bunu gerceklestirmek icin cesaretle davranir.
* Iyi bir liderin oyle yardimcilari vardir ki onlar da tipki iyi bir liderin davranislarini gostermelidir. Kendi bulunduklari ve yonettikleri tum topluluklarda adaleti ve hakkaniyeti on plana cikarirlar. Oyleyse iyi bir lider icin hak, hukuk, adalet kavramlari en onemli kavramlarin basinda gelir.
* Iyi bir lider savurgan degildir. Elindeki imkanlardan dolayi sIkayet etmez ve elindeki imkanlarla yapabileceginin en iyisini yapmaya calisir. Az once belirttigim gibi iyi bir lider sIkayet etmek yerine cozum uretir.
* Iyi bir liderin soyledikleri ile yaptiklari dogru orantili olmalidir.
* Iyi bir lider sozu davranisa donusturme konusunda aceleci degil, aksine planli ve programlidir.
* Iyi bir lider yapacagini soyledigi seyleri yapar. Bir kisinin iyi bir lider olup olmadigini sadece soylemleriyle degil, yaptiklariyla da gorursunuz. Cunku genellikle lider olan kisi icraatlarini tam veya ona en yakin duzeyde gerceklestirir.
* Iyi bir lider cok konusmaz. Aksine bir soyler, iki dusunur. Iyi bir lider ayni zamanda zeki ve etkileyici bir hitabet yetenegine sahip olmalidir. Bunu yaparken dogru bir vucut dili kullanmasini bilir.
* Iyi bir lider zevk ve safa duskunu degildir. Gerektiginde ac ve gerektiginde tok olmanin ne oldugunu bilir. Cok iyi bir empati yetenegi olmalidir. Insanlari sinifsal olarak ayirmaz.
Butun bu saydigim ozelliklere daha bircok ozellik eklemek mumkun. Ancak burada size en onemlilerinden bahsetmeye calistim. Ancak lutfen iyi bir lider ile iyi bir yoneticiyi karistirmayin . Her yonetici bir lider olmadigi gibi, her lider de iyi bir yonetme kabiliyetine sahip olmayabilir. Zaten yonetici bulundugu yere atanma ile gelirken iyi bir lider bulundugu toplulukta adeta sivirilerek ortaya cikar.Iyi bir lider bulundugu yere kolaylikla gelmez. Zaten bulundugu toplulukta kolaylikla fark edildigi icin o topluluk onu adeta lider olmasi icin iter ve kendi basina getirir. Oysa gunumuzdeki gerek ozel sirketlerde, gerekse ulke yonetimindeki bircok lider oldugunu soyleyen kisi adeta binbir oyunla, baskalarina zarar vererek bulunduklari makama gelmektedir. Zira bugun liderim diye ortaya cikan bir cok kisi bulunduklari yere adaletsiz bir sekilde geldikleri ve asil amaclari liderlik degil de koltuk sevdasi oldugu icin bulunduklari yeri hic birakmak istemezler. Cunku boylesi kisilerde amac topluluga liderlik edip o toplulugu iyi bir yerlere getirmek degil de kendi pozisyonunu daha da guclendirmektir. Bu kisiler karsilarina rakip olarak cikan herkesi legal veya illegal bir sekilde uzaklastirmasini bilirler. Ozellikle sirketlerde veya ulkemizdeki liderlik anlayisi maalesef bu halde gelismistir. Burada ozellikle sorumluluk hisseden herkese cok is dusmektedir. Calistigi yerdeki yoneticisinden memnun degilse bunu kendisiyle yapilacak anket calismalarinda cesurca belirtmeli, ulkeye lider secerken de gercekten “ben” degil de “biz” diyen ve ulkesini gercekten seven iyi bir lider secmeyi basarmalidir. Gerek calistigimiz isletmenin ve gerekse de ulkemizin simdiki oldugundan daha ileriye gitmesi buna baglidir. Unutmayin ; Herkes iyi bir yonetici olabilir. Ama herkes iyi bir lider olamaz. Cunku liderlik insanin ancak ruhunda olan bir seydir. Hic kimseyi zorla lider yapamazsiniz. Ama nasil olacagini bilen herkes yonetici olabilir. Eger sizde de liderlik ozelligi varsa size tavsiyem sabirla kendinizi gelistirmenizdir. Zaten gunu geldiginde bulundugunuz topluluk sizi fark edecek ve sizi kendi lideri yapacaktir. Ister bir sirkette..isterse de ulkede.. Ozellikle sunu unutmayin. Bu hayata bir kez geldik ve hepimizin sorumlulugu da buyuk. Dolayisiyla gerek kendiniz icin, gerek cevreniz icin adaleti, iyiligi, guzelligi, hakkaniyeti asla ama asla birakmayin. Cunku herkesin bu ozelliklere sahip lidere ihtiyaci var. Allah herkese hayirlisini versin.
Selçuk Arıcı
Insan Kaynaklari Uzmanı
İçlerinde 80 milyon dolar ciro yapan da var, birkaç yüz milyar lira ciro yapan da. 20 milyon dolar ihracat yapan da var, ´ihracata hazırlanıyoruz´ diyen de.
EYLEM TÜRK — Milliyet 19 eylül 2004
Biz çizdik; işte Türkiye’nin yeni girişimci haritası
Faaliyet alanları farklı, büyüklükleri farklı. Türkiye’nin farklı illerine dağılmışlar. Ancak hepsinin ortak bir heyecanı var: Öncelikle hepsi genç şirketler. Son on yıl içinde kurulmuşlar veya son 10 yıl içinde krizlere rağmen büyük atak yapmışlar. Önemli bir kısmı beş yaşından da genç. Hepsi marka olmak, daha büyük ihracatlar yapmak istiyorlar.
Akla hayale gelmedik işler yapıyorlar. Birisi, Almanya’da viyolonsel, keman yapmayı öğreniyor, koşa koşa dönüp memlekette üretime başlıyor. Birisi, derisi iyi para eden ve kürk yapımında kullanılan çinçilya, bir başkası bio tavşan yetiştiriyor. Bir diğeri çini çamurundan el işi karo ve vazo, çerezli bal, keçe battaniyesi, metalize iplik, tavşan eti, etnik mutfak yemekleri, paulownia ağacı veya ançüez üretiyor. Tam anlamıyla bir ‘Allah ne verdiyse’ durumu söz konusu.
İşe küçük bir atölyede, bir bodrum katında, bir iki ilkel makine ile başlayıp, küçük birikimlerle ama büyük hedeflerle yola çıkmışlar. Şimdi milyonlarca dolarlık ciro ve ihracat yapıyorlar. Krizlere yenilmeden istikrarla büyümüşler. Piyasaları, boşlukları görmüşler, doğru öngörülerde bulunarak, gerçek birer ‘girişimci’ gibi hareket etmişler.
İşe hobi olarak başlayıp 1 milimlik taşlardan Hz. İsa ve Meryem Ana’nın yüz portresini üretip satan, hobileri olan balıkçılığı işe dönüştürüp, Avrupa’ya ihracat yapanlar var. Böylece hem sevdikleri işi yapmış, hem de para kazanmış, istihdam sağlamışlar.
‘Emekliliğim geldi, benden bu kadar’ demek yerine tecrübelerini değerlendirerek iş kuranlar var. Pilotmuş, ayrılmış, kendi şirketini kurmuş, şimdi beş uçağı, 12 helikopteri var.
Birçok alanda hizmet veriyor. Tekstil işçisiymiş, yıllarca çalışmış, öğrenmiş, emekli olmuş, kendi şirketini kurmuş, daha yeni olmasına karşın 200 milyar ciro yapıyor. Öğretmenmiş, kazancı yetmemiş, öğrencilik yıllarında öğrendiği işten para kazanmak istemiş, meslektaşlarını ikna etmiş, 80 ortak bulmuş, şimdi Almanya’ya tuzlu balık, havyar gibi su ürünleri işleyerek ihraç ediyor.
‘Türkiye’nin yeni girişimci haritası’ üzerinde isimlerini ve kısaca birkaç rakamını gördükleriniz, aslında bu şirketlerin tamamı değil. Bunlar, bizim araştırmamızda ulaştıklarımız. Gerçekte daha fazlalar. Her birinin hikâyesi birbirinden ilginç.
EDİRNE
ÖDENAY (1991)
Girişimci: Mustafa Öden
Ciro: 10 trilyon lira
Çalışan sayısı: 40 kişi
Çiftçilikten gelen aile, ayçiçek ve mısır yağı üreterek Trakya bölgesinde önemli bir marka haline geldi
ÇATAL – ÇEKİÇ SÜPÜRGE (1994)
Girişimci: Feridun Çatalçekiç
Ciro: 500 milyar lira
Çalışan sayısı: 5 – 10 kişi
Süpürge üretimi yapan firma 100 bin dolarlık ihracatının tamamını Yunanistan’a yapıyor.
ÇANAKKALE
SAROZ GIDA (1994)
Girişimci: Ahmet Or, Cengiz Batılı
Çalışan sayısı: 17
Ciro: 2 milyon euro
Canlı balık üretiyor. Tamamını ihrac ediyor. Yunanistan’a yaptığı ihracat 600 ton.
AKBALIK (1992)
Girişimci: Mehmet Ali – Hüseyin Ak
Ciro: 200 milyar lira
1992 yılında devralınan şirkette ançuez ve konserve üretimi yapılıyor.
İDA GIDA (1997)
Girişimci: Irmak Yayın, Erdem Ökte
Ciro: 2 milyon euro
Çalışan sayısı: 28
Firma kalkan balığı, çipura ve levrek üretimi yapıyor.
KIRKLARELİ
MEGA KONFEKSİYON (1996)
Girişimci: Münir Bedelli, Tahsin Kesim
Çalışan sayısı: 20 – 30
Ciro: 5 trilyon lira
Jean üreten ve 1 milyon dolarlık ihracatı olan firma 1996 yılından bu yana Marks & Spencer, Levi’s ve Lee’ye mont dikimi yapıyor.
TEKİRDAĞ
LAFER TÜRK TEKSTİL (1995)
Girişimci: Ahmet – Tamer Hasbay
Üretim: Makine
Çalışan sayısı: 125
Ciro: 7.5 milyon euro
İtalyan ortaklı şirketin ihracatı 1.8 milyon euro
MARSU (2002)
Girişimci: Eyüp Yiğiter – Harun Öner – Mustafa Sözen
Üretim: Deniz ürünleri
Çalışan sayısı: 100 – 200
Hobilerini işe çeviren iki ortak Avrupa’ya 4 milyon euro ihracat yapıyor.
YALOVA
GÜRLER MAKİNE (1998)
Girişimci:Hüseyin Toy
Çalışan sayısı: 14
Ciro: 200 milyar lira
Daha önce işçi olarak çalışan Toy, emekli olunca kendi şirketini kurmuş. Tekstil makineleri üretiyor.
GÖLLÜ SÜS BİTKİLERİ (1997)
Girişimci: Hakan Göllü
Çalışan sayısı: 4
Dış mekan canlı süs bitkileri üretiyor.
BALIKESİR
BEKKİ METAL (1997)
Girişimci: Hüseyin Beki
Çalışan sayısı: 43
Ciro: 7 trilyon lira
Çivi ve tel üretiyor. Yunanistan, Litvanya ve İsrail’e 300 bin dolar ihracatı var.
MANİSA
NEKY CHINCHILLA FARM (2003)
Girişimci: Neky Kurtulmuş
Ciro: Yıllık 50 bin euro
Çalışan sayısı:Üretme çiftliğine bağlı Türkiye çapında 95 aile var.
Dünyanın en değerli kürk hayvanı olarak değerlendirilen ve Türkiye’nin ithalatçı konumunda olduğu Çinçilya’ları üretiyor.
İZMİR
SUSÜTAŞ SU ÜRÜNLERİ (1982)
Girişimci: Cihangir Hür
Çalışan sayısı: 100
Ciro: 3 milyon dolar
Firma havyar ve kapari üretimi yapıyor.
AYDIN
KALTUN MADENCİLİK (1986)
Girişimci: Mehmet Tuncer
Çalışan Sayısı: 350
Ciro: 41 trilyon
Seramik ve cam hammaddesi üretiyor ve yüzde 80′ini ihraç ediyor. Kapasitesini son 10 yılda 10 katına çıkarmış. İki gemi ile nakliyeye de girmiş.
POLAT MAKİNE (1993)
Girişimci:İbrahim Polat
Ciro: 8.4 trilyon lira
Çalışan Sayısı: 250
Şirket zeytinyağı yerine zeytin sıkma makinesi üretmeyi tercih etmiş. 3 milyon dolar ihracatı var.
İZMİT
MARİNTEK TEKNE
Girişimci: Cengiz Arsay
Çalışan sayısı: 100
Ciro: 2.2 trilyon lira
Spor malzemeleri, deniz ve yat malzemeleri, tekne aksamı, dalış malzemeleri üretiyor.
SAKARYA
PAUL OWNİA FİDANCILIK (1999)
Girişimci:Erdem Yıldırım
Ciro: 100 bin dolar
Çalışan sayısı: 4Ciro: 100 bin dolar
Çalışan sayısı: 4
Anavatanı Çin olan Paul Ownia ağaçların üretim ve satışını yapıyor.
BİLECİK
DEKOMER ( 1997)
Girişimci: Haldun Aynur
Çalışan: 70 Kişi
Ciro: 1.5 milyon dolar
Taştan, dekoratif ürün üretiyor. Sahibi işe hobi olarak başlamış. 1 milimlik taşlardan Hz.İsa ve Meryem Ana’nın yüz portresini de üretiyor.
BURSA
ONURAL (1997)
Girişimci: Selahattin Topoğlu,
İbrahim Yaşar Ürey, Hayrettin Bıçakçı
Üretim: Oturma Grupları
Çalışan sayısı: 35
Ciro: 3 trilyon lira
KÜTAHYA
SARAÇOĞLU TEKSTİL (1996)
Girişimci: Mehmet Saraç
Ciro: Yaklaşık 10 trilyon lira.
Çalışan sayısı: 35
Firma, nevresim ve gömlek üretiyor.
ALTIN ÇİNİ (1995)
Girişimci: Mustafa Kıratlı
Ciro: 4 trilyon 628 milyar lira
Çalışan sayısı: 200
Çini çamurundan el işi karo, vazo, tabak, duvar seramiği, bordür ve çini karo üretiyor.
UŞAK
PAYTEKS DERİ (1998)
Girişimci: Ayhan Kınden
Çalışan sayısı: 16
Ciro: 1 milyon 200 bin euro
2000 yılında ihracata başlayan firma keçe battaniyesi ve vatka üretiyor.
AFYON
ÖZERLER HOLDİNG (1995)
Girişimci: Mustafa Özer
Ciro: 80 milyon dolar
Çalışan Sayısı: 1.000
Lastik ayakkabı, çizme, branda üretiyor. 20 milyon dolar ihracatı var. 1995′te özelleştirilen dört tesisi alarak atağa geçmiş.
DENİZLİ
FUNİBO (1995)
Girişimci: Celal Erkaya
Ciro: 12 milyon dolar
Çalışan sayısı: 250 kişi
Kumaş boyama ve apre üzerine çalışan firma kendilerine ait Funitex şirketlerinin kumaşlarını boyamak amaçlı kuruldu.
FABER MERMER (1993)
Girişimci: Yasin Cinkaya
Ciro: 10 trilyon lira
Çalışan sayısı: 500 kişi
Küçük bir atölyede işe başlayan şirket, Amerika, Avrupa ve Japonya’ya traverten ihraç ediyor.
MUĞLA
MANAVLAR GIDA (1994)
Girişimci: Mehmet, Cengiz Manav
Ciro: 2.5 milyon dolar
Çalışan sayısı: 45
Bal, helva, polen, arı sütü, çerezli bal üreten iki kardeş, baba mesleğinde marka yaratmış. Buram Bal markasıyla 18 ülkeye ihracat yapıyorlar.
BURDUR
AYTAŞ AKIN (1996)
Girişimci: Ercan Akın
Çalışan sayısı: 80
Ciro: 2 trilyon lira
Çorap üretimi yapan firma 1998 yılında ihracata başladı. Şirket bu yıl mermer üretimine de başlayacak.
KÜÇÜKKAYA (1992)
Girişimci: Hakan – Erkan Küçükkaya
Çalışan sayısı: 12
Ciro: 300 bin euro
Yaylı çalgılar üretiyor. Almanya’da eğitim gören firma sahibi, üretimin tamamını Almanya’ya ihraç ediyor.
ANTALYA
AGT Furniture Components (1999)
Girişimci: Ahmet – Mehmet – Mustafa Söylemez)
Ciro: 43 trilyon lira
Çalışanı: 160 kişi
Orman ürünleri malzemeleri üreten firmanın 5 milyon dolar ihracatı var. 1984 yılında kurulan aile şirketi, 1999′da kurulan fabrika ile atağa geçmiş.
RAL TEKSTİL (1995)
Girişimci: Ramazan Atılgan
Çalışan sayısı: 100 kişi
Cirosu: 1.5 milyon dolar
Yılda 100 bin parça ihracat yapan firma pijama üretimi konusunda çalışıyor.
ZONGULDAK
EMKO FENNİ MALZEME (1994)
Girişimci: Hüseyin Aydın
Çalışan sayısı: 100
Ciro: 5 trilyon lira
200 bin euro ihracat yapan firma panel radyatör imalatı yapıyor.
YURTBAY SERAMİK (1995)
Girişimci: Ali Yılmaz
Çalışan sayısı: 600
Ciro: 55.2 trilyon lira
Yer ve duvar karoları üretiyor ve yüzde 40′ını ihraç ediyor.
DÜZCE
YAVUZLAR FINDIK (1994)
Girişimci: İsmail Ergin Yavuz
Ciro: 57 trilyon lira
Çalışan Sayısı: 300 Kişi
1994′te fındık tüccarı ortaklar tarafından kurulan firma yılda 22 milyon dolarlık fındık ihraç ediyor.
BOLU
ERPİLİÇ (1997)
Girişimci: Ali Ericek
Çalışan sayısı: 900
Ciro: 158 trilyon lira
Civciv, yem ve piliç üretiyor. Er Civciv ve Er Yem’in birleşmesiyle kurulmuş.
ESKİŞEHİR
SERVO ELEKTRONİK (1995)
Girişimci: Serkan – Hayri – Volkan Durukan
Ciro: 1 trilyon 210 milyar lira
Çalışan sayısı: 38 kişi
Firma sinema ses sistemleri üretimini yapıyor.
KEMAL KÜKRER (1998)
Girişimci: Cavit Gülel
Ciro: 7 trilyon lira
Çalışan sayısı: 65 kişi
Sirke, şalgam ve sos üretimi yapan firmanın 100 bin dolarlık ihracatı var.
ANKARA
ANKARA MADENİ YAĞ (2002)
Girişimci: Murat Gür
Çalışan sayısı: 17
Ciro: 10 trilyon lira
Madeni yağ üreten firma, İngiltere, Ürdün, Suriye, İran ve Azerbaycan’a Esko markasıyla ihracat yapıyor.
OSKO ALÜMİNYUM (1996)
Girişimci: Mehmet – Murat Konyalı
Çalışan sayısı: 50
Ciro: 6 trilyon lira
Alüminyum profil imalatı konusunda çalışıyor.
KONYA
SAFA TARIM (1995)
Girişimci: Mustafa Büyükeğen
Ciro: 5 milyon dolar
Çalışan sayısı: 120
Kendi markasıyla tarım ilacı üretiyor. 170 çeşit ürünü var. Avrupa, Afrika ve Ortadoğu’ya ihracat yapıyor.
KARAMAN
ŞİMŞEK BÜSKÜVİ (1996)
Girişimci: Ramazan – Erol Şimşek
Çalışan sayısı: 500
Ciro: 30 trilyon lira
Bisküvi, çikolata, kek ve gofret üretimi yapan ve kurulduğu yıl 2 milyon dolar ihracat yapan firmanın 2003 yılı ihracatı 10 milyon dolar.
ANI BİSKÜVİ (1994)
Girişimci: Kemay, Rıfkı, Nazım, Vefik Boynukalın
Çalışan sayısı: 327
Ciro: 19 trilyon lira
Ticaretle uğraşan ama 1994′te üretime karar verip fabrika kuran Boynukalın kardeşler, 68 ülkeye, 9 milyon dolarlık bisküvi ihraç ediyorlar.
ISPARTA
ER-AH HAVACILIK
Girişimci: Erdoğan Cabıoğlu
Çalışan sayısı: 20
Ciro: 3.5 trilyon lira
Pilot olan Cabıoğlu’nun beş tane zirai mücadele uçağı, 12 yangın söndürme helikopteri ve hava taksi uçağı bulunuyor.
BARTIN
SELKO ATEŞ TUĞLA (1993)
Girişimci: Selahattin Kalaycı
Çalışan sayısı: 45
Ciro: 3 trilyon lira
Tuğla üreten şirket altı ortaklı bir aile şirketi olarak kurulmuş.
SİNOP
ÖRSAN TEKSTİL (1999)
Girişimci:Osman Ör
Ciro: 30 milyon euro
Çalışan sayısı: Bin 300
Pantolon üretiyor.
BETATEKS (1993)
Girişimci:Nejat Önen
Ciro: 10 milyon euro
Çalışan sayısı: 180
Metalize iplik üretiyor. İhracatı 9 milyon euro.
KASTAMONU
DORTEK KAPI (2004)
Girişimci: Ahmet Ceritoğlu
Çalışan sayısı: 200
Monoblok kapı üreten firma yeni kurulduğu için cirosu belli değil. Ancak hedeflerini yüksek tutuyor.
ÇORUM
YAĞMAKSAN (1994)
Girişimci: Mustafa Yağmaksan
Ciro: 2 milyon dolar
Çalışan sayısı: 35 kişi
Makine yedek parçası üretimi yapan ve iki ortakla 1994 yılında kurulan şirket üretiminin yüzde 90′ını Almanya’ya ihraç ediyor.
ÇANKIRI
ÇANKIRI YEM (1993)
Girişimci: Sadullah Erdem
Ciro: 4 trilyon lira
Çalışan sayısı: 25 Kişi
1975 yılında kurulan tesis 1993 yılında satın alınarak tekrar faaliyete geçirildi. Firma yem üretimi yapıyor.
EREN UN (1997)
Girişimci: Şeref Çınaroğlu
Ciro: 12.5 trilyon lira
Çalışan sayısı: 60 Kişi
1997 yılında yatırım amaçlı kurulan ve 2001 yılında faaliyete geçen firma un ve yem üretiyor. Firma yakın dönemde makarna ve bisküvi üretimi yapacak.
KIRŞEHİR
KAYALAR EV TEKSTİL (1998)
Girişimci: Mevlüt – Hakan Kaya
Çalışan Sayısı: 8
Ciro: 250 – 300 milyar lira
Kayalar Ev Tekstil, perde üretimi yapıyor.
NEVŞEHİR
BİMSBLOK HAFİF YAPI (2002)
Girişimci:Adem Civelek
Ciro: 3 trilyon lira
Çalışan sayısı: 50
Bims mamülü ve duvar blokları üretiyor.
NEVKARSAN (1995)
Girişimci: Gürbüz Pınarbaşı
Ciro: 2 trilyon lira
Çalışan sayısı: 33
Kasa, dorse, silobas ve römork üreten firmanın 450 – 500 bin dolar ihracatı var.
AKSARAY
ÇİFT KARTAL (1998)
Girişimci: Sefa Saatçioğlu
Çalışan sayısı: 200
Ciro: 10 milyon dolar
Değirmen makineleri üretimi ve çelik tahıl depolama siloları üreten şirket üretiminin yüzde 70′ini ihraç ediyor
ADANA
ÖZGÜMÜŞ DÖKÜM (2002)
Girişimci: Fırat Karalı
Ciro: 7.5 milyon dolar
Çalışan: 160
İş makinesi parçaları üretiyor. Üç arkadaş kiralık bir atölyede işe başlamışlar. Şimdi kendi fabrikaları var.
ABDİOĞULLARI PLASTİK (1993)
Girişimci: Abdi Sütçü
Ciro:13 trilyon lira
Çalışan sayısı: 400
Çuval ve ambalaj konusunda çalışıyorlar. İhracatları 1.3 milyon dolar. Babaları Abdi Sütçü’nün vefatı üzerine dört kardeş tarafından kurulmuş.
MERSİN
YUMMY MEYVE SULARI (1994)
Girişimci: Selahattin Öder
Ciro: 7.5 trilyon lira
Çalışan sayısı: 60
Meyve suyu üreten firmaya daha önce ticaretle uğraşan ortaklar kurmuş. Fabrika, günlük 350 ton üretim kapasitesine sahip.
AKDENİZ ÇİVİ (1994)
Girişimci: Serhat Dövenci
Ciro:18 trilyon lira
Çalışan sayısı: 107
Çivi ve dikiş teli üreten firmanın 1 milyon dolar ihracatı var.
SAMSUN
VEZİR AĞAÇ (1996)
Girişimci: Hasan – Nihat – Fuat Turan
Ciro: 17 trilyon lira
Çalışan sayısı: 157
Ağaç sanayi, sunta, suntalam, kereste ve kontraplak üretiyor.
AS ÇELİK (1995)
Girişimci:Turgut Tüfenk
Ciro: Yaklaşık 8 milyon euro.
Çalışan sayısı: 150
Çelik döküm üreten firma, üretiminin yüzde 90′ını ihraç ediyor
AMASYA
MERBAK (1999)
Girişimci: Ahmet Okudan
Ciro: 4.5 trilyon
Çalışan sayısı: 20
Nohut, yeşil mercimek üretiyor. ‘Bölgesel ihtiyaç’tan kurulmuş,
ÖZ YILDIZ (1998)
Girişimci: Arif – Ahmet Gürsoy
Ciro: 1 trilyon lira
Çalışan Sayısı: 200
Turizm sektörüne yönelik temizlik, ilaçlama, hemşirelik, konularında çalışıyor.
TOKAT
SANTAFE TEKSTİL (1997)
Girişimci: Mehmet Sena Arvaz
Ciro: 600 milyar lira
Çalışan sayısı: 52 kişi
Firma iplik üretiyor.
ERBA HAZIR BETON (2003)
Girişimci: Talha Yüce
Ciro: 700 – 800 milyar
Çalışan sayısı: 17 kişi
Firma İnşaata hazır beton üretiyor.
KIRIKKALE
PRİZMA MOBİLYA (1999)
Girişimci: Oğuzhan – Şeref Eryılmaz
Çalışan sayısı: 100
Ciro: 8 milyon dolar
Modüler mobilya üretiyor. 1.5 milyon dolar ihracatı var.
AKS MOBİLYA (1995)
Girişimci: Sami – Yusuf Özdemir
Çalışan sayısı: 25
Ciro: 300 milyar lira
Koltuk ve mobilya üretiyor. Yedi ülkeye ihracat yapıyor.
YOZGAT
ROSA MOBİLYA (1999)
Girişimci: Şenol Taşhan
Çalışan sayısı: 150
Ciro: 3 milyon dolar
Firma mobilya, oturma grubu, yatak odası ve ev tekstil ürünleri üretiyor.
SENTEKSTİL (1999)
Girişimci: Ruhi Daştan
Çalışan sayısı: 300
Ciro: 2 milyon dolar
Kadın giyim üretiyor. İngiltere’ye 1.5 milyon dolarlık ihracatı var.
KAYSERİ
PARTEKS TEKSTİL (1996)
Girişimci: Ahmet Çapar
Çalışan sayısı: 120
Ciro: 5 trilyon lira
Firma geri dönüşümlü kağıt ve oluklu mukavva üretiyor.
ULUTAŞ (1995)
Yetkili kişi: Mehmet Ulutaş
Çalışan sayısı: 600
Ciro: 60 trilyon lira
İplik ve dokuma üretimi yapan firmanın 5 trilyon liralık ihracatı var.
NİĞDE
NİĞDE MAKİNA (1996)
Girişimci:Serkan – Mustafa Karadal
Üretim: Tarım makineleri
Ciro:400 milyar lira
Çalışan sayısı: 10
KAHRAMAN MARAŞ
TEMSAN MAKİNE (1995)
Girişimci: Yusuf – Cem – Metin – Bekir Sıtkı Kesim.
Çalışan sayısı: 90
Ciro: 6 trilyon lira
Tekstil klima sistemleri, santralleri ve filtre sistemleri üretiyor.
ŞİRİTÇİOĞLU MENSUCAT (1994)
Girişimci: Atıf – Arif Şiritçioğlu
Çalışan: 160
Ciro: 15 trilyon lira
Denim kumaşı üretiyor. Kardeşler altı makineyle işe başlamış. şimdi ihracat da yapıyorlar.
OSMANİYE
AYŞEM MODA (1994)
Girişimci: Feride Yılmaz
Ciro: 240 milyar lira
Çalışan sayısı: 100
Giyim alanında üretim yapan firmanın ihracatı 200 bin euro.
OSMANİYE YEM (1998)
Girişimci: Ahmet Özkan
Ciro: 2 trilyon 164 milyar TL
Çalışan sayısı: 15
Yem üretiyor.
HATAY
ÖZBUĞDAY TOHUMCULUK (1995)
Girişimci: Aykut Özbuğday
Çalışan sayısı: 40
Ciro: 5 trilyon lira
Özbuğday Tohumculuk pamuk, mısır ve buğday tohumu üretimi yapıyor.
KİLİS
HACI YUSUFOĞULLARI TEKSTİL (2003)
Girişimci: İsmail – Hüseyin Niziplioğlu
Çalışan sayısı: 150
Ciro: 6 milyon dolar
Seccade ve divan örtüsü üretiyor.
ORDU
DUT TEKSTİL (1996)
Girişimci: Sertan Abalı
Ciro: 5 trilyon lira
Çalışan sayısı: 70
Çuval üretiyor. 1992 yılında kurulan ve 1996 yılında üretime geçen firma Yunanistan ve Fransa’ya ihracat yapıyor.
GRUP GOFRET (1996)
Girişimci: Aydın Şen
Ciro: 200 milyar lira
Çalışan sayısı: 8
Gofret, pudra şekeri ve nişasta üretiyor. Firma, bölgenin ihtiyacını karşılamak için üç ortak tarafından kurulmuş.
GİRESUN
FREŞA (1997)
Girişimci: Ahmet Çakırmelikoğlu
Çalışan sayısı: 100
Ciro: 24 trilyon lira
Giresun’da İnişdibi Madensuyu kaynağının alınmasıyla kurulan, saatte 30 bin şişe üretim kapasitesine fabrikada meyveli soda üretiliyor.
TRABZON
ÖZGÜR LASTİK (1994)
Girişimci: Ramazan Ünal
Ciro: 463 milyar 563 milyon
Çalışan sayısı: 4 kişi
1994 yılında kurulan firma kauçuk soğuk kaplama işi yapıyor.
GÜNDOĞDU MOBİLYA (1994)
Girişimci: Aydın Gündoğdu
Ciro: 5 trilyon 760 milyar lira
Çalışan sayısı: 187 kişi
Modüler mobilya, oturma grupları ve yaylı yatak üretimi yapıyor
SÜMELA MOBİLYA (1999)
Girişimci: Aydın Gündoğdu
Ciro: 415 milyar lira
Çalışan sayısı: 25 kişi
Devlet teşviğiyle kurulan firma sünger ve mobilya üretiyor.
GÜMÜŞHANE
GÜMÜŞYAPI SANAYİ (1996)
Girişimci: Lokman Eren
Çalışan sayısı: 8
Ciro: 1 trilyon lira
Gümüş Yapı Sanayi inşaat malzemesi üretimi konusunda faaliyet gösteriyor.
SİVAS
TUĞRA MOBİLYA (1996)
Girişimci: Ünal Karaca
Ciro: 2 trilyon lira
Çalışan sayısı: 120 kişi
Oturma grubu, yatak, kanepe, masaj koltuğu üretimi yapan firma ürünlerinin yüzde 80′ini ihraç ediyor.
IŞIN GRUP (1997)
Girişimci: Tamer Işın
Ciro: 1.5 – 2 milyon dolar.
Çalışan sayısı: 13 kişi
Firma medikal ürün pazarlamasının yanı sıra tarım ve hayvancılık ile uğraşıyor.
TUNCELİ
ÖZCİHAN GIDA (2002)
Girişimci: Bülent Açıkgöz
Ciro: 3 trilyon lira.
Çalışan sayısı: 13 kişi
Firma un üretimi yapıyor.
MALATYA
ILSAN TEKSTİL (1996)
Girişimci: Sadullah Ilıcak
Ciro: 10 trilyon lira
Çalışan sayısı: 200
İplik üretiyor.
ELAZIĞ
AKDAĞ SENTETİK (1990)
Girişimci: Sait Akdağ
Ciro: 2 trilyon lira
Çalışan sayısı: 30
Çuval üretimi yapan firma bu yıl içinde mermer üretimine başlayacak. Firma 5 milyon dolar ciro hedefliyor.
ADIYAMAN
YÜCEL İPLİK (2002)
Girişimci: Mustafa Yücel
Ciro: 10 trilyon lira
Çalışan sayısı: 116
İplik üretiyor. GAP projesi kapsamında bölgede oluşan potansiyeli değerlendirmek için kurulmuş.
GAP AYAKKABI (2004)
Girişimci: Zafer Ersoy, Mehmet Aşıcıoğlu, Mehmet Çetin
Ciro: 700 bin dolar (hedef)
Çalışan sayısı: 70
Ayakkabı üretiyor. Ortadoğu’ya ihracat yapacak.
GAZİANTEP
TAD PİLİÇ (1997)
Girişimci:Abdülkadir Boyhüyük
Ciro: 12 trilyon lira
Çalışan sayısı: 150 kişi
Firma tavuk yemi üretiyor.
ŞANLIURFA
POLTEKS İPLİK (1999)
Girişimci:Barış Gendal Polat
Ciro: 20 trilyon lira
Çalışan sayısı: 180
İplik üretmek amacıyla kurulan firma Irak’a yıllık 5 milyon dolar ihracat yapıyor.
IŞIKLAR GIDA (1992)
Girişimci: Abuzer Işık
Ciro: 1.5 trilyon lira
Çalışan sayısı: 10
Üretim: Bulgur, mercimek.
DİYARBAKIR
DİMER (2003)
Girişimci: Raif – Mehmet Latif Türk, Nihat Yıldırım
Ciro: 6.6 trilyon lira
Çalışan Sayısı: 210
Üretim Konusu: Mermer
BATMAN
BATMAN UN (2002)
Girişimci: İbrahim İzmir
Çalışan sayısı: 35
Ciro: 25 trilyon lira
Un üreten üç ortaklı firma yakında ihracata başlıyor.
BAYTAR VETERİNER (1994)
Girişimci: Fikret Gündüz
Ciro: 300 milyar lira
Hayvancılık üzerine ilaç üreten firmayı, oğulları veteriner olan Fikret Gündüz kunmuş.
MARDİN
ERDOBA EVLERİ (2001)
Girişimci: Bülent Sümer, Emin Gözü
Ciro: 90 milyar lira
Çalışan sayısı: 30
Firmanın sahip olduğu Erdoba Evleri’nin yatak kapasitesi 65.
CERCİS MURAT KONAĞI (2001)
Girişimci: Ebru Baybara
Ciro: 86 milyar lira
Çalışan sayısı: 32
Etnik mutfak yemekleri üretiyor.
RİZE
GÜRSOY ÇAY (2000)
Girişimci: Muhammed Gürsoy
Ciro: 1.5 trilyon lira
Çalışan sayısı: 80
Kuru çay imalatı ve pazarlaması alanında faaliyet gösteriyor.
ARTVİN
MACAHEL GIDA (1997)
Girişimci: Metin – Zekeriya Özaydın, Nurettin Sav
Çalışan sayısı: 4
Ciro: 183 milyar lira.
Bal ve ana arı üreten şirket, Borçka’daki Macahel yöresinin balını Türkiye genelinde pazarlıyor.
BAYBURT
ARGÜR DEMİR (1998)
Girişimci: Nurettin Gürbüzer
Çalışan sayısı: 10
Ciro: 162 milyar lira
İnşaat çivisi ve bağlama teli üreten firma müzik piyasasına çalışıyor.
ÇORUH PLASTİK (1998)
Girişimci: İbrahim Erdemli
Çalışan sayısı:24
Ciro: 900 milyar lira
250 bin dolar ihracatı olan firma, plastik üzerine çalışıyor. Bayburt yöresinin ilk ihracatını yapmış.
ERZİNCAN
BALACAN SÜT (1998)
Girişimci: Mürsel Atış
Ciro: 977 milyar lira
Çalışan sayısı: 17 kişi
Firma süt ve süt ürünleri üretiyor.
IŞIKPINAR (1997)
Girişimci: Dinçer Parmaksız
Ciro: 700 – 800 milyar lira
Çalışan sayısı: 20 kişi
Firma yoğurt ve ayran üretiyor.
BİNGÖL
BETONSAN (1999)
Mehmet Ali Uzunyayla
Üretim: Hazır beton
Çalışan sayısı: 30
Ciro: 5 trilyon lira
BİNGENÇTUĞ TUĞLA (1997)
Girişimci: Mehmet Ali Uzunyayla
Çalışan sayısı: 150
Ciro: 1 trilyon lira
Tuğla üretiyor. İl Özel İdaresi’nden satın alınmış.
ERZURUM
BİRLİK UN (1993)
Girişimci: Yavuz Akpınar
Ciro:4 trilyon lira
Çalışan sayısı: 31
Un üretimi yapan firma Orta Asya’ya ihracat yapıyor.
MUŞ
SÜLEYMANOĞLU NAKLİYAT (1995)
Girişimci: Yadigar – Murat Korkmaz
Ciro: 1 trilyon lira
Çalışan sayısı: 10
Nakliye ve toplu taşıma alanında faaliyet gösteriyor. Askeri birliklere kömür taşımacılığı ve şeker pancarı nakliyesi yapıyor.
SİİRT
LAY MER (1999)
Girişimci: Bedri – Refik – Mehmet – Ömer – Uğur Kızılay
Ciro: 3 trilyon 900 milyar lira
Çalışan sayısı: 46
1994′te yem üretimiyle işe başlayan Kızılay kardeşler, 1999′da mermer ve doğal taş işine girmişler. Uzakdoğu ülkeleriyle ihracat görüşmeleri yapıyorlar.
ARDAHAN
DEM – SAN YEM (1995)
Girişimci: Şefik Demirci
Çalışan Sayısı: 30 kişi
Sahibi Şefik Demirci 17 yıl yurtdışında kazandığı parayla kurmuş. Saatte 200 torba yem üretiyor. Önümüzdeki ay ihracata başlıyor.
DEMİR AŞ (1994)
Girişimci: Osman Demir
Çalışan Sayısı: 6
Ciro: 3 milyon dolar
Süt ve kesimhanelere hayvan yetiştiren firma, bir ‘Anadolu markası’ yaratmak istiyor.
KARS
ÇAMLI OTEL (1998)
Girişimci: Çamlı Kardeşler
Çalışan sayısı: 30 – 50
Ciro: 500 milyar lira
Çamlı Otel, bölgedeki kayak turizminin değerlendirilmesi amacıyla yedi kardeş tarafından kurulmuş.
AĞRI
NUHUN TEKSTİL (2004)
Girişimci: Ahmet Fuat Türkmen
Çalışan sayısı: 130
Ciro: 500 bin paund
Kadın dış giyim üreten firma tamamen ihracata çalışıyor. ‘Memlekete yatırım’ yapan firma, elemanlarını da ‘sıfırdan’ yetiştirerek iş sahibi yapmış.
IĞDIR
SÜRKİT BİSKÜVİ (2000)
Girişimci: Mehmet – Murat Sürkit
Çalışan sayısı: 350
Ciro: 5 milyon dolar
Bisküvi, kek ve çikolata üretimi yapan firmanın ihracatı ise 3 milyon dolar.
KAFKAS SÜT (1996)
Girişimci: Doğukan Bayat
Ciro: 250 milyar lira
Kafkas Süt, yoğurt, ayran ve yöresel peynir üretimi yapıyor.
BİTLİS
BİO TAVŞAN (2002)
Girişimci: Fırat Kıyagan
Çalışan sayııs: 3
Ciro: 40 milyar lira
Tavşan eti üreten firmanın 250 metrekarelik çiftliğinde ayda 400 tavşan üretiliyor.
VAN
CEVHER BAL (1994)
Girişimci: Halil Elasan
Çalışan sayısı: 3
Ciro: 360 milyar lira
Alınan bal siparişleri Türkiye geneline ücretsiz olarak gönderiliyor.
ŞIRNAK
BARINÇ MADENCİLİK (1997)
Girişimci: Vahit Haspolat
Kuruluş tarihi: 1997
Üretim alanı: Pres kömür eleme tesisi
Çalışan sayısı: 20 – 30
Ciro: 1 trilyon 650 milyar lira
HAKKARİ
BASKIN KARDEŞLER (1996)
Girişimci: Necip, Mehmet, Rıfat, Hamza Baskın
Çalışan sayısı: 25
Ciro: 200 – 300 milyar lira
Özelleştirilen SEK Süt fabrikasını alan Baskın kardeşler, Baskınova süt markasıyla süt ve süt ürünleri üretimine başlamış.
Viyolonsel üretip, Almanya’ya satıyor
Erkan Küçükkaya, viyolonsel, keman ve kontrbas gibi müzik aletleri üretmeyi Almanya’da küçük bir aile işletmesinde çalışırken öğrenmiş. Türkiye’ye dönerek ağabeyini ikna ederek kendi atölyesini kurmuş. Yılda 800 viyolonsel, 150 – 200 kontrbas, 150 viyola ve 150 keman üretip tamamını ihraç ediyor. Hammaddelerinin de Almanya’dan geldiğini söyleyen Küçükkaya, “Artık ağaçları kendimiz kesip hammaddemizi kendimiz üreteceğiz. Böylece kendi markamızla dünyaya açılmak istiyoruz” diyor
Erkan Küçükkaya, viyolonsel çalmayı bilmiyor. Keman da, kontrbas da çalamıyor. Çalmayı bilmiyor ama iyisini üretebiliyor. Bu müzik aletlerine ilgisi ‘sanatsal’ bir meraktan değil, ‘zanaatkâr’ bir meraktan kaynaklanıyor.
1965′te Burdur’da doğan Erkan Küçükkaya, gençlik yıllarını Almanya’da geçirmiş. Gönül verdiği viyolonsel yapımına da 1980 yılında Almanya’da küçük bir aile işletmesinde başlamış. 1992 yılına kadar aynı işletmede çıraklıktan ustalığa yükselen Küçükkaya, geleceğini bu işte kurmaya karar vermiş.
Viyolonsel üretimine yatırım kararı alan Küçükkaya, Türkiye’ye dönerek, memleketi Burdur’da ağabeyi Hakan Küçükkaya’nın kapısını çalmış: “Gel, birlikte viyolonsel üretelim. Bu işte para var.”
Ağabeyi Küçükkaya, biraz tereddüt etmiş ama sonunda ikna olmuş. Birlikte yaylı çalgı üretimine başlamışlar.
Hepsini ihraç ediyor
O günleri şöyle anlatıyor:
“12 yaşından sonra Almanya’ya gittim. Bu mesleği orada öğrendim. Çıraklık ve ustalığı orada geçirdikten sonra Türkiye’de üretmeye karar verdim. Bu süre içinde onlarca usta yetiştirdik. Bugün Burdur Organize Sanayi Bölgesi’nde 500 metrekarelik bir atölyede üretim yapıyoruz. Şu anda 12 çalışanımız var.”
Üretimlerinin yüzde 100′ünü ihraç ettiklerini söyleyen Küçükkaya, “Tüm ürünlerimizi Almanya’daki köklü atölyelere satıyoruz. Oradan da ABD, İtalya, Japonya’ya ihraç ediliyor” diyor.
Yılda 800 viyolonsel, 150 – 200 kontrbas, 150 viyola ve 150 keman ürettiklerini kaydeden Küçükkaya, yılda yaklaşık 300 bin euro ciroları olduğunu belirtiyor.
Hammaddelerinin Almanya’dan geldiğini söyleyen Küçükkaya, “Artık ağaçları kendimiz kesip hammaddemizi kendimiz üreteceğiz. Böylece kendi markamızla dünyaya açılmak istiyoruz” diyor.
Altın gibi kıymetli çinçilya üretiyor
Neky Chinchilla firmasının sahibi Neky Kurtulmuş, Türkiye’de henüz yaygınlaşmamış, derisi kürk üretiminde kullanılan çinçilya üretimine 2003 yılında başlamış. Dünyanın en değerli kürk hayvanlarından biri olarak bilinen çinçilya, İnka dilinde ‘tavşan’ anlamına geliyor. Bu konuya askerden geldikten sonra merak saran Kurtulmuş, “Ne iş yapabilirim diye düşünürken, yurtdışından çinçilya getiren insanlarla tanıştım ve araştırdım. Değerinin çok üstünde satıldığı ortaya çıkınca bu insanlar ortadan yok oldu ve iş bana kaldı” diyor.
Neky Kurtulmuş, 1997 yılında Almanya’da bu işi yapan bir Alman’dan işin tüm inceliklerini ve çinçilyaların 60 – 70 marka satıldığını öğrenmiş.
“Uzakdoğu’nun Viagrası”
Türkiye’de 5 bin çinçilyanın olduğunu söyleyen Neky Kurtulmuş; Marmaris, Karacabey, Bandırma, Konya, Denizli, Buca ve Dalaman’dan yatırımcılara damızlık veriyor. Diyarbakır, İstanbul, Antalya, Afyon, İzmir ve Balıkesir’den çinçilyaya yatırım yapmak isteyen aileler sırada bekliyor. Avrupa’da çinçilyanın
endüstri haline geldiğine değinen Kurtulmuş, Danimarka, Kanada ve Finlandiya gibi ülkelerin, çinçilya etiyle ilgilendiğini, Singapur, Tayland ve
Hong Kong gibi ülkelerde de ‘Viagra’ niyetine tüketildiğini anlatıyor.
Yeni doğan bir çinçilyanın para getirmesi için 10 ay gerekiyor. ‘Kürk olarak’ değeri dünyada 30 – 50 dolar. Damızlık
fiyatı ise 100 – 150 dolar arasında değişiyor. Bir çinçilya mantonun fiyatı ise 8 – 10 bin dolar. “Türkiye için çinçilya kürkünden bir manto lükstür” diyen Kurtulmuş, standart ve mutasyon renkte 500 civarında çinçilyayı üretim ortamında görmek isteyenleri Turgutlu’ya davet ediyor.
Pilotları kaçınca dümene kendi geçti
Obir pilot işadamı. Hem uçuyor hem para kazanıyor. Türk Hava Kurumu’ndan ayrıldıktan sonra kendi şirketini kuran Erdoğan Cabıoğlu, 1975 yılından bu yana havacılık sektörüyle uğraşıyor. Hem hobisi, hem de
işi olan pilotluğunu kurduğu şirket ile kazanca çeviren Cabıoğlu’nun, 1993 yılında Isparta’da kurduğu Er – Ah Havacılık, zirai ilaçlama, yangın söndürme, taksicilik gibi pek çok alanda faaliyet gösteriyor.
Cabıoğlu’nun şirketinde şu anda beş uçak var. Yurtdışından helikopter de kiraladıklarını anlatan Cabıoğlu, ihtiyaç olduğunda kendisinin de pilot olarak çalıştığını söylüyor. Yıllık 3.5 trilyon ciro yaptığını kaydeden Cabıoğlu, “Uçaklarımda kadrolu beş, helikopterlerde de 12 pilotumuz var. İhtiyaç olduğunda ben de çalışıyorum. Mesela bu yıl ben de uçtum. Pilotlarımın bir kısmı havayollarına kaçtı. Ben de uçmak zorunda kaldım” diye gülerek anlatıyor.
Havadan broşür de atıyor
‘Hem hobim, hem işim’ dediği havacılık faaliyetleri için Orman Bakanlığı’ndan ihale aldıklarını söyleyen Cabıoğlu, çiftçilere tarımsal ürün ilaçlaması konusunda bireysel hizmet de verdiklerini söylüyor.
Dört kişilik uçaklarıyla hava taksi işi de yaptıklarını söyleyen Cabıoğlu, “Bu yolla turist de taşıyoruz. Şirketimiz reklam panosu çekiminin yanı sıra havadan broşür ve el ilanı atımı gerçekleştiriyor. Ayrıca özel ve gösteri amaçlı paraşüt atlayışı da yaptırıyoruz. Teleferik montajı da faaliyetlerimiz arasında” diyor.
Fabrikasında sadece kadınlar çalışıyor
Turizmci Ebru Baybara, 2001 yılında Alman turistleri gezdirmek amacıyla Mardin’e gelmiş. Turistler ‘Mardin’e özgü yemek’ istemişler. Ancak böyle yöresel yemek sunan bir yer yokmuş. Ebru Baybara’nın kafasında işte o zaman bir ışık çakmış: ‘Bu işi yapabilirim.’
Aslen Mardinli olan Baybara bunun üzerine turistleri kendi evinde ağırlamış. Yemek için de mahallesindeki kadınlardan yardım istemiş. Şöyle anlatıyor: “Yapılan yemekleri misafirlerim çok beğendi. Bunun üzerine ben de Mardin’de bu kadınlarla beraber bir restoran açmayı düşündüm ve bu düşüncemi hep beraber gerçekleştirdik. Turizm amaçlı geldiğim Mardin’de Cercis Murat Konağı Restoranı’nın yanı sıra şimdi de bir yemek fabrikası kurdum.”
Baybara bu yıl faaliyete geçirdiği yemek fabrikasında sadece kadın işçilerle çalışıyor. Yemekler hiç makine kullanılmadan odun ateşinde pişiriliyor. “Kadınlarımız evde nasıl yemek pişiriyorsa biz de öyle pişiriyoruz. Aynı yöntemlerle üretim yapıyoruz. Pekmez, konserve, reçel, kuru bakliyat, baharat, tahin ve şimdi de şarap üretimi yapıyoruz. Ürünlerimizi koyduğumuz bez torbalardan ağızlarını kapattığımız bezlere kadar hepsini kendimiz dikiyoruz.” diyor.
Kitabını yazmış
Baybara, dört yıllık araştırma sonrasında içinde eski Mardin yemekleri tarifleri olan “Gelenekler İçinde Doğu’nun Mistik Tatları” adlı bir kitap da hazırlamış. Mardin’e gelen turistlere ilginç bir de hizmet veriyor. Şöyle anlatıyor:
“Tur kapsamında belli saatlerde restorana gelen turistler seçtikleri yemekleri çalışanların yardımıyla kendileri yapıyor. Daha sonra kendi yaptıkları yemekleri yeme şansına sahip oluyorlar.”
32 kişinin çalıştığı firmanın amaçlarından birisinin de Mardinli kadınları ekonomiye kazandırmak olduğunu anlatan Baybara, “Ev kadınları artık bir marka oluşturdu. Şimdi hedeflerimiz arasında İstanbul’da bir şube açmak yer alıyor. Restoranımızın cirosu 86 milyar lira” diyor. Baybara, bu yıl kurulduğu için fabrikanın cirosunu veremiyor.
Hz. İsa’nın mozaik portresini üretti
Haldun Aynur, İtalya seyahatinde bir mozaik sanatçısıyla tanıştı, çok etkilendi. Dönüşünde mozaik konusunu inceledi. Zamanla, en büyük hobisi haline gelen mozaik alanında fabrika kurdu. İki milimetrekarelik taş kesimleri yaparak Hz. İsa’nın portresini bile üretti. 25 ülkeye ihracat yapıyor
Dekomer’in öyküsü İtalya sokaklarında başlıyor. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Haldun Aynur, İtalya seyahatinde, sokaklarda gezerken bir mozaik sanatçısıyla tanışır. Sanatçının yaptığı mozaiği incelerken yaptığı sohbet sayesinde kendisini mozaiğin etkileyici dünyasında bulur. Döner dönmez ilk işi mozaikleri incelemek olur.
Tarihin Anadolu’ya büyük bir armağanı olan mozaiklere sevdası günden güne artar. Bu araştırmalar süresince mozaiklerin sonraki nesillere aktarılması gerektiğini düşünür ve mozaik fabrikası açmaya karar verir. Hobisi olan mozaiği fabrikasında üretmeye başlar.
Anadolu mozaikleri hakkındaki bilgilerini de kullanarak Ayasofya’da bulunan ‘diesis’ mozaiği ve buna benzer birçok ikona çalışmaları yapar.
Büyük fabrika kuruyor
Bilecik’te faaliyet gösteren Dekomer’in eskitilmiş mermer ve mozaik üretimiyle dekoratif ürünler yelpazesine estetik kalitesi yüksek ürünler kattığını söyleyen Aynur, “Bu fabrikada 2 mm X 2 mm ebatlarında taş kesimi yapıyoruz. Hatta Hz. İsa ve Meryem Ana’nın 1 milimetrelik taşlardan yüz portresini de çalıştık” diyor.
Aynur, Bilecik’te 2. Organize Sanayi Bölgesi’nde, Ekim 2004′te inşaatı tamamlanacak olan, 40 bin metrekare alan üzerine kurulu 3 bin metrekare kapalı alanı olan yeni fabrikasında 300 kişiyi istihdam etmeyi hedefliyor. Mevcut fabrikasında 150 çalışanıyla yaptığı aylık 35 bin metrekare mozaik fon, 70 bin metrekare antik fon, 7 bin 500 metrekare mozaik halı üretiminin tamamını üç kıtada , 25 ülkeye ihraç ediyor.
Dubai Emiri’nin evini süslüyor
Avrupa pazarındaki payını artırmak için Bulgaristan’da da bir fabrika açmayı planlayan Aynur, malzemesi ‘doğal taş’ olan mozaik üretiminde asıl hedeflerinin malzemenin doğallığını bozmadan ona günümüzde endüstriyel ve estetik anlamda varlık kazandırmak olduğunu söylüyor.
Aynur, “Dünyada Dekomer’in imzasını taşıyan birçok proje var. Bunlar Dubai Emiri’nin evindeki mozaikler, Avrupa’daki birçok kilise mozaikleri, Amerika’da Claudia Schiffer, Shaquel O’Neal gibi ünlü isimlerin evlerindeki projeler, Japonya’daki birçok oteldeki mozaikler” diyor.
Bodrumdan çıkan gıda markası: KK
Bundan 90 yıl önce Eskişehir Odunpazarı’ndaki bir evin bodrum katında başlamış Kemal Kükrer markasının hikâyesi. Meşe fıçılar içinde ağırlıklı el emeğiyle üretilmiş o dönemin koşullarında. Kükrer ailesinin çabalarıyla üretimi artırılan marka asıl dönüm noktasını 1998 yılında yaşamış. 84 yıl markayı yaşatmayı başaran Kükrer ailesi, yüksek teknolojiyle çalışan Gülel ailesine devretmiş firmayı.
Bugün Kütahya yolu üzerinde 23 bin metrekarelik bir alanda üretimi yapılan marka, 90 yıldır Ege ve Güneydoğu Anadolu’nun aromatik üzümlerinden Kemal Kükrer (KK) markasıyla sirke üretiyor.
Cirosu 7 trilyon
Şirketin başında Cavit Gülel var. Devraldığı asırlık mirası korumak ve markalaştırmak istediğini söylüyor. Yıllık cirosu 7 trilyona ulaşan şirket 2002′de yeni ürünler çıkarmış. Gülel, “Alkol sirkesi üretimine girdik. Kemal Kükrer markamız, alkol sirkesinde Türkiye’nin ilk koşer belgesine sahip firma oldu. 2002′de ürün çeşidimize sirke, limon, nar, ve soya sosu, nar ekşisi, meyve konsantresi gibi birçok yeni ürün kattık” diyor.
Öğretmenler havyar fabrikası kurdular
Susitaş, öğretmenlerin sadece başarılı öğrenci değil, şirketler de yetiştireceğinin, geliştireceğinin bir kanıtı gibi. Susitaş, 1982 yılında çoğunluğu öğretmen olan 49 ortak tarafından 11 milyon lira sermaye ile kurulmuş. Bugün 80 ortağı ve 3 milyon dolar cirosu olan bir şirket.
Üretimine tuzlu balık, havyar gibi su ürünleri işleyerek başlayan Susitaş’ın kurucularından Cihangir Hür’ün bu sektörle tanışması Edebiyat Fakültesi’nde öğrenciyken başlıyor. Hür, o günleri şöyle anlatıyor:
“Öğrencilikte çalışmak zorundaydım. Ayvansaray’da Yorgo Parlos Usta’dan tuzlu balık ve havyar işlemeyi öğrenmiştim. Öğretmenlik maaşı ile geçinemeyince, bu bilgilerimi piyasaya girerek değerlendirmek istedim. Öğretmen arkadaşlarımı da teşvik ettim, şirketi kurduk. Bugün 80 ortağız, çalışanlarımızı da şirkete ortak ettik.”
Şirketin kapariyi ihraç ürünü olarak ekonomiye kazandıran ilk firma olduğunu söyleyen Hür, şöyle devam ediyor:
“Kapari işleme ve satışı olarak dünyada ilk altı firma içindeyiz. 1988 yılında Alman firmaların isteği ile küçük salatalık ve değişik biber işeyen firmamız kuru domatesten közlenmiş bibere, meyve kompostolarından sebze konservelerine kadar birçok ürünü işleyerek ihraç ediyor.”
Susitaş yeni bir yatırıma gidiyor. 2005′te üretime başlayacak yeni fabrikada da tuzlu balık ve havyar işlenecek.
Nadide taş üretecek
10 trilyon lira ciroya sahip şirket, dünyaca ünlü isimlere de hizmet veriyor. Şirket Jeniffer Lopez’in bahçesindeki havuzunu, ünlü futbolcu David Beckham’ın bahçe ve dış cephesini, Jan Claude Van Damme’ın da mutfak, banyo ve havuzunun döşemesini gerçekleştirmiş.
Cinkaya, bunların yanı sıra işlenmesi meşakkatli olan nadide taşları işlemek ve dünya piyasalarına sunmak için girişimlere başlamış. Bunun için özel bir uzman ekip oluşturan firmanın ocakları kısa zamanda faaliyete geçecek.
Çinli paulownia ağacını Sakarya’da üretiyor
Erdem Yıldırım, 1999 yılında kurduğu Paulownia Fidancılık şirketiyle anavatanı Çin olan paulownia ağaçların üretim ve satışını yapıyor. Kısa süre önce kurduğu şirketin cirosu 100 bin dolara ulaşırken, şirkette dört kişi çalışıyor. Yıldırım, paulownianın Çin’de yaşayan, çok hızlı büyüyen ve özellikle kerestesi için yetiştiriciliği yapılan bir ağaç olduğunu söylüyor. Yıldırım, “İlk iki yıl iklime uyum sağlamasını bekledik. Bu ağaçların ortalama ömrü 70 yıl olup, beş yılda ekonomik kesime geliyor” diyor.
19 Eylül 2004 / Pazar Milliyet
’15 Evrensel İhtiyaç’ı bilmeyen markanın hiç bir şansı yok…
Müşterinin velinimet olduğu, ‘ürünlerin az, talebin çok’ olduğu yıllarda, üretici güçlüyken gözardı edilebiliyordu. Süper rekabet çağında işler değişti. Şimdi ‘ürün çok, para az.’ Tüketici birçok seçenekle karşı karşıya. Fırtına da burada kopuyor. Her şirket, her ürün tercih edilmek istiyor. Müşterinin kalbine gidecek en etkin yolu belirlemek için uğraşan pazarlama dünyası veriler içinde boğuluyor. Aslında insan Nijerya’da da, İsveç’Te de özünde aynı. Her zaman güven, birey olma, ait olma, kendini geliştirme, saygı, sevgi ihtiyacı içinde. ‘Evrensel ihtiyaçlar’ çalışmasının da ortaya koyduğu gibi, pazarlamacılar herşeyden önce ’15 Evrensel ihtiyacı’ iyi anlamak zorundalar. Aksi takdirde, okyanusun ortasında yakıtı biten bir gemi gibi kalabilirler
MARKALAR – TRENDLER / FATOŞ KARAHASAN
Süper rekabet çağında tüm kuruluşların bir tek hedefi var, müşteri kazanmak ve müşteriyi elde tutmak. Yüzlerce yıl önce de durum aynıydı, müşteri velinimetti ve sadakat iki taraflı olmazsa kaybedilen bir ilişki türüydü. Ancak, bu gerçek ürünlerin az, talebin çok olduğu yıllardaki üreticinin güçlü konumu karşısında göz ardı ediliyordu. Oysa şimdi, ürün çok, para az; arz bol, talep az. İnsanlar seçimlerini akıllıca yapmak istiyorlar. Kendilerine yakın olmayan, sevmedikleri kuruluşlardan hızla uzaklaşıyorlar. Pazarlama dünyası veriler içinde boğuluyor, müşterinin kalbine gidecek en etkin yolu belirlemek için uğraşıyor. Yol haritasının her yanında başarılı diyalog kurabilme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Marka yönetiminin kuralları değişiyor.
Geçmişte, yalnızca marka ismi bilinirliğine yatırım yapan kuruluşların belirli bir ticari başarıyı yakalaması mümkün olabiliyordu. Türk reklamcılığının değişmeyen çizgisinde de isim yerleştirmeye yönelik kampanyaların oranı oldukça yüksek. Reklam kuşakları jingle’lar, renkli dekorlar, ünlüler ve akılda kalacak kafiyeli sloganlara dayalı filmlerle dolu. Tüketiciyi üç yaşındaki çocuklar olarak gören bu şarkılı, türkülü, defileli, inekli, böcekli, çiçekli çalışmalar, aslında kapanmış bir dönemin son kalıntıları.
Sadakat yoksa, yeni marka kazanıyor
Kısa bir süre sonra, samimiyetten uzak, müsamere görünümlü reklam filmlerinin dönemi tümüyle bitecek, çünkü yalnızca marka ismini tanıtmak amacıyla her tür efekti kullanan yaklaşımlar, ikinci basamakta okyanusun ortasında benzini biten bir gemi gibi kaldıklarında gerçekleri kabul etmek zorunda kalacaklar. Marka yönetimi ciddi bir iştir ve uzun dönemli stratejilere dayanır, yalnızca bir reklam filmine milyarlar dökerek dikkat çekmek aslında bir kendini imha programının ilk basamağıdır. Başlangıçta marka tanınır, satış gelir, ancak daha aklı başında sözler söyleyen yeni bir marka çıktığında, müşterileri gözlerini kırpmadan eskileri atıp, yeniye koşar.
Tüm uzmanlar kabul ediyor ki, marka sadakati oluşturmak ve koruyabilmek giderek bir hayal haline geliyor. Ürünlerin performansları birbirine benzediği için, öncelikle daha ucuz olanı seçmekten artık kimse utanmıyor. Yeni çıkan markalar kısa bir süre sonra, havalı olma özelliğini yitirdiği için ürünlerin yaşam eğrileri de yeni dünyanın hızlı düzenine göre planlanıyor.
Başarı ‘samimiyet’le geliyor
Pazarlama dünyası tüketicilerin davranışlarını yönlendirebilmenin ve reklam mesajlarına tüketicileri inandırabilmenin güçleştiğini kabul etmekte zorlanıyor ve değişmek zorunda olduğunu kavrıyor. Aslında bu kabul başarının anahtarını da birlikte getiriyor. Samimi bir biçimde müşteriyi anlamaya yöneldikçe, ortaya hep aynı gerçek çıkıyor. Başarılı pazarlamanın püf noktası samimi olmak. Samimiyet içinse diyalog gerekli.
İnteraktif mecralardaki reklam harcamalarının büyümesinin gerisinde bu diyalog ihtiyacı yatıyor. Jupiter Research isimli bir araştırma kuruluşunun hazırlamış olduğu bir rapora göre, ABD’de internet reklamcılığına ayrılan bütçe 2007 yılında 14 milyar dolara erişecek. İnternet reklamcılığındaki patlamanın gerisinde, tüketicilerle diyalog kurabilme ihtiyacı yatıyor. Gerçek anlamda interaktif olunabilecek bir mecra sunan internet, markalara hedef kitleleriyle konuşma, onlara yakın olma, gereksinimlerini anlama ve en önemlisi sürekli bir biçimde yapılanların verimliliğini ölçebilme zemini sağladığı için tercih ediliyor.
İnsanlar her zaman güven, birey olma, ait olma, kendini geliştirme, saygı, sevgi ihtiyacı içinde olacak. Barem/Research International’ın yapmış olduğu evrensel ihtiyaçlar çalışmasının da ortaya koyduğu gibi, Nijerya’da da, İsveç’te de insan özünde aynı insan. Pazarlamacıların herşeyden önce 15 Evrensel ihtiyacı iyi anlaması ve diyaloglarını bu eksende oluşturması gerekli. Tüm dünyadaki insanların ortak ihtiyaçları:
Sağlıklı olmak, eğlence, self – indulgence (kendini şımartma ihtiyacı), uyum, bilgi, bireysellik, güvenlik, saygı, çekicilik, aşk, ait olma, kontrol, gelenek, liderlik ve özgürlük.
İnsani ihtiyaçları anlama becerisi
Marka uzmanı Ray Podder’ın hazırladığı bir çalışmada ortaya koyduğu gibi markaların geleceğini davranışbilimciler, pazarlama ölçümleri, ürün tahminleri, testler değil insani ihtiyaçları anlama becerileri belirleyecek. İnsanlar aslında özünde hep aynı olduğu için, başarılı bir pazarlama iletişimi yapabilmek için Podder şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:
1. Dikkatle gözlemleyin. Yalnızca pazar verilerini ölçmekle yetinmeyin, bu verilerin gerçekte ne ifade ettiğini anlamaya çalışın. Kullanıcıların satın alma davranışlarından onlar hakkında genelleme yapmaya kalkışmayın. Bunun yerine, o ürünü satın alırken müşteriyi neyin harekete geçirdiğini anlamaya çalışın. Müşteriyi çok iyi anladığınız varsayımına ulaşmadan önce, sonuçları zaman, koşullar ve tüm diğer unsurların ışığında ele alın.
2. Kendiniz olun. İnsanlar fikirlere ancak onların gerçek olduklarını düşündüklerinde inanırlar. Gerçek olmak için rol yapmamak gerekli. Müşterilerin sizin kendilerine nasıl davranmanızı beklediklerini gösteren tahminlere bakmayın. İşe yaramayacaktır. Müşterinize ulaşmanın yolu samimiyetten geçiyor. Samimiyetsizliğin sesi yüksek çıkar ve herkes zaten hemen dürüst olmadığınızı anlar.
3. Konumlandırmanızı kendiniz yapmayın. Bırakın sizi müşterileriniz konumlandırsın. Pazarlama mesajları, görsel unsurlar, sloganlar yalnızca küçük kültürel eğlenceler olarak işe yarayabilir ve kendisinden daha eğlenceli bir başka reklam ortaya çıktığında unutulmaya mahkumdur. Markanıza dikkat çeker, bilinirlik yaratabilir. Ancak, kendinize sormanız gereken soru bunun ne pahasına olduğudur. Biz pazarlamacılara düşen görev kendimizi nasıl paketlediğimiz olmamalı.
4. Çalışmalarınızı müşterilerinizin bakış açısı üzerine kurun. Kime hizmet ettiğinizi tam olarak anlamaya çalışın. İşinizin temel değerlerini anlayın ve rakiplerinizden daha iyi hizmet etmek için neler yapacağınızı araştırın. Pazarlama stratejilerinizi müşteri beklentileri üzerine kurun, gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.
5. Diyalog kurmak için iyi dinleyin ve her fırsatı kullanmaya çalışın. Onu çeşitli programlar, yöntemler, aletlerle izlemeye ve yaptıklarını gözetlemeye uğraşacağınıza, sizinle diyaloğa girmesini sağlayabilecek yaratıcı çözümler bulun.
Çin ile internet arama motoru Google arasında yaşanan sansür ve siber saldırı krizinin ardından, Çin’de ismi kız kardeş anlamına gelen “ciecie”yi anımsatan “Goojje” adlı bir arama motoru kuruldu.

"Goojje" adlı bir arama motoru
BBC Çince servisinin haberine göre, “Goojje.com” internet arama motoru, Çin yasalarına uygun bir şekilde filtrelenerek hizmet veriyor.
Google’a benzer bir tarzda logoya sahip arama motorunun internet sitesinde “Abisi kardeşi için kalıyor ve hala kız kardeşine düşkün” ifadesinin Çincesine yer veriliyor.
Öte yandan Reuters, “Goojje”nin Çin’de “ciecie” (kız kardeş) şeklinde anılmasını, Google’ın Çincede telaffuz edilirken “Gıgı” (büyük birader) sesini vermesinden kaynaklandığı şeklinde değerlendiriyor.
Google, yeni kurulan “Goojje” arama motoru hakkında halen bir açıklamada bulunmadı.
Çin ile Google arasındaki gerginlik, ABD’nin de Çin’i internet özgürlüğüyle ilgili eleştirmesiyle iki ülke ilişkilerine yansımış ve ABD-Çin ilişkileri de gerilmişti.
Normal şartlar altında çitalar kovalar, antiloplar kaçar. Ama bugünkü durum bunun tam tersi olmuş.

Çita ve Antilop-1

Çita ve Antilop-2

Çita ve Antilop-3
2002 yılından beri tekstil alanında hizmet veren “Erol çorap” Dünyada bir ilki gerçekleştirerek 2007 yılında Network Marketing Sisteme kocaman bir “merhaba” dedi. ”Erol çorap” 2008 yılında ürün yelpazesine çamaşır grubunu da dahil ederek çalışmalarına hız verdi. 2 yıl içerisinde çorap ve çamaşıra onlarca ürün gruplarını da dahil ederek “Erol Tekstil” olarak büyümeye devam etti. Ürün markası “erol” olarak başlayan sadece çorap üzerine kurulu firma daha sonra “lore” markası ile tekstil alanında bir çok ürün yelpazesine sahip oldu.
2010 yılında ise ürün yelpazesini kozmetik ve temizlik grupları ile daha da genişleterek “lorems” markasını belirlemiş ve bu markayı uluslar arası platforma taşımayı hedeflemiştir.
Biz ise; Kurulum aşamasından bu güne kadar binlerce kişiye “doğrudan satış ilkesi” ile gelir kapısı olan “Erol Marketing Sistem” de Türkiye’nin en büyük ekibi olduk. Yüzde yüz yerli bir firma olan ve çok hızlı büyüyen EMS de mükemmel projeler ve çalışmalar ile devam etmekteyiz.
… ve sizlerde bu mükemmel sistem ve ekibimizde yer almak istiyorsanız fazla geç kalmayın; www.loreems.com
Erol Marketing Sistem 2010 Tanıtım Videosunu İzlemek İçin Resim Üzerine veya buraya Tıklayınız
… ve sizlerde bu mükemmel sistem ve ekibimizde yer almak istiyorsanız fazla geç kalmayın; www.loreems.com
Düşün ve Başar üzerine…
Sevgili ve saygı değer Muhammed Bozdağ hocamızın bu kitabını üç kere üst üste okumuştum. Daha ilk başlangıcında etkisi altına almıştı ve elimden bırakamaz olmuştum. Kitabı ilk bitirdiğimde birçok kararım tamamen değişmişti. Çalışıp gelir elde etmem gerekiyordu çünkü ben bir üniversite öğencisiydim ve maddi durumum hiç iyi değildi. Bu süreçte Network marketing sektörü ile tanışmıştım ama bir türlü başarı elde edemiyordum. Bu kitabı okuyunca Network marketing sektöründe düşüncelerim, planlarım ve hedeflerim değişmiş ve ben artık bir LİDER olabilmek için hazırdım. Neler yapabilirim nasıl çalışabilirim insanlar ile nasıl iletişim kurmam gerektiği konusunda pozitif enerji doluydum. Bu kitabı okuduktan sonra Network Marketing sektöründe Lider oldum ve şuan çok güzel bir gelir düzeyine kavuştum. Bir öğrenci, bir ev hanımı, bir memur, bir yönetici, bir iş adamı kısacası her kim olursa olsun kendini pozitif enerji doldurmak istiyorsa Düşün ve Başar’ı mutlaka okusun.
Kişisel websitemin adı: www.dusunvebasar.com ve mail adresim: dusunvebasar@hotmail.com bu kitaptan almış olduğum pozitif enerjinin yansımaları olabilir mi?
Muhammed Bozdağ hocamıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyurum.
Abdulkadir Biber
Aşağıdan “Düşün ve Başar” kitabının bölüm özetlerini okuyabilirsiniz.

Düşün ve Başar
Düşün ve Başarın Bölüm Özetleri:
Büyük Düşünmek
Düşünceler eylemlere yol açarlar. Eylemler alışkanlıkların nedenidir. Alışkanlıklarımız bizim karakterimizi, kişiliğimizi belirler. Karakterimiz ise hayatımızı örgüleyen en önemli nedendir. Herkes yürüdüğü yolun sonunda var olana ulaşır. Tırmandığınız merdivene bakarak sonunda nereye yükseleceğinizi anlayabilirsiniz. Dolaysıyla büyük sonuca giden yol büyük düşünceden başlar.
“Büyük Düşünmenin Büyüsü” isimli kitabında Dr. David J. Schwartz ilginç bir tespiti aktarıyor. Amerika’da büyük bir şirketin işe alma bölümüne başvuranların durumu çok çarpıcıdır. Şirketin yılda 10 bin dolar ödediği işlere başvuranların sayısı, yılda 50 bin dolar ödenen işlere başvuranların sayısından 50 ile 250 kat fazlaymış. İnsanların çoğu daha ucuz işlere başvuruyorlar. Bunun anlamı açık: Yola yüksekten başlamaya cesaret edemiyoruz.
Hedef Belirlemek
“Nereye gideceğini bilen kişiye yol vermek için dünya bir yana çekilir.” Hangi yönde nereye kadar gidiyoruz? Tam olarak ne istediğinizi bilirseniz, çevrenizdeki güçler size nasıl yardımcı olacaklarını bilirler. Zihninize ne yapmak istediğinizi söylerseniz onu yapmak için çalışır.
“Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiç bir rüzgar fayda vermez.” sözü hedefsizliğin gerçek sonucunu ortaya koyuyor. Ne yapmak istediğinizi bilmiyorsunuz, ama çevrenizde binlerce fırsat rüzgarı uçuşmaya devam ediyor. Hedefiniz yoksa fırsatları nasıl kullanacağınızı, yelkenlerinizi ne şekilde ayarlayacağınızı bilemezsiniz.
Kendilerini başarısızlığa mahkum edenler hedefi, zihinde dolaşıp duran hayallerle karıştırırlar. İsteklerin, dileklerin hedef olduğunu sanırlar. Sonuçta hedefsizliklerini değil de talihsizliklerini suçlarlar. Onlara, isteseler neler yapabileceklerini söyleseniz, inandıramazsınız. Büyük işler başaranların, bunu sadece hedeflerine borçlu oldukları konusunda ikna olmazlar.
Hedef sahibi olduğunuzda tüm duruşunuz hedefinize hizmet edecektir. Geçen tüm saniyelerinizde zihniniz hedef üzerinde düşünecek, konuşmalarınızı, ilginizi ve öğreniminizi hedefiniz belirleyecektir. Böylece dikilen bir ağacın beslenerek büyümesi gibi, hedeflerle dolu bir zihinde yaşatılan arzular içten içe inşa olmaya ve yeşermeye devam edecektir.
Yöntem Belirlemek
Nasıl yapılabileceğini bilseydiniz okuduğunuz kitabı yazabilirdiniz. “Nasıl?” sorusuna cevap verseydiniz mevcut arzularınız sizi çoktan kendilerine kavuşturmuş olurdu. Yöntemini keşfetmediğiniz iş, alsa yapamayacağınız iştir.
Yöntem belirlerken üç farklı alan üzerinde çalışacaksınız: Yeterli bilgi toplamak, hedefi kesinleştirmek ve hedefi planlamak. Yeterince bilginiz yoksa nasıl yapacağınızı bilmeyeceksiniz. Hedefiniz kesin değilse tam olarak onu yapamayacaksınız. Belirsiz hedefler arasında dolaşıp duracaksınız. Hedefinizi planlamamışsanız merdiveni adım adım çıkamazsınız. Gittiğiniz yolu kontrol edemezsiniz. Bir adımı ihmal etmek tüm adımların boşa çıkmasına neden olur. Binanızın direkleri ne kadar güçlü olursa olsun, temel zayıfsa binanız çökmeye mahkumdur.
Kesin hedefin gerçekleşme ihtimali bulanık hedefe göre en az yüz defa daha fazladır. Kesin olmayan hedef, uğrundaki binlerce saatlik emeği boşa çıkarır. Çoğumuzun başaramama nedeni hedefsizliğimiz değil, ama hedefimizin bulanıklığıdır. Kesinlik: Tam olarak neyi, tam olarak nasıl, tam olarak nerede, tam olarak ne zaman ve tam olarak ne kadar yapmak istiyorsunuz? İçlerinde bu sorulara cevap bulmadığınız hedefler uğrunda boşuna ömrünüzü tüketir misiniz?
Şiddetli İstemek
Başarmak üretmektir. Üretmiyorsanız başarılı olamazsınız. Her başarının içinde, var olmanın ayrı bir hikayesi yer alır. Tüm başarıların ortak bir özelliği, içlerinde güçlü arzu barındırmalarıdır. Başarı büyükse ona yol açan arzu da büyüktür. Ne kadar başarılıysanız o kadar arzulusunuz.
Herkeste var olan sıradan arzulardan söz etmiyorum. İstemekten, dilemekten, basitçe ümit etmekten söz etmiyorum. Üzgünüm: Sözünü ettiğim arzuyu ifade edecek başka bir kelime de bulamıyorum. Burada herkesin bildiği arzudan değil, çok az insanın bildiği arzudan söz ediyorum.
Kainattaki tüm güç ilişkileri arzu kanuna dayanır. Arzu, manevi gücün doğduğu kaynaktır. Ne kadar çok arzuya sahip olursanız o kadar güçlü olursunuz. Yani arzu ne kadar şiddetli ise sonuç o kadar güçlüdür. Bir Batılı düşünür şöyle der: “Duygularınızın şiddetini bilseydim gelecekte atacağınız adımların büyüklüğünü söyleyebilirdim.” Arzu duygudur ve tüm duygular arzu duygusunda birleşirler. Arzu, yerine göre sevgi olur, yerine göre nefret olur. Tüm duygular arzulamakla arzulamamak arasındaki çizgi üzerinde dizilirler.
Cesaretli Olmak
Cesaretiniz varsa izlerinizi uzaklara taşırsınız. Var olmamız cesaretimize bağlı. Cesaretiniz varsa herkes sizin var olduğunuzu bilir. Sizi insanların dünyasına sadece cesaretiniz taşır. Cesaretiniz yoksa kendi iç dünyanıza hapis olmaya mahkumsunuz.
Katıldığınız bir toplantıda aklınızda kimlerin kalacağına dikkat edin: Kürsüde konuşanlar. Sonra da kalabalık arasında ayağa kalkıp yüksek sesle soru soranlar. Üzerinden koşarak geçtiğiniz vadide, kokularını gizleyen çiçekler dikkatinizi çekmeyecektir. Korku içinizdeki güzellikleri karadelikler gibi yutar, yok eder.
Cesaret gösterebilenler risk üstlenmeye hazır olanlardır.
Şurası kesin: Risk ve sorumluluk üstlenmeyen hiç kimse başarılı olamamıştır. Alışkın olduğunuz hayat size risksiz gelebilir. Aslında rahatlık içerisinde daha büyük riskler vardır. Çoğu insan sineğin ısırmasından kaçarken akreplere yem olur. Bizde “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” sözüyle kast edilen budur. Değişmekten korkuyorsanız riskten kaçıyorsunuz. Değişmezseniz gelişmezsiniz. Yanlış yapma riskini göze alamazsanız doğru yapma cesaretini gösteremezsiniz.
Hemen Yapmak
Hemen yapan, bulunduğu an içinde yapılabilecek olan bir iş arar. Bu sayede güçlü birer gözlemci olur. Ankara’da bir ay boyunca Hızlı ve Etkin Okuma seminerlerine katılan öğrenci arkadaşlara, bulundukları salonun duvarlarında kaç tane tablo asılı olduğunu sordum. Altı tane tablodan kimi üçünü, kimi dördünü fark edebilmişti. Bir ay boyunca oturduğumuz salonun duvarlarındaki resimleri fark edememek ne demektir? Kaderimiz harika fırsatları her gün çevremizde uçuşturuyor. Onlardan hiç olmazsa birini keşfedebilmek dikkatli olmamız sayesinde mümkün. Dikkatli olan insan yapacak hiçbir işi kalmadığında, Barış Manço gibi duvarlarındaki tabloların tozlarını alır, resimlerin yerlerini değiştirir. Zihnimiz kuşların bedenleri gibi hareketli olmalıdır.
İniş çıkışlarla dolu bir hayatta yaşadığımızı biliyoruz. Boğuştuğumuz sorunların biteceği bir günü bekleyerek ömrümüzü tüketirsek hiçbir sorunu çözemeyiz. Çok ilginç: Acılarımızdan kurtulacağımız günü bekliyoruz, ama beklemekle hiçbir şeyin değişmeyeceğini de biliyoruz.
Şimdiyi Yaşamak
Tabiatın tüm varlığı şu anda içinde bulunduğu durumdur: Geçmiş yok olmuştur. Yüz yıl önceki ormanlar şimdi yoktur artık. Yüz yıl sonra sokakların nasıl bir şekil alacağını da bilmiyoruz.
Varlık geçmişten geleceğe uzanan uzun bir yol üzerinde seyreder. Bu yol üzerinde canlı ve cansız varlıklar gözükür, arz-ı endam ederler; sonra kaybolurlar. Her varlığa bu uzun yolda biçilen bir hayat süresi vardır. Dünya dört milyon yıldan fazla bir süredir var. Bu akış içerisinde bir çekirge varlığa koşar; bir mevsim boyunca en iyi nağmelerini sunar tabiata, sonra göçüp gider. Yakamozlar gibidir hayat. Zamanı hızlandırsaydık, gelenlerin gidişinin su üzerinde parlayan ışık yansımaları kadar hızlı olduğunu anlardık. Varlığa çıkış o andır. Damlada parlayan ışık gibi, kainatta bir an görünüp kaybolacağınızı hayal edin. Ne yapardınız? O saniyecik içerisinde tüm kâinatı tanımak, her şeyi tam o anda yaşamak istemez miydiniz?
Aslında ne kadar yaşarsa yaşasın, her şey böylesine bir çırpıda çıkar hayata ve sonra kaybolur. İnsanın yaratılışını düşünün: Bir hücre yaratılır. Bir saniye geçer, yok olur, bölünür; yerine iki tane hücre yaratılır. Yok olan bir hücre var olan iki hücrenin çekirdeği olmuştur. Bazı bakteriler de bir saniye yaşayıp, yerlerine yenilerini bırakarak ayrılırlar bu hayattan. Tüm varlık aynı süreci yaşar. Bitki ölür, yeni mevsimde yavrularına kaynaklık yapacak tohumlarını bırakır. Bir örümcek ölür, bedeni onun yerine gönderilen yüzlerce yavrusuna besin olur. İnsan ayrılır yeryüzünden, bedeni bir çiçeğin vücudunda dirilir. Ruh büyük diriliş gününde, yeni bedeninin çekirdeği olmak için ebedi alemin açılacağı dört mevsimi bekler.
Mazeretlerden Kurtulmak
Kaderin karıncaların karşısına çıkardığı zorluklar bizim karşımıza çıkardığı zorluklardan küçük değildir. Her yağmurda evleri başlarına yıkılan karıncalar vazgeçmezken biz hangi deprem yüzünden vazgeçeceğiz? Yükselmek istiyorsak, bunu başarmak bizim elimizde. Alçaklara inmeyi de biz başarırız. Hem de ne maharetle…
Başaranların hiçbir bahanesi yoktur. Bahanenin “var” olduğu yerde başarı “yok” olmaya mahkumdur. Hiç kimse bahaneyle birlikte yükselmeye devam edemez. Çünkü bahane bulduğumuz anda teslim oluruz. Bahane varsa mücadele yoktur. Bahane bulursanız en küçük başarılarınızı bile yok edebilirsiniz.
Cesaretle üzerine gittiğiniz korku, korku içinde sizden kaçacaktır. Kendisinden kaçtığınız cesaret, cesaretle özerinize korku salacaktır. Hendeklerin üzerinden atlayamayan develer dağları zapt eden komutanların bineği olarak ün salmamıştır. Yüksekten korkan uçamaz, kılıçtan korkan galip gelemez. Ölmekten korkan yaşayamaz. Hastalığa göğüs geremeyen sağlığın huzurunu yaşayamaz. Şimdi dağlarda yuva yapan kartallar bir zamanlar oraya “uçma” zahmetine katlanmışlardı. Dağlara çıkmak için en azından taşların üzerinde yürümeye mahkumuz.
Eseri Tamamlamak
Pek çok insan hayatında devrim yapacak bir sıçrayışın
tam ucuna gelir. Birazcık daha dayansa kendisini zirvede bulacaktır. Ama tırmanmayı bırakır. Bir adım daha atamamak, atılan binlerce adımın yok olmasına neden olur.
Başarının olmazsa olmaz kuralı “yapmak”tır. Yapmayı anlamlı kılan bir kural vardır: Bitirmek. Bitmeyen iş yapılmamış iş gibidir. Hepimiz yüzlerce defa teşebbüste bulunduk. Aramızda binlerce insan başarının tam ucundadır. Sadece birazcık daha ısrar etmeye ihtiyacımız var.
Zaten çalışmıyor musunuz? Zaten hayatın yükü omuzlarınızı ezmiyor mu? Zaten büyük çabalar içinde değil misiniz? Bir tek fark yapacaksanız hayatınızda. Bu fark tüm hayatınızı farklılaştıracak. Bu fark sayesinde sandığınızdan daha güçlü olduğunuzu göreceksiniz. Devleşmiş insanlar gibi dahileşebileceğinizi anlayacaksınız: Bitirmek. Başladığınız bir işi bitirinceye kadar devam etmek; başarı budur
Şefkat Nedir ?

Anne ve Şefkat
Sevmek bazan uhuvvet(kardeşlik), bazan aşk, bazan da şefkat kıllığına girer. Sevgi çeşitlerı arasında en ulvisi şüphesiz şefkattır. Şefkati tanımı itibarıyle diğer sevgi çeşitlerinden ayıran temel özellik karşılıksız oluşu ve merhamet boyutunu kuşanmış olmasıdır. Şefkat çok yüksek bir duygusal karater gerektirir. Şefkat hissedişinin zirvesinde olan insan da bu hissedişi yüzünden ya dünyanin en mesut insani olur ya da hayatı ve yaşamayı kendısıne zehir eder.Sevgi merkezli hislerin vücudun biokimyasal yapısında yaptığı değişikleri ortaya çıkarmaya dönük bir yığın araştırma yapılmış; dar anlamda beşeri sevginin, güven duygusunu artıran endorfin hormonu salgısını çoğalttığı, yüksek heyecan ve sevince yol açan emphetamin salgısını körüklediği gözlenmiştir. Los Angeles Psikiyatri Estitüsünden Mark Gaulstan’a göre, gerçek sevgi endorfin hormonuyla teessüs etmekte, hakiki Şefkat belirmekte, bu işte özellikle örnek olarak anne-çocuk ilişkilerinin Şefkat merkezli şekillenmesinde Oxytocin maddesinin geliştirdiği “bağlılık ve sokulma” duygusunun büyük rol oynadığı anlaşılmaktadır.(Hürriyet, 9.2.1993)
Mutluluk hissedişlerinin cismani bedende endorfin,emhetamin, Oxytocin gibi maddelerin salgılanmasıyla temsil edildikleri gerçek olmakla birlikte bu tür hissedişlerin temelde ruhi yönelimlerle yönetildiklerine ancak dışarıdan oluşturulan harici etki (hormon enjeksiyonu gibi) yoluyla da gerçekleşebileceği söylenebilir.
Sevgi temel başlığı altında uhuvvet, aşk, Şefkat gibi sevginin farklı boyutlarda şekillenmelerinden söz ettik. Boyutu ne olursa olsun, Bediuzzaman’ın da ifade ettiği gibi, sevgi kaynağını “kemal, lezzet ve menfaat” unsurlarından birlikte ya da tek tek alır.
Bu realiteden hareketle örneğin aşk ve Şefkati karşılaştırdığımızda aşkın birçok sınırlandırıcıyla karşılaştığını görürüz. Karşılık isteyen aşkta “lezzet ve menfaat” unsurları devamlılık ve şiddetlenme açısından ön plana çıkarlar. Bu iki unsurun yokluğu ya da eksikliği aşkın ölüm fermanını hazırlar. Bu yüzden uzun sürebilen özel sevgilerin temel kaynağı aşk değil Şefkattir. Çünkü aşık ya muhatabından beklediği “lezzet ve menfaat” boyutlu karşılığı görememekte ya da bu karşılık kendi hissedişine en azından denk gelememektedir. Oysa Şefkat hissedişinde karşılık beklenmemesi bu iki sınırlandırıcıdan gelebilecek her türlü engeli aşar. Öte landan Şefkatte “merhamet” unsurunun da mevcut olması onun sahibini başka hiçbir hissedişin yükseltemeyeceği mutluluk zirvelerine tırmandırır.
Acaba kendilerini çocuklarına duydukları şefkaatte kaybeden annelerin tattıkları mutluluk hissedişinden daha yükseklere tırmanabilenler var mıdır? Beşeri ilişkiler çerçevesinde yoktur şüphesiz. Ancak insan Şefkati sadece anne-çocuk ilişkisiyle sınırlayarak hayatı boyunca muhtaç olduğu yüksek huzurdan mahrum olmamalıdır. Çünkü 80 yaşında ihtiyarlardan 8 günlük bebeklere kadar bütün insanlar Şefkat edilmeye muhtaçtırlar ve Rablerinin engin Şefkati altında karşılıksız korunurlar.
Buraya kadar yapılan açıklamaları bir yana bırakarak Şefkatin maddi ve manevi neticelerinden bir kısmını şöyle sıralayabiliriz.
1.Şefkatten gelen mutluluk hissedişinin insan bünyesinin bio-kimyasal yapısında oluşturduğu sinirsel ortamda gerilimlerin yokluğu neticesinde stres mekanizmasnın devre dışı kalması dolaysıyla düşünce blokajının engellenmesi, hafıza netliği, sistemleri sağlam çalışan bir vücut ve daha birbiriyle dolaylı yollarla bağlantılı birçok maddi netice ortaya çıkar.
2.Şefkat sadece vermektir.Mutluluk üzerinde yazılan bütün kitaplar veren olmanın getirdği güven ve saadeti çok işlerler. Neden dostunuza hediye aldığınızda, midesi ağrıyan bir hastayı sevindirdiiğinizde muhtaç bir dilenciye yardım ettiğinizde mutlu olursunuz? İşte Şefkat (yani vermek) bu duyğunun derecesiyle orantılı olarak insanı sevinçlere boğar. Ancak Şefkatin diğer bütün vermeklerden farkı hem Şefkat edende hem de Şefkat edilende güven duygusunu tesis etmesidir. Diğer vermek türlerinde “acaba karşılığında ne istiyor veya ne vermm gerekir” gibi bir endişe ve arayış her zaman vardır.
3.Şefkati ustün kılan bir başka özellik te karşılıksız olduğu için, diğer sevgi türlerinde olduğu gibi, karşılık verilmemesi ya da karşılığın eksik olmasından doğabilecek har türlü tatmensizlik faktöründen, engelleyiciden sıyrılabilmesidir. Aşık olan kişi bu engelleyiciler yüzünden birgün mahbubunu öldürebilir bile. Ama Şefkatle seven sevdiğinin Şefkate zerre kadar liyakati olmasa bile tırnağının dahi incinmesine razı olmaz. Adeta şartlar zorlarsa “Ben ızdırabımdan ölmeye razıyım. Ona birşey olmasın” der.
4.Şefkat, Şefkat duyulanlarda şiddetli bir güvenme ve sığınma iştiyakı körükler. Çoçuk en büyük mutlluğu Şefkatli annesinin kucağında tadar. Herhalde siz de seze Şefkatle seven büyüklerinizin etrafında heyecanla pervane oldunuz.. Bunun ne kadar güven verdiğini bilirsiniz. Şefkatın ailevi ve sosyal birlikteliğin ya da manevi anlamda cemaatleşme ve cemiyetleşmenin en etkili harcı olduğu rahatlıkla anlaşılabilir.
5. Bir Fransız atasözü “İnsan her zaman çocuktur” der. Her zaman çocuk olan, en kendine güvenen katı yürekli insan bu raliteyi inkar etmemeli. İnsan Şefkate muhtaçtır. Şefkatten mahrum oluş yüzünden sosyal hayatta ard arda yükselen canavarlıkları biliyorsunuz. Dolaysıyla Şefkat sosyal bir teskiniyet vasıtasıdır da.
Bu ve benzeri yüksek neticeleri geliştirebilmeye müstaid olan Şefkat hatalı kullanıldığında ise ne yazık ki aşktan da uhuvvetten dekalleş ve kahredici olur. Şefkatin yanlış kullanımı hakkında Bediuzzaman “Şefkat acz yüzünden belalı bir hırkat olur” Yani sahibini ateşler içerisinde yakar, der. Şefkat Allah’a iman ve itimadı olmayan, ahırete inanmayan ya da merhameti Allah’ın merhametinden ileri ve öne süren insan için kahredicidir. Böyle bir Şefkat sahibi erir, solar, tükenir, biter, yok olur.
Şefkatli insanların hayatı Şefkat kabiliyetini yeterince inkişaf ettirmemiş insanlar kadar basit değildir. Onlan kendilerini mutluluğun zirvesine tırmandıracak bir kapıyı önlerinde açık tutarlar ama hayatlarını zehir edecek tehlikelerle de boğuşmak zorundadırlar. İnsanlar tercihlerinde hürdürler.
Muhammed Bozdağ
M.Bozdağ: Batı maddeye odaklandı manayı kaybetti
1- Bilim ve teknolojideki baş döndüren gelişmeyi de göz önüne alırsak, ‘beşikten mezara kadar ilim öğreniniz’ sözünü nasıl algılamalıyız? Günümüzde ilim öğrenmek nasıl olur?
Hayatınızı dua ve çaba kanatlarıyla yükselen uçağa benzetin. Enerjiniz ilimdir. İlerlemezseniz havada duramaz, çakılırsınız. Sürekli öğrenip gelişmeyen fidan büyüyen yaban otlarının ayakları altında ezilip yok olur. Bildiklerinizle yetinirseniz, çok geçmez gerilerde kalırsınız. Ayrıca mal makam gelir geçer ama ilminiz sonsuza kadar sizinle gelir. Biz ilmi Allah’ı tanımak, O’nun emrettiği yüksek ahlaka ve yeryüzü huzuruna hizmet etme amacıyla edinmek istiyoruz.
Allah Kuran’ı oku emriyle başlattı ve bizi defalarca düşünmeye, irdelemeye, araştırmaya, gözlemlemeye, yani öğrenmeye çağırdı. Dinimize göre insanlar arasındaki alim, ölüler arasındaki diri gibidir. Nitekim biliyoruz ki bugün en önemli güç aracı bilgidir. Kim yeni, sıra dışı, işe yarar bilgilere sahipse dünya onun çevresine yöneliyor. Dünyanın en güçlü, en zengin, en etkili milletleri eğitimli toplumların omuzlarında yeşeriyor.
Yeni keşiflerin, bilgilerin dünyanın her yanından çağlayanlar halinde fışkırdığı bir çağdayız. Değerlerinizin gücünü ortaya koymanızın tek yolu bilgiye dayalı çalışmanızdır. Bu yolda insanlığa hizmet etmek isterseniz, önce kendi hayat görevinizi tek cümlede özetlersiniz. Neden yaşadığınızı belirlersiniz. Bu göreve uygun kitapları listeler ve hemen bugün okumaya, özetleme, özümsemeye başlarsınız. Deneyimli kimseleri dinler, eğitimlere katılır, çevresini gözlemlersiniz. Faydasız meşguliyetlerle ömrünüzden çaldırmazsınız. Gereksizleri ayıkladığınız sürece her günü mükemmel yaşarsınız.
2- “Bir işten boş kaldın mı hemen diğer işe giriş.” (Kur’an: İnşirah, 7-8)” ayeti kerimesi üzerine “Başarının sırrını açıklayan ayet!” başlıklı bir yazınızı okumuştum. Bu ayeti kerimede ki “…hemen diğer işe giriş” kısmını ‘genç yetenekler’ için günümüz şartlarını göz önüne alırsak biraz daha detaylandırabilir misiniz?
Altın ve elmas üreten bir fabrikayı bir saniye bile kapalı tutmak istemezsiniz. İnsan yeryüzündeki en muhteşem, en verimli ilahi sanat eseridir. Dualarıyla, iyi çabalarıyla cennet bahçelerine vesile olacak. Siz ve biz hepimiz kısacık dünyaya konamadan ahirete göçüyoruz. Bu yüzden her saniyesinde altından elmastan değerli hazineler üretebilecek bir hayat yaşayabiliriz. Bunun yolu iman, ahlak ve ibadet üçlüsüne tutunarak yeryüzünde Allah’ın amacının yayılmasına hizmet etmeye hayatını adamaktır. Bir anlamda yerlerin ve göklerin sahibinin gönüllü temsilcisi, elçisi, askeri, hizmetçisi olmaktır.
Tabii ki aralıksız çalışmak her sistemi çökertir. Âlemlerin Sahibi her şeyi her an değiştirirken aralara dinlenme boşlukları koyuyor. Gündüzün namaz aralıklarında, günün gecesinde, yazın kışında, hayatın ölümünde dinleniyorsunuz.
Aralıksız değil, yeterince dinlenerek ama karıncalar gibi ölümüne çalışmalısınız. Bir hayata binlerce veciz söz, mucizeler ve muhteşem bir Kur’an ile taçlanan inanılmaz bir hayat hikâyesi sığdıran Peygamberimiz (asm) azmin en ihtişamlı örneğidir.
Geçen yıl ÖSS sınavını ilk sıralarda kazanan gençlerden birine başarısının sırını sordum: “Namaz saatlerinde dinlenmeyi esas alarak çalışmamı planladım” cevabını verdi. Huzurun başarının, ilerlemenin bir sırrı hakkıyla dua, değer sırrı da hakkıyla çabadır. Duayla kaderden bir rol alır, çabayla da onu icra edersiniz. Çabasız başarı beklemeyin.
Gece yarısı bir arkadaşım bana ABD’den yazmıştı. “Şimdi kütüphanedeyim, burada öğrenciler ölümüne çalışıyor” demişti. Hastalık, kötülük, karamsarlık tembellikte; sağlık, huzur, gelişme, güç düzenli ve azimli çalışmadadır.
3- Antony Robbins seminerleri sonunda katılımcıları ateşin üzerinde yürütüyor ve bu insanların çıplak ayakları yanmıyor… Yanmayacağına inansak gerçekten ateş yakmaz mı bizi? ‘Ruhsal Zeka’ kitabının yazarı olarak siz bu konuda ne dersiniz?
Ruhsal Zeka’nın inanma gücü bölümünde, kaderin yolunuzu inancınız ölçüsünde desteklediğini yazdım. Şu var ki içtenlik ve inançtaki sır iyiliği de kötülüğü de güçlendirebilir. Ateşin yakması ise ilahi emre maddenin itaatidir. Ateşin yakmaması sadece Hz. İbrahim’e (asm) lütfedilen bir mucizedir. Robbins’in gösterisinde hipnotize olmuş insanlar kızgın közlere hızla basıp sıçrayarak geçebiliyor. Ayakları belki az acıyor; ama o ateşin içerisinde dururlarsa yanarlar tabii ki. Doğa yasaları bariyerini aşmak bizim gibi sıradan insanların karı değildir. Uçacağınıza inanıp pencereden atlarsanız yere çakılırsınız.
4- Dualarımız hayatımıza ne kadar etki yapıyor acaba? Ruhsal dünyamız maddi dünyamızı ne oranda etkiler?
İstemenin Esrarı kitabında açıklanan sır bu soruyla ilişkili. Hayattaki en büyük zaferleriniz içtenlikli dualarınız olacak. Kaderin zorunlu ve iradi boyutları içerisinde yaşarken sizin ilk gücünüz duanızdır. Dua ve isteklerinize göre kaderden size sunulan rolü, çabanızla yaşamaya çalışırsınız.
İyilik için fidan dikmek istemezseniz kaderinizde böyle bir iş olmaz. İsterseniz cennette bir karşılık alacağınız kesindir. Fakat istemekle yetinmez de, fidan diker ve sulamaya çalışırsanız, Allah size ömür ve fırsat verirse dünyanızda da sonucunuza ulaşırsınız.
Diğer yandan içiniz dışınızı hem etkiler ve hem de belirler. İçiniz maneviyatınız, ekilen tohumun genetik planı gibidir. İçinizde ne varsa hayat boyu dışınızda o yeşerir. Aynı bahar bahçesinde biri dertli, biri yalnız, biri garip, biri mutlu, biri heyecanlı, biri coşkuludur. Beyin sağlığınız iyi mi? Hayatınızı ilahi doğallık çerçevesinde yöneterek kendinizi sağlıklı tutuyor musunuz? Gerilimlerinizi hakkıyla ifa ettiğiniz ibadetlerinizle, iyiliklerinizle, sorumluluklarınızla atıyor musunuz? O zaman hayatı çok mutlu yaşarsınız.
5- Eğitimin anne karnında başladığını artık bilimde doğruluyor. Günümüz şartlarında anne ve babalar bu noktayı göz önüne aldığında nasıl bir eğitim modeli seçmeli çocukları için?
Çocukları iyi eğitmenin biricik yolu iyi anne baba olmaktır. Bazı anne babalar çok iyi bir geçmişten geliyor ve ruh sağlıklarını iyi bir kişilik eğitimiyle taçlandırıyorlar. Bazı anne babalar ise, kendi anne babalarından aldıkları bencil, şiddetli, yıkıcı tavırları aynen çocuklarına taşıdıklarını geç fark ediyorlar. Düşünün ki hamilelikte bunalım geçiren annenin çocuğu kırk yaşında sırf bu yüzden kanser olabilir.
Çocukları üç alanda eğitmeyi önemsemeliyiz: Birincisi ahlaktır. Ailede tam bir sevgi odaklı ahlak atmosferi kurarsanız, çocuğunuzu kurtarırsınız. Şu var ki ahlak dinden, hele bizim dinimizden ayrılamaz. Din ile, Allah ve ahiret ile, diriliş ve hesap günüyle ilişkilendirilmeyen ahlak zaten temelsiz olur, yaşanamaz, korunamaz. İkincisi çocuğun zekasının, yeteneklerinin yeterli ve dengeli gelişimini sağlamaktır.
6- Dini eğitiminin çok az olduğu bir eğitim sistemi içinde eğitiliyoruz. Din eğitiminin olmadığı bir toplumda ahlaksızlık had safhalara çıkmış durumda. Bu manada ailelere düşen bir şeyler olmalı değil mi?
Çocuklarını televizyonun, internetin, sokağın eline bırakmasınlar. Çocuklarının ahlakına yapacakları yatırım işlerine, evlerine, arazilerine yapacaklarından bit kat önemlidir. Geride ahlaklı ve sorumlu çocuktan daha değerli bir miras bırakamazlar. Çocuklarına her gün özel zaman ayırsınlar. Arkadaşlarını tanısınlar. Yararlı etkinliklere yöneltsinler. Deneyimlerini aktarsınlar. Eğitimleriyle ilgilendirsinler. En önemlisi çocuk eğitimi konusunda kendilerini eğitsinler.
7- Siz kitaplarınızda okur olarak sanki daha çok gençleri hedef seçmişsiniz gibi. Demek ki gençliği çok önemsiyorsunuz?
Dünyayı ele geçirmeyi hedefleyen sömürgeci güçlerin hedefi önce milletlerin gençleridir. Gençliğiniz geleceğinizdir. Gençliğini kaybeden bir millet her şeyini yitirir. Anadolu gençliği bence yeryüzündeki en özel, en değerli gençliklerden biridir. Bu altın insanlara hizmet eder ve iyi yetişmelerini sağlarsanız dünyaya erdem, iyilik, adalet dağıtırlar. Bu topraklarda dünyanın en temiz, en fedakâr nesilleri yetişebilir.
Uzak olmayan gelecekte dünyanın süper güçleri çöktüğünde, eğer ahlaksızlık bizi parçalamazsa, ülkemiz yükselmiş olacak. O zaman bu gençler dünyada söz sahibi olacaklar. Dünya dillerini bilecekler, yönetebilecekler, düşünecekler, anlayacaklar. Belki bir kıtadan diğerine uçacak, yol gösterecek ışık olacaklar. Kaybettiğimiz gençliği bir yana bırakırsak, yetişenler zaten şimdiden başladılar bu ihtişamlı iyiliklerine. Daha da ilerlemeleri gerekiyor. Bu ideale hizmet edebilirsem benim için büyük bir onur olur.
8- Çok satan kitapların yazarı olsanız da ‘kişisel gelişimci’ diye bir kategoride değerlendiriliyorsunuz. Bazıları da dinci gelişimci diyor size. Siz kendinizi nereye koyuyorsunuz?
Ben Müslüman bir hayat bilgeliği yazarıyım. Hedefim insanlığın imanına, ahlakına, çalışkanlığına, sorumluluğuna, mutluluğuna, dayanışmasına anlatımlarımla hizmet etmektir. Yapıştırılan etiketleri önemsemiyorum.
9- Kişisel gelişim kitapları bir dönem çok parladı ülkemizde de, fakat şimdilerde popülerliği azaldı eskiye nazaran. Batı kaynaklı bu kitapların boş olduğu mu anlaşıldı da birden söndüler? Bunlara karşın, kişisel gelişimci olduğunuz söyleniyor ama hala kitaplarınız çok satılıyor…
Batı maddeye odaklandı manayı kaybetti, dünyaya odaklandı ahireti kaybetti, akla odaklandı, kalbi kaybetti. Kişisel çabaya odaklandı kaderi gözden kaçırdı. Bugün Batı zengin ama mutsuz. Şimdi başlayan kriz Batının zenginliğini de çökertiyor.
Sorunuza gelince… Birincisi aranan anlatım modası değişir. Talepler tarih boyunca dalgalı seyreder. Mevlana zamanında tarihi bile şiir diliyle yazarlardı. İkincisi insanlar yeni paketler, yeni besteler, yeni eserler, yeni bakışlar, yeni keşifler arıyor. Gelişim arayışı asla sönmez. Üçüncüsü kişisel gelişim paketlemesini tahrip eden çok zararlı içerikler ortaya çıktı: Maddecilik, kaderin inkârı, insanın tanrılaştırılması, şatafatlı, hayali iddialar, aşırı maddeci, bencil, rekabetçi saplantılar insani gerçekliği gölgeledi. Batı’nın kişisel gelişimciliği islami gelişimciliğin aksine mutsuzluğu körükledi.
Bizim eserlerimize gelince, biz başından beri bu maddeci, bencil, dünyacı hayalperestliğin karşısındaydık. Gelişimciliğimizin çerçevesini dinimizin hayat görüşüne dayandırdık. Batının inancını milletimize pazarlamak yerine, milletimizin inancını Batı’ya pazarlanabilir halde paketlemeye çalıştık. Belki de bu durumu algılayan okuyucunun katkısıyla her bir kitabımız yüzden fazla baskı yaptı. Bizi çok sevindiren kitapların çok satmasından öte, çok okunması, tekrar tekrar ve zevkle okunmasıdır.
10- yetenek.com’dan edindiğimiz bilgilere göre Muhammed Bozdağ çok yoğun birisi. TV – radyo programları, TBMM’de halkla ilişkiler müdür yardımcılığı, web sitesi yönetmek, gazete-dergilere yazılar ve daha bir sürü iş. Bunca iş arasında kitap yazmaya nasıl zaman ayırabiliyorsunuz?
Zamanınızı etkili yönetmeniz çok önemli. Lüzumsuz işleri hayatınızdan ne kadar eleyebilirseniz o kadar yararlı işler üretirsiniz. Hayatımı planlamaya ve yönetmeye çalışıyorum. Bazen iki adım ileri ve bir adım geri oluyor. Bazen yoruluyorum, geri çekiliyorum. Asla kusursuz değilim. Yeterince dengeli dinlenebilirseniz, ömür boyunca aklınızı, kalbinizi ve bedeninizi sadece yaşama gerekçenize odaklayabilirsiniz. Bu cümleleri okuyan herkes muhteşem bir potansiyelle doğmuştur. Yeter ki gönlünüzün derinlerinde hayırlı bir cümleye adanın.
11- Yeni kitap projenizden bahseder misiniz? Biz okurlar sizin kaleminizden daha hangi eserleri okuyabileceğiz?
Sevgi zekâsını yeniden yazdım. Şimdi Sonsuzluk Yolculuğu’nu yeniliyorum. Çıtamın yüksekliği eserlerimi geciktiriyor. Sırada aile, çocuk, gençlik, kader konulu kitap projeleri var. Hangisinin ne zaman tamamlanacağını Allah bilir.
12- Bu dünyadan ayrıldığı zaman insanlara ne bırakmak istiyor Muhammed Bozdağ, nasıl anılmayı hayal ediyor?
Hayatımdan geriye, insanlığın Allah’ı tanıyıp sevmesine, ahlakı, hoşgörüyü, yardımlaşmayı benimsemesine hizmet eden huzur vesilesi eserler kalmasını diliyorum.
Yeni Dünya Dergisi, Ocak 2010
Röportaj: Yakup Tutum / yakup@yakuptutum.com
Ocak Ayı Genç Beyin konularından bazıları
• Mutluluğun çok ince sırrı
(50 milyon arasından seçilip 1. olmaya giden yol)
• Başarı ve mutlulukta kısa yollar
• Çocuklarınıza ideal rol model olmak istiyorsanız, 3 şeye dikkat!
• İyimser olmanın 25 avantajı
• Kariyerini yönetemiyorsun, çünkü…
• Eş adayını doğru tanımanın 9 yolu
(Yeterince tanımadan evlenmeyin!)
• Düşük performansa nasıl tavan yaptırılır?
• Her bakımdan örnek alınabilecek bir patron baba
• Zehirli insanlarla iletişim
(Ne pahasına olursa olsun böylelerinden hemen uzaklaşmalısınız!)
• Rolünü bul, mesleğini öğren!
(En önemli 7 rol ve başarılı oldukları meslekler)
• 2 katlı mağazamız karınca yuvasına dönünce 4 eleman daha aldık. Fakat maalesef dürüst, yani hırsız olmayan eleman problemini 5 yıldır çözemedik. İşten kovmak sonucu değiştirmiyor, gelen eskilerinden beter çalıyor. Bu kanayan yaramıza neşter vuracak bir çözümünüz var mı?
• Kendinizin dostu musunuz, düşmanı mı? (Başarıyla aranız nasıl?)
• Öğrenme güçlüğünü aşmanın 17 yolu (Öğretmene, aileye tavsiyeler)
• Yeni yılda kendinizi iyi hissettirecek 6 adım
• Alıngan tiplere çareler
(Asabîleşmemek ve duygusuz birine dönmemek elinizde!)
Sonraki Sayfa »